HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 25 Nisan 2024, 11:28:50


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Darul ŞİRK'e bir sorum var?  (Okunma Sayısı 13330 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
DARİMİ
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 998


« : 10 Mart 2015, 17:26:21 »


Darul ŞİRK kendi sitesinde (Sıfatlara İman Konusunda İmam Ebu Hanife'nin Sözleri
« : 01 Eylül 2010, 08:22)
»Başlığı altında  bazı nakiller yapmış. Bu nakillerin içinde şöyle bir nakil var.


"Her kim Allah azze ve cellenin (zatıyla) gökte oluşunu inkar ederse muhakkak kafir olmuştur." (İmam Zehebi, el-Uluvv (Muhtasar), 137)


Sormak istediğim şudur. İmam zehebi’den naklettiğiniz nakilde parantez içinde zatıyla kelimesi geçiyor. Bu kelimeyi siz mi eklediniz yoksa metnin orijinalinde mi var?
Kayıtlı
DARİMİ
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 998


« Yanıtla #1 : 18 Mart 2015, 23:16:29 »


Malum site yöneticilerine bir soru sordum. Çünkü mesele, bir âlime ait olmayan bir sözün âlimin sözleri arasına sokuşturma meselesiydi.
Bizde, bunlar ya bilerek bu sözü âlimin sözleri arasına sokuşturdular veya internet ortamından kopya yapıştır yaptıkları yazının farkında değiller düşüncesiyle sorduk.
Çünkü bundan dolayı net ortamında İbni Teymiyye ve Muhammed bin Abdulvehhab  ve daha nice âlimlere saldırı söz konusu.
Bunlar büyük ihtimalle bir yerden bu yazıyı kopyala yapıştır yaptılar fakat yazılanların farkında değiller, eğer böyle bir durum varsa düzeltsinler düşüncesiyle sordum.
Onlar ise, meseleyi izah etmek yerine ağızlarına yakışır ğaliza sözlerle bize saldırdılar. Tabi bu onların görevi bu iş için kaç para alıyorlar bilmiyorum. Eskiler ne güzel söylemişler “Cahilin sözü eşeğin anırmasına benzer” Hakkımızda sarf etikleri sözleri aynen onlara iade ediyorum.
Şimdi bu sözün orijinal metinde olmadığını internetten veya arkadaşlarından birinin eklediğini ve bu sözün tercümeye uygun olduğunu söylüyorlar.
Yazdıkları bütün gereksiz yazıları buraya aktarma gereği duymuyorum. Ancak, mevzumuzla alakalı olan kısım üzerinde durmak istiyorum.

Şöyle diyorsunuz: Şimdi naklettiğimiz metnin orijinal hali şu şekildedir:


من أنكر أَن الله عزوجل فِي السَّمَاء فقد كفر

"Her kim Allah azze ve cellenin gökte oluşunu inkar ederse muhakkak kafir olmuştur."(İmam Zehebi, el-Uluvv (Muhtasar), 137)
Görüldüğü gibi orijinal metinde “zatıyla” kelimesi yoktur ve bu ibareyi nakleden kişi tarafından yapılmış bir açıklamadır.
Sözkonusu parantez içi ilavenin neden yapıldığına gelince; öncelikle şunu belirtmemiz gerekir ki Arapça’dan yapılan tercümelerde ve bilhassa hassas dini meselelerde yapılan nakillerde parantez içi açıklamalara sık sık ihtiyaç duyulmaktadır.

Yine diyorsunuz ki: Ayrıca yapılan açıklama da ilmen doğru olan ve yazarın gayesine uygun bir açıklama olmalıdır.

Buna katılıyorum fakat sizin metne sokuşturduğunuz “zatıyla”sözü acaba âlimin gayesine uygun olan bir söz mü?

Diyorsunuz ki: İmam Zehebi her ne kadar buradaki “zat” sözüne itiraz etse de ondan daha üstün olan imamlar bu ifadeyi kabul etmişlerdir.

İmam Zehebi’nin zat sözüne itiraz ettiğini bildiğiniz halde neden bu kelimeyi Ebu Hanife’den yapmış olduğu nakle sokuşturdunuz?

 İmam Zehebi zatıyla kelimesine karşı olan bir âlim ve sizde bunu söylüyorsunuz, buna rağmen tekid için Ebu Hanife’den naklettiği sözlerin arasına zatıyla kelimesini sokuşturuyorsunuz sonra bu ilmen doğrudur ve âlimin gayesine uygundur diyorsunuz.!!!

“Zatıyla” sözüne itiraz eden bir alimin tekid için başka alimden getirmiş olduğu sözlerin arasına bilerek itiraz ettiği kelimeyi sokuşturmak nasıl o alimin gayesine uygun oluyor.?

Birisi yazdıklarınıza itiraz ettiğiniz bir kelimeyi sokuşturursa ve bu sizin gayenize uygundur derse bunu kabul eder misiniz.?

İmam zehebi’nin “zatıyla” kelimesine itiraz ettiğini bildiğiniz halde bu kelimeyi sokuşturuyorsunuz sonrada "bu imamın gayesine uygundur"diyorsunuz bu nasıl oluyor?

İnsan gayesine uygun olan bir söze itiraz eder mi? Bu cahillerin vasfıdır âlimlerin değil.!!!

Sıfatlar konusunda sizinle tartışmak gibi bir niyettim yoktur zaten sizde bu konuda ehil değilsiniz. Fakat sarf ettiğiniz bazı muallâk sözlerinizden dolayı bazı sorular sormak istiyorum inşAllah gerekli izahatı yaparsınız.
Yazınızda Allah hakiki manada zatıyla semadadır diyor ve bu sözü ehlisünnete mal ediyorsunuz.! O zaman size soruyorum.

Hakiki manada zatıyla demek ne demektir.?

Allah yer olarak hakiki manada zatıyla semada mıdır.?

Allah hakiki manada zatıyla semadadır ne demek bize açıklar mısınız?

Hadiste " Allah hakiki manada zatıyla semâdadır" mı geçiyor?

İbni Teymiyye ve Zehebî Ehl-i Sünnet'in temsilcisi mi?

Dört mezhep âlimleri “Allah hakiki manada zatıyla semadadır” mı diyorlar?

Sevri'nin Allah hakiki manada zatıyla semadadır dediği söz  hangi kitapta geçiyor?.

Sevri'den Allah hakiki manada zatıyla semadadır sözünün geldiği hakkında senet gerekir.

İmam Malik nerde ve hangi kitapta Allah hakiki manada zatıyla  semadadır demiş.?

Aynı şekilde İbn Uyeyne, Hammad bin Seleme, Hammad bin Zeyd, İbn Mübarek, Fudayl, Ahmed ve İshak'ta kezâ. Bunların hepsini Arapçasıyla beraber kitaplarında tek tek ispat edin.

Bir şey iddia ediyorsanız ispatı size düşer. Fetvada nakil yaparak İbn Teymiyye böyle dedi, şöyle dedi demekle olmaz. "Allah hakiki manada zatıyla semadadır" diyen selefi salihin dediğiniz bu âlimlerin kitaplarının aslından tek tek Arapçasıyla ispat edin. Ebu Hanife böyle dedi, Hanefî'ye göre böyledir" veya şu şu âlim böyle dedi demek kolaydır.
Bir şey ortaya atıyorsunuz yükü de ibni Teymiyye’ye bırakıp çekiliyorsunuz bunu kabul etmeyiz. Zaten ibni Teymiyye’nin sıfatlar hakkında ki görüşünü de bildiğinizi zan etmiyorum.

İbni Teymiyye’nin bu konudaki akidesini iyice öğrenin sonra yazın.

