|
Ebu Basir’in bana
yaptığı iftiralar ve onlara karşı
cevabımdır.
Ey Eba Basir Et-Tartusi!
ALLAH’tan kork!
Meseleyi araştırmadan hüküm
verme ve haddini bil!
Kimin hakkında
konuştuğunu da iyice öğren ve sakın kimin
hakkında konuştuğunu iyice öğrenmeden o
kimseyi hırsızlıkla ve ALLAH’tan haya etmemekle itham
etme!
Zira böyle yapmakla çok büyük
bir vebal yüklenmiş olursun. Bildiğin tevhidi sana
öğreten kimseye laf atmaktan sakın.
Şimdi sana sorulan sorulara
verdiğin cevaplar konusunda cevap vermeden önce, ( ki,
sana verilen sorulara senin verdiğin cevaplara bakınca tevhid
konusunda ne kadar ilimsiz olduğun apaçık ortaya
çıkmıştır. Bu durumda sen, ya tevhidi biliyorsun ve
bilerek saptırıyorsun veya gerçekten tevhidden hiçbir
şey bilmiyorsun.) senin bildiğin tevhidi sana
öğreten kimse hakkında konuştukların ve onun
hakkında söylediklerin meselelerle ilgili olarak sana cevap
veriyorum.
İlk olarak meseleye bana
karşı attığın iftiralara cevap vermekle
başlıyorum:
İnsan, araştırmadan
yalan söylüyor veya iftira atıyorsa mutlaka bir sebebi
vardır. Doğrusu bu şekilde ilimsizce, ALLAH’tan
korkmadan ve yalan söyleyerek cevap vermiş olmanın
sebebi; senin rızık kapısı olarak
gördüğün ve kendisiyle
rızıklandığına inandığın
kitaplarına laf atıldığını
sanmandır. Öyle ki sen zannettin ki senin kendisiyle
rızık elde ettiğin kitaplarına laf
atılınca şöhretin zedelenecek. İşte bu
sebeple harekete geçtin…
Şimdi sana şöyle
söyleyeyim:
Sen Ziyaeddin El-Kudsi’yi
gerçekten tanımıyorsun. Eğer onu iyice
tanısaydın ve ALLAH’tan korksaydın onun hakkında
söylediğin sözleri asla söylemezdin. Ve şayet
onu tanısaydın Ziyaeddin El-Kudsi’nin 50’ye yakın
kitap ve risaleleri olduğunu ve o risalelerini değişik
isimlerle yazdığını, o risalelerden çok kimselerin
istifade ettiğini ve hatta o risaleleri kendilerine nisbet
edenlerin olduğunu öğrenmiş olacaktın.
Öyle ki bu durumlardan dolayı Ziyaeddin El-Kudsi asla
kimseye iftira atmadı, kızmadı ve asla ithamlarda
bulunmadı. Ve senin yaptığın gibi yaparak kendi
kitaplarını alıp da kendilerine nisbet edenlere iftira
atmadı, kızmadı. Tam aksine böyle yapmış
olmalarına çokca sevindi. Çünkü onun gayesi senin
yaptığın gibi şöhret peşinde koşmak
ve para kazanmak değildir. Onun gayesi sadece ve sadece hakkı
yaymaktır.
Çünkü ilim konusunda ne kadar
üstün seviyeye çıksak da bizler ancak tabi olanlarız, yeni
bir şey getirmiyoruz. Zira asıl fazilet, asıl üstünlük
ilk ve son olarak ALLAH’a aittir. Daha sonra Rasulullah’a sonra da üç
asrın alimlerine aittir. Hepimiz onlardan öğrendik.
Bizim aslında görevimiz alim olarak onların
yazdıklarını şerh etmektir ve insanlar
anlasınlar diye kolaylaştırmaktır. Yoksa biz yeni
bir şey getirmiyoruz. Çünkü ilim zaten vardı. Ve bizim
görevimiz insanlar daha iyi anlasınlar diye basitleştirmektir
ve zamanımıza uygulamaktır. Yoksa aslında yeni bir
şey getirmiyoruz. Çünkü her şey
konuşulmuştur. Bu sebeple alimlerin görevi
zamanımızın insanları anlayabilsinler diye o
sözleri açıklamaktır.
