HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 27 Şubat 2024, 17:35:03


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1] 2   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Hadis Üzerine Münazara  (Okunma Sayısı 18700 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
KUDUS
Girişimci Üye
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 104


« : 19 Ekim 2013, 14:49:32 »

Hamd [övmek ve övünmek] yalnız alemlerin tek ilahı olan tek Allaha dır,O nun adıyla Bismillah,

Konunun benim açımdan önemli olduğu için soru cevaplı bi münazara yapabilirmiyiz,sizinle sayın Teymullah,

Konuya  hiç kimsenin katılım yapmamasını rica ediyorum,ayrıca konuda birbirimizi aşağılayacak veya bu anlama gelecek hiç bir kelime dahi yazılmamasını [bunu zaten sizdende beklemiyorum]çünkü en ufak bi kelime bile insanın zayıf yaratıldığından dolayı nefsi ve şeytani vesveseye kapılacağı unutulmamalı,konuyu asla şahsileştirmeden amacımızın hak ve batılın ortaya net çıkması amaçlı olup,kişinin kabul veya reddini istemeden ne olup ne olmadığını ortaya koyup,kişinin tercihine bırakmalı ve yazılanların tam anlaşılması için kısa  öz anlaşılır çümleler kurarak ve her kesin anlayacağı biçimde yazılmasını ayrıca rica ediyorum...

Konuya başlamayı kabul ettiğinizde,şu sorulara kısa öz ve her kesin anlayacağı şekilde cevap verirseniz bismillah diyerek başlayalım inşaAllah,

1.Hadis nedir,

2.hadiste cehalet ama her konudada olabilir, mazaret midir değil midir....
Kayıtlı
Teymullah el-Muvahhid
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 459



« Yanıtla #1 : 20 Ekim 2013, 20:13:56 »

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Allah'u tealaya hamdu senalar olsun. Ona şükreder, ondan yarım diler ve onun bağışlamasını dileriz. Allah'u teala kime hidayet ederse onu saptıracak, kimi de saptırırsa ona hidayet edecek hiç bir güç ve kuvvet yoktur. Bütün ihlas ve samimiyetimizle şehadet ederiz ki; Allah'tan başka ibadete layık hiç bir ilah yoktur ve yine şehadet ederiz ki; Hz. Muhammed (s.a.s) onun kulu ve rasuludür.

En doğru söz; Allah-u Teâlâ'nın kitabı ve en hayırlı yolu gösteren Rasulü sallAllahu aleyhi ve sellem'in sünnetidir. En şerli şey; bidat olan şeydir. Her bidat, dalalettir. Her dalalet, ateştedir.

Rabbimizden hadis üzerine yapacağımız ilmi münazarayı hem üyelerimize, hem de tüm okuyucularımıza hayırlı kılmasını ve bu münazarayı hakkı arayanlara bir hidayet vesilesi kılmasını dileriz.


Kayıtlı


وَآخِرُ دَعْوَانَا أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Davamızın sonu;
Alemlerin rabbi olan Allah’a hamd olsun
Teymullah el-Muvahhid
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 459



« Yanıtla #2 : 20 Ekim 2013, 20:18:35 »

Soru: Hadis nedir?
 
Cevap: Hadis Kelime olarak: yeni demektir. Yani eski bir şey yeni olmuştur. Yeni olan bir şeye dil bakımından hadis denir. Ve genelde hadis haber manasındadır. Bu hadistir yani bu haberdir. Bu yüzden Allah’u teala  Nisa: 87’de şöyle buyurmuştur; "Allah'tan daha doğru haber veren var mı?" Burada geçen hadis haber manasındandır. Bu dil bakımından yani hadisin kelime manasıdır.
 
İstilahi manası ise; “ما أضيف إلى النبي صلى الله عليه وسلم من قولٍ ، أو فعلٍ ، أو تقريرٍ، أو صفةٍ.”
 
Alimlerin ittifakıyla hadisin tarifi: “Rasulullah (s.a.s)'a izafet edilen (atfedilen) söz, amel, takrir ve sıfattır.”

Sözden kasıt: Rasulullah’ın sözleridir. Rasulullah’ın şöyle dediğini duydum gibi.
Amel’den kasıt: Rasulullah’ın yaptığı fililler, amellerdir. Bu hadisler Rasululullah’ın amelini naklediyor demektir. Sözlü hadis değil, ameli bildiriyor.
İkrar: Rasulullah’ın sözü veya fiili olmayıp, yapıldığında veya kendisine haber verildiğinde Rasulullah’ın sukut buyurduğu, karşı çıkmadığı ameller veya haberlerdir.
Sıfat: Rasulullah (s.a.s)'ın beşeriyetiyle ilgili olan özellikleridir. Beşer (insan) olması bakımından olan sıfatlarıdır.


Soru: hadiste cehalet ama her konudada olabilir, mazaret midir değil midir....
 