İbni Teymiyye’nin akidesi şöyle:

وقال شيخ الإسلام ابن تيمية رحمه الله :
"السلف ، والأئمة ، وسائر علماء السنَّة إذا قالوا : " إنه فوق العرش " ، و " إنه في السماء فوق كل شيء " : لا يقولون إن هناك شيئاً يحويه ، أو يحصره ، أو يكون محلاًّ له ، أو ظرفاً ، ووعاءً ، سبحانه وتعالى عن ذلك ، بل هو فوق كل شيء ، وهو مستغنٍ عن كل شيءٍ ، وكل شيءٍ مفتقرٌ إليه ، وهو عالٍ على كل شيءٍ ، وهو الحامل للعرش ، ولحملة العرش ، بقوته ، وقدرته ، وكل مخلوق مفتقرٌ إليه ، وهو غنيٌّ عن العرش ، وعن كل مخلوق .
وما في الكتاب والسنة من قوله : (أأمنتم من في السماء) ونحو ذلك : قد يَفهم منه بعضُهم أن "السماء" هي نفس المخلوق العالي العرش فما دونه ، فيقولون : قوله (في السماء) بمعنى : "على السماء" ، كما قال : (ولأصلبنكم في جذوع النخل) أي : على جذوع النخل ، وكما قال : (فسيروا في الأرض) أي : على الأرض .
ولا حاجة إلى هذا ، بل " السماء " اسم جنس للعالي ، لا يخص شيئاً ، فقوله : (في السماء) أي : في العلو دون السفل .
وهو العلي الأعلى فله أعلى العلو ، وهو ما فوق العرش ، وليس هناك غيره ، العلي الأعلى ، سبحانه وتعالى" انتهى .
"مجموع الفتاوى" (16/100 ، 101) .

Kayıtlı
DARİMİ
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 998


« Yanıtla #2 : 28 Mart 2015, 02:18:20 »

Batıl ehlini Ebu Hanife nın sözlerine sokuşturdukları zatıyla sözünden dolayı uyardık. Bunlarda zaten bu sözün orijinal metinde olmadığını, sözün kendileri tarafından sokuşturulduğunu kabul ettiler. Eğer bununla yetinip sussalardı mesele biterdi fakat bununla yetinmediler. Bize de cevap olarak ağızlarına her türlü pisliği sokuşturarak sövgü dolu bir cevap yazdılar.
“Allah hakiki manada zatıyla semadadır”dediler ve bu sözü de ehlisünnete mal ettiler. Bizde onlardan, bu sözün ne demek olduğunu sorduk ve sözün kaynağını istedik!Bundan daha normal ne olabilir ki? Onlara hemen sadırmadık.! Alimlere düşmansınız demedik,ve bu konuda onları anlamadan da bir şey demeyiz. Çünkü biz onlar gibi cahil değiliz.
Meselenin daha iyi anlaşılması ve onları da daha iyi anlamak niyetiyle bir takım sorular sorduk.
Bu batıl fırkaya sorduğumuz sorular gayet basit ve normal sorulardır. Ancak maalesef batıl fırka hiçbir sorumuza cevap vermediler ama verdiklerini söylüyorlar. Normaldir bu anlayıştan ancak bu kadarı beklenir.!


Onlara. “Allah hakiki manada zatıyla semadadır ne demek bize açıklar mısınız?”diyerek gayet normal bir soru sordum ve aynı şekilde isimlerini zikrettiğiniz âlimlerin kitaplarının Arapça aslından bize “Allah hakiki manada zatıyla semadadır” sözünü ispat edin dedik. Eğer bu sözümüzden “Allah Subhanehu’nun zatıyla Arşın üzerinde olduğunu”Allahu Teala zatıyla semavatın üstündedir,”Allah) zatıyla, Mecid olan arşının üzerindedir ve ilmiyle her yerdedir.”diyen hiçbir âlim yoktur olarak anlıyorsanız buda sizin sorununuz.

Ve dedik ki: Yazınızda Allah hakiki manada zatıyla semadadır diyor ve bu sözü ehlisünnete mal ediyorsunuz.! O zaman size soruyorum.

Hakiki manada zatıyla demek ne demektir.?

Allah yer olarak hakiki manada zatıyla semada mıdır.?

Allah hakiki manada zatıyla semadadır ne demek bize açıklar mısınız?

Hadiste " Allah hakiki manada zatıyla semâdadır" mı geçiyor?

İbni Teymiyye ve Zehebî Ehl-i Sünnet'in temsilcisi mi?

Dört mezhep âlimleri “Allah hakiki manada zatıyla semadadır” mı diyorlar?

Sevri'nin Allah hakiki manada zatıyla semadadır dediği söz  hangi kitapta geçiyor?.

Sevri'den Allah hakiki manada zatıyla semadadır sözünün geldiği hakkında senet gerekir.

İmam Malik nerde ve hangi kitapta Allah hakiki manada zatıyla  semadadır demiş.?

Aynı şekilde İbn Uyeyne, Hammad bin Seleme, Hammad bin Zeyd, İbn Mübarek, Fudayl, Ahmed ve İshak'ta kezâ. Bunların hepsini Arapçasıyla beraber kitaplarında tek tek ispat edin.

Bir şey iddia ediyorsanız ispatı size düşer. Fetvada nakil yaparak İbn Teymiyye böyle dedi, şöyle dedi demekle olmaz. "Allah hakiki manada zatıyla semadadır" diyen selefi salihin dediğiniz bu âlimlerin kitaplarının aslından tek tek Arapçasıyla ispat edin. Ebu Hanife böyle dedi, Hanefî'ye göre böyledir" veya şu şu âlim böyle dedi demek kolaydır.
Bir şey ortaya atıyorsunuz yükü de ibni Teymiyye’ye bırakıp çekiliyorsunuz bunu kabul etmeyiz.
Batıl ehli ise bizleri ibni Teymiye düşmanı ilan ettiler. Ey batıl ehli! Asıl ibni Teymiye’ nin düşmanları sizlersiniz. Askerlik meselesinde İbni Teymiye’yi kendi batıl inancınıza alet eden sizler değil miydiniz? Bunu ne çabuk unutunuz?
İbni Teymiye “Allah hakiki manada zatıyla semadadır” mı diyor?
İmam Zehebi ve diğer isimlerini verdiğiniz âlimler ve dört mezhep âlimleri “Allah hakiki manada zatıyla semadadır” mı diyorlar?
Sizlerden çok fazla bir şey istemiyoruz. Önce yukarıda sorduğumuz soruların cevabını verirsiniz, eğer cevaplarınızda bir yanlış yoksa tamam deriz. Sonrada isimlerini verdiğiniz âlimlerin kitaplarının orijinalinden “Allah hakiki manada zatıyla semadadır” sözünü ispat edersiniz bu kadar basit.
Bize icma naklediyorlar şöyle: “Allah Subhanehu’nun zatıyla Arşın üzerinde olduğunu”Allahu Teala zatıyla semavatın üstündedir,”Allah) zatıyla, Mecid olan arşının üzerindedir ve ilmiyle her yerdedir.”diye
Kendileri ise: “Allah hakiki manada zatıyla semadadır" diyorlar.! Sarf ettiğiniz bu sözlerinizi diğer bölümde görmeniz için kalın ve kırmızı bir yazıyla yazmıştım ama maalesef yinede görmediniz ve alakasız cevaplar verdiniz. Size tavsiyem: yazdıklarımı ve sorduğum soruları hocanıza veya bilen birisine okutun, sorun size anlatsın iyice anladıktan sonra cevap verin?

