|
Cevap:
Saddam’ın küfrü kat’i delille sabittir. Delaleti
kat’i olan, subuti kesin olan delille kesindir. Hiçbir delil ve hareket bu
kişinin bu kesin olan küfründen döndüğünü ortaya koymamıştır.
Şimdi sana Saddam’ın düştüğü küfürlerin bazılarını
söyleyeyim:
Birincisi: ALLAH’ın şeraitiyle hükmetmeyip
beşeri şeriatle hükmetmesi ve ALLAH’ın şeraitini hakim kılmak için çalışanlara
savaş açmasıdır. Kendisi yönetici olduğu zaman, kim ALLAH’ın şeriatini hakim
kılmak için çalışırsa veya ondan onu isterse onu öldürme veya hapis veya en
şiddetli azaba maruz bırakıyordu. Hatta öyle şiddetli işkenceler yapıyordu ki
kendisine Amerika’nın ve bağlılarının yaptığı işkencelerden kat kat daha
fazlaydı.
İkincisi: Ba’s Arap Sosyalist Partisinin
ilkelerine iman ettiğini apaçık bir şekilde söylemesidir.
Ey Eba Basir !
Acaba Saddam bu açık olan küfürlerinden tevbe eti
mi?
Daha önceki şirkten küfürden beri oldu mu?
Bundan dolayı ona İslam hükmü verebildin?
Acaba o küfründen tevbe etmiş mi?
Bu konuda herhangi bir ilmin var mı ki İslam hükmü
ona veriyorsun.?
Gerçek şu ki Saddam’ın hapisten idam edilinceye
kadar durumunu takip eden, tevhidin bir zerresini bilen bir kişi asla Saddam’a
küfürden başka hüküm vermez. Çünkü daha önceki küfür ve şirkinden tevbe ettiğine
dair bir tane dahi bir delil yoktur. Daha önce düştüğü küfür ve şirkten tevbe
edip tevhide sarıldığına dair bir tek delil yoktur ve bunu göremez.
Ey Ebu Basir!
Senin Saddam’a Müslüman hükmü vermek için verdiğin
deliller ise hiçbirisi onun eski küfründen şirkinden tevbe ettiğini göstermez,
küfründen de bir şey eksiltmez. Onun eski hükmü devam etmektedir.
Hapishaneden ve idam edilinceye kadar hükmü hep aynıdır. Çünkü eski şirk ve
küfründen tevbe ettiğine dair delil yoktur. Ve Senin sunduğun delillerin hiçbiri
bu konuda delil değildir. Ve inşaALLAH saddam müslüman olduğuna dair sunduğun
delilleri tek tek çürüteceğim ve delil olmadığını isbat edeceğim.
Şimdi Tartusinin Saddam’a Müslüman hükmü
vermesinde gösterdiği ve Saddam’ın şüpheler içinde kaldığına dair verdiği
hükümle ilgili delillerine gelelim.
Ey Ebu Basir Et-Tartusi!
ALLAH’tan kork!
Bu, İslam alameti midir?
Bu adamın eski küfür ve şirkinden tevbe ettiğine
dair bir alamet midir?
ALLAH’tan kork!
Saddam yöneticiyken bile Yahudilere savaş açmış ve
Filistinlerin savaşında Yahudilere karşı onlara yardım etmişti. Aynı şekilde
Irak’ta ve Irak dışında Şiilere savaş açmıştır. Aynı şekilde haçlılara, Amerika
ve onların yandaşlarına karşı savaş açanlara yardım etmiştir. Yöneticiyken bile
bunları yapıyordu. Ve bunları yaptığı zamanda bile kafirdi, müşrikti. Yine
yöneticiyken Irak bayrağına ALLAHu Ekber yazısı eklemiştir. Ayrıca hapishanade
bulunan müebbet hapse mahkum olan kimseleri Kur’an ezberlemelerine karşılık
hapisten çıkarıp serbest bırakıyordu. İşte böylece yönetici olduğu sırada
Abdulmunim Mustafa Halime Ebu Basir et-Tartusi’nin küfründen tevbe saydığı daha
bir çok şeyleri yapardı.