Cevabında (reddiyende)
şöyle diyorsun:
"Ben kitaba
baktığımda kitabın başından sonuna kadar,
birkaç değiştirilmiş kelime hariç sanki benim
kitabımın ikinci nüshası olarak gördüm. O birkaç
kelime ise bana ait değil. Fakat bu bir kaç kelime bana ait olmasa
bile kitap, başından sonuna kadar harfiyle nassıyla bana
aittir."
Sana şöyle cevap veriyorum:
"Tagutu Red Tevhidin
Gereğidir" kitabının senin
kitabın ikinci nüshası olduğunu iddia etmen ve
başından sonuna kadar harfiyle ve nassıyla sana ait
olduğunu söylemen apaçık bir yalandır. "Tagutu
Red Tevhidin Gereğidir" kitabına bakan kimse bunu
apaçık görür. Zira senin "Tagut" isimli
kitabın baştan sona kadar toplam 150 sahifeden ibaret
bir kitaptır. Fakat "Tagutu Red Tevhidin
Gereğidir" kitabı 350 sahifedir. Öyle ki
senin kitabının iki misli büyüklükte. Şimdi sen
gerçekten utansaydın ve ALLAH ’tan korksaydın hiçbir zaman "Tagutu
Red Tevhidin Gereğidir" kitabının
başından sonuna kadar sana ait olduğunu iddia etmezdin.
Çünkü bunun apaçık bir yalan olduğu bellidir.
Yine Şöyle diyorsun:
"Tagut kitabı 1416
hicri Ramazanda yazdım. Oysa Ziyaeddin el-Kudsi ismiyle
zikredilen kişi, kitabında bir tarih belirtmedi. Çünkü
bu şekilde tarih koysaydı benim kitabım daha önce
yazılmış bir kitap olduğu
anlaşılacaktı. İşte bu şekilde
anlaşılmasın diye tarih koymadı. Fakat
yazdığı kitapta bir hata yaptı ve benim "Tagut"
kitabımı kendi kitabında kaynaklarında
yazdı. Bu ise benim kitabımın onun kitabından daha
önce yazıldığını ortaya koymakta ve onun
benim kitabımı çaldığını ispat
etmektedir."
Sana şöyle cevap veriyorum:
"SubhanALLAH. Sen öyle bir
adamsın ki ne konuştuğunu anlamıyorsun. Önce
hilekarlıkla beni vasfediyorsun, sonra akabinde aptallıkla
itham ediyorsun. Bunları yaparken beni tanımadan
yapıyorsun ve ALLAH’tan korkmuyorsun.
Ey Eba Basir!
Bil ki! Yazdığı
kitabın tarihini gizlemek ve kitap
hırsızlığı yapmak isteyen akıllı bir
kimse asla hırsızlık yaptığı kitabı
kaynaklarında koymaz.
Senin kitabının ismini
kaynaklarda koyduğum için aptallıkla itham ediyorsun ve
ALLAH’tan korkmadan bunu yapıyorsun. Aslında ALLAH’tan
korksaydın şöyle söylemen gerekirdi: Bu adam benim
kitabımı çalmak isteseydi benim kitabımı
kaynaklarında koymazdı.
Ey Eba Basir!
Sana şunu söylemek
istiyorum. Benim ne senin kitabına ne de ilmine ihtiyacım
vardır ki senin yazdığın kitabından
hırsızlık yapayım. Çünkü
hırsızlık yapan ya ihtiyaçtan dolayı ya kendisinde
var olan bir eksikliği gidermek veya büyük bir menfaati elde etmek
için yapar. ALLAH’a hamd olsun ki bunların hiçbiri bende yoktur.
Birincisi; benim senin
kitabına ihtiyacım yoktur. Çünkü "Tagutu Red
Tevhidin Gereğidir" kitabı, senin kitabından
hiçbir şey eklemeden çıksaydı mesele
anlaşılmış olurdu. Yani senin kitabındaki
mevcut olan bilgilere ihtiyaç olmazdı.