Diyorsunuz ki: Artık meseleyi dala budağa sarmayı bırakıp bu konuda ki akideni açıkla. Şimdi sana cevaplaman için sorular soruyorum bunları da ben bunlara cevap vermem deyip geçiştirme!

1-   Allah’ın Zatıyla Arşının üstünde veya gökte olduğuna dair İbn Teymiye’nin naklettiği icma’ya neden karşı çıkmaktasın? İbn Teymiye ile çekişmenizin ve ona karşı olan buğzunuzun sebebi nedir?

 
Önceki cevabımız: Bir şey iddia ediyorsanız ispatı size düşer. Fetvada nakil yaparak İbn Teymiyye böyle dedi, şöyle dedi demekle olmaz. "Allah hakiki manada zatıyla semadadır" diyen selefi salihin dediğiniz bu âlimlerin kitaplarının aslından tek tek Arapçasıyla ispat edin. Ebu Hanife böyle dedi, Hanefî'ye göre böyledir" veya şu şu âlim böyle dedi demek kolaydır.
Bir şey ortaya atıyorsunuz yükü de ibni Teymiyye’ye bırakıp çekiliyorsunuz bunu kabul etmeyiz.

Yeni cevabımız. Eğer sözü anlayacak kadar cahil ve ahmak olmasaydınız bu sözleri sarf etmezdiniz. Fakat o kadar cahil, cuhela guruhlarsınız ki açık olan sözleri bile anlamıyorsunuz.!!! Ey ilmi sokak çekişmelerinden ibaret olan zamane türedileri.!!! İbni Teymiye “Allah hakiki manada zatıyla semadadır” mı diyor?
Naklettiğin icmada böyle bir söz var mı? “Hakiki manada” demek ne demek? Bunu bize açıkla.!
“Ebu Hanife böyle dedi, Hanefî'ye göre böyledir" veya şu şu âlim böyle dedi demek kolaydır.
Bir şey ortaya atıyorsunuz yükü de ibni Teymiyye’ye bırakıp çekiliyorsunuz bunu kabul etmeyiz.” Demekle âlimlere buğz mu etmiş oluyoruz? Naklettikleri icmaya karşımı gelmiş oluyoruz.?Sizler hala sorduğum basit soruları bile anlamazken âlimlerin sözlerini nasıl anlayacaksınız?

Diyorsunuz ki: 2-   Allah’ın Zatıyla Arşının üzerinde olduğu sözü hakkında akiden nedir bunu en kısa zamanda açıkla.

Cevap. Hatırlatayım  “Allah hakiki manada zatıyla semadadır ne demek bize açıklar mısınız? Bu soruma cevap verdinizde  benden cevap mı bekliyorsunuz.? Merak etmeyin sorularıma tek tek cevap verdikten sonra sorduklarınıza cevap alırsınız.Bu konuda kimseden çekinecek değilim hele sizden asla..

Diyorsunuz ki: 3-   15 gündür Cevap veremediğin rabbenağfirli duasının cevabını ver.

Cevap. Bu soruya 4-5 yıl önce cevap verdik. Mesele hak ehli nezdinde açıktır. Batıl ehlinden tasdik beklemiyoruz diledikleri gibi konuşabilirler. Zaten dedeleri kıyamete kadar Allah tan müsaade almıştır. Ondan sonra ne yapacaklar acaba?

Diyorsunuz ki: Darimi, Nakil istedin zikrettik. Eğer naklin kaynağını vs tespit edemiyorsan söyle onu da yapalım, eğer utanmadan bu nakil yetmez diyorsan başka bir nakil daha paylaşalım? Deccal hocanı mı bekliyorsun yoksa?


Cevap: Getirdiğiniz nakilleri yukarıda açıkladım ve ne kadar berbat bir anlayışa sahip olduğunuzu da açıkladım. Sarf ettiğiniz bu sözlerden midem bulanıyor. Ağzınız çöp tenekesinden daha berbat.
SELAM HİDAYETE TABİ OLANLARIN ÜZERİNE OLSUN.

Kayıtlı
DARİMİ
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 998


« Yanıtla #3 : 11 Nisan 2015, 01:54:06 »

Diyorsunuz ki: Eğer bu anlattıklarımızın bir harfine itirazları varsa –kelamcılardan, müteahhir âlimlerden vs değil- bizzat seleften nakil yaparak bu söylediklerimizi çürütsünler ki bunu asla yapamayacaklardır,
 
Cevap: Ey batıl ehli! Sizler seleften bir nakil getirmediniz ki bizden de seleften nakil istiyorsunuz?
Baştan beri sizden seleften “zatıyla” kelimesini veya hangi selef âlimleri “Allah hakiki manada zatıyla semadadır” demiştir, ispat edin diyen biz değil miyiz?Müteahhir âlimlere ait olan bir takım sözleri selef alimlerine mal ettiğiniz için itiraz ettik.! Hiç dönüp yazdıklarınıza baktınız mı seleften bir tek nakil getirdiniz mi?

Baştan beri bâtıl ehlinden istediğimiz buydu. Sorup cevap istediklerimiz çok basitti. Fakat görünen o ki bâtıl ehli, onlardan istediğimizi soru olarak bize yönelttiler. Biz zaten baştan beri “Allah hakîkî mânâda zâtıyla semâdadır” isimlerini verdiğiniz âlimlerden (ki bunlar selef âlimleridir) “orijinal kitaplarından ispat edin” diyoruz. İcmada isimlerini saydığınız âlimlerin selef âlimleri olduğunu bilmiyor musunuz yoksa?
Bâtıl ehli seleften bu sözleri kullanan yoktur ancak müteahhir âlimler bu sözü kullandılar diyemediler. Kendileri müteahhir âlimlerden değil, bizzat seleften nakil istiyorlar. Hâlbuki naklettikleri sözler selefe değil müteahhir âlimlere ait sözlerdir.
Şimdi ise bize “anlattıklarımıza itirazınız varsa müteahhir âlimlerden değil selef âlimlerden delil getirin” diyorsunuz.!!
Demek ki size İbni Teymiye’den es-siczi’den Zehebi’den nakil getirirsem kabul etmezsiniz çünkü bunlar sonraki âlimlerdir. Yani kendin bile naklettiklerini kabul etmiyorsun. Bu kadar cehalet bu kadar anlayışsızlık olur mu?
Mademki bu konuda müteahhir âlimlerin sözlerini kabul etmiyorsun o zaman bize neden müteahhir âlimlerden nakiller yapıyorsun?
Kelam yapmayı biliyorsunuz fakat sözü anlama melekeniz gelişmemiş.
O kadar basit bir dille anlatıyorum ki en avam kişi bile anlasın ama maalesef yinede anlamıyorsunuz.
Size baştan söyledim sözlerimizi anlamıyorsunuz onun için içinizden varsa anlayışı daha iyi olan birisi sözlerimizi ona okutun, anlayın sonra cevap verin.

 
 Diyorsunuz ki: bizzat seleften nakil yaparak bu söylediklerimizi çürütsünler ki bunu asla yapamayacaklardır,
 
Ey batıl ehli sizden ispatını istediğimiz şeyi sizde bizden istiyorsunuz.! Hâlbuki sözlerimizi anlamanız için çok basitleştirdik.
 
İddia sahibi sizsiniz. Seleften nakil istedik siz ise seleften değil müteahhir âlimlerden nakil getirdiniz.
Ve böylece iddianızı seleften ispat etmediğiniz için kendi kendinizi zaten çürüttünüz. İşte siz böyle ahmaksınız. Kendi kendinizi çürütüyorsunuz bundan haberiniz yok.

Bunların işi zaten nakil aktarmaktır. Nakilden anladıkları da yoktur. Kitap yüklü merkepler gibi… Okuduklarını anlamayan sefih kimselerdir bunlar.