Cevap: Hadisler şeriati bildirmektedir. Hadislere bütün gücünü kullandığı halde ulaşmayan kimse mazeretli sayılır. Ve hatta alimler arasında ki ihtilafın sebebi; bazı hadislerin onlara ulaşmamasıdır. Hadis gelen şeriat, ilimdir. Şeriate ise bir kişi bütün gücünü kullanarak ulaşmamışsa mazeretli sayılır.
Kayıtlı


وَآخِرُ دَعْوَانَا أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Davamızın sonu;
Alemlerin rabbi olan Allah’a hamd olsun
KUDUS
Girişimci Üye
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 104


« Yanıtla #3 : 20 Ekim 2013, 20:47:26 »

1.Hadis nasıl özelliklere sahip olması lazım ki şüphe olmasın o hadiste..

2.içinde şüphe olmayan ve üzerinde alimlerin birleştiği yaklaşık kaç hadis vardır..
Kayıtlı
Teymullah el-Muvahhid
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 459



« Yanıtla #4 : 24 Ekim 2013, 08:46:48 »

Soru: Hadis nasıl özelliklere sahip olması lazım ki şüphe olmasın o hadiste..
 
Cevap: Hadislerde şüphe olmaması için: İslam’ı genel kaidelere zıt olmaması, senedi ve lafzının sahih olması gerekir.
 
Soru: içinde şüphe olmayan ve üzerinde alimlerin birleştiği yaklaşık kaç hadis vardır..
 
Cevap: İçinde şüphe olmayan ve alimlerin üzerinde ittifak ettiği hadislerin sayısını kesin olarak bilmemekle beraber şunu söyleyebilirim;
 
Sahihi Buhari, Sahihi Müslim ve Hadis alimlerinin sahih oldukları hususunda ittifak edilen hadisler buna örnek gösterilebilir.
 
Ve bu hadislerin tam ve kesin olarak sayılarını bilmenin de pratikte ne size ne de bizlere bir faydası olacağını zannetmiyorum.

Kayıtlı


وَآخِرُ دَعْوَانَا أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Davamızın sonu;
Alemlerin rabbi olan Allah’a hamd olsun
KUDUS
Girişimci Üye
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 104


« Yanıtla #5 : 24 Ekim 2013, 21:24:56 »

Cevap: Hadislerde şüphe olmaması için: İslam’ı genel kaidelere zıt olmaması, senedi ve lafzının sahih olması gerekir.TEYMULLAHTAN ALINTI..


Bu cevabınızı biraz açabilirmisiniz,islamın kaidelerindende bahsederek,başlıklar halinde,ayrıca lafzın sahihliği hadisin arapça metnini başka bi dile çevirirken sakıncalar veya eksiklikler doğurur mu,doğurmaz mı.

İslamın genel kaideleriyle zıt olmayan hadisleri kabul etmeyip yararlanmamak,kişinin zaten islamı kendine din olarak tam anlamıyla kabul etmediğinin açıkça tezahurü olduğu gibi,böyle bi yola baş vurmakta zaten ard niyetli olmanın delilidir.

İmam Buhari ve  İmam Müslim ,nasıl bi usul kullanarak hadisleri ayırmışlardır...

Kayıtlı
Teymullah el-Muvahhid
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 459



« Yanıtla #6 : 26 Ekim 2013, 08:53:58 »

Soru:Hadislerde şüphe olmaması için: İslam’ı genel kaidelere zıt olmaması, senedi ve lafzının sahih olması gerekir. ALINTI..Bu cevabınızı biraz açabilirmisiniz,islamın kaidelerindende bahsederek,başlıklar halinde
 
Cevap: İslam'ın genel kaideleri bütün müslümanların kabul ettiği kaidelerdir. Bu kaideler bütün müslüman alimlerin üzerinde ittifak ettiği, temel, usul ve fıkıh kaideleridir.

Soru: ,ayrıca lafzın sahihliği hadisin arapça metnini başka bi dile çevirirken sakıncalar veya eksiklikler doğurur mu,doğurmaz mı.
 
Cevap: Bir hadise sahih diyebilmemiz için; senedin ve metnin sahih olması gerekir. Senedin sahihliği; raviler araştırarak anlaşılır.
 
Metnin sahihliği ise; Hadis metninin kendisinden daha kuvvetli veya muhkem bir hadis, muhkem bir ayete ve Müslüman alimlerin üzerinde ittifak ettiği kaidelere zıt olmaması gerekir. Şayet zıt olursa ya metin tevil edilir ya da kabul edilmez.
 
Bizim burada kastettiğimiz metnin sahihliği; hadisin aslının,  arapça metninin sahihliğidir. Zira hadislerin türkçe olan metinlerinden hüküm çıkartılmaz. Şayet metin başka dillere tercüme edilirken yanlış tercüme yapılırsa bu tercüme edenin hatasıdır.
 