Bunu söylediğin için sana şöyle derim:
Ey Adam! Ne kadar cahilsin.
Zamanımızdaki bütün tağutlar namaz kılma konusunda
çok titiz davranıyorlar. Hatta Hafız Esad bile…
Tağutlar Namaz konusunda o kadar ırsarla
duruyorlar ki milletlerine namaz kıldıklarını çok güzel bir şekilde, hatta
televizyonlar da gösteriyorlar.
Arafat da namazına devam eden birisiydi. Hatta gece
namazına bile devam ediyordu. Kral Hüseyn ve kardeşi Hasen de aynı
durumdaydılar. Avrupa’da eğitim yaptıkları dönemlerde bile namazlarını terk
etmediler. Bugünkü Ürdün kralı Abdullah bile öyle… Hiçbir zaman namazını terk
etmezdi, hatta İngiltere’de eğitim yaparken bile namazına devam ederdi.
Suudi Arabistan tagutu bile böyledir. Hatta bütün
tagutların çoğu da böyledir. Namaz kılmanın üzerinde bu kadar titizlikle
durmaktadırlar. Böylece yöneticisi oldukları ülkelerde kendilerini insanlara
güzel bir şekilde gösteriyorlar ve bunu yapmak için televizyonları da çok güzel
kullanıyorlar. Zira bu tagut kimselerin alimleri onlara şöyle söylemişlerdir:
"Sizler eğer namazlarınıza devam ederseniz ve
İslam’a bağlı olduğuzu, Müslüman olduğunuzu halka ilan ederseniz, ne iş
yaparsanız yapın, ALLAH ’ın şeriatini bir kenara atıp beşeri kanunlarla
hükmetseniz bile Müslüman kalırsınız."
İşte bu sebeple bu gibi yöneticiler ülkelerinde
namazı kılma konusunda titizlikle duruyorlardı. Ve onu televizyon ve diğer yayın
organlarında gösterme konusunda çok titiz ve itinalı bir şekilde duruyorlardı.
Ey Tartusi! Sen tagut olan Kaddafi’nin insanlara
namaz kıldırdığını acaba unuttun mu?
Ey ilim sahibi olduğunu iddia eden Tartusi!
Saddam Huseyin yöneticiyken bile namazlarına devam
ederdi. Ve hapse girdikten sonra durumu değişmedi. Ta ki idama kadar namazlarını
muhafaza ederdi.
Diyelim ki yöneticiyken namaz kılmıyordu, hapiste
namaza başladı, işte bu alamet kesin şirkinden, küfründen döndüğüne alamet
değildir. Çünkü onun şirki, küfrü namaz kılmadığından dolayı değildir. Onun daha
önceki kesin olan şirki, küfrü daha önce söylediğimiz İslam şeriatini tatbik
etmeyip kafir kanunlarını tatbik etmesi, İslam şeriatini isteyen, uygulayan
kimseleri öldürmesi, hapse atması, işkence yapmasıdır. Bir de kafir olan
Arap Sosyalist Ba’s Partisine ve Arap kavmiyetçiliğine inanmasıdır. Hatta
ölünceye kadar o partiyle övünüyordu. Mahkemede idam hükmü verildiğinde: Ba’s ve
Arap halkı Sağolsun diyerek içenlikle bağırdı. Oysa İslam şeriatinin tatbik
edilmesini istediğine, bütün tagutlardan beri olduğuna, daha önceki şirk ve şirk
ehlinden beri olduğuna dair ondan bir tek söz duymadık.
Muhakemesinin ta başından idam edilinceye kadar eski
şirk ve küfründen tevbe ettiğine veya İslam şeriatini tatbik etmediği için tevbe
ettiğine ya da Ba’s partisine bağlı olduğu için küfre girdiğine ve bundan tevbe
ettiğine dair bir söz duymadık. Yine İslam şeriatini uygulamayan Arap
tağutlarına daha önce İslam hükmü verdiği için tevbe ettiğini, daha önceki
hükümdeki işlediği şirk ve küfürlerinden tevbe ettiğine dair bir tevbesini
duymadık.