 
Diyorsunuz ki: Biz daha önce Ebu Nasr es-Siczi’nin bu hususta selef imamlarından naklettiği icmayı zikretmiştik. İmam es-Siczi şöyle diyordu:

أئمتنا كسفيان الثوري، ومالك، وحماد بن سلمة، وحماد بن زيد، وسفيان بن عيينة، والفضيل، وابن المبارك، وأحمد، وإسحاق متفقون على أن الله سبحانه بذاته فوق العرش، وعلمه بكل مكان


“İmamlarımız Sevri, Malik, Hammad bin Seleme, Hammad bin Zeyd, İbn Uyeyne, Fudayl, İbn Mübarek, Ahmed ve İshak Allah Subhanehu’nun zatıyla Arşın üzerinde olduğunu ve ilminin de her yerde olduğu hususunda müttefiktirler.” (Nakleden Zehebi, Muhtasar’ul Uluvv, 266 Türkçesi için bkz. Sf 291)

Zehebi, bu sözün izahında şöyle demektedir:

قلت: هذا الذي نقله عنهم مشهور محفوظ، سوى كلمة "بذاته" فإنها من كيسه نسبها إليهم بالمعنى، ليفرق بين العرش وبين ما عداه من الأمكنة.


“Derim ki: Onun bu imamlardan naklettikleri meşhur ve mahfuzdur. Ancak “zatıyla” kelimesi müstesna ki o bu ifadeyi kendisi söyleyerek imamlara mana yoluyla nispet etmiştir. Amacı da arş ve diğer mekânların arasını ayırd etmektir.”

Görüldüğü üzere, zâtıyla kelimesinin kullanılmasında gerek Zehebi gerekse diğer imamlar nezdinde mânâ açısından bir sıkıntı yoktur. İmam Es-Siczî, bu ismi geçen imamların Allah’ın arşın üzerinde olduğuna dair sözlerine vâkıf olmuş ve onların sözlerini “zâtıyla arşın üzerindedir” şeklinde tefsir etmiştir. Yukarıda da geçtiği üzere, bu ifâde “Allah zâtıyla semâdadır” ifadesiyle aynı mânâya gelir. Şu halde bu adı geçen selef imamlarının “Allah hakîkî mânâda zâtıyla semâdadır “ sözünü nerede sarf ettiklerini soran itirazcının bu soruyu bizzat İmam Es-Siczî’ye yöneltmesi gerekir, bize değil! Biz sadece bu imamın sözünü nakletmekle yetindik o kadar!
 
Cevap: Diyorsunuz ki: bizzat seleften nakil yaparak bu söylediklerimizi çürütsünler ki bunu asla yapamayacaklardır,
Ey batıl ehli! Bu nakilleri seleften mi getirdin?
Essiczi- İbni teymiyye- zehebi selef mi müteahhirin mi?

Bâtıl ehli, Ebu Hanife’nin sözlerine “zâtıyla” kelimesini sokuşturdular ve bizde buna itiraz ettik. Bunun üzerine “zâtıyla” sözünün Ebu Hanife’ye ait olmadığını söyleyerek bir takım laf kalabalığıyla izah etmeye çalıştılar. Bizimde amacımız; Bu sözün Ebu Hanife’ye ait olmadığını sonraki âlimler tarafından eklendiğini ispat etmekti.
 
Yine bâtıl ehli “Allah hakîkî mânâda zâtıyla semâdadır” dediler ve bir takım selef âlimlerin isimlerini zikrederek, onlara bu sözü nispet ettiler. Biz yine buna itiraz ettik. Çünkü isimleri zikredilen selef âlimlerinin “Sevri, Malik, Hammad bin Seleme, Hammad bin Zeyd, İbn Uyeyne, Fudayl, İbn Mübarek, Ahmed ve İshak, “ “Allah hakîkî mânâda zâtıyla semâdadır” gibi bir söz kullanmadıklarını biliyoruz. Dolaysıyla bunu ispat etmelerini istedik. Fakat bâtıl ehli ispat edemedikleri gibi yükü yine âdetleri gereği İmam Siczî’ye bırakıp kenara çekildiler. Çünkü selef âlimlerinden bu sözü getiremeyeceklerini anladılar.
 

Hâlbuki mesele çok basitti! “Başta;İcmâda isimleri zikredilen Selefi-s Sâlih böyle bir söz kullanmadılar fakat sonraki âlimler bu sözü eklediler” deselerdi mesele biterdi.

Zaten Zehebi’denDerim ki: Onun bu imamlardan naklettikleri meşhur ve mahfuzdur. Ancak “zatıyla” kelimesi müstesna ki o bu ifadeyi kendisi söyleyerek imamlara mana yoluyla nispet etmiştir. Amacı da arş ve diğer mekânların arasını ayırd etmektir.” Naklini de kendileri getirdiler !
 
İmam Zehebi açık bir şekilde “zâtıyla” kelimesinin icmâda adı geçen âlimlere değil Siczî’ye ait olduğunu söylüyor. Fakat bâtıl ehli bunu diyemediler!
Siczî’nin naklettiği icmâda “zâtıyla” kelimesi yoktur. İmam kendisi eklemiş, adı geçen âlimlere nispet etmiştir ve bu Zehebi’nin sözünde açıktır.


بذاته فوق العرش
"Allah (c.c) zâtıyla arşın üzerindedir."

Biz diyoruz ki:”Böyle bir söz,(zatıyla kelimesi) Selefi-s Sâlih’ten gelmeyen bir sözdür. Müteahhir âlimlerin kullandığı bir sözdür. Bu, İmam Es-Siczî (ki bu, müteahhir alimlerdendir) böyle bir söz naklediyor ve bunların bu sözü söylediklerini söylüyor. İmam Zehebi buna itiraz ederek; "Diğer söyledikleri tamam. Ama “zatıyla”kelimesi onların söylediği kelime değildir" diyor ve hatta şöyle tabir kullanıyor:
من كيسه
"Bu kelimeyi kendi cebinden eklemiştir." Yani çok sert bir tâbir kullanıyor.
"Diğer sözler imamlarda vardır ama bu "zatıyla" sözünü, İmam Siczî kendi kesesinden (çuvalından) eklemiştir." diyerek çok sert tabir kullanıyor.
İmam Zehebi başka bir yerde sert bir şekilde yine söylüyor. Hatta bu kelimeyi eklediğinden dolayı âlimlerin ona laf attıklarını söylüyor.
الذهبي لما نقل عبارة ابن أبي زيد في " العلو" (ص236-طبعة أضواء السلف-) قال :" و قد نقموا عليه -أي ابن أبي زيد- في قوله "بذاته" فليته تركها "

İmam Zehebi: "İbn Ebi Zeyd, Ulûv kitabında, “zatıyla” kelimesini söylediği için âlimler ona karşı kinlenmişler, saldırmışlardır. Keşke bu tabiri kullanmasaydı."

Bu gösteriyor ki; İmam Zehebi, “zatıyla” kelimesinin kullanılmasına karşıdır.
Yâni burada, “zatıyla” kelimesinin seleften geldiğini söylemek yanlış olan bir bilgidir.
İmam Zehebi’de "keşke bu sözü kullanmasaydı" dedi. Ama “zatıyla” kelimesini kullanan duruma göre küfre girer, duruma göre küfre girmez. Ama bu kelime iyi bir kelime değil, Selefi-s Sâlihin’in kullanmadığı bir kelimedir.
İtirazımız; Bu kelimenin, Selefi-s Sâlihin’in söylediğini iddia etmektir. Yoksa bunu söyleyen kâfir olur mu meselesi, ayrı bir meseledir.