Bazı arapça söz, cümle veya metinler başka dile çevrildiği zaman aynı manayı verir. Fakat bazı söz, cümle veya metinler de vardır ki; başka bir dile çevrildiği vakit aynı manayı vermez. Bunu ise arapçayı çok iyi bilen kimse anlar. Ve yine bazı metinler vardır ki bunu ancak alimler anlar. Bu mevzular çok geniştir. Bizler ise meseleyi yapabildiğimizce kısaca özetlemekle yetiniyoruz.
  
Soru: İslamın genel kaideleriyle zıt olmayan hadisleri kabul etmeyip yararlanmamak,kişinin zaten islamı kendine din olarak tam anlamıyla kabul etmediğinin açıkça tezahurü olduğu gibi,böyle bi yola baş vurmakta zaten ard niyetli olmanın delilidir.
 
Cevap: Sahih olan hadisleri kabul etmeyen kişi mutlaka niçin kabul etmediğine dair geçerli bir mazeret sunması gerekir. Geçerli bir sebebi olmaksızın sahih hadisi inkar eden kişi kafir olur. Zira bu kişi Kur’an’a zıt hareket edip, Allah (c.c)’ın “Allah ve rasulüne itaat edin” emrini inkar etmiştir. Zira Rasulullah (s.a.s)’e itaat; verdiği emirleri itaat edip, tabi olmak ile olur.

Soru: İmam Buhari ve İmam Müslim ,nasıl bi usul kullanarak hadisleri ayırmışlardır...
 
Cevap: İmam Buhari ve İmam Müslim (rah.) hadisleri almak için çok ağır şartlar koymuşlardır. Ve İmam Buhari 16 yıl hadisleri toplamakla meşgul olmuş ve bunun için diyar diyar dolaşıp, bir çok yere seyahat etmiştir. Ve bu büyük alim ki sırf; hayvanını yakalamak için sepetinde ot varmış gibi yapıp onu yakalayan kimseden bile ne kadar güvenilir olsa bile hadis almamış bu konuda çok titiz davranmıştır. Ve İmam Müslim’de aynı çabayı sarfetmiştir. Ve bu alimler hadisin sahih olması için şu şartları koşmuştur ve bu şartlardan biri gerçekleşmezse bu hadis sahih olmaz. Bu şartlar;
 
1- اتصال السند- İttisalus-sened: Sened sahih olacaktır.
2- عدالة الرواة - Raviler adil olacaktır.
3- ضبط الرواة - Raviler dabıt olacaktır.
4- عدم العلة- İlletli olmayacaktır
5- عدم الشذوذ- Şuzuz, şaz olmayacaktır.

Hadisin sahih olabilmesi için şartların mutlaka gerçekleşmesi gerekir. Bu şartlardan bir tanesi eksik olur veya gerçekleşmezse artık bu hadis sahih vasfı almaz. Buhari ve Müslim'deki hadislerde bu 5 şartlar gerçekleşmiştir ve ehli sünnetin ittifakıyla sahihtir.
Kayıtlı


وَآخِرُ دَعْوَانَا أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Davamızın sonu;
Alemlerin rabbi olan Allah’a hamd olsun
KUDUS
Girişimci Üye
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 104


« Yanıtla #7 : 26 Ekim 2013, 18:54:01 »

Sahih denilen bi hadisi kabul etmeyip,geçerli bi sebeb ilede bunu ortaya koyması gerektiği gibi,Aynı hadise sahih dir diyen kişide geçerli sebeb bildirmesi lazım değil mi.

Tevhid akidesini benimsemiş ve bunu yaşadığı zamana indirgemiş ve güncellemiş halde hayatına taşımış iki kişi için ve bu Her iki,yani aynı hadisi kabul ve kabul etmeyen kişilerin ortaya koyacakları GEREKÇELERİ nasıl olmalı ki, sizin dediğiniz gibi geçerli olsun..

örneğin sahihtir deyip kabul eden kişi hiç bir gerekçe bildirmeden,şunu söylüyor,,bu hadis İMAM BUHARİNİN KİTABINDA SAHİH TİR denmişse,bunu pekte anlamaya ,kendini yormaya gerek yok,zaten bu hadis sahih denmiş,iş bitmiştir,Diğer kişi ,kabul etmeyende hayır bu hadis şu gerekçeden ve şu ayetlerin ortaya koyduğu anlamla bağdaşmadığı gibi bunu anlamakta pek zor bir şey değil,bunun için ben bu olaya böyle yaklaşıyorum derse,bu her iki kişinin ortaya koyduğu tavır nasıl olmalı ki islama uygun olsun..
Kayıtlı
Teymullah el-Muvahhid
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 459



« Yanıtla #8 : 29 Ekim 2013, 09:58:39 »

Soru: Sahih denilen bi hadisi kabul etmeyip,geçerli bi sebeb ilede bunu ortaya koyması gerektiği gibi,Aynı hadise sahih dir diyen kişide geçerli sebeb bildirmesi lazım değil mi?
 