İkincisi: "Tagutu Red
Tevhidin Gereğidir" kitabı senin kitabından
hiçbir şey eklemeden basılmış olsaydı yine
kitapta hiçbir eksiklik söz konusu olmazdı.
Üçüncüsü: Ey Eba
Basir! Bil ki Ziyaeddin senin gibi kitaplarından para kazanmaz,
kazanç elde gayesi gütmez. Çünkü O, senin gibi şöhret
istemez. Bu sebeple ben, yazdığım kitaplardan mal,
şöhret kazanma gayesi gütmem. Benim bu şekilde bir gayem
yoktur ki hırsızlık yapayım. Ben ancak
yaptıklarımda ALLAH’ın rızasını hedef
koymuşumdur. Ve ben biliyorum ki eğer ALLAH’ın
rızasını istiyor isem, bunu başkasından
hırsızlık yaparak gerçekleştiremem.
Şimdi sana senin kitabından
alıntılar yaparak bu kitabta olmasının
sebebini anlatayım.
Bil ki! "Tagutu Red Tevhidin
Gereğidir" kitabı senin kitabından çok çok
eskidir. Ve onun bir kısmı 1980’lerde Türkçe olarak
yayınlanmıştır. Türkler bunu bilirler. Üstelik
bu ilk basılan kitapta senin kitabından bir tek kelime bile
yoktur. Ve bu kitap hemen hemen 200 sahife idi. Bu kitabın
Arapça aslı ise daktilo ile yazılmıştır ve bu
kitap daktilo yazısı olarak elden ele
dağıtılıyordu. Üstelik bu
dağıtılan daktilo yazmalarında ya yazarın ismi
yazılıyor veya yazılmıyor ya da başka bir isim
yazılıyor idi. İşte bu şekilde gizlice arap
ülkelerinde dağıtılmıştı. Senin
anlayacağın Ziyaeddin el-Kudsi’nin
kitaplarının aslı işte böyleydi.
Sonra Müslüman Türk kardeşler bu
kitabı Türkçeye çevirerek basmaya başladılar.
Çünkü tur’deki durum değişmiş ve artık
kitaplar rahatlıkla basılır hale gelmişti. Yani
Arap memleketlerdeki gibi yasak yoktu. İşte bu durum Türkler
için büyük hayır sağlamıştır. Çünkü bu
kitaplar Arap memleketlerde yayılmadığı gibi tur’de
yayılmıştır. Ve böylece belki tevhid
tur’de Arap memleketlerinden daha çok bölgeye
yayılmıştır. Bu kitaplar Arap memleketlerde
basılması yasak olduğu için asıl Arapça
nüshaları herkes tarafından bilinmiş değildir.
Hatta bu nüshalar elinde bulunan bazı Arap kardeşler bundan
dolayı işkence ve eziyet görmüştür. Ve bu
kitabın yazarının kim olduğunu söylettirmek
için onları çokça işkenceye tabi tutmuşlardır. Böylece
hiç kimse bu kitapların gerçek yazarının kim
olduğunu bilmediği için işkencelere devam
edilmiştir.
Suriye’de en büyük mücahitlerden
birisi olan bir kişinin eline Ziyaeddin el-Kudsi’ye ait bir
kitabın Arapça bir nüshası üzerinde yazar ismi
olmaksızın geçmiş. Bu şahıs da o kitabı
beğendiği için daktilo ile bu kitabı tekrar yazmış
ve fotokopiyle çoğaltıp yazar ismi yine
koymamıştır. Böylece bu kitabı Ürdün’de
geniş bir kitleye yaymıştır. Ve bu kitabın
nüshaları Ürdün istihbaratının eline
geçtiğinde o kitabı çoğaltan dağıtan kimseyi
ceza olarak Ürdün’den kovmuşlardır. Oysa o kimse
Ürdünde siyasi bir sığınmada idi. Bu ise bu
kitapların gizlice yayıldığının
önemini gösteriyor. Ve büyük bir ihtimalle bu nüshalar sana
veya senin hocalarına da ulaşmıştır.