Şöyle şer’i bir kaide vardır:
"Kim İslam’dan bir kapıdan çıkarsa mutlaka
İslam’a girmesi için o kapıdan girmesi gerekir."
Bu kaide şöyledir:
Eğer bir kişi zekatı terk ettiği için küfre
girmişse, sadece şehadeti söylemesiyle İslam’a geri dönmez. Hatta Kur’an okusa,
namaz kılsa, haccetse bile İslam’a geri dönmez. Ta ki bunlarla birlikte inkar
ettiği zekatı inkar etmeyeceğini ilan edinceye kadar. Çünkü mürted olmasının
sebebi; zekatı inkardır.
Ebu Bekir (r.a) zamanındaki mürtedler
zekattan dolayı mürted olmuşlardı. Oysa onlar La ilahe illALLAH ’ı söylüyor,
namaz kılıyor, oruç tutuyorlardı. Yine zekatın dışındaki tüm İslami amelleri
işliyorlardı. Buna rağmen onlara mürted hükmü verildi ve kendilerine savaş ilan
edildi. Böylece canları ve malları helal kılındı ve Müslümanların icmaıyla
kendilerine mürted hükmü verilerek savaş açıldı.
Aynı şekilde ALLAH’ın şeriatini uygulamadığı ve
kafir kanunlarını uyguladığı için İslam’dan çıkan bir kişi, ancak İslam’a
dönebilmesi için İşlediği amelin küfür, şirk, İslam’dan çıkmak olduğunu ilan
etmesi ve bu şekilde tevbe etmesi gerekir.
Yine Ba’s Sosyal Arap Partisine tabi olduğu, iman
ettiği için İslam’dan çıkan bir kişi İslam’a girebilmesi için ancak bu partiden
beri olduğunu, o partide olduğu zaman kafir ve müşrik olduğunu ilan etmesi ve bu
yaptığından tevbe etmesi gerekir.
Acaba Saddam bunları mahkemede ve idam edilmeden
önce yaptı mı ki Ey Ebu Basir ona Müslüman hükmü verebildin. Ne kadar cahilce
hüküm veriyorsun?
SubhanALLAH !
Ey Tartusi! Sanki Ba’s Sosyalist Partisini hiç
tanımıyorsun… Kim sana söyledi ki Ba’s Partisinin üyeleri imani sözleri inkar
ediyorlar. Kim dedi ki Ba’s partisi İslam şiarlarını inkar ediyorlar,
reddediyorlar?
Ba’s Arap Sosyalist Partisinde halklarını kandırmak
için ne kadar İslam şiarları vardır?
Hatta La ilahe illALLAH ve ALLAH u Ekber
kelimelerini bayraklarına bile koyarlardı. Hatta Ba’s Partisinin ileri
gelenlerinin çoğunluğu çok dindar idiler.
Örneğin; Duri çok dindar birisiydi. Öyle ki
bir tasavvuf tarikatına bağlı olduğu söyleniyordu ve kimse ona karşı gelmiyordu.
Ve Ba’s Partisinin birkaç önde geleni bunun gibiydiler. İslam şiarlarını, namaz
kılmayı, oruç tutmayı devamlı yapmaktaydılar.
Ey Aba Basır Tartusi!
Saddam Huseyin’in mahkemede imani, İslami ibareleri
tekrarlaması daha önceki işlediği şirkten tevbe etmesi için bir alamet olarak
yeter miydi? Asla yetmezdi. Tagutların çoğu bu imani ibareleri kullanırlar ve
tekrarlardı. Bilakis halklarına imani ibareleri söylediklerini duymaları
konusunda titizlikle dururlardı. Onun için kendi söyledikleri hutbelerin ve
konuşmaların çoğu ayet ve hadislerle doluydu.