Cevap: Daha önce açıkladığımız gibi hadisin sahih olabilmesi için metni ve senedinin sahih olması gerekir. Ve hadislerin metni ve senedinin sahih olup olmadığını ise ancak bu konuda ehil olan alimler bilir. Ve Buhari ve Müslim ise bu işin ehli büyük hadis alimleridir. Sahihlerinde geçen hadisler bütün alimlerin ittifakıyla sahihtir. Ve Kur’an’dan sonra en sahih olan Buhari’nin sahihidir. İşte bu yüzden Buhari ve Müslim bir hadis için “Sahihtir” demişlerse bizler bu hadisi sahih olarak kabul ederiz.  Ve bu alimler bu işin ehli, uzmanı oldukları için sahih dediklerini sahih kabul ederiz.
 
Zira hadisleri sened ve metin açısından sahih olup olmadığını tespit etmek herkesin yapabileceği bir şey olmayıp, hadis alimlerinin işidir. İmam Buhari ve Müslim (rah.) bu işi ne babalarından miras almışlardır ne de bu işe kolay olarak sahip olmuşlardır. Bu işin ehemmiyetini ise ancak bu alimlerin hayatını ve mücadelelerini okuyan ve hadis ilmine vakıf olan kimse anlar. Ve senedi araştıranlar anlar. Bu ilmin cahili kimseler Buhari ve Müslim’e itibar etmez, kıymetini anlamaz. Buhari ve Müslim’in sahih dediği hadise “sahih değil” diyen kimse hadis ilmine vakıf olmayan heva ve hevesine göre hüküm veren kimsedir. Fakat Buhari ve Müslim’in sahih dediği hadise sahih diyen kimse ise bu işi ehline bırakan kimsedir. Zira Buhari’nin veya Müslim’in sahihtir dediğine sahih değil diyen kimse hiç bir alime dayanmayıp bunu neye göre söylüyor? Hangi ilme dayanarak söylüyor? Kendi heva ve hevesine göre mi? İşte buna bakarak hüküm veririz.
 

Soru: Tevhid akidesini benimsemiş ve bunu yaşadığı zamana indirgemiş ve güncellemiş halde hayatına taşımış iki kişi için ve bu Her iki,yani aynı hadisi kabul ve kabul etmeyen kişilerin ortaya koyacakları GEREKÇELERİ nasıl olmalı ki, sizin dediğiniz gibi geçerli olsun..
 
Cevap: Bir hadis için sahih veya zayıf diyebilmek için bu işin ilmine vakıf olmak gerekir. O ilme vakıf olmadan, ilim gerekli olan ve dinle alakalı olan meselelere ilimsiz girmek ise büyük bir sapıklıktır. Ve ilim sahibi olmadan, şer’i bir nassa dayanmadan verilen her hüküm isabet etse bile yanlıştır.
 
Buhari ve Müslim’de ki bazı hadisleri ancak alimler anlarlar. Zira hadis mücmeldir, avvam anlamayabilir. İşte alimler bunun açıklamasını ve şerhini yaparlar. Avvam ve cahil olan kimse ise bu hadisin manasını anlamadığı ve Kur’an’a zıt olduğunu düşündüğü için hadisi reddeder. Bu ise kendi ve hevesine göre hüküm vermektedir. Böyle bir yapıya sahip olan kimseler cahil oldukları için Kur’an ayetlerinin birbirleri ile çeliştiğini bile iddia edebilirler.
 
Buhari ve Müslim’de ki hadislerin sahih olmadığını söyleyenler ve bunları reddedenler genellikle ya sünnet inkarcılarıdır ya şiilerdir ya da ehli sünnet olmayan kimselerdir. Zira hadis ilmine vakıf olan hiçbir alim Buhari ve Müslim’de ki hadislerin zayıf ve uydurma olduğunu ve reddedilmesi gerektiğini söylemememiştir.

Soru: örneğin sahihtir deyip kabul eden kişi hiç bir gerekçe bildirmeden,şunu söylüyor,,bu hadis İMAM BUHARİNİN KİTABINDA SAHİH TİR denmişse,bunu pekte anlamaya ,kendini yormaya gerek yok,zaten bu hadis sahih denmiş,iş bitmiştir,Diğer kişi ,kabul etmeyende hayır bu hadis şu gerekçeden ve şu ayetlerin ortaya koyduğu anlamla bağdaşmadığı gibi bunu anlamakta pek zor bir şey değil,bunun için ben bu olaya böyle yaklaşıyorum derse,bu her iki kişinin ortaya koyduğu tavır nasıl olmalı ki islama uygun olsun..
 