Batıl ehline diyorum ki! İşi Siczî’ye bırakıp çekildiğiniz gibi zâtıyla kelimesini Selef’e değil, Halef’e ait olduğu işini de  aynı şekilde İmam Zehebi’ye bırakıp çekilebilirdiniz!
Sizler şeytanın çocuklarısınız. İşinize geldiğinde işi imamlara bırakıyorsunuz, işinize gelmediği zamanda nakilleri görmezden gelip bâtıl fikirlerinizi avama enjekte etmeye çalışıyorsunuz.
Eğer bu şekilde işi imamlara bırakıp çekilseydiniz, bu kadar saçma sapan izâhatlarınıza gerek kalmazdı.
 
Geriye sadece “Allah hakîkî mânâda zâtıyla semâdadır demek ne demektir? ” sorumuz kalırdı. Bunu da izâh edeceklerdi ve bizden bu konuda ki inancımızı soracaklardı. Bizde onlara anlatırdık.
 


 Bâtıl ehli! Şimdilik sorumuza onlara verdiğimiz Şeyh’ul İslam İbni Teymiyye’nin sözleriyle meseleyi izâh etmeye çalıştılar -ki zaten şeyhin ne sözlerini nede sıfatlar konusundaki akîdesini anlamış değiller.

“Allah hakiki manada zâtıyla semâdadır” sorumuzdan vaz geçtik. Çünkü gördük ki; bir sürü boş kelam ettiğiniz halde “Allah hakiki manada zatıyla semadadır ne demektir” meselesini hala açıklayacak bir ilme,akideye ve anlayışa sahip değilsiniz.
Sizler sadece anlamadığınız nakilleri yaparak meselenin içinden çıkmaya çalışıyorsunuz.

Bizler “Allah zâtıyla arşın üzerindedir ne demektir ” soranlara daha önce meseleyi basit bir şekilde açıkladık ki öğrenmek isteyenler âlimlerin sözlerini yanlış anlamasınlar.
Fakat bâtıl ehli soranlara âlimlerin sözlerini izah etmek yerine kendileri bile anlamadıkları nakilleri nakletmeye devam ediyorlar ve meseleyi daha da karmaşık hale getiriyorlar. Hatta getirdikleri nakillerle cehaletlerini ortaya koyuyorlar bize gerek kalmıyor.
Önemli olan nakilleri sıralamak değil. Önemli olan; Nakilleri anlamadığı için soran kişilere anlayabileceği şekilde meseleyi açıklamaktır ki sizde zaten bunu açıklayamıyorsunuz.

Bâtıl ehli bu konuda inancımızı bilmediği hâlde onlara soru sormamız baya ağırlarına gitmiş olmalı ki bizleri çeşitli sapık fırkalara nispet edip duruyorlar! Ayrıca verdikleri cevaba göre inancımızı şekillendireceğimizi de söylüyorlar.
 
Hâlbuki daha önce bu konuda soru soranlara basit bir şekilde meseleyi izah etmiştik.
Daha önce verdiğimiz cevabı tekrar aktaralım ki bu zındıkların ne kar yalancı ve iftiracı oldukları ortaya çıksın. Aynı şekilde kimin verilen cevaplara göre akidesini şekillendirdiği de bir kez daha ortaya çıksın.
 

Önceki cevabımızı aynen buraya aktaralım ki bâtıl ehli de belki faydalanır.
 
Cevap:“Allah c.c zamandan, mekândan münezzehtir.
Allah c.c yeri ve göğü yaratmadan önce vardı. Hiçbir yer Allah’ı ihtivâ etmez (içine almaz)
Allah’ın ulûv sıfatı vardır. Bazı âyetler ve hadislerde “Allah yüksektedir, semâdadır “ denildiğinde Allah’ın ulûv sıfatı kast edilmektedir.

“Allah semâdadır” denildiği zaman, Allah'ın gök içinde olduğu mânâsında değildir. Kim Allah'ın gök içinde olduğunu söylerse, kâfir olur. Çünkü gök, Allah'ın yarattığı bir şeydir. Allah'ın sadece kürsüsünün eni  yerden ve göklerden daha fazladır. Allah’ın kürsüsü ise zaten mahlûktur. Kürsüden sonra arş geliyor, arş da mahlûktur. Yâni yaratılmıştır.

Allah c.c şöyle buyuruyor.

Allah, O'ndan başka ibadete layık ilah olmayandır. O, Hayy ve Kayyum'dur. Kendisini uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde olanların hepsi O' nundur. O'nun izni olmadan katında kim şefaat edebilir? Onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir. (Yarattıkları) O'nun ilminden, kendisinin dilediği dışında hiçbir şeyi kavrayamaz. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır. Onların gözetilmesi O'na ağır gelmez. O Aliyy'dir, Azim’dir. (Bakara 255)

Allah'ın arşa istivâsı, oraya oturması demek değildir. İstivâ bilinen bir şeydir. Keyfiyeti bilinmez.
(Kim “Allah (c.c) arşa oturmuş” derse kâfir olur. Çünkü oturmakta temas vardır. “Oturmuş” derken arşa temas ederek oturmuş. Bu ise, açık bir küfürdür.)

 
Allah c.c semâdadır. Yâni ulûv sıfatı vardır. Zikredilen deliller Allah'ın ulûv sıfatına sahip olduğunu gösteriyor.
Arş göklerin üzerinde olduğu için yükseklik, yâni ulûv mânâsındadır. Yoksa Allah'a yer tâyin etmek gâyesiyle konuşulmamıştır. Çünkü yer, Allah'ın yarattığıdır.
 
Allah mekândan münezzehtir. Mekân, Allah'ın yarattığıdır. Gökler, yerler, kürsüsü yokken Allah vardı. Arşın üstünde demek, yer tâyin etmek demek değildir. Burada kast edilen; Allah’ın ulûv sıfatıdır.
 
“Allah (c.c) kalbimizdedir” sözünden kastımız, “Allah'ın sevgisi kalbimizdedir” demektir. Yoksa Allah'a yer tayin ediyoruz anlamında değildir. Hep Allah'ı düşünüyoruz, zikrediyoruz mânâsındadır.
Örneğin: Birisi “sen hep kalbimdesin”, derse “hep seni hatırlıyorum” mânâsındadır. Yoksa “bizzat kalbinde yer etmiş” demek değildir.
“Allah her yerdedir” demek yanlıştır. “Allah'ın ilmi her şeyi kuşatmıştır” denilir.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor.
Sizin ilahınız, yalnızca, kendisinden başka ilah olmayan Allah tır O’nun ilmi her şeyi kuşatmıştır. Taha -98” 19 Eylül 2014, 13:55:07 »
 
Mesele bu kadar basittir.
 Bundan sonra bu konuda sizlere cevap vermeyi düşünmüyorum. İki kelimeyle izah edilecek bir meseleyi, küfrederek anlatmaya çalışıyorsunuz. Bize saldırdıkça basitleşiyorsunuz, çirkeflik karakteriniz olmuş. Basit, karaktersiz insanlar için harcayacağımız dakikalara yazık olur.

Son sözümüz Âlemlerin rabbi olan Allah’a hamd olsun.

Selam hidâyete tabi olanların üzerine olsun.

Kayıtlı
DARİMİ
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 998


« Yanıtla #4 : 18 Nisan 2015, 15:42:44 »

Sıfatlar meselesine bir daha cevap yazmayı düşünmediğimi söylemiştim. Çünkü muhalifimizin bu konuda ilim sahibi olmadığını bizim (a) dediğimizi (b) olarak anladığı ortaya çıkmıştır. Fakat yinede kayda değer bir şey gördüğümüzde elbette cevap vereceğiz inşAllah.

