HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 30 Kasım 2023, 19:41:25


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: "Şeyhül İslam İbn-i Teymiyye Hakkında ki İtham"  (Okunma Sayısı 17761 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
-Zemahşeri-
Girişimci Üye
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 126


« : 13 Mart 2015, 21:04:26 »

Hak olan Allah’ın adıyla...

Selam hidayete erenlere;

DARİMİ kardeşim ben Darültevhidçilerin sizin askerlik meselesi hakkında ki düşüncenizin nasıllığı hususunda hala bir bilmezlik içerisinde olduğunu görebiliyorum.

Bu mesele ile alakalı kendi forumlarında kendilerince cevaplar verdiklerini görüyoruz ve şunuda görüyoruz ki hala tağuta askerlik yapma meselesinde muhaliflerini küfürle itham ettikleri halde, maalesef konuya ilişkin herhangi bir küfür illeti ortaya koymuş değillerdir. Yaptıkları tek şey Şeyhyül İslam İbn-i Teymiyye (rahimehullah) ın fetvası etrafında dönüp durmaktan başka bir şey değildir.

Şeyhül İslam İbn-i Teymiyye bazı hariciler ve mutezile kelamcıları hakkında der ki... “Bunlar dinin aslı olmayan bazı meseleleri önce dinin aslı kapsamına sokuyor daha sonrada Müslümanları tekfir ediyorlar” Bu sözün üstüne diyecek tek bir sözüm yoktur.

Derdim konuyu tekrar irdeleyip yeniden tartışmak değildir. Çünkü sizin konuya ilişkin düşüncelerinizi açık bir şekilde gördüm ve konuya ilişkin kendi düşüncemi de aktarmıştım. Daha evvelde dediğim gibi benim meseleye ilişkin itikadım bellidir. Sizin konuya ilişkin getirmiş olduğunuz gerek Firavun sarayındaki müminin durumu olsun, gerek diğer deliller olsun bugünkü söz konusu olan ülkede tağuta mecburiyet kapsamı altında askerlik yapılabileceğine delil teşkil etmez. Eğer bunlar meseleye delil olarak kabul edilirse Hz.Yusuf (a.s) ve Necaşi’nin durumlarınında bugünkü şirk parlementolarında görev alınabileceğine delil teşkil etmesi gerekir.

Hazine bakanlığı kapsamında olan Hz.Yusuf (a.s) ın ifa ettiği  görevi bugünkü tağuti rejimler de nasıl ki ifa etmek mümkün değilse, ki bunun mümkün olmadığını sizde kabul ediyorsunuz işte bu mümkün olmayan durumun gerekçesi ne ise aynı şekilde bu gerekçe bugünkü söz konusu olan ülkede tağuti rejime askerlik yapmanında gerekçesi olarak kabul edilmek durumundadır. Bu konu bu kadar açık ve nettir...

Bu konu benim dini anlayışıma göre ülkeden ülkeye değişkenlik gösteren tefsilatlı bir meseledir.. Bu meselenin tefsilatı bize göre söz konusu olan ülkede askerlik yapılamayacağını göstermektedir, ki sizde buraya kadar zaten bunu söylüyorsunuz ..lakin siz burada durmayıp bunda da tefsilata gidiyorsunuz.

Biz diyoruz ki; Söz konusu olan ülke de bu meseleye mücmel olan meselelerden delil getirmeye çalışmak kesin olarak yanlıştır. Dediğim gibi bu mesele çok açık ve nettir. Burada niyetim tekrardan bu konuyu açmak yada meseleyi irdelemek değildir.

Asıl konu olan şey Şeyhül İslam İbn-i Teymiyye (rhm) ye getirmiş olduğunuz ağır ithamdır. Siz şeyhin kafirlerin saflarında yer alıp Müslümanlara karşı savaşmanın dini bozmadığını, söylediğini iddia etmektesiniz. Bu çok ağır bir ithamdır ve Nisa/76.ayetin ayetin tam manasıyla kapsamındadır..Bunun muhakkak bir şekilde açığa çıkması lazım yada bu sözünüzden rücu ettiğinizi açıklamanız lazım.

DARİMİ kardeşim biz elhamdüllillah Müslümanız. Eğer bir kişi hakkında konuşacak olursak, ki bu kişi büyük bir alim ise ve bu kişinin sözlerinde kapalılık söz konusuysa o halde bu kişiyi genel akidesi içerisinde değerlendirmek gerekir öyle değil mi?
İbn-i Teymiyye (rhm) İbn-i Arabi, Tilimsani, Konyevi hakkında birçok kavram kullanmıştır ancak bir bütünlük içerisinde baktığımızda bunları tekfir ettiği aşikardır.  

Şimdi biri çıkıp Şeyhin İbn-i Arabi hakkında fasık veya sapık dediği bazı lafızları getirip Şeyhin İbn-i Arabi’ye kafir demediğine delil getirebilir mi? Yada getirirse bu kabul edilir mi?

Velev ki sizin dediğiniz gibi düşünecek olursak bile acaba şeyh bu sözleri hangi merhalede söylemiştir bununda bilinmesi gerekir..Burası çok önemli olmakla birlikte ayrıca kapalı bir durumdur.

Şeyh acaba Tatarların komutanıyla konuştuktan sonramı bu sözü söylemiştir yoksa  daha evvel mi bu sözü söylemiştir bunu bilemiyoruz?

Lakin elimizdeki bilgi ve belgelere göre şunu kesin olarak biliyoruz ki Tatarlar daha evvel İslam olduklarını açıklamışlardır..Bu durum İbn-i Teymiyye (rhm) Külliyatının 4. Cildi olsa gerek orada Tatar askerlerinin baş komutanıyla ilgili yapmış olduğu konuşmadan bir kesit aktarırken de anlaşılmaktadır.

Şeyh orada diyor ki kavlen; Tatarların başkomutanı bana siz neden Hz.Ebu Bekir, Hz.Ömer hakkında kötü söz söylüyorsunuz? Dedi; Bende ona asla böyle bir durum söz konusu değildir onlar hakkında bu şehirde kötü söz söyleyecek tek bir kimse bile yoktur dedim..diyor..

Tatar komutanın bu sözlerinden de anlıyoruz ki bunlar Müslüman olduklarını iddia ediyorlardı.. Bu daha evvelde böyle bilindiği için şeyh daha evvel Tatarları yakından bilme imkanına sahip değildi... Bu bir varsayımdır ve bu fetvayı bu varsayımı göz ardı etmeden verdiğini düşünürsek... O halde bu varsayım bile sizin bu sözleri bu şekilde anlamanızın önünde engeldir....

Çünkü daha evvel İslam olduklarını açıklamış bir devletin doğal olarak ordusuda İslam ordusu hükmünde olacaktır. Biri çıkıp derse ki; Böyle bir ordunun fısk kabilinde bir takım arızı durumları mütevatiren duyulmuş Şeyhte bu duyum üzerine bu fetvayı vermiştir, daha sonra onların durumlarını yakından görmüş ve kat-i hükmünü o zaman vermiştir evet böyle derse ne diyeceksiniz?