Cevap: Bazı hadisler vardır ki; bu hadisleri ancak alimler ve arapçayı çok iyi bilen kimseler anlar. Bunun Kur’an’a uygun olup, olmadığını ise yine ancak alimler anlar. Ve yine bazı ayetler de vardır ki; bunlar muteşabih ve mücmeldir. Bunların açıklamasını ise aynı şekilde alimler anlar. İşte bu tür ayetleri ve hadisleri kişi sırf anlamadığı veya Kur’an’da bazı muhkem ayetlere zıt olduğunu iddia ederek inkar ederse bu büyük bir cehalet ve sapıklıktır. Hadisleri Kur’an’a uymuyor diye inkar edebilmek veya manasını ona uygun tevil etmek ancak bu ilme vakıf olan alimlerin işidir. Avvam kimse bu hadisleri anlayamadığı gibi bu konu da söz sahibi değildir. Buhari ve Müslim’in sahih dediği bir hadisi, hadis ilmine vakıf olmadan veya bu işin ehli olmadan sırf okuduğu Kurân mealine zıt düştüğü için inkar eden kimse cahil ve sapık bir kimsedir. Bu konuda uygun olan davranış ise; Bu işi alimlere bırakmak ve bu işin ehline itibar etmektir.

İslam’a uygun olan ise şudur: İslam dini ile ilgili bazı ilimler vardır. Bu ilimler ise basit olan avvam ve cahil insanların vakıf olduğu ilimler değildir. Belli bir yol katteden, belli bir seviyeye
yükselen ve bu uğurda dirsek çürüten kimseler ulaşır.  Ve İslam dini ve onun ilmi ile ilgili meselelerde ise söz sahibi kimse bu ilmi elde eden alimlerdir. Zira kişi eğer avvamsa bilmediği veya vakıf olmadığı bir mesele hakkında konuşması uygun değildir. Avvam ve cahil olan kimselere düşen bu konuyu ilme vakıf olan ve bu konuda ehil olan alimlere bırakmasıdır. Zira kişinin bir ilme vakıf olmadan onun hakkında olumlu veya olumsuz konuşması büyük bir sapıklıktır.
 
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
 
"Bilmediğin şeyin ardına düşme. Doğrusu kulak, göz ve kalb bunların hepsi o şeyden sorumlu olur."   (İsra: 36)
Kayıtlı


وَآخِرُ دَعْوَانَا أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Davamızın sonu;
Alemlerin rabbi olan Allah’a hamd olsun
KUDUS
Girişimci Üye
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 104


« Yanıtla #9 : 29 Ekim 2013, 19:44:00 »

O zaman hadis cahilliği,hadis alimliğinden daha iyidir mi.

Şu yaklaşım çok doğru bi yaklaşımdır ki,hadis diye rivayet edilen bi sözün senedi bilinmeden ve çok iyi araştırma yapılmadan ve o hadisi rivayet eden hadis alimi olarak tarihe geçenlerin fikirlerine baş vurmadan hadis hakkında yorum yapmak yanlıştır..

O zaman ,avam ve cahil olan biri hadisi anlayamıyorsa,ve hadiste dinin kaynaklarından olduğuna göre,avam ve cahil olan müslüman olamaz mı,veya bu cahil ve avamdan kastınız nedir.

Kayıtlı
Teymullah el-Muvahhid
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 459



« Yanıtla #10 : 04 Kasım 2013, 12:25:33 »

Soru: O zaman hadis cahilliği,hadis alimliğinden daha iyidir mi.Şu yaklaşım çok doğru bi yaklaşımdır ki,hadis diye rivayet edilen bi sözün senedi bilinmeden ve çok iyi araştırma yapılmadan ve o hadisi rivayet eden hadis alimi olarak tarihe geçenlerin fikirlerine baş vurmadan hadis hakkında yorum yapmak yanlıştır..O zaman ,avam ve cahil olan biri hadisi anlayamıyorsa,ve hadiste dinin kaynaklarından olduğuna göre,avam ve cahil olan müslüman olamaz mı,veya bu cahil ve avamdan kastınız nedir.
 
Cevap: İslam dininde herkesin anlayabildiği meseleler vardır ve bunlar aslıddindendir. Yani Kur’an-ı Kerim’in indirildiği dil olan Arapçayı bilen bir kişi Kur’an’ı okuduğu zaman aslıddini anlar. Ve yine o ayetler kendi diline çevrildiği zaman da anlar. Farz ayn olan hükümler genellikle açık olan hükümlerdir. Başka bir dile doğru çevrildiğinde aynı manayı verir. Fakat akaid ile ilgili bazı ince noktalar vardır. Ve yine ameli meselelerde de ince noktalar vardır. İşte bunları avvam olan kimse anlamaz.
 
Avvam olan kimse hadislerden nasıl hüküm çıkaracağını anlamaz. Ve bazı kapalı olan meseleler hakkında deliller söylenirse bunları da anlamaz. Yani ictihadi meselelerde olan mücmel delilleri anlamaz. Aslıddinle alakalı olan delilleri kastetmiyoruz. Bu meseleleri ise avvam olan bir kişi alimlere sorar. Zira Allah-u teala şöyle buyuruyor;
 
“Eğer bilmiyorsanız zikir ehline (alimlere) sorun.” (Enbiya: 7)
 
Bu ayet bize iki tabakayı bildirmektedir; Zikir ehli yani alimler tabakası, Bilmeyenler yani avvam tabakası...
 