SubhanALLAH !
İşte apaçık bir cehalet! Ondan daha fazla cehalet
göremiyorum. Ey aba basır Tartusi! Kim sana dedi ki "Kur’an’ı
taşıyorum" dediği zaman onlara şöyle demek istiyordu:
"Ben bu Kur’an’ın hepsine inanıyorum. Ve onun
içindekileri uyguluyorum ve bu inanc üzere oluyorum."
Bunları sana söyleyen kimdir?
Yoksa kalbine mi baktın?
Hatta bu şekilde olsa bile Kur’anı taşıdığı zaman
insanlara:
"Kur’an’a inanıyorum, içindekilere inanıyorum"
demek olsa bile, daha önceki işlediği küfür ve şirkten beri olmadıkça, bunu
apaçık bir şekilde insanlara ilan etmedikçe ve bütün şirk ve küfürden beri
olduğunu, ALLAH’ın şeriatini tatbik eden tagutlardan beri olduğunu ilan
etmedikçe bu, asla İslam’a girmesi için yetmez.
Ey Tartusi!
Hapiste idam ya da müebbet cezası verilen bir
mahkumu Kur’an’ı ezberlediği için hapisten çıkaran kimse hakkında ne dersin?
Saddam, yöneticiyken bunu yapardı. İşte bu, bütün
Kur’an’a inandığına, onunla amel ettiğine, dair açık bir delil değil midir?
Neden o zaman İslam hükmü vermiyordun?
Ey Tartusi!
Senin anlayışına göre aslında Saddam o zaman çok iyi
bir mü’mindi. Ve Kur’ana tam olarak inanıyordu. Çünkü Kur’an’a o kadar saygıları
vardı ki Kur’an’ı ezberleyen müebbet mahkumları affedip hapisten çıkarıyordu.
Ey Tartusi!
Saddam gerçekten Kur’an’a tam olarak inansaydı
taguta muhakeme olmayı kabul etmezdi. Tagut hakime karşı saygılı bir şekilde
durmazdı. Ona yapılan mahkemeyi baştan sona kadar reddederdi. Asla baştan sona
kadar tagut hakime karşı saygılı durmaz, saygılı konuşmazdı. Saddam’ın ona karşı
konuştuğu gibi yapmazdı. Ayrıca mahkemeyi terk ettiği için mahkemenin birinci
kadısına övmezdi. Çünkü mahkemeyi terk etse bile küfrünü terk etmiş değildir.
Zira Saddam mahkemede bu hakim olan tagutu övmüştür. Eğer Saddam Kur’an’ın
tamamına iman etseydi şirk ve şirk ehlinden beri olduğunu apaçık bir şekilde
ilan ederdi. Nasıl ki hakkında verilen idam hükmü nedeniyle yüksek sesle
"Yaşasın Irak halkı" haykırmışsa bütün şirk ve şirk ehlinden beri olduğunu
haykırırdı.
Ey Abdulmunim Mustafa (Halime Eba Basır)!
ALLAH sana hidayet etsin.
Saddam Huseyin gerçekten tevhidin, tağutu ve ona
bağlı olanları reddetmekle gerçekleşeceğine inanıyor muydu?
Saddam Huseyin yöneticiyken ALLAH’ın şeriatini
tatbik etmediği için kendisinin tağut olduğuna inanıyor muydu?
Saddam Huseyin: "Hayır, Rabbine andolsun ki
aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin etmedikçe, sonra haklarında
verdiğin hükümden dolayı kalplerinde bir sıkıntı duymadan tamamen teslim
olmadıkça iman etmiş olmazlar." (Nisa: 65)
ayetine inanıyor muydu?
Yine: "Sana ve senden öncekilere indirilenlere
inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Reddetmeleri emrolunmuşken taguta
muhakeme olmak isterler. Oysa şeytan onları derin bir sapıklığa saptırmak
ister." (Nisa: 60) ayetine inanıyor muydu?