Diyelim ki; Şeyh Komutanla konuştuktan sonra onların akidelerini yakkinen müşahhas etti ve öylece bu fetvayı verdi... Bu durumda Tatarları tekfir eden Şeyhül İslam ve Talebeleri İbni-i Kayyım ve İbn-i Kesir (Allah onlara rahmet etsin) evet buna rağmen Müslümanlara karşı onların saflarında yer alıp savaşa fiilen katılan bu kimselerin evet bu kimselere hala şehyin Müslüman hükmünü verdiğini iddia etmek tam manasıyla şeyhin ve talebelerinin akidesini zerreyi mıskal kadar bilmemek demektir.Bu acayip bir durumdur.

Bu konuda illaki bir açıklama bekliyoruz...İnşaAllah...

Selam ve dua ile kalınız.....
Kayıtlı
DARİMİ
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1001


« Yanıtla #1 : 16 Mart 2015, 15:03:41 »

 




Hak olan Allah’ın adıyla...

Selam hidayete erenlere;

DARİMİ kardeşim ben Darültevhidçilerin sizin askerlik meselesi hakkında ki düşüncenizin nasıllığı hususunda hala bir bilmezlik içerisinde olduğunu görebiliyorum.

Bu mesele ile alakalı kendi forumlarında kendilerince cevaplar verdiklerini görüyoruz ve şunuda görüyoruz ki hala tağuta askerlik yapma meselesinde muhaliflerini küfürle itham ettikleri halde, maalesef konuya ilişkin herhangi bir küfür illeti ortaya koymuş değillerdir. Yaptıkları tek şey Şeyhyül İslam İbn-i Teymiyye (rahimehullah) ın fetvası etrafında dönüp durmaktan başka bir şey değildir.


Selam hidayete erenlere; Yazınızı okudum welakin askerlik meselesinde hala bizi anlamadığınızdan dolayı gerçekten çok şaşırdım.!
Dolaysıyla şu anda cevap veremeyecek bir durumda olduğum halde yinede anlamanız için meseleye kısa bir açıklama getirmek zorunda kaldım.
Bahsi geçen şahısları kale bile almıyorum çünkü bunların anlayışları kıt ve gerçekten meseleleri anlamıyorlar.
Onlarla münazara etmemin sebebini daha önce münazara esnasında dile getirmiştim. Yoksa onları kale alıp münazara etmek değildi amacım ve elhamdulillah maksat hâsıl oldu.
Dedikodularına cevap yetiştirecek vaktimiz de yoktur kimsenin ağzını kapatamayız. Zaten vaktim olur sitelerini araştırırsam birçok yanlışlarını bulurum demiştim nitekim bir iki defa baktım şirklerini tespit ettim ve sizde buna şahit oldunuz. Bu konularda onlara yaptığımız reddiyeler sitemizde mevcuttur.
Onlar kendi anlayışlarına göre yazılarımızı kesip güya yanlışlarımızı bulup kendilerince bir şeyler sitelerinde yazıyorlar. Oysa reddiye yazdıkları bölümler onların anlayışlarıdır çünkü onlar âlimin konuştuğu meseleyi münazara ettiğimiz meseleyle aynı gördüler ve âlimin bu fetvasını getirdiler. Bizde onlara o zaman bu âlimi tekfir etmeniz gerekir çünkü anlayışınıza göre âlim Müslümanlara karşı kafirlerin saflarına katılıp ta savaşanlar hakkında tafsilat yapıyor dedik ve alimin fetvasının onların anladığı şekilde olmadığını bu fetvayı sonra açıklayacağımızı da söyledik ve açıkladık.
Yani kısacası bu zevatların kesip reddiye yaptığı bölümler onların anlayışıdır. Yani kendi anlayışlarına ve akidelerine reddiye yapıyorlar. İbni Teymiyye fetvası konusunda yaptığımız cevap ve açıklamaları bir bütün olarak okuyan kişi bunu açık bir şekilde görür. Ama konunun başını okuyup sonunu okumayanlar elbette meseleyi yanlış anlar.



Şeyhül İslam İbn-i Teymiyye bazı hariciler ve mutezile kelamcıları hakkında der ki... “Bunlar dinin aslı olmayan bazı meseleleri önce dinin aslı kapsamına sokuyor daha sonrada Müslümanları tekfir ediyorlar” Bu sözün üstüne diyecek tek bir sözüm yoktur.

Derdim konuyu tekrar irdeleyip yeniden tartışmak değildir. Çünkü sizin konuya ilişkin düşüncelerinizi açık bir şekilde gördüm ve konuya ilişkin kendi düşüncemi de aktarmıştım. Daha evvelde dediğim gibi benim meseleye ilişkin itikadım bellidir. Sizin konuya ilişkin getirmiş olduğunuz gerek Firavun sarayındaki müminin durumu olsun, gerek diğer deliller olsun bugünkü söz konusu olan ülkede tağuta mecburiyet kapsamı altında askerlik yapılabileceğine delil teşkil etmez.


Cevap: Bu sözlerinizden askerlik meselesinde bizi anlamadığınızı anlıyorum. Biz hiçbir zaman bu delileri mecburiyet adı altında tağuta askerlik yapılabilir diye getirmedik. Eğer bu şekilde anlamışsan buna rağmen bize müslüman hükmü vermişsen o zaman sen müslüman değilsin demektir. Çünkü bu delilleri mecburiyet adı altında tağuta askerlik yapılabilir diye getirenleri müslüman görmeyiz… Ama sen inşAllah böyle değilsin çünkü kardeşimin beyanına göre sana müslüman hükmünü verdim. Bu yazdığınızı da bir bütün olarak yazı sürçmesi olarak kabul ediyor ve yaptığımız münazarayı tekrar gözden geçirmeni tavsiye ediyorum.!


Asıl konu olan şey Şeyhül İslam İbn-i Teymiyye (rhm) ye getirmiş olduğunuz ağır ithamdır. Siz şeyhin kafirlerin saflarında yer alıp Müslümanlara karşı savaşmanın dini bozmadığını, söylediğini iddia etmektesiniz. Bu çok ağır bir ithamdır ve Nisa/76.ayetin ayetin tam manasıyla kapsamındadır..Bunun muhakkak bir şekilde açığa çıkması lazım yada bu sözünüzden rücu ettiğinizi açıklamanız lazım.

DARİMİ kardeşim biz elhamdüllillah Müslümanız. Eğer bir kişi hakkında konuşacak olursak, ki bu kişi büyük bir alim ise ve bu kişinin sözlerinde kapalılık söz konusuysa o halde bu kişiyi genel akidesi içerisinde değerlendirmek gerekir öyle değil mi?