Bu ayetten anlıyoruz ki: Avvam olan kimselerin anlamayacağı meseleler vardır ve bu meseleleri bir alime sorması gerekir. İşte hadisleri sahihliği bakımından değerlendirme meselesi de avvamların anlamadığı meselelerdendir. Bu avvamların ilmi olmayıp, alim olanların ilmidir. Bu sebeble avvam olan kimse hadisleri sahih olup, olmaması açısından değerlendiremez, bu konuda hüküm veremez. Çünkü hadis bir haberdir. Haber ise şahıslarla nakledilmektedir. Nakleden şahısların bu hadisi uydurup uydurmadıklarını araştırmak ise avvamın değil, bu konuda ehil olan hadis alimlerinin işidir. Ve hatta bu hadis alimi olmayan alimlerin de işi değildir. Bu ilmi bilen, buna ehil olan hadis alimlerinin görevidir.
 
Avvam olan kimse hadisin sahih olup, olmadığını, sağlam olup olmadığını araştıracak veya anlayacak durumda olmasa bile bu manası açık olan hadisleri veya muhkem olan ayetleri anlamayacak demek değildir. Fakat bazı ayetler ve hadisler vardır ki; bunların manasını herkes anlamaz. Ancak ilimde derinleşmiş olanlar anlar. Bunlar ise dinin aslı ile alakalı olan ayet ve hadisler değildir. Dinin aslı ile ilgili olan ayetler net ve açıktır ve akıl sahibi her mükellef bunu anlayabilir.
 
Daha iyi anlamanız için size bir örnek verelim;

Türkçe dilinin de diğer diller gibi kuralları ve dil bilgisi vardır. Ve bu kuralları ve dil bilgisini bilmeyen bir kimse söylenilen sözün bu kurallara göre yanlış mı doğru mu olduğunu bilemez. Veya kullanılan bir cümlenin bu kurallara uygun olup, olmadığını tesbit edemez. Fakat bu kişi bu dilde manası açık olan ve herkesin anlayabileceği kelimeleri anlar. Bu demek değildir ki bu kişi Türkçe dilinin kuralları ve dil bilgisi konusunda ehil kimsedir.
 
Hangi ilim olursa olsun bu ilmin kaide, kural ve istilahlarını bilmeyen kimse bu ilmin cahilidir ve bu ilim konusunda iyi veya kötü yorum yapma hakkına sahip değildir. Hadis ilmi de böyledir. Hadis ilmini, kaide ve kurallarını, istilahlarını ancak bu işe ehil olan hadis alimleri bilir. Ve hadis alimleri de kabul edip, etmedikleri hadisleri ayırmışlar ve bu konuda bir çok kaideler ve kurallar koymuşlardır. Bu kaide ve kuralları bilmeyen bir kimse hadislerin sahih olup, olmadığına dair hüküm veremez.

Kişinin nasıl müslüman olacağı, Allah’a nasıl ve ne şekilde ibadet etmesi gerektiğini aklı başında her mükellef anlayabilir ve bu Kur’an’da muhkem ayetler ve sahih hadislere açık olarak bildirilmiştir. Ve bu manaları bilen bir kimse bunları avvama anlatırsa avvam da bunu güzelce anlar. Bunlar, aklı başında olan her mükellefin anlayacağı meselelerdir.
 
Bizim meselemiz ise; açık olan hadisi ve muhkem ayeti anlama meselesi değildir. Bizim konumuz rivayet edilen hadisi Rasulullah (s.a.s)’in söyleyip söylemediği, haberin doğru olup olmadığı ve bu haberin Rasulullah (s.a.s)’tan intikal edip etmediğidir. İşte bunları tesbit etmek avvamın işi değildir. “Hadis ilmi avvamın işi değildir” sözümüzün manası budur. Yoksa avvamın, manası açık olan sahih hadisler ve muhkem ayetleri anlayıp, anlamaması değildir.
 
Kur’an ve sünnette olan bazı sözleri herkes anlayabilir, dile bağlı değildir. Bazı sözler de dile bağlıdır, arapça bilinmeden anlaşılmaz. Bazı sözler de vardır ki; bunların manasını ilimde derinleşmiş olan alimler anlar. İnce noktalar ve dilbilgisi ile ilgili olan meseleler gibi...
 
Nasıl ki bir dilin kural ve kaidelerini bilmeyen bir kimse bu konuda ehil değilse aynı şekilde İslam’ın kurallarını, hadisten, ayetlerden nasıl hüküm çıkarılacağını bilmeyen kişi bu konuda konuşmaya ehil değildir. Şayet kişi gerekli ilimleri ve kaideleri bilmeksizin ayetlerden ve hadislerden hüküm çıkarmaya kalkışırsa bu kişi Allah’ın razı olduğu İslam’ı değil kendi heva ve hevesine göre anladığı dini anlatmıştır.
 
İslam’a nispet edilen bütün sapık taifeler “Biz Allah’ın dinine bağlıyız, biz ayetleri böyle anladık”  diyorlar.
 