DarulLAtevhid’in birçok meselede çelişkiye düştükleri ve kendi teorilerini yerle bir ettikleri kendi sözlerinden Allahın izniyle birçok defa ispat etmişizdir. Şimdi yine bu zır cahillerin çelişkiye düştükleri ve bu düştükleri çelişkiyle tevhid’ten zerre kadar anlamadıkları başka bir meseleye dikkat çekmek istiyorum!!!

DarulLAtevhid, sıfatlar meselesinde şöyle bir usul söylemiş! “Şimdi öncelikle Rabb Teala hakkında oturma manasına gelen “culus” kelimesini isbat eden hadisleri sıralayacağız ve bazen hadislerin sıhhat durumları hakkında da kısa bilgi vereceğiz. Aslına bakılırsa bu konudaki hadislerin veya Allaha oturma nisbet eden görüşlerin zayıf ya da sahih olması bizi ilgilendirmemektedir. Çünkü muhalifler Allaha oturma nisbet edenleri küfürle itham etmektedirler, o yüzden velev ki zayıf da olsa bu rivayetleri inkar etmeksizin nakleden bütün alimler ve aslında bütün ümmet bu küfür ithamıyla karşı karşıyadır. O yüzden bu rivayetlerin zayıf olması muhalifler açısından hiçbir şey ifade etmez zira onlara göre Allahın arşa veya kürsiye oturduğunu söylemek apaçık bir küfürdür ve bu anlama gelen hadisleri nakleden bütün imamlar bu açık küfre (!) rıza göstermiş ve kafir olmuşlardır!! Bundan Allaha sığınırız.”

Cevap: Bu usul doğru olan bir usuldür. Dedikleri gibi “o yüzden velev ki zayıf da olsa bu rivayetleri inkar etmeksizin nakleden bütün âlimler ve aslında bütün ümmet bu küfür ithamıyla karşı karşıyadır.”
Bir kimse bir akideye“Aslıd-dini bozar” diyorsa bu konuda velev ki itibar edilmeyecek kadar zayıf olsa bile bir görüşü benimseyen, inkâr etmeksizin nakleden, her kesin tekfir edilmesi gerekir aksi halde aslıd-dinden söz edilmez. Aslıd-dini bozan bir meselede silsile sonsuza kar devam eder silsileyi kesenlerin müslüman olmadığına, imanı anlamadığına inanıyoruz. Bu konuda hiçbir şüphemiz yoktur. Şüphe eden kişi müslüman olamaz.
Ancak muhalifimiz birçok konuda çelişkiler içinde olduğu gibi bu konuda da yine çelişki içindedir ve kendi sözüyle yalancı, bize karşı zalim, akide olarak tevhid akidesiyle bir alakasının olmadığını onaylamaktadır.

Bunlarla yaptığımız askerlik münazarasında bizleri takip edenler hemen hatırlamaları gerekir! Biz muhalifimize Er-raziden şöyle bir nakil getirmiştik.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
 
وَقَالَرَجُلٌمُؤْمِنٌۗمِنْاٰلِفِرْعَوْنَيَكْتُمُا۪يمَانَهُٓاَتَقْتُلُونَرَجُلاًاَنْيَقُولَرَبِّيَاللّٰهُوَقَدْجَٓاءَكُمْبِالْبَيِّنَاتِمِنْرَبِّكُمْۜوَاِنْيَكُكَاذِباًفَعَلَيْهِكَذِبُهُۚوَاِنْيَكُصَادِقاًيُصِبْكُمْبَعْضُالَّذ۪ييَعِدُكُمْۜاِنَّاللّٰهَلَايَهْد۪يمَنْهُوَمُسْرِفٌكَذَّابٌ
"Firavun ailesinden olup, imanını gizlemekte olan bir mü'min, (şöyle) dedi: "Siz, bir adamı, "Rabbim Allah'dır" demesi sebebiyle Öldürür müsünüz? Halbuki o, size, Habbinizden apaçık mucizeler de getirmiştir. Bununla beraber eğer o, bir yalancı ise, yalanı kendisine. Eğer doğru söylüyor ise, sizi tehdit edegeldiği o şeylerin bir kısmı olsun, gelir sizi bulur. (Size isabet eder). Şüphesiz Allah; haddi aşan, çok yalancı olan kimseyi muvaffak etmez"(Mü'min: 28)


Fahruddin Er-Razi şöyle diyor.
“Hükümetteki Gizli Mü'min”
Âlimler, Firavun'un hanedanından olan o şahsın kim olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir.
Bunun, Firavun'un amcasının oğlu olup, onun adına hareket etme yetkisine sahip olduğu ve emniyet teşkilâtı, başkanının yetkilerini deruhte (üstlendiği) ettiği ileri sürüldüğü gibi, onun akrabasından olmayıp Firavun'un kavminden bir kıbtî olduğu da ileri sürülmüştür.
Yine bunun, İsrailoğulları'ndan birisi olduğu da ifade edilmiştir, ama birinci görüş doğruya daha yakındır. Çünkü, (âl-آل) kelimesi akraba ve aşiret, kabile manalarına gelmektedir.
Nitekim Cenâb-ı Hak da, "Lût'un ailesi müstesna. Onları bir seher vakti kurtardık" (Kamer, 34) buyurmuştur. Hz. Peygamber (s.a.s)'in de, "Sıddîkler üçtür: Yâ-sîn ailesinden olup, mü'min olan Habibu'n-Neccâr; Siz adamı, sırf "Rabbim Allah'tır" demesi sebebiyle mi öldürürsünüz?" diyen, Firavun ailesinden mü'min olan kişi; üçüncüsü de, Ali İbnEbîTâlib'tir ki, bu onların en üstünüdür" dediği rivayet edilmiştir.
 
Cafer İbn Muhammed'in de, şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ebû Bekir, Firavun ailesinden olup da iman eden o kimseden daha hayırlıdır. Çünkü o, imanını gizlemiş; Ebû Bekir ise izhâr etmiştir. Zira o, "Siz adamı, sırf "Rabbim Allah'tır" demesi sebebiyle mi öldürürsünüz!" demiştir. Binâenaleyh bu kimse, (ayetin gösterdiği gibi), imanını gizlemiş de, bu bir sır olmuş olur; Hz. Ebû Bekir'in iman edişi ise açıktan açığa iman etmek olmuş olur. (Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, 19/285-286

Muhalifimiz ise şimdi savunduğu ve askerlik meselesinde ise kabul etmediği usulde şöyle diyordu!

Diyorsunuz ki: Razi, bu görüşlerin hepsini temriz siğası olan yani rivayetin sıhhatinin şüpheli olduğunu ifade eden “qile” yani “denilmiştir” ibaresiyle nakletmiştir. Keza Razi’den sonra belki de ondan naklen bu zatın “Sahib’uş Şurta” yani zabıta veya emniyet müdürü konumunda olduğunu rivayet eden Ebu Hayyan, Alusi gibi müfessirler de aynı şekilde gerek bu rivayeti gerekse diğerlerini “qile” şeklinde rivayetteki hastalığa işaret eden lafızla nakletmişlerdir. Bu rivayetin hadis kitaplarından –raslayabildiğimiz kadarıyla- dayandığı bir kaynağı yoktur ve seleften herhangi birisine ulaşan velev ki zayıf hatta mevzu da olsa bir isnad zincirine de raslayabilmiş değiliz. Eğer raslayan varsa bize ulaştırsın. Böyle senedsiz, kaynağı meçhul rivayetlerle değil akide konularında, fıkıh konularında bile hatta zayıf hadislerin belli şartlarla kabul edildiği fezail yani amellerin faziletleri babında dahi amel etmek caiz değildir. Zira sözkonusu rivayetin batıl ve kopuk dahi olsa bir isnad zinciri olmadığı için hadis ilmi açısından yok hükmündedir. Böyle kıssa tarzı şeylerle ancak cahiller ve ahmaklar delil getirir. Ehlince malumdur ki qile, ruviye gibi ifadeler temriz sigasıdır ve rivayetin itibar edilecek bir senedi olmadığına işaret eder. Bizi ancak haddesena, ahberana diye başlayan sahih senedli rivayetler ilgilendirir.