Cevap:Bu sözlerinizi hayretle okudum.! “Siz şeyhin kafirlerin saflarında yer alıp Müslümanlara karşı savaşmanın dini bozmadığını, söylediğini iddia etmektesiniz.”akabinde “DARİMİ kardeşim biz elhamdüllillah Müslümanız. Eğer bir kişi hakkında konuşacak olursak, ki bu kişi büyük bir alim ise ve bu kişinin sözlerinde kapalılık söz konusuysa o halde bu kişiyi genel akidesi içerisinde değerlendirmek gerekir öyle değil mi?”diyorsunuz.!

Yani önce hakkımızda “Müslümanlara karşı kâfirlerin saffında yer alıp savaşmanın dini bozmadığını söylediğimizi kesin olarak söylüyorsunuz" ve bu inancımızı da  bir fetvaya yani bir âlimin fetvasına bağlıyorsunuz.! Akabinde sözlerin kapalılığından bahsediyorsunuz.!
Oysa âlimin sözlerinde hiçbir kapalılık yoktur. welakin âlimin hangi mesele ve hangi ordu hakkında konuştuğunu anlamadan âlimin fetvasını günümüz tağutun ordularının karartılarını çoğaltmayı aslıd-dini bozduğuna dair delil getiren kişilerin anlayışında sorun vardır.

Şunu net ve açık olarak bilmenizi isterim! kâfirlerin saflarında yer alıp Müslümanlara karşı savaşmak aslıd-dini bozar. Bu sözü bize mal eden hem bize hem de şeyhul İslam İbni Teymiyye ye iftira atmıştır.
Eğer meseleyi anlamış olsaydın kesinlikle böyle bir şey söylemezdin. Münazara ettiğimiz meseleyi anlamış olan kişi kesinlikle bu küfür inancı ne İbni Teymiyye ye nede bize mal eder. Çünkü bu inanç aslı dini bozar. Ve biz bunu defalarca dile getirdik hatta hak yayınlarının bu konu hakkında kitabı var sitemize koyduk okuyabilirsiniz. Buna rağmen böyle bir inancı bize isnat edene el-insaf diyoruz.

Bu taifeyle münazara ettiğimiz mesele aslıd-dinle alakalı bir meseleydi ve bunlar kâfirlerin ordusunun karartılarını çoğaltmak aslid-dini bozar inancındadırlar.
Biz onlara dedik ki mademki meselemiz aslıd-dinle alakalıdır o zaman bize âlimin fetvasını delil getirmeyin çünkü bu konu fetvalık bir konu değildir dedik.
Ve bunlar meselenin ilk başlarında âlimlerin fetvalarını getirdiler hatta bize delil olabilecek fetvalar getirdiler anlamadan, sizlerde bu duruma şahit oldunuz. Aslıd-din diyorsan o zaman fetvayı delil verme veya getireceğiniz âlim sözü meselemizle alakalı olsun diye defalarca uyardık onları.
İbni Teymiyye den getirdikleri fetva meselemizle alakalı değildi onları uyardığımız halde yinede ısrar ettiler.
Çünkü İbni Teymiyye daha önce müslüman olan sonra irtidat eden ve bu irtidattan birçok müslümanın haberi olamayan bir ordu hakkında konuşuyordu.
İbni Teymiyye burada tafsilata gitti bu ordunun mürted olduğundan haberi olduğu halde katılanlar hakkında “küfür hükmü” verdi bu doğrudur. haberi olmayanlar hakkında da tafsilata gitti. Bizde bu tafsilata katılmadığımızı söyledik.
Fakat muhalifimiz bu fetvayı günümüz asli kafir orduları hakkında delil getirdi uyardığımız halde.!
Bizde dedik ki: Mademki bu iki orduyu aynı görüyor ve katılanlara aynı hükmü veriyorsunuz o zaman İbni Teymiyye yi tekfir etmeniz gerekir çünkü katılıp karartısını çoğaltmak Asld-dini bozar dediğiniz bir orduya katılanlar hakkında ibni Teymiyye tafsilata gidiyor dedik.
O zaman ya İbni Teymiyye yi tekfir etmeniz gerekir yâda bu fetvanın meselemize uymadığını kabul etmeniz gerekir dedik.
Zaten İbni Teymiyye’nin fetvasını açıkladığımız bölümde ne kast ettiğimizi anlaşılır bir şekilde açıkladık. Mesele bu kadar basit ve açık olduğu halde siz ise şimdi anladığınız şekilde bizi kâfirlerin safına katılıp Müslümanlara karşı savaşmanın küfür olmadığını söylemekle itham ediyorsunuz, buna rağmen bize müslüman diyorsunuz. Bu sözlerinizden ne meseleyi ne de bizi anlamadığınız açıktır.
Oysa biz böyle bir inanca sahip olana sen hiç müslüman olmadın diyoruz. En azında bizi bu küfür inançla itham etmeden: Ben sözlerinizden böyle anlıyorum deseydin yine anlaman için açıklama yapardım. Fakat öyle yapmadın anladığın şekilde bize küfür olan bir söz isnat ediyorsunuz buna rağmen bize kardeşim diyorsunuz bu tezzattır.
Burada aynen bahsi geçen şahısların düştüğü hataya düştüğünüzü anlıyorum. Çünkü onlarda sözü anlamıyorlar sonra anladıkları şekilde hüküm veriyorlar.
Meseleyi bir daha anlayarak okumanızı tavsiye ediyorum. Orada bize nispet ettiğiniz inançtan beri olduğumuzu böyle bir inanca sahip olanları ise müslüman olarak kabul etmediğimizi göreceksin.inşaAllah meseleyi anladınız.
Son bir ricam: farklı bir renkte yazarsan daha iyi olur yazılarımız belli olsun.

Kayıtlı
-Zemahşeri-
Girişimci Üye
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 126


« Yanıtla #2 : 16 Mart 2015, 19:44:21 »

Selam olsun kardeş;

İbn-i Teymiyye (rahimehullah) ilgili sözlerinizi anladım. O halde konuyu daha fazla uzatmanın anlamı yoktur inşaAllah.. Demek ki yanlış anlamışım....

Diğer sözlerime getirdiğiniz yorum gerçekten beni şoke etti.. Benim o sözlerimden nasıl böyle bir sonuç çıkardınız inanın anlamıyorum. Oysaki sözlerim gayet açık...

Ben tağutun askeri olmaya mecburiyeti ruhsat getirdiğinizi söylemedin asla..Tağutun askerleri içerisinde bulunmayı mecburiyet ruhsatına dayandırdığınızı söyledim..

Münazara ettiğiniz askerlik meselesinin küfür illeti tağutun askeri olmaktır sözü size ait değil midir? Bu meselenin küfür illetini siz bu şekilde ortaya koymadınız mı? Ki bizimde inancımız bu şekildedir.