Bu sapık taifeler bir çok ayeti kendi sapık tevillerine göre saptırmaktadırlar. Öyle ki Bakara suresinde ki “...inek kesin” ayetinde ki “İnek” lafzını “Aişe” olarak, Ahzab: 56 ayetindeki "Aliyyun Kadir " lafzını Ali olarak te'vil etmişlerdir. Ve yine Allah-u tealanın “namaz kılın” emrinde ki “namazı” Arapça dilinde ki kelime manasını alarak namazın sadece dua etmek olduğunu iddia ederse bu iddia elbette batıldır ve sapıklıktır. Ayetlerden veya hadislerden hüküm çıkarma ehliyetine sahip olmayan ve ayetleri ve hadisleri kendi kafasına göre yorumlayan sapıkların ve batıl ehlinin bu tür örnekleri çoktur.
 
Rasulullah (s.a.s) Arapça bir söz söylediğin de sahabeler iki mana da anlayabiliyorlar. Ve Rasulullah (s.a.s) bu anlayışların yanlış olduğunu söylemiyor. Demek ki Arapça dilinde bir söz iki veya üç manaya gelebilir. Hangi mananın kastedildiği ise başka ayet ve hadislerden anlaşılır. Ayetler birbirini açıklar. Hadis ise Kur’an’ı açıklar. Kur’an’da, sahih sünnete vahiyle Rasulullah’a bildirilmiştir. Kur’an nasıl vahiyle Rasulullah’a bildirilmişse, Rasulullah’ın sünneti de ona vahiyle bildirilmiştir. Allah-u Teâlâ nasıl Kur’an’ı bize mütevatir bir yolla ulaştırarak korumuşsa sahih hadisleri de bu konuda ehil olan âlimlerle bize ulaştırmıştır.
 
Allah (c.c) Rasulüne iki tür vahiy göndermiştir;

1 - Vahyi Metluv:  Kur'an'ı Kerim'in kendisidir.
2 - Vahyi Gayri Metluv: Rasulullah (s.as)'in Kur'an'ı Kerimi açıklayan sünnetidir.

Kur’an’ı Kerim’de bazı meseleler mücmeldir. Rasulullah’ın sünneti ise bu meseleleri bize açıklar. Örnek verecek olursak: Allah Kur’an’da namazı emretmiş nasıl kılınacağını bize bildirmemiştir, Orucun tutulmasını emretmiş nasıl tutulacağını bize bildirmemiştir, zekâtın verileceğini emretmiş nasıl verileceğini bize Kur’an’da bildirmemiştir. Bunların nasıl yapılacağı ise Rasulullah’ın sünnetinde bize bildirilmiştir. Bu ise bize; sünnetin Kuran’ın açıklayıcısı olduğu ve onun kabul edilmemesi durumunda kişini gerçek İslam’ın hükümlerini tamamıyla hayatına aktaramayacağını göstermektedir. 
Kayıtlı


وَآخِرُ دَعْوَانَا أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Davamızın sonu;
Alemlerin rabbi olan Allah’a hamd olsun
KUDUS
Girişimci Üye
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 104


« Yanıtla #11 : 09 Kasım 2013, 07:22:42 »

Durum şu mudur,hadisler bundan binyıladan fazla bi zaman önce gelen hadis alimleri tarafından derlenip,toparlanıp,araştırılıp,ayırt edilmiş,kimin ne kadar anlayacağı ve ne kadarda anlayamayacağı da açıklanmış,bu iş bitmiştir.Çünkü bu işi ilk yapanlar BU İŞTE ALİM OLANLARDIR,BUNDAN SONRAKİLERİN HEPSİDE AVAM OLANLARDIR,daha sonra gelenler daha önce gelip bu uslulu oluşturanların koydukları bu kuralı,bu açıklamaları YETERLİ GÖRÜP,DAHA FAZLADA,DAHA EKSİKTE BİR ŞEY SÖYLEME HAKKI YOKTUR,AKSİ DURUMLAR HEVA VE HEVESLERİNİN ÜRÜNÜ OLUR Kİ BUDA SAPIKLIKTIR..


Kayıtlı
Teymullah el-Muvahhid
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 459



« Yanıtla #12 : 13 Kasım 2013, 09:28:50 »

Soru: Durum şu mudur,hadisler bundan binyıladan fazla bi zaman önce gelen hadis alimleri tarafından derlenip,toparlanıp,araştırılıp,ayırt edilmiş,kimin ne kadar anlayacağı ve ne kadarda anlayamayacağı da açıklanmış,bu iş bitmiştir.Çünkü bu işi ilk yapanlar BU İŞTE ALİM OLANLARDIR,BUNDAN SONRAKİLERİN HEPSİDE AVAM OLANLARDIR,daha sonra gelenler daha önce gelip bu uslulu oluşturanların koydukları bu kuralı,bu açıklamaları YETERLİ GÖRÜP,DAHA FAZLADA,DAHA EKSİKTE BİR ŞEY SÖYLEME HAKKI YOKTUR,AKSİ DURUMLAR HEVA VE HEVESLERİNİN ÜRÜNÜ OLUR Kİ BUDA SAPIKLIKTIR..
 