Böylece sana da fayda vermişler ve
öğretmişlerdir. Çünkü o kitaplarda çok insanların
bilmediği gerçek bilgiler vardır. Ve o bilgiler insanlara
ulaşmasın diye tagutlar önemle üzerinde
duruyorlardı.
Benim de 1996’da Ürdün’e
gitmem nasip oldu. O sırada Ürdün’de iken Ebu Muhammed
Makdisi’nin ismini duymuştum. Ve taguta karşı
mahkemede güzel duruşunu duydum ve gerçekten çok sevindim.
Çünkü Ürdün’de taguta muhakemenin ne demek olduğunu
bilen birilerinin var olduğunu gördüm ve bunu bilen
birilerinin olmasına sevindim. Zira daha önceleri bu
meseleler Ürdün’de biliniyor değildi.
Öyle ki 1980’lerde
insanlarla konuştuğum zaman sanki beni uzaydan gelmiş
biri olarak görüyorlardı. Hatta büyük İslam davetçisi
olduğu söylenen Said Havva, Beyanuni, Ebu Gudde, Albani,
Tilmisani ve başkalarıyla o konuları
konuştuğum zaman çok şaşırıyorlardı.
Tagutu tekfir etmenin tevhidle alakası olduğunu
söylediğim zaman çok şaşırıyorlardı.
Taguta muhakeme olanların İslam’da kafir hükmü olduğunu
konuştuğum zaman sanki yeni bir şey duymuş gibilerdi.
Birleşmiş milletlerin ve onlara üye olmanın küfür
olduğunu söylediğim zaman gerçekten çok
şaşırıyorlardı. Onlara birleşmiş
milletlere giren devletlerin kafir olduğunu, birleşmiş
milletlerin tagut olduğunu, onları reddetmemiz
gerektiğini söylediğim zaman çok
şaşırıyorlardı. Sanki onlara acaip,
İslamla alakası olmayan yeni bir şey söylüyorum
zannediyorlardı. Ve beni havaric olarak itham ediyorlardı.
Çünkü onlar Duatun La Kuda kitabında bulunan
batıl olan akideye inanıyorlardı ve o akideye
bağlıydılar. İşte bu kitaba "Cahiliyenin
Hükmünü mü İstiyorlar" kitabımı reddiye olarak
yazıp bu reddiyemi onlara gösterdiğim zaman bu kitabta
yazılanlara çok şaşırdılar. Bu kitabı 80’lerde
yazmış ve onlara:
"Hadi bakalım bu kitapta
yanlış yazıyorsa reddiye yazın" demiştim.
Fakat onlardan herhangi bir cevap gelmemişti. Duatun La Kuda’ya
reddiye olarak yazılan bu kitap 80’lerde
yazılmış olmasına rağmen bu güne kadar ona
reddiye yazan hiç kimse olmamıştır. Buna rağmen o
kimseler kendi öğrencilerine bu kitabı
okumalarını yasaklamışlardı.
Ürdünde Ebu Muhammed Makdisi’nin
tagutun mahkemesine karşı gösterdiği durumu
öğrenince gerçekten çok sevindim. Ve ALLAH’a çok hamdettim.
Çünkü onlara karşı gerçekten çok güzel bir tavır
göstermiştir. Bu sebeple Ebu Muhammed’le
görüşmeyi temenni ettim. Bütün akidesini öğrenmek
için gayret ettim. Fakat hapiste olduğu için
görüşemedim.( ama sen ise tagut kitabı
yazdığın halde tağuta muhakemeyi caiz
görüyorsun çünkü bilmeyerek bu kitabı yazdın )
Bir gün Ürdün’deki Müslüman bir
kardeş Ebu Basir’e ait tagut kitabını bana
getirdi ve: "Bu kitap hakkında ne diyorsun?"
dedi. Bu kitabı okuyunca içinde güzel ve doğru bilgiler
olduğunu gördüm. Çünkü bu kitabın içinde olan
şeyleri insanlara değişik yerlerde değişik
risalelerde anlatıyordum. Hatta bu meselelerin hepsini
anlatan bir kitabım vardı, fakat bazı sebeplerden
dolayı bu kitap kayboldu.