Biz tağutun askeri olmakla, tağuta askerlik yapmak, yada tağutun askerleri içerisinde bulunmak manalarının ayrı ayrı olduğuna inanıyoruz.. Eğer siz tağutun askeri olmaya mecburiyeti tahsis getirdiniz demiş olsaydım o halde siz haklı bir konumda olurdunuz.. Laki cümlelerimi gayet bilinçli bir bir şekilde kullandığımı biliyorum.

Tağutun askerleri içerisinde bulunmak yahut tağuta askerlik yapmak evet bu heriki kavramda bugünkü askerlik konusunun anlamı içerisindedir. Bu her iki anlamında bizatihi küfür olduğunu, daha evvel söylemiş olsaydım, ki  darültevhidçiler görüşlerinin ana temasını hep bu anlayış çerçevesinde ortaya koydular. Bundan dolayı konuya ilişkin küfür illetini, küffarın ordusunun saflarını artırmak, karartılarını çoğaltmak, üniformalarını giymek, onları dost edinmek, onlara velayet vermek, küfürlerine göstermek  vs vs. gibi küfür illetlerini ortaya koymaya çalışıp meselenin içerisinde boğulup gittiler. Girdikleri çıkmaz sokaktan bir daha da çıkamadılar, ki  hala oradalar.

Siz ise bu meselenin tek bir küfür illeti vardır dediniz. Oda tağutun akseri olmak ki bu yüzdeyüz doğrudur. Ve sonra şöyle dediniz.

Biz hiç kimseye gidin askerlik yapın demedik, demeyizde. Ve zahiren tağutun akserleri içerisinde bulunan herkes bizim itikadimize kafirdir. Lakin çok cok zor olsada kişinin kendisini şirk ve küfür den koruma ihtimali var.İşte biz bu ihtimali göz önünde bulundurarak daha evvel Müslüman hükmünü verdiğimiz biri, bir şekilde, ki bu şeklin detayları da ayrı bir konu başlığı, buraya girmeye gerek, askerlik yapmaya mecbur kalmışsa ve bu kimse askerlik süresince tevhidi bozan şirk ve  küfür işlemediğini bize söylemişse biz bu kimseyi tekfir etmeyiz.

Sizin söyeldiklerinizin tamamından çıkardığım sonuç buydu. Hayır ben böyle demedim diyorsanızsa  ben böyle söylediğinizi inşaAllah kanıtlamaya hazırım..

Münazara devam ederken bende darületvhidçilere bu noktadan meseleyi yürütün diye tavsiyede bulunmuştum lakin onlar bunun yerine kalktılar meseleyi götürüp Şeyhin sözlerinde kilitletirdiler. Sizin konuyu bitirmenize yol açtılar ki siz gerçeketn haklıydınız.

İşte bunun üzerine bende şunu söyledim meselenin küfür illeti tağutun askeri olmak olduğuna göre bugünkü mevcut sistemde tağutun askeri olmadan bir kimse nasıl askerliği bitirecek burasını açıklayın dedim. Ben bunun az ihtimal dahi olsa bile, mümkün olmadığını o zaman söyledim, buraya astığım yazıdıda bunu söylemeye çalıştım...

Ve misalen dedim ki bu eski dönemlerde mümkün olabilirdi ancak şimdi mümkün değildir. Devamında Yusuf (a.s) zamanında hazine bakanlığı yapmak mümkün dahilindeydi, ancak bugün mümkün değildir... İşte mümkün olmayan bu arızi durumları ortaya koyan sebepler her neyse bugünkü askerlik içinde geçerlidir dedim.

Şimdi söyleyin bakalım ben sizin askerlik konusunda dediğinizi anlamış mıyım? anlamamış mıyım?

Es-Selamun aleykum.....
Kayıtlı
ŞURA
Aktif Üye
**
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 72



« Yanıtla #3 : 17 Mart 2015, 20:41:18 »

Allaha hamdolsun, bugün yine bir rezilin rezaletini gördüm. Hamd etmemin sebebi onun rezilligini görmem deyil, Allah cc onun gibi rezilleri islam toplumundan temizlemesidir.

Bu durumun örnegi asrı saadette çoktur müslümanlar bilir.  

şimdi bu rezilin ruh halini gösteren bir yazıyıda geçenlerde gördüm.

Asmış oraya kendilerini yücelten öven bir yazıyı  yazının sonundada bi kaç söz var guya bu sözler nefislerine agırmışta kendilerini eleştiriyormuşta yinede asıyormuş..  o sözlerdenmi etkilendin yoksa övülmektenmi bire rezil

yani diyecek söz bulamıyorum bu nasıl bir ruh halidir nasıl bir benliktir nasıl bir kibirdir. 

o rezil kendini bilir, o rezili bilende bilir.

Allah cc'a hamd olsun bunun gibi rezillerden toplulugu temizledigi için

Kayıtlı
-Zemahşeri-
Girişimci Üye
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 126


« Yanıtla #4 : 18 Mart 2015, 02:44:39 »

ŞURA o sözleri üzerime almıyor ve senin hakkında hala hüsnü zan besliyorum. Umarım ki sen o sözlerine açıklık getirmiş olursun..ve o sözleri tam olarak kimin hakkında kullandığını açıklarsın.. Açıkla ki ondan sonra senin için bir cevap hakkım olsun inşaAllah.


DARİMİ kardeşim geçenlerde yazını aceleyle okuyup cevap yazdığımdan dolayı bazı sözlerinizin vehametini işin doğrusu tam anlayamaştım. Şimdi sakin kafayla okuyunca meseleyi daha iyi anladım.

Benim merak ettiğim şeylerden biride şu sözünüz; “siz ise şimdi anladığınız şekilde bizi kâfirlerin safına katılıp Müslümanlara karşı savaşmanın küfür olmadığını söylemekle itham ediyorsunuz,”

Ben nerde hangi satırlarımda sizi böyle bir şeyle itham ettim.. Tam tersi İbn-i Teymiyye hakkındaki sözlerinizden aklımda kalan şu; “Biz Müslümanlara karşı kafirlerin saflarında savaşmanın küfür olduğuna inanıyoruz” bu cümlelerinizden sonra Şeyh’in bu konuda hata yaptığını filan söylemiştiniz. Zaten sizin bu sözleriniz üzerine darültevhidçiler size; siz alimmisiniz ki Şeyhin hatasını tespit edesiniz diye itiraz ettiler.

Benimde tam olarak itirazım buraya idi.

Lakin siz konuyu nerelere çekmişsiniz?

Şunu kesinlikle merak etmeyin eğer siz tağuta askelik yapmak küfürdür deyip bunda tefsilata gitseydiniz buna inanın benden önce Abdülemelik buna itiraz eder ve sizi bu noktada da tekfir ederdi.