Muhalifimize temriz siğasını güzel ve basit bir dille izah ettikten sonra verdiğimiz cevap şu şekilde olmuştur: Bu görüşün temriz siğasıyla rivayet edilmiş olduğunu kabul etsek bile muteberdir. Tefsir kitaplarında geçen bu rivayet, muteber olan bir âlimin görüşüdür. Tefsir kitaplarında geçen ve tercih edilen bir görüştür.
Tefsir âlimleri “قِيل” kelimesini kısaltma olarak kullanmışlardır. Onlar bu siğa ile birkaç rivayet nakleder sonra da naklettikleri bu rivayetlerden bir tanesini tercih ederler.
Razi'nin “قِيل” lafzı ile rivayet ettiği sözler tabiinden gelen rivayetlerdir. Razi bunu, diğer tefsir âlimleri gibi meseleyi kısa kesmek için yapmıştır.
Velev ki İddia ettiniz gibi olsun; “قِيل” lafzı temriz siğasını ifade etsin ve bu rivayet zayıf addedilsin. Şimdi size soruyorum bu sözün Razi de geçtiği muhkem ve açık bir nas değil mi? Razi bu sözü kendisi söylediği gibi kendisinden önceki âlimlere nispet ederek söylemiş ve kendisinden sonra gelen ümmet de asırlarca bu kitapları nakletmiştir. Şu zamana kadar İbni Teymiyye ve Necd alimleri de dahil olmak üzere hiçbir âlim bu söze itiraz etmemiştir!!! Öyle ki artık bu rivayet bütün âlimler tarafından kesin bilinen bir rivayettir ve kimse bu rivayet hakkında aslıd-dine zıt olduğunu söylememiş bilakis çok âlimlerin tercih ettiği bir görüştür. Şimdi size soruyorum; şayet bu söz iddia ettiğiniz gibi aslıd-dini bozan bir söz ve İslam dinini bozan bir akide ise, âlimler hiçbir yorum yapmadan bu sözü tabiinlere isnat ederler mi? Asırlarca yorum yapmadan, itiraz etmeden rivayete devam edebilirler mi?
Örneğin; قِيل  İsa Allah ın oğludur, sözü gibi… ”Süddi’den, Mukatil’den “ قِيل” “İsa Allah'ın oğlu olabilir" قِيل siğasıyla olsa bile! Aslıd-dini bozacak böyle bir söz tefsir kitaplarında geçecek ve ümmet bunu asırlarca nakledecek, hiçbir âlim buna itiraz etmeyecek böyle bir şey olur mu? Asla! Eğer bu söz aslıd-dini bozan bir söz ise âlimler asırlarca yorum yapmadan onu hiç naklederler miydi ve bu sözü tercih eden âlimler çıkar mıydı? Elbette ki hayır. Bilakis böyle bir rivayet gelmiş olsaydı âlimlerin hiçbiri sessiz kalmaz ve bu açık hatayı düzeltmeye çalışırlardı. Değil ki yorumsuz bir şekilde rivayet etsinler… İşte açıkça aslıd-dini bozan bir söz karşısında ümmetin tepkisi budur. Siz ise kalkmış aslıd-dini bozduğunu iddia ettiğiniz bir konuda ümmetin sessizliğinden, onayından bahsediyorsunuz.!!

Detaylı bilgi edinmek isteyenler bu linkten bakabilir. http://www.davetulhaq.com/tr/forum/index.php?topic=13038.0

Şimdi ise kabul etmediği aynı usulü bize karşı getiriyor ve diyor ki! “ o yüzden velev ki zayıf da olsa bu rivayetleri inkar etmeksizin nakleden bütün alimler ve aslında bütün ümmet bu küfür ithamıyla karşı karşıyadır. O yüzden bu rivayetlerin zayıf olması muhalifler açısından hiçbir şey ifade etmez zira onlara göre Allahın arşa veya kürsiye oturduğunu söylemek apaçık bir küfürdür ve bu anlama gelen hadisleri nakleden bütün imamlar bu açık küfre (!) rıza göstermiş ve kafir olmuşlardır!! Bundan Allaha sığınırız.

Şimdi akıl sahiplerine soruyorum! İnsan bu kar ahmak olabilir mi? Aslıd-din meselesinde Er-Razi’den getirdiğimiz nakli “قِيل” sığasıyla gelmiş diye kabul etmediniz. Nakleden âlimleri tekfir etmekle karşı karşıya kaldığınız halde.
 Ne tekfir ettiniz nede içine düştüğünüz cehaletten vaz geçtiniz ve ne de Allaha sığındınız. Sizi bundan alı koyan neydi? Şeytanınız mı sizi engelledi?
 
Şimdi ise ne değişti? Yoksa yeni bir din mi icat ettiniz?  İşte bir birine zıt olan inancınızla tevhidi anlamadığınızın açık bir delilidir. Allah (c.c)sizlere hidayet etsin ve halinizi düzeltsin.

"Bu hastalıklı bir nakildir delil olmaz" dediğinizde şunu demiştik: Şimdi size soruyorum; şayet bu söz iddia ettiğiniz gibi aslıd-dini bozan bir söz ve İslam dinini bozan bir akide ise, âlimler hiçbir yorum yapmadan bu sözü tabiinlere isnat ederler mi? Asırlarca yorum yapmadan, itiraz etmeden rivayete devam edebilirler mi?

Şimdi ise sözümüzü güya bize karşı getirerek şöyle diyorsunuz: “ o yüzden velev ki zayıf da olsa bu rivayetleri inkar etmeksizin nakleden bütün alimler ve aslında bütün ümmet bu küfür ithamıyla karşı karşıyadır. O yüzden bu rivayetlerin zayıf olması muhalifler açısından hiçbir şey ifade etmez zira onlara göre Allahın arşa veya kürsiye oturduğunu söylemek apaçık bir küfürdür ve bu anlama gelen hadisleri nakleden bütün imamlar bu açık küfre (!) rıza göstermiş ve kafir olmuşlardır!! Bundan Allaha sığınırız.

Evet, bizde zamanında size aynı şeyi söyledik. Fakat şimdiki bu sözünüzle Fahruddin Er-Razi’nin “قِيل” kelimesiyle “Âlimler, Firavun'un hanedanından olan o şahsın kim olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir.
Bunun, Firavun'un amcasının oğlu olup, onun adına hareket etme yetkisine sahip olduğu ve emniyet teşkilâtı, başkanının yetkilerini deruhte (üstlendiği) ettiği ileri sürüldüğü gibi, onun akrabasından olmayıp Firavun'un kavminden bir kıbtî olduğu da ileri sürülmüştür.”
Naklettiği bu söze ne diyeceksiniz?

Fahruddin Er-Razi’nin “Bunun, Firavun'un amcasının oğlu olup, onun adına hareket etme yetkisine sahip olduğu ve emniyet teşkilâtı, başkanının yetkilerini deruhte (üstlendiği) ettiği ileri sürüldüğü gibi,” naklettiği ve kuvvetli görüş dediği bu söz ümmettin imamları kitaplarında asırlarca nakletti. Peki, bu söze reddiye yazmayan ve bir yorumda yapmayan bütün bu ümmete ne diyeceksiniz?