Ben sana ait olan "Tagut"
kitabını okuyunca: "Bu kitabı kim yazdı. Bu
kitabın üzerindeki yazar ismi gerçek mi değil mi"
diye sordum. Fakat doğru bir cevap alamadık. O zaman dedik
ki:
"Ya bu adamın ismi gerçek
değildir veya bizim daha önce yazıp da kaybolan
kitaplarımızdan almıştır, mutlaka bu isim
sahte bir isimdir, çünkü gerçek isim olsaydı bu şekilde
piyasada kitap olarak basılmazdı ve yazarını
tutuklayıp kitabını da yasaklarlardı."
Kitabın
yasaklanmadığını görünce belki dedim, mutlaka
bir şey var. Veya tagutlar bu kitabı görmemiştir,
ALLAH onların gözlerini kör etmiştir ve ALLAH
hakkın yayılmasını istemiştir.
Kardeşlere dedim ki:
"Bu kitap güzeldir, çünkü bu
kitapta daha önce daktiloyla yazdığımız
şeylerin aynısı vardır. Fakat değişik
üslupla yazılmıştır. Zira bu yazılar daha
önce daktilo yazısıyla yazdığımız
şeylerin aynısıdır. Bu yüzden bu kitabın
yazarıyla görüşmemiş gerekir, çünkü bu kitabın
yazarının akidesi nasıldır, öğrenmemiz
gerekir. Zira kitapta her düşüncesini yazmamıştır.
Bu sebeple değişik meselelerde bu adam sağlam mı
değil mi konuşmamız lazım."
Maalesef öylelerini gördük
ki; bazı yazarlar bizim daha önce
yazdığımız kitapları alıyorlar
kitaplarına koyuyorlar, fakat pratikte ya anlamadıkları
veya istemedikleri için uygulamıyorlardı. Hatta
bazıları bizim yazdıklarımızdan
alıntılar yaparak anlamaksızın kendi
kitaplarına koyuyorlardı. Bazıları ise hakkın
tamamını değil, hakkın bir kısmını
şöhret için yazıyorlardı.
İnan Ebu Basir’le
görüşmek için çok gayret ettim. Fakat ben Ürdün’de
bulunduğum sırada o Ürdün’de değildi. ALLAH
(c.c) onunla görüşmeyi nasip etmemiştir.
Ürdündeki Müslüman
kardeşler daha önce yazdığım "Tağutu
Red Tevhidin Gereğidir" kitabını basmak
istediklerinde;
"İşte bu Ebu Basir’in
"Tagut" kitabında bulunanları da ekleyelim mi ve
belli olmayan şeyleri de koyalım mı? İşte bu
şekilde Ebu Basir’in kitabında bulunanlara ekleme
yapınca avam olan kimse meseleyi daha iyi anlar, daha net
olur. Zaten yazılanlar bizim kitaplarımızda
yazılmıştır. Ve zaten kitabın yazarı
eğer hakkı istiyorsa kızmaz bilakis sevinir” dediler.
Ben onlara dedim ki:
"Bu Ebu Basir’in
yazdığı "Tagut" kitabındakilerin hepsi
bizim daha önce söylediğimiz şeylerdir. Bizim için
yeni şeyler değildir. Onun için ya bu adam bizden
almıştır ya da kendisi hakkı bulmuştur. Onun
için biz onun kitabından alıntı yapsak ve hakkı
yaymak istiyorsa onun için sevinecektir ve itiraz etmeyecektir. Bu
nedenle alalım, fakat yanlış anlaşılmasın
diye onun kitabının ismini kaynaklarda koyun” dedim.
Bunu söyleme sebebim, o an
tutuklanma durumumun söz konusu olmasıydı. Bu sebeple
kitabı genişletmek ve örnekler vermek için vaktim yoktu.
Böylece o kitabı acele basmak istediler, ben de: "Basın,
bir zararı yok inşeALLAH " dedim.