Şimdi sizin “Biz Müslümanlara karşı kafirlerin saflarında savaşmanın küfür olduğuna inanıyoruz” dediğinizi bildiğim halde nasıl olurda size böyle birşey isnat etmiş olurum. Bu saçma olmazmı. İbni Teymiiye (rhm) hakkındaki sözlerinizi yanlış anladığımı kabul ettim.. Ancak diğer sözlerinizin hiç birini kabul etmiyorum.
Hakikaten söylermisin hangi sözlerimde bu anlam çıkıyor?

Bak kardeş ben hayatımda hiç bir zaman münafıklık yapmadım ve münafık alametleri taşıyanlardan da nefret ederim. Hiç bir zaman düşüncelerimi insanlardan tepki alırım diyede saklamadım ve yüzüne karşı söylemeyeceğimi sözü kimsenin arkasından söylemedim. Bundan dolayı diyorum ki kusura bakma hiçte sana yakışmayan bir cevap vermişsin.

Maalesef söylediklerimle alakası olmayan anlamsız bir cevap olmuş.
Kayıtlı
-Zemahşeri-
Girişimci Üye
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 126


« Yanıtla #5 : 18 Mart 2015, 03:03:46 »

ARADIM sonunda buldum bu söz size ait değil midir?

DARİMİ;Siz bırakın savaşmayı. Katılmayı, karartılarını çoğaltmayı bile küfür görüyorsunuz. O kadar cahilsiniz ki kâfirlerle beraber Müslüman ordusuna karşı savaşanlar Müslüman olabilir diyen âlimin sözünü delil alıyorsunuz. Hâlbuki bu sizin aleyhinizedir. Sonra kalkıp biz İbni Teymiyye'ye bağlıyız diyorsunuz.!!!

Bizim inancımız şudur: Kâfir ordusuna katılıp da Müslümanlara karşı savaşanları Müslüman olarak değil, kâfir görüyoruz. Bu konuda İbni Teymiyye'nin görüşünü doğru bulmuyoruz. Burada hata yapmıştır, kendi içtihadını söylemiştir.


Sanırım şu sözlerde sizin;

İbni Teymiyye den getirdikleri fetva meselemizle alakalı değildi onları uyardığımız halde yinede ısrar ettiler.

Çünkü İbni Teymiyye daha önce müslüman olan sonra irtidat eden ve bu irtidattan birçok müslümanın haberi olamayan bir ordu hakkında konuşuyordu.
İbni Teymiyye burada tafsilata gitti bu ordunun mürted olduğundan haberi olduğu halde katılanlar hakkında “küfür hükmü”verdi bu doğrudur. haberi olmayanlar hakkında da tafsilata gitti. Bizde bu tafsilata katılmadığımızı söyledik.


Şimdi sizce bu iki söz arasında bir tezat yokmu? Eğer daha önce şimdi kullandığınız bu cümlelerdeki ifadeyi kullanmış olsaydınız amenna. Lakin şeyh hakkında daha önceki sözleriniz ortada...

O kadar cahilsiniz ki kâfirlerle beraber Müslüman ordusuna karşı savaşanlar Müslüman olabilir diyen âlimin sözünü delil alıyorsunuz.

Kayıtlı
-Zemahşeri-
Girişimci Üye
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 126


« Yanıtla #6 : 18 Mart 2015, 04:17:40 »

Birde demişsiniz ki;

Naklettiğiniz İbn Teymiyye'nin sözü apaçıktır. Onun sözünde, kâfir ordusuna katılıp da Müslüman ordusuna katılan kişi için zındık, münafık, facir olan bir fasıktır diyor. Yani Müslüman olabilir demek istiyor. Çünkü facir fasık tabiri Müslümanlar için de kullanılan bir tabirdir.

Siz Şeyhin “Zahiren İslamını açıkladığı halde tatarların ordusuna tavan (kendi isteğiyle) katılan kimse, ancak ya bir münafık ya bir zındık veya facir olan bir fasıktır.”mücmel olan sözlerine apaçıktır.
Diyorsunuz

Lakin şeyhin bu sözleri ap açıksa peki sözleri kapalı mı?

"Müslüman askerlerden, emir olsun başkası olsun kim tatarların ordusuna katılırsa onun hükmü, tatarların hükmü gibidir. Onlar İslam'dan irtidat etmeyi gerektirecek her ne yapmışlarsa onlar da onu yapmış sayılırlar. Selefi salihin; namaz kıldıkları, oruç tuttukları, müslüman cemaate karşı çıkmadıkları halde zekat vermeyenlere mürted hükmünü vermiştir. Hal böyleyken Allah-u Teâlâ ve Rasulünün düşmanlarıyla beraber müslümanlara karşı savaşan kişinin durumu acaba nasıl olur?" (Fetvalar c: 28 s: 530)

“Müslüman askerlerden, emir olsun başkası olsun kim tatarların ordusuna katılırsa onun hükmü, tatarların hükmü gibidir.” diyen bir alimin, ki tatarlara daha evvel vermiş olduğu hüküm ortada, bu smzleri kapalı diğer sözleri açık öyle mi? İşte tam olarak benim itirazım buna idi..

Lakin siz konuyu askerlik meselesine getirdiniz. Oysa ben yazımın başında da belirtim zira bu konuya girmek istemiyorum demiştim.

Sizin askerlik meselesine getirdiğiniz delillerinizin hiç bir dayanağı yoktur. Zira siz nasları tamamen tevil ettiniz bizim seni tekfir etmeyişimiz bu sebepledir. Bizim sana müslüman hükmü vermemiz senin batında bu konudan mütevelit Müslüman olduğun anlamına gelmez.. Konuyla ilgili ortaya koyduğun düşünce çok tehlikeli bir düşüncedir.

Tağutun askeri olmak küfürdür dediğin halde, sonrada kalktın bunun açılımını yapakern kişi tağuta zorunlu askerlik hizmeti yaparken şirk ve küfürden kendisini azda olsa koruyabilir dedin.

Sen daha münazaranın başında, bu sözü söylerken biz meselenin başka mecralara kayacağını gördük nitekin öylede oldu. Şimdi soruyorum sana madem ki meselenin illeti tağutun askeri olmaktır o halde tağutun askeri olmak nedir? Neden bunu açıklamak yerine kişi kendisini şirkten koruyabilir dedin? Bunun konuyla ne alakası vardı? Kalktın dedin ki bir kimse onları dediğin yapmazsa,yemin törenini bir şekilde bertaraf ederse ve şirk işlemezse. Şimdi bunun nasıl mümkün olduğuna cevap vermelisin? Bir asker nasıl oluyorda komutanın dediğini yapmayacak bunu delillendirmen lazım.Hem bunu yapacak hemde sağ salim askerliği bitiricek öyle mi? nerde var böyle bir askerlik?

Adam kalkmış Şeyhül İslam İbn-i Teymiyye’den (rhm) ve nice alimlerden birçok nakiller getirmiş güyya meseleye delil sunmaktadır.