Cevap: Durum tam olarak bahsettiğiniz gibi değildir. Hadis ilmi önemli olan şer’i bir ilimdir. Ve bu ilme ehliyetli olan kimselerin uğraşacağı bir ilimdir. Bu sebeble bu ilim hakkında konuşacak olan; bu ilme ehil ve uzman olanlarıdır. İslami ilimlerin her biri öyledir. Hadis ilmi, Fıkıh ilmi, Usul ilmi de böyledir. Nasıl ki içtihadla fıkhi bir hüküm verebilmek için müctehid olmak gerekiyorsa aynı şekilde hadisler hakkında hüküm verebilmek için bu ilme ehil olmak gerekir.
 
Allah kendilerinden razı olsun büyük hadis alimleri bu alanda çok büyük çalışmalar yaptılar. Hadisleri cerh ve tadil ilmine göre değerlendirip, sıhhat derecelerine göre araştırdılar. Ve bunun için yıllarca raviyeleri tek tek dolaşıp, onlardan hadis aldılar. Ve bu ilimde bir takım istilah ve şartlar koydular. Hadis ilmine vakıf olmayan, avam bir kimse bir hadisin sahih olup, olmadığını araştıramaz ve araştırsa bile doğru hüküm veremez. Fakat bu işe ehil olan bu konuda hadis alimi olma seviyesine çıkmış bir alim ister günümüzde olsun, isterse ondan önceki dönemlerde olsun hadislerin sıhhatini araştırabilirler. Hadis ilmi de diğer ilimler gibi olup, avamların kendi akıl ve reylerine göre görüş bildireceği bir ilim değildir. Yani nasıl ki müçtehid olmayan bir avam içtihadi bir hüküm veremiyorsa bir hadisin sıhhat derecesini de kendine rey ve görüşüne göre araştıramaz.
 
Günümüzde şayet hadis konusunda ehil olan ve bu konuda hadisleri sıhhat derecesine göre değerlendirmeye ehil olan bir alim varsa hadislerin sahih olup, olmadığını araştırabilir, bu imkansız değildir. Fakat bu konuya ehil olmayan avamın kendi görüş ve reyine göre hadisleri kabul edip, etmemesi çok yanlış bir davranıştır.
Kayıtlı


وَآخِرُ دَعْوَانَا أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Davamızın sonu;
Alemlerin rabbi olan Allah’a hamd olsun
KUDUS
Girişimci Üye
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 104


« Yanıtla #13 : 16 Kasım 2013, 22:18:35 »

2 - Vahyi Gayri Metluv: Rasulullah (s.as)'in Kur'an'ı Kerimi açıklayan sünnetidir.TEYMULLAHTAN ALINTI..

AÇIKLAMAKTAN kastınız nedir..

Kurana göre açıklamak nedir...
Kayıtlı
Teymullah el-Muvahhid
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 459



« Yanıtla #14 : 17 Kasım 2013, 20:01:16 »

Soru: 2 - Vahyi Gayri Metluv: Rasulullah (s.as)'in Kur'an'ı Kerimi açıklayan sünnetidir.TEYMULLAHTAN ALINTI..

AÇIKLAMAKTAN kastınız nedir..Kurana göre açıklamak nedir...

Cevap: Biz bu sorunuza daha önce cevap verdik. Kur’an’ı Kerim’de bulunan bazı hükümler mücmeldir. Rasulullah’ın sünneti ise bu mücmel olan hükümleri açıklıyor. Ve yine bazı farzlar bildirilmiş bunların nasıl yapıldığı ve ne şekilde yapılacağı ise bildirilmemiştir. Rasulullah’ın sünneti ise bu şeyleri açıklamıştır.

Kur’an’ı Kerim’de bazı meseleler mücmeldir. Rasulullah’ın sünneti ise bu meseleleri bize açıklar. Örnek verecek olursak: Allah Kur’an’da namazı emretmiş nasıl kılınacağını bize bildirmemiştir, Orucun tutulmasını emretmiş nasıl tutulacağını bize bildirmemiştir, zekâtın verileceğini emretmiş nasıl verileceğini bize Kur’an’da bildirmemiştir. Bunların nasıl yapılacağı ise Rasulullah’ın sünnetinde bize bildirilmiştir. Bu ise bize; sünnetin Kuran’ın açıklayıcısı olduğu ve onun kabul edilmemesi durumunda kişini gerçek İslam’ın hükümlerini tamamıyla hayatına aktaramayacağını göstermektedir.

Kayıtlı


وَآخِرُ دَعْوَانَا أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Davamızın sonu;
Alemlerin rabbi olan Allah’a hamd olsun
Sayfa: [1] 2   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Sitemiz üzerinden erişilebilen şeylerde Allah'ın razı olmadığı şeyler varsa, bunları reddediyoruz.