Sizler tağutun askerlerinin karaltısını çoğaltmak bizatihi küfürdür diyorsunuz! ümmetin imamları ise bırakın karaltı çoğaltmayı firavunun adına hareket etme yetkisine sahip olan ve emniyet teşkilatının başkanı olduğunu söyledikleri kişiye Müslüman diyor.!!!
Hadi şimdi mademki o kadar ihlaslı ve mert olan kimselersiniz! Şu anda getirdiğiniz ve bizimde daha önce size söylediğimiz usulü uygulayın da ihlasınızı ve mertliğinizi görelim!!!
Size layık olan bütün şer’i terimleri işgal edip bize karşı kullanıyorsunuz. Bizde size diyoruz ki Ey zındıklar sürüsü. Ey şeytanın çocukları! Hala akletmeyecekmisiniz?


2. Mesele: Allah (c.c)’ın arşa oturmasının ne şekilde küfür olduğunu önceki cevabımızda kayıt koyarak açıkladık.
cevabımızda “Allah (c.c) yarattığı bir mahlûka temas eder inancı küfürdür dedik” bunun ismi arş olabilir kürsü olabilir. Adını ne koyuyorsanız koyun! Arş ve kürsü Allah (c.c)’ın yarattığı mahluklardan olan mahluklardır.

Oturur hadisini zayıf hadis olarak kabul ediyoruz.Bir alim sahih demiş farzetsek bile mutlaka Allah'a layık bir şekilde tevil etmemiz gerekir. Tevili şöyledir: Bizim oturmamız gibi değil, temas olmayacaktır. Diğer hadisler nasıl Allah (c.c)'a layık bir şekilde tevil ediliyorsa buda o şekilde tevil edilecektir.
Allah (c.c) mahlûkat ile temas halindedir, diyen kişi kâfirdir. Bunda bir tevil yoktur.

Oturmada temas anlaşılıyorsa (yani cismin cisme teması gibi bir temas anlaşılıyorsa) ve söylenirken bu denmek isteniyorsa söyleyen kişi kafir olur.

Allah (c.c) kendi mahlukatıyla temas halinde değildir.
Çünkü bu, aciz olduğunu, yer,yön tayin ettiğini, sınır tayin ettiğini gösteriyor. Bir tarafın mahlûkata yapışık olduğunu gösteriyor. Bu, Allah (c.c)'a layık olmayan sıfattır ve küfürdür.

Eğer temastan kastı; Allah (c.c)'ın mahlukattan ayrı bir varlık olduğunu (had gibi) o zaman doğru bir mana kullanmış olur.
Bu kişinin kullandığı duruma göredir.
Temas dendiğinde, insanlar birleşme anlıyorlar. İnsanlar hayal etmesinler diye, sapık hayallere dalmasınlar diye bu gibi  sözlerden uzak kalmak gerekir.

Allah mahlukata temas etmemiştir. Allah (c.c) kullardan, yarattıklarından ayrıdır. Eğer Allah (c.c), bizim cisimlere temas ettiğimiz gibi, mahlukata temas ettiğini söylersek bu apaçık bir küfürdür. Çünkü Allah (c.c)'a mahlukat gibi bir sınır tayin etmek küfürdür.

Eş'ariler ve maturidiler böyle sözleri insanlar yanlış anlamasınlar diye tevil ediyorlar ve burada başka bir mana veriyorlar. Çünkü insanların akıllarında temas lafzı konuşulduğu zaman aynı cisimlere temas etmek gibi anlarlar.
Yeni bir taife, temastır diyorlar ama tenzih de ediyorlar.
Yoksa temas kelimesinden kasıt; cisimlerin birbirine temas etmesi kastediliyorsa bütün alimlere göre kafirdir.
Yani karşı taraf, bir kelime kullanıyorsa fakat başka mana veriyorsa verdiği manaya göre hüküm veririz. Ama diyoruz ki: Temas kelimesini bu şekilde kullanma çünkü insanlar cisimlerin birbirine temas etmesi gibi bir teması anlıyorlar.
İnsanları yanlış düşünceye sevk eden lafızlardan uzak durmak gerekir.

Kâfirler bazı alimlerin kullandığı bazı sözleri insanların anlamadığını biliyorlar. Dolaysıyla böyle şeyleri ortaya çıkarmak için gayret ediyorlar
insanları şüpheye düşürmek için. Allah (c.c) Kur'an ve sünnette kendisi hakkında bir şey söylüyorsa bu haberdir. Allah (c.c)'ın zatına uygun olduğunu, mahlukata benzemediğine inanmamız gerekir.

İmam Malik (r.a)ya istiva hakkında soru sorulduğu zaman terledi, düşündü, hemen cevap vermedi. İmam Malik basit bir âlim değildir. Bu soru kendisini terletti çünkü öyle bir cevap vermeli ki sapık kimseler o sözü kendi aleyhine kullanmasınlar.
İstiva yapmadı diyemeyiz.Allah istiva etmiştir diyor. Ama keyfiyetini bilemeyiz diyor.
Cevap verdikten sonra bu soruyu soran kişiyi huzurundan kovdu sen bidatçisin dedi.

Bu cehalet numuneleri ise sözümüzü anlamadan nakiller yapıyorlar ve bu konuda ümmeti tekfir etmekle karşı karşıya olduğumuzu söylüyorlar! Bunu da daha önce askerlik mevzusunda onlara karşı getirdiğimiz, onların ise kabul etmediği usulle yapmaya çalışıyorlar.
Yanlış olduğumuzu ispat etmek isterlerken getirdikleri usulle cahil olduklarını ispat ediyorlar. Kaş yapayım derken göz çıkarmak misali.

DarulLAtevhid, bizleri kendiz gibi ahmak ve ahlaksızmı zan ediyorsunuz? Anlamadığınız bir takım nakiller yaparak bizim bu nakillerden habersiz olduğumuzu zan ediyorsunuz?
 Hala naklettiğiniz nakillerin açıklamasını bile yapamıyorsunuz. Nakilleri sıralamayı bir ilim mi zan ediyorsunuz? Önemli olan nakilleri anlamaktır. Anlamadıktan sonra bir ton nakil yapsan ne yazar. Cahil kesime ilimli olduğunuzun imajını vermeye çalışıyorsunuz ama birer cehalet numunesi olduğunuz açık bir şekilde ortadadır.


DarulLAtevhid, Allah (c.c) yarattığı bir mahluka temas edebilir inancında iseniz bunu açık açık söyleyin yoksa biz sözlerinizden bunu anlıyoruz.
Eğer bu inançta değilseniz o zaman“Allah (c.c) yarattığı mahluka temas eder inancına sahip olanları tekfir ettiğimiz için bize karşı neden yazdınız?

Size karşı hiçbir nakil getirmemize gerek kalmadan yapmış olduğunuz nakillerle aslıd-dini anlamadığınızı ve nasıl bozuk bir akideye sahip olduğunuzu ortaya koyuyorsunuz. Fakat Allah ( c.c) basiretinizi kör etmiş anlamıyorsunuz. Sizin için Allah tan hidayet diliyoruz. Sizler gerçekten Müslüman olup ahlakınızı düzeltirseniz herkesten çok sevinecek olan yine biz oluruz.

Son sözümüz Âlemlerin rabbi olan Allah (c.c)’a hamd olsun.



Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Sitemiz üzerinden erişilebilen şeylerde Allah'ın razı olmadığı şeyler varsa, bunları reddediyoruz.