Şimdi sorarım bunlara bugün benim muhatap olduğum tağuti rejimin kollektif yapısını Şeyh nerden bilecektir ki, kendi zamanı için verdiği fetva buna delil olabilsin? Bu hem aklen hemde naklen mümkün mü?.

Şeyh bugünkü askerlik kurumunun yapısını ve işleyişini parlementer sistemin yapısını ve işleyişini, laikliği, demokrasiyi ve daha nice küfür olan meseleleri nerden bilecektir ki buna uygun fetva versin.

Aklını ekmek peynirle yiyen, her bir söze selefini göster diyen, bu dini zerreyi mızkal kadar anlamış değildir.

Her muvahhid kendi dönemindeki tağutları bilmek ve bunları red etmek değil, tekfir etmekle mükellef olup dinin aslını elde etmekle yükümlüdür. Aksi bir durum Müslüman olmaya engeldir. Tarihin derin ihtilafları arasında boğulan,kafasını kuma gömüp kendi toplumdan bir haber olan ve tarihe gömülen bir din anlayışı asla ve kat-a tüm toplumlara hitap eden evrensel bir din anlayışı değildir ve olamaz.

DARİMİ ben İbn-i Teymiyye’ye hakaret edilen bir yerde zaten durmam mümkün değil, buna asla tahammülde edemem.
Neymiş efendim, o kadar söyledik sen hala anlamamışsın..Niye ben salakmıyım ki anlayamayayım.?

Madem ki beni kurtlar sofrasına attın o halde bana cevap ver..

Sen nasıl bir inanç taşıyorsun ki geçmişte 24 ay daha sonra 18 ay daha sonra 15 ve sonunda 12 ay olan askerlik gibi disiplinin dozu, mantığı bile hayretlere düşürecek kadar zırva olan, şeytani bir kurumda bu süre zarfında tağutun askeri, tağutun kulu olmadan nasıl tamamlayacak?

Bunu bugün kü askerlik müesesini göz önünde bulundurarak bana izah ette bende buna, bir parçada olsa inanayım. Diğer tüm söylediklerimi unut bu kısma cevap...Ltfen..
Kayıtlı
ŞURA
Aktif Üye
**
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 72



« Yanıtla #7 : 18 Mart 2015, 10:49:51 »

Sizinle alakalı deyil,  yeni bir konu açmak istemedim. bu konuda  o kişiler den bahsedildigi için yazdım zaten o riyakar kendini bilir
Kayıtlı
ŞURA
Aktif Üye
**
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 72



« Yanıtla #8 : 18 Mart 2015, 11:23:22 »

zemahşeri Sizinle alakalı deyil,  yeni bir konu açmak istemedim. bu konuda  o kişiler den bahsedildigi için yazdım zaten o riyakar kendini bilir

Askerlik konusuna dahil olmayayım dedim ama bi kaç kelam edeyim

zemahşeri ibni teymiyyenin facir ve fasık sözü var alimler sözlerini rasgele kullanmazlar bu sözlerinde manası bellidir. şeyhin bu tafsilatının sebebi bellidir orada denildiki  biz bu tafsilata katılmıyoruz bu kişileri tekfir ederdik duraklamadan  bu şeyhe hakaretmidir? veya hatalı demek hakaretmidir?

Askerlik konusunda mesele şudur onların arasında bulunmak küfürmüdür?

eger küfürse delil nedir?

aralarında her bulunan kişiye zahiren batınen onlardan olmuştur denirmi?

onlardan olması için sadece aralarında bulunması yeterlimidir yoksa aralarında oldugunda  onlardan oldugunu gösteren başka bir amel yapmasımı gerekir?

günümüzdeki kişinin onların arasında, onlardan oldugunu gösteren bir amel yapmadan onlarla kalması mümkün deyildir diyorsanız bu farklı bir konu ıspat edersiniz hiç bir ihtimal bırakmadan bizde sizin bu araştırmanızı çürütemessek kabul ederiz en azından ben öyle yaparım  buyrun
Kayıtlı
-Zemahşeri-
Girişimci Üye
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 126


« Yanıtla #9 : 20 Mart 2015, 10:37:07 »

ŞURA kardeşim; Mesele sadece tağutun askerleri içerisinde bulunma meselesi değildir, mesele çok daha vahim bir mesele olup bugünkü silahlı kuvvetler olarak tabir edilen kurumun içerisinde askerlik hizmetini 12 ay süresince yapıp, ki bu süre düne kadar 18 ay idi küfür batağından sağlam bir imanla çıka bilmek yada çıkamamak meselesidir. Önce meselenin resmini net bir şekilde çizmek gerekir.

Eğer önümüzde bir mesele varsa öncelikle bu meselenin ne olduğunun ve işlevliğinin iyice tespiti ile alakalı düşünülmesi tetkik edilmesi meselenin tüm yönleriyle ortaya çıkarılması daha sonrada naslara arz edilmesi gerekir öyle değil mi? Asıl gözden kaçan kısım burası.

Yani şunu demek istiyorum “Bir kimse doktora gittiğinde doktor hemen reçete yazmaz yada hastayı hemen amiliyata almaz. Öncelikle çeşitli tetkikler yaparak hastalığın teşhisini yapar” daha sonra reçeteyse yazar ameliyatsa ameliyat yapar.

Münazara boyunca o kadar yazıldı ve çizildi, lakin meselenin bugünkü kendi koşulları içerisinde herhangi bir analizi yapılmadı. Doğrudan delillere geçildi.

Bak kardeşim bazı meseleler vardır ki yerine,durumuna ve taşıdığı koşullara göre hüküm alır ve metot da bu güzergahta izlenir. Tıpkı darül-küfürde gizlilik ve tebliğ metodunun değişkenlik gösterdiği gibi. Bu sabit bir metot olmayıp duruma göre değişkenlik gösteren bir durumdur.

Bugünkü zorunlu askerlik hizmeti veya senin deyiminle kafirlerin ordusu içerisinde bulunma meselesi çok hassas bir meseledir. İçlerinde bizzat bulunmaya DARİMİ kardeşiminda ortaya delillerden anlıyoruz ki küfür değildir. Bende böyle düşünüyorum.

Ancak dediğim gibi bu öylesine hassas bir meseledir ki bu meselenin sadece şirk boyutu yoktur tam tersi tevhidi bozan birçok boyutu vardır.. İşte ben buraya dikkat çekmeye çalıştım.

Meselenin dinle alay edilme boyutu var mı? Var..

Meselenin küfre rıza küfürdür kaidesi var mı? Var..

Meselenin şirk boyutu var mı? Var..

Meselenin tağutun-askeri olma boyutu ihtimali varmı? Var.

Meselenin tağutu tekfir etmeme boyutu var mı? var

Meselenin kulluk boyutu var mı? Var. Kulluk kavramı ibadetide içeren bir kavramdır. Bu kurumda öyle görevler vardır ki tağuta ibadet kapsamındadır ve mutlak olarak itaat edilmeyi gerektirir.