Şayet: "Evet inanıyordu" cevabını verirsen o
zaman sen bu ayetleri bilmiyorsun, anlamıyorsun.
Şayet: "Hayır" cevabını verirsen o zaman bu
durumda Saddam Huseyin’in Müslüman öldüğüne dair verdiğin fetvanın batıl olduğu
apaçık bir şekilde belli olmuştur.
Her kim Saddam Huseyin’in muhakemesini görmüş ve
tevhidi ve de bu ayetleri biliyorsa asla bir an olsa bile Saddam Huseyin’in bu
ayetlere inandığına hüküm vermez. Kaldı ki bütün Kur’an’a inandığına hükmetsin.
Çünkü söz konusu kimse daha bu ayetlere inanmıyordu. Söz hiçbir zaman amel
yerine geçmez.
Kim büyük şirk işlerse bu büyük şirkten tamamen
temizleninceye kadar hiçbir amel ona fayda vermez. Şehadeti ona fayda vermez,
kıldığı namaz ona fayda vermez. Ta bu büyük şirkten temizleninceye kadar hiçbir
söz ve amel ona fayda vermez.
Ey Eba Basir!
Sözlerinden ne kadar tevhid cahili olduğunu
apaçık görüyorum. Sana göre ALLAH’ın düşmanlarının muhakeme ettiği herkes
Müslüman mıdır?
Amerikalıların muhakeme ettiği herkes muvahhid
midir?
Amerikalıların, Şiilerin ve yandaşları muhakeme
ettiği herkes Muvahhid midir ?
Nasıl bir anlayış, nasıl bir mantık ve nasıl bir
İslami ilimle bunu söylüyorsun !!!
İşte öyle bir zamanda yaşıyoruz ki Ebu Basir ve onun
gibi olanlara göre İslam ümmetine düşman olanların muhakeme ettiği kimseler
artık müslümandır. Şiilerin, Rafizilerin ve haçlıların muhakeme ettiği kimseler
için bu durum bir İslam alameti olmuştur.
İşte bu sapıklıktan ve saptırmaktan ALLAH (c.c)’a
sığınırım.
Ama sen öyle şeyler tahmin ediyorsun ki sanki Saddam
Huseyin aslında bütün şirklerden tevbe etmiştir. Fakat Amerikalılar, Şiiler bunu
bize söylememişlerdir. Aslında böyle düşünen ve tahmin eden kişi mürekkep zır
cahil olmaktan başka bir şey değildir.
Saddam Hüseyin canlı yayında istediği gibi
konuşabiliyordu. Ve tevbesini ilan etmek isteseydi muhakkak ilan edebilirdi.
Saddam Huseyin gerçekten tevbe etseydi ve eski şirk ve küfürlerinden dönseydi
bunu apaçık bir şekilde mahkemede bütün halka haykırabilirdi. Şirk ve şirk
ehlinden beri olduğunu, bütün tagutlardan ve tagutlara bağlı olanlardan beri
olduğunu, İrak halkı dahil bütün tagutlara bağlı olanlardan beri olduğunu ilan
edebilirdi. İşte o zaman mahkemede Kuranı taşımasının bir anlamı olurdu. O zaman
böyle haykırdığı zaman durumu değişirdi. Yoksa yöneticiyken bayrağına ALLAH u
Ekberi koyması gibi olmaz. Çünkü tağut bir yöneticiyken bayrağına ALLAH u Ekber
sözünü yazmıştı. Gerçekten bu kelimenin manasını bilse ve gerçekten iman etseydi
taşıdığı Kur’an’ın hükümlerini bir kenara atıp kafir kanunlarını uygulamazdı.
İşte bu ALLAH u Ekber’i insanları kandırmak için koymuştu. Ve mahkemedeki
yaptığı da böyleydi.