Meselede yerine ve zamanına göre Müslümanlara karşı kafirlerin saflarında bulunup Müslümana kurşun sıkma boyutu var mı? Var.

Şunu kesin olarak biliyoruz ki bugün ben Müslümanım diyen herkes tağuti rejimler tarafından terörist olarak ilan edilmekteler ve yeri geldiğinde Müslümanlara operasyon  düzenlemekteler ve onlara kurşun sıkmaktalar.
İşte böylesi durumlarda tağutun bekası adına Müslümana kurşun sıkma  durumundasın.

Yani anlayacğın mesele çok grift bir meseledir. Bu sebeple bu meseleye dair her kim konuşacaksa söz konusu şeytani kurumun yapısını çok iyi bilmek durumundadır.

Şimdi biri çıkıp tüm bunları yapmayan birini nasıl tekfir edeceksin derse bende ona tüm bunlardan nasıl sıyrılıp çıkacağını gelsin anlatsın. Ve böylece benimde elimde bir dayanağım kalmamış olur.

Yukarıda ortaya koyduğum tevhidi bozan unsurların hepsinden sağlam çıktım diyen birinin sözüne itibar edilmez. Çünkü az ihtimallide olsa bu mümkün değildir. Dediğim gibi yok efendim mümkündür diyen varsa gelsin ben ona bazı durumları sorayım bakalım akidesinden taviz vermeden buralardan nasıl geçmiştir bunu açıklasın?

Meseleyi böyle ortaya koymaya çalışınca mademki sen böyle düşünüyorsun o halde benide tekfir etmen lazım denilmektedir. Ya meseleyi tevil ediyorsun tekfire engel olabailecek her ne söz varsa bunu kullanıyorsun. O halde hangi delile göre seni tekfir edeyim? Yukarıda sıraladığım ve tevhidi bozan unusrların hangi birini inkar ediyorsun ki tekfir edeyim. Niye ben cahilmiyim ki darültevhidçiler gibi şer-i kavramları kafama göre kullanayım.

DARİMİ kardeşime aklım şaştı. Sanki kendisi bir şeye küfür demişte sonra bunda tefsilata gitmiştir, demişiz gibi anladı. Böyle bir şey asla söz konusu değil zaten böyle yapmış olsaydı onu tekfir ederdim. Birileri gibide bunda kesinlikle şek ve şüphede etmezdim. Allah DARİMİ kardeşimin ilmini dahada artırsın buna ancak saygı duyar ve kıymet veririm. Böyle kardeşlerin aramızda olması gerçekten Rabbimizin bizlere bir lütfudur. Ancak bu kardeşimin bugünkü şeytani kurum hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığını düşünüyorum.
 
Kurumun içerikliği ve işlevliği hakkında bir bilmezlik içerisinde olduğunu düşünüyorum ve inanıyorum ki kendisi konuyla alakalı tam bir malumat sahibi olduğunda oda aynı şekilde benim gibi düşünecektir.

Not; Şeyhül İslam İbn-i Teymiyye konusunu kendimce kapattım. Zaten kardeş kastını ortaya koydu sözü daha da uzatmanın kimseye bir faydası yoktur..İnşaAllah...

Allah’ın selamı müminlerin üzerine olsun...

Kayıtlı
ŞURA
Aktif Üye
**
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 72



« Yanıtla #10 : 20 Mart 2015, 13:20:17 »

zemahşeri seninde anladıgın gibi ortaya konan ölçü meselenin genelidir ve sadece bir yer ve zamanla alakalı deyildir.  tagutun ordusunda,casusluk suikast vb bir çok konuya şirk hükmü vermemek için iki durum arasını ayırmak gerekiyor. (tabi şunuda belirtmeme gerek yok ama her türlü insanoglu  bu yazıyı okuya bilir. o yüzden belirtelim) şirk ve küfür işleyerek casusluk yapan suikast yapan vb. müslüman kalamaz

Tagutun askeri olmayı sadece silahlı, ünüformalılarla sınırlandırmak gerçekten hükmü bilmemekten başka manaya gelmez

Bu konuda özel hüküm verirken mutlaka belli şartlara göre hüküm verilecektir.Günümüze gelirsek seninde tesbit ettigin gibi kişiye göre hüküm verilir. Sorulur durumu ögrenilir. Adamda münafıklık varsa ancak bizi kandırır. ve bu yapının içini iyi bilen kişiyi bu konuda kandırmanın mümkün olacagına inanmıyorum.

Burada yapılacak işlerin işlenecek amellerin karşılaşılacak durumların bir standartı yokki ona göre hüküm verilsin.

Bu yapı içinde ne kadar zor olsada kişinin durumuna göre arızi durumlar olabilir. Zorla götürülen bir müslümana, ikrah devamlı olmaz Allah cc yardım eder bir çıkış yolu gösterir şirke küfre düşmez bu mümkündür. Bu kişiyede elbette sorarak hüküm veririz.

Bu sistem kul yapısı içinde birçok boşluklar var herşey mümkün olabilir. Ama şunuda belirtelimki bu yapının içerigini iyi bilmeyen kişinin durumu Aynen mümeyyiz olmayan çocugun okuldaki durumu gibi küfürden kurtulması imkansız olan bir durum

Bu konuda çok şey yazıldı anladıgım kadarı ile farklı bir inanca sahip deyilsin uzatmaya gerek  görmüyorum mesele bu kadar açık olmasına ragmen bazı hastalıklı tipler (Allah cc şifa versin) tagutun askeri olmak küfürdür demeye devam edecek. Aslında bu kişinin kapasitesini zorlamamak gerekir oda aklı mesabesinde mükelleftir.

Son bir not düşeyim akledenlere: üç beş ayet hadis ögrenip piyasada dolaşan belki binlerce soytarı var buna hepimiz şahidiz,Peki Bunca eserine ve ilmine ragmen derdi reklam olmayan derdi şöhret olmayan derdi dünya metaı olmayan şeyhin durumu.  Evet bu durumu bir türlü içlerine sindiremeyen  kişiler rezillikte sınır tanımıyor.

İslam için Bir çocuk yetiştiren ve ya bir kişiye islamı anlatıpta ona emek veren işin  zorlugunu bilir. Her şey yazılmaz yaşanır.


Kayıtlı
AllahKulu
Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 39


« Yanıtla #11 : 20 Mart 2015, 20:23:00 »

Senelerdir internet  üzerinden bir çok siteleri inceledim.
Arab dilinde, türk dilinde vs... bu siteden baska bir yerde ilim görmedim. Allah c.c. ayaklatinizi sabit kilsin, ilminizi ve mukafatinizi kat kat artirsin
Amin.