Ama eğer gerçekten iman etseydi, mahkemede bütün
işlediği şirk ve küfürlerden beri olduğunu, tagutlardan beri olduğunu
haykırardı. O zaman Saddam’ın gerçek tevbe ettiğini ilan ederdik. İşte gerçekten
bundan dolayı idam edildi, şehid edildi ve bundan dolayı ecri kat kat olacaktır,
derdik. Çünkü bu şekilde mahkemede apaçık bir şekilde tevhidi haykırsaydı,
yani; şirkten beri olduğunu, daha önce işlediğinin şirk olduğunu, kendisinin
tagut olduğunu, böyle yapanların tagut olduğunu, şirk ehli olduğunu, ALLAH ’ın
şeriatiyle hükmetmeyenlerin tağut olduğunu, onların reddedilmeleri gerektiğini
söyleseydi, işte o zaman onun tevhid ehli olduğuna inanmış olurduk. Saddam böyle
yapsaydı Tevhide büyük bir faydası olurdu. Çünkü sahte maskeleri düşürmüş
olurdu. Fakat maalesef yapmadı. Irak halkının hayatına haykırdı. Oysa bunu
yapabilme imkanı vardı, ama yapmadı.
Kim Saddam’ın bunu yapma imkanı olmadığını söylerse
işte o kimse hem gözü hem basireti kör olan kimsedir. Ve gerçeği saptıranlardan
olduğu apaçık şekilde bellidir.
Mahkemeyi seyreden kimse, onun sesini mahkemenin ne
zaman kestiğini bilirdi. Hiçbir zaman Saddam Huseyin’in sözü, tevbe etmek
istediğinden, Müslüman olduğunu, muvahhid olduğunu ilan etmek istediğinden
dolayı kesilmedi.
Saddam Huseyin gerçekten imanı, tevhidi bilseydi ve
gerçekten tevbe ettiğini isteseydi mahkemede insanlara ilk konuşacağı söz
tevbesini ilan etmek ve tevhidi haykırmaktı. Böylece insanlara ilk konuşacağı
hak ve hakikatı tebliğ etmiş olurdu.
Ey eba basır Tartusi!
Gerçekten bu söylediğin şey en saçma olan bir
şeydir. Gerçekten tevhidi bilsen ve ona gerçekten iman etsen böyle konuşmazdın.
Böyle düşünmezdin.
Tevhidin apaçık şekilde ilan edilmesi şirk ve şirk
ehlinden beri olduğunun ilan edilmesi, sahte maskelerin tağutlardan ve tagutlara
bağlı olanlardan indirilmesi, hiçbir zaman Irak’taki cihadı, mukavemeti
zayıflatmaz, Müslümanları birbirlerinden koparmaz, fırkalara düşürmez. O zaman
bu mücahidler niçin cihad yapıyorlar?
Bu mücahidler hangi sözler üzerinde toplanıyorlar,
bağlanıyorlar. Eğer bu savaşanlar, tevhidi hakim kılmak için savaşmıyorlarsa
onlara nasıl bir mücahid deriz, nasıl şehit deriz?
Nasıl ALLAH’ın onları muzaffer edeceğini
söyleyebiliriz, İşte aslında bu şekilde Saddam Huseyin böyle bir gerçek tevbeyle
tevbe ettiğini açıkça ilan etseydi, işte o zaman muvahhidlere, gerçek İslam
savaşçılarına en büyük yardımı yapmış olurdu. İşte o zaman kim ALLAH için
savaşıyor, kim sadece toprak için savaşıyor belli olmuş olurdu.
Ey Tartusi!
Ey adeta cihad, şehit kime verildiğini bilmeyen
kimse?
Veya biliyorsun da saptırıyorsun. Sen maalesef
mücahidlerin hangi kelime üzerinde birleştiklerini bilmiyorsun.
Sana soruyorum: Mücahidler hangi kelime
üzerinde birleşiyorlar, kim için savaşıyorlar. Bunlara cevap verirsen, senin
söylediklerinin ne kadar çok saçma olduğu belli olmuş olur.