Kayıtlı
-Zemahşeri-
Girişimci Üye
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 126


« Yanıtla #12 : 22 Mart 2015, 12:22:44 »

ŞURA kardeşim daha evvel de dediğim gibi en büyük hata üzerinde münazara yapılan meselenin çerçevesi çizilmeden meseleyi genele hasr edip konuyu naslara arz etmekti, işte en büyük yanlışlıkta olarak burada idi;

Bakın Nur/Suresi/31.ayetin hükmünü bir hatırlayalım ve bu ayetteki hükmü  iki farklı şehirde yaşayan birileri üzerinde tatbik edelim..

Şöyle ki; diyelim ki ; Bu iki kimseden biri İstanbul gibi avrupayi ve metropol bir şehirde yaşadığını var sayalım.

İstanbul da ikamet eden biri “Ümraniye’den Üsküdar’a kadar gözünün cıbıldak bir kadın görmeden selametle varması sizce mümkün müdür” mümkündür diyen varsa bu kimsenin İstanbul’u hiç ama hiç bilmediğine hükm edilir. Bu mesafeyi İstanbul gibi bir yerde yürüyerek giden herkes muhakkak suretle Nur/Suresi/ 31.ayetin hükmüne toslar. İster isteyerek ister istemeyerek.

Aynı şekilde Medine’de Cidde’de veya Mekke’de hata ve hatta İran’da bu kimsenin uzun bir mesaafe yürüdüğünü var sayalım..

Bu kimse sokakta yürürken baldırı çıplak kadınların kol gezmediği ve nerdeyse her sokakta karşısına açık saçık bir kadının çıkmadığı bir avantajı en güzel şekilde değerlendirebilir ve böylece Nur/Suresi/31.ayetin hükmüyle muhatap bile olmadan bu yürüyüşü tamamlar. Bu verdiğim örnekler reel bir hakikattır.


“Allah bu tür çıplak kadınlara bakmayı haram kılmıştır, gözlerimizi harama bakmaktan sakındırmıştır” bu ayetle sabittir. Gözle vuku bulan bu haramlığa gayri müslim olan bazı toplumlarda sakınmak mümkün iken bazı toplumlarda bu mümkün olmayabiliyor. Gerek tağuti devletlerin yapıları gerek müşrik toplumların ahlak yapıları böylesi meseleler üzerinde tefsilata gitmemizi gerektirmektedir.

Bunu anladıktan sonra , bugün teknoloji çağında yaşıyoruz olduğumuzuda göz önününde bulundurursak, artık dünyadaki tüm ülkeler hakkında malumat sahibi olmak hiçte zor olmasa gerek.
 
Bugün 3.sınıf dünya ülkelerinden Etopya, Bangladeş, Kırgıgistan, Kazagistan, Libya, Tunus vs vs gibi ülkeler hiç bir kurumsal kimliğe sahip olmayan ülkelerdir..

Bu tür ülkeler ne sistem olarak  ne de ülke yapısı olarak nede bildiğimiz anlamda modern birer kurumsal kimliğe sahip ülkeler değillerdir. Bu sebeple bu tür ülkelerdeki askeri kurumlar diğer kurumlar olsun görev ifa etmek hiçte zor olmasa gerek...

Peki kurumsal olmak ne demektir? Bunu basit bir örnekle şöyle izah edebiliriz. Merdiven altı bir işletme düşünün, yönetim kurulu başkanı, üretim ve üretimden sorumlu müdür, personel ve personelden sorumlu müdür, levazım ve ulaşım ve bundan sorumlu müdür, pazarlama ve pazarlama departamanından sorumlu müdür, sekreterlik, halkla ilişkiler departmanı,müşteri hizmetleri, satın alma ve tüm bunlardan sorumlu genel kordinatör...

İşte tüm görevleri merdiven altı yerlerde sadece o işletmeyi yapan ünvanı patron olan kişi yürütmektedir. Zaten bu gibi işletmeler bu sebeple merdiven altı işletme vasfını alırlar.

Eğer bu gibi işletmelere girmek küfür değilse ki bize göre de küfür değildir, o halde bu merdiven altı işletmelere giren bir Müslüman, hatta buralarda çalışmak zorunda kalan bir Müslüman kendisini çok rahat bir şekilde dine aykırı unsurlardan koruyabilir. Tam olarak söylediğim şey budur işte.

Lakin bu rahatlığı kurumsal işletmelerle merdiven altı işletmelerin arasını ayırmayan, bu kurumların genel yapısını  bilmeden, bu her iki farklı işleyişi olan kurum içerisinde görev almış ve başarılı olmuş bir örneği genele haml etmek Allahualem oldukça sakıncalı bir fikir olsa gerek.

Böyle bir iddia sahibi varsa, ki vardır, bu taktirde bu kimsenin merdiven altı bir işletme ile kurumsal bir yapıya sahip bir işletme hakkında zerre kadar fikir sahibi olamadığına kanaat getirilir.
 
Bu örnekleri konu üzerinde ele alırsak. Bugün yada dün üçüncü sınıf olarak tabir edilen ülkeciklerde herşey diktatör bir tağutun iki dudağı arasında cereyan etmektedir. Tıpkı merdiven altı işletme mantığıyla işleyen bir işletmenin mantalitesiyle işlevlik yapan bir ülkedir. Velevki bu ülke nufüs olarak milyonları barındırsın toprak olarak çok büyük topraklara sahip olsun hiç fark etmez.

Şayet tağutların askerleri içerisinde bulunmak veya onlarla birlikte yürümek veya bu tarz kurumlarda zorunlu olarak bırakılmak söz konusuysa bir kimse bu tarz yerlerde çok rahat bir şekilde kendisini koruyabilir. Bu konuda bende aynen DARİMİ gibi düşünüyorum. Çünkü eğer küfür illeti tağutun askerleri arasına girmek veya buralarda bulunmak veya karartılarını çoğaltmak veya üniformalarını giymek olsaydı evet illet bu gibi sebepler olsaydı o halde bizim böyle bir ayırıma gitmemiz söz konusu olmazdı. Meselede tefsilata gitmemizde mümkün olmayacaktı.

Çünkü aslı itibarıyla küfür olan bir şeyi ne casusluk görevi adı altında nede başka bir gerekçeyle yapmak ruhsatı söz konusu değildir. Ancak ve ancak ikrah hariç Nahl/116

Zira münazara esnasında DARİMİ kardeşimin ortaya koyduğu deliller bizi böyle bir ayırım yapmaya ve bu konuda tefslita gitmeye mecbur kılmaktadır. Aksi takdirde Necaşiye İslam hükmü veren RasulullAllah (s.a.s) i  bile haşa tekfir etmeye kadar gideriz. Biz bu cehaletten Allah’a sığınırız.

Niyetim sözü dahada uzatmak değil bu konu hakkında son sözlerimi söyleyip kendi tarafımdan konuyu kapatmaktır. Benim bu konuya ilişkin akidem bu şekildedir. Allah Müslümanlara yardım etsin..Amin..
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Sitemiz üzerinden erişilebilen şeylerde Allah'ın razı olmadığı şeyler varsa, bunları reddediyoruz.