Eğer cihad ALLAH için, tevhid için ve şirki ortadan
kaldırmak için yapılmamışsa, bu ALLAH yolunda olan tevhid için olan bir
mukaveme bir savaş değildir. Eğer Iraktaki çarpışanlar şirkten ve şirk ehlinden
beri olma konusunda birleşmezlerse bu birleşme gerçek birleşme değildir. Çünkü
ancak bu birleşmeyle muzaffer olurlar.
Aslında Ey Tartusi! Sen gerçek tevhid ehlinden
olsaydın ve tevhidi bilseydin şöyle demen gerekirdi:
Aslında Saddam Huseyin mahkemede ve bütün yayın
organlarında müşahade ettikleri halde eğer herkese gerçek tevhidi anlatsaydı,
şirk ve şirk ehlinden beri olduğunu apaçık bir şekilde tevbe ettiğini ilan
etseydi ve tagutların sahte maskelerini indirseydi, daha önce yöneticiyken tagut
olduğunu, hata yaptığını söyleseydi, küfür ve şirk üzerinde olduğunu söyleseydi
mukaveme ve cihad konusunda mücahidlere en büyük yardımı olurdu.
İşte o zaman Irak’takı savaş ALLAH’ın şeriatini
hakim kılmak için olurdu. Sadece Irak’ı bir taguttan başka bir taguta teslim
etmek için bir savaş olmazdı. Daha önceki sahte devlet kurtuluşlarında olduğu
gibi. Yabancı taguttan kurtarıp yerli taguta teslim etmek gibi. İşte bu İstiklal
böyle olmuş olurdu. Oysa İslam’da bu böyle değildir.
ALLAH (c.c) şöyle buyuruyor:
"Ey iman edenler, eğer siz ALLAH 'a yardım
ederseniz O da size yardım eder ve ayaklarınızı kaydırmaz."
(Muhammed: 7)
ALLAH ’ın yardımı tevhidi gizlemekle, şirkten ve
şirk ehlinden uzak olduğunu gizlemekle olmaz. ALLAH ’ın yardımı bu şekilde
gelmez.
ALLAH (c.c) şöyle buyuruyor:
"Ortalıkta fitne (şirk) kalmayıp, din
tamamıyla ALLAH 'ın dini oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse
muhakkak ki, ALLAH yaptıklarını görür." (Enfal: 39)
Ayetteki fitne şirktir. Şirklerin en büyük kısmı,
ALLAH ’ın kitabını bir kenara atıp insan ürünü kanunları uygulamaktır.
Saddam ve onun gibi tagutlar bu şekilde yaparlardı.
Onun için Saddam gerçekten sahih bir tevbe yapsaydı ilk olarak bu şirkten beri
olduğunu apaçık bir şekilde ilan ederdi. Mushafı taşıması, mahkemede namaz
kılması ve İslami bazı sözleri söylemesi yetmezdi. Haçlılara ve yardımcılarına
cihad ilan etmesi yetmezdi. Kafirler tarafından muhakeme edilmesi yetmezdi.
İşgalciler tarafından muhakeme edilmesi yetmezdi. Şiiler ve yardımcıları
tarafından muhakeme edilmesi yetmezdi. İşkencelere tabi olması, zillete,
imtihanlara tabi olması yetmezdi. Bütün bunların hiçbiri Saddam’ın eski
şirkinden, küfründen döndüğüne asla delil değildir.
Saddam’ın değişik zilletlere, imtihanlara ve
işkencelere tabi tutulması hiçbir zaman ondaki tağutluk sıfatını ondan kaldırmaz
ve onu tagutluk vasfından ALLAH ’ın rahmetini uman kişi vasfına döndürmez. Acaba
tevhidi ve tagutu bilen bir kişi böyle bir sözü hiç söyler mi?
SubhanALLAH. Bu apaçık bir yalandır, apaçık bir
saptırmadır ve katmerli bir cehalettir.
Ey ALLAH’ın dinine iftira eden Tartusi!
Hangi şeri naslar, bir tagut bir takım işkencelere,
imtihanlara ve zillete tabi olduğu zaman bu tağutun günahının temizlendiğini ve
onu tagutluktan muztazaf durumuna, ALLAH’ın rahmetini uman mustazaf durumuna
soktuğunu söylüyor?
Sen apaçık bir şekilde İslam’a iftira atıyorsun.
Ey Tartusi! Bize söyle, şüpheli olan duruma
düşmüştür Saddam diyorsun. Acaba Saddam’ın hangi İslami durumu bu şüpheli duruma
karşı çıkıyor. Saddamın küfrü sarih küfür değil midir?
Nerde sarih olan İslamı?
Ey Tartusi! Yukarda yoksa senin söylediğin bir takım
süpheli, imalı bazı ameller, sözler mi bunlar mı apaçık İslam delilleridir?
İste Ümmet alimlerinin 99 meselede küfrü olan bir
kimsenin bir İslam hükmü olan meselede o kimseye İslam hükmü veriyor kaidesini
söylüyorsun. Sen bu kaideyi bilmiyorsun.
Aslında bu kaide çok hak olan bir kaidedir.
Fakat senin anladığın gibi değildir. Delil gösterdiğin duruma uymaz. Bu senin
için bir delil değildir. Bu Ancak kesin bir şekilde İslam’ı belli olan, sonra
bir amel ve söz işleyen ve bu amelinin 99 küfür ihtimali ve bir ihtimali İslam
olan kimsenin hakkında olup o kimse hakkında İslam hükmünün alınacağıyla
ilgilidir. Acaba Saddam’ın İslam’ı ne zaman olmuştur ki bu kaideyi ona
uygulayalım?
Tabi ki bu kaide o sözü ve ameli işleyenin niyetini
bilmiyorsak geçerlidir. Yoksa o kimsenin niyetini biliyorsak o zaman niyetine
göre hüküm veririz, 99 manası İslam olsa bile. Bu kaide cahillerin anladığı gibi
değildir. Cahiller bu kaideyi şöyle anlıyorlar:
Bir kişinin 99 küfür alameti bir İslam alameti varsa
o zaman İslam hükmünü almamız lazım. Asla bu kaide bunun için değildir.
Örneğin; onlara göre bir kimse küfür işliyor
fakat bununla birlikte namaz kılıyorsa, o kimseye Müslüman hükmü vermemiz lazım.
Veya şirk işliyor, bununla birlikte la ilahe illALLAH diyor, o zaman ona
Müslüman hükmü vermemiz gerekir.
Doğrusu onlar bu kaideyi anlamamışlardır. Tıpkı
Tartusi’nin anlamadığı gibi.
Aslında gerçek şudur:
Eğer bir kişide kesin bir şekilde büyük şirk
işlediğine dair delil olursa, eğer bütün amelleri İslam’a uygun olursa bile ona
müşrik hükmü verilir. İşte kaide budur.
İşte ben, Tartusi’nin yazdığına karşılık bu kadarla
yetiniyor, kısa bir reddiye yazıyorum. Halbuki bu konuda yazılacaklar
çoktur. Çünkü kendini alim sanan Tartusi’nin saptırmalarına, cehaletlerine karşı
yazılacak çok şey vardır.
Onun kitapları öyle zehir dolu ki, verdiği
fetvalar o kadar zehir dolu ki, saptırmalar o kadar var ki bunlara reddiye
yazmak için çok vakit gerekmektedir. İşte o zehirler, saptırmalar çok insanları
saptırmıştır.
İnşeALLAH vakit olursa onlara tek tek cevap
vereceğim. Ve onun yaptığı saptırma ve zehirlerini insanlara apaçık bir şekilde
göstereceğim. Ve ümmet alimlerine yaptığı iftiraları açık bir şekilde insanlara
anlatacağım. İşte bu şekilde helak olan bilerek helak olsun, iman edecek olan
kişi bilerek iman etsin.
Son duamız Alemlerin Rabbi ALLAH’a hamd olsun.
Bu yazıyı 19 Zilhicce 1427’de Ziyaeddin El-Kudsi
yazmıştır.
|