Senin kitabından almamın
sebebi; senin kitabının içinde bulunan bilgileri
bilmediğimizden dolayı değil veya
ihtiyacımızdan dolayı değil o anda yazacak vaktimiz
olmadığı içindir. Geniş olsun daha örnekler
verilsin dedik, eğer bu adam muvahhid ise itiraz etmeyecektir
dedik, o anda vaktimiz yoktu, çünkü tutuklanma imkanı söz
konusuydu.
İşte bu eklemeyi koyan
kardeşlerdi ve ben sadece izin verdim. Eğer o durum
olmasaydı, senin kitabından bir kelime koymalarına izin
vermezdim. Çünkü sana ihtiyacımız yoktu.
Şunu bil ki:
Senin tagut kitabında
yazdığın şeyler, en basit muvahhidin ilmine bile
bir şey eklemiş değildir. Ayrıca daha önce
yazılmış, "Tagutu Red Tevhidin
Gereğidir" kitabının aslını okuyan
kimse senin kitabından alınan ziyadelere ihtiyaç
görmezdi. Çünkü yazdığım kitaplarda daha
önce varolan, değişik üsluplarla yazılmış
bir kitap olup, örnekleri oldukça fazlaydı.
İşte Ey Ebu Basir!
Benim kitabımda senin
kitabından fazla yazılar bulunmasının sebebini sana
anlattım. ALLAH ’tan korksaydın, tevhidi ve dini iyice bilip
anlasaydın ve tuccar kafasına sahip olmasaydın, senin
kitabının ismini kaynaklarda koyduğum halde bana
karşı bu yaptığın ithamları
yapmazdın.
Ey Ebu Basir!
Hırsızlık yapmak
isteyen bir kimse hırsızlık yaptığı
kimsenin kitabının ismini kaynaklarda koymaz. Hakkı
yaymak niyetin olsaydı senin kitabının ismini
kaynaklarda koyduğum için sevinmen gerekirdi. Eğer senin
kitabının konularının çoğunu kitapta koyup da
senin kitabını kaynaklarda koymasaydım, işte o
zaman: "Benim kitabımı çaldı" diye
söyleme hakkın olurdu. Ama sen ne yaptın? Senin
kitabının ismini benim kitabımın kaynaklarında
koyduğum halde ve benim kitabım seninkinin iki katı
olduğu halde, sen yalan söyleyerek benim kitabımın
hepsi sana ait olduğunu söyledin. Bu apaçık
yalandır.
Beni hırsızlıkla itham
ediyorsun, buna delil göstermiyorsun. Aklı başında
olan bir kimse senin ne kadar yalan söylediğini apaçık
şekilde anlar. Hayasızca şöyle diyorsun:
"Ben, "Tagutu Reddetmek
Tevhidin Gereğidir" kitabına baktığımda
başından sonuna kadar harfiyle nassıyla bana
aittir."
Oysa "Tagutu Red Tevhidin
Gereğidir" kitabı senin kitabının iki
mislidir. Öyleyse böyle bir durumda kim kime "ALLAH
’tan korkmuyorsun" sözünü söylemeye daha
layıktır? Yine kim "yalancı" sözünü
hak etmiştir. Ve yine kim, kime "adaleti
zedelenmiş" sıfatı vermesi gerekir?
İşte bana
yaptığın ithamlara aslında kendin
layıksın. Ve deliller sana yine senin sözlerinle
ispatlıyor. Öyleyse ALLAH’tan kork!
Ve yine sen kitaplarımdan hiçbir
delil göstermeden veya benim kitaplarımı okumadan benim
akidemin sapık olduğunu söylüyorsun. Veya benim cahil
olduğumu ve hak etmeyen kişileri tekfir ettiğimi
söylüyorsun. İşte bu yaptığın,
münafığın sıfatı olan husumette haktan
ayrılmak değil midir?
O halde şayet bana itham
yapacaksın delille itham yap!
Ben, senin akideni bütün
kitaplarını okuyarak anladığım zaman gerçekten
senin ilmi konuda basit olduğunu anladım. Fakat sen,
tagutları tekfir ettiğin, yani ALLAH’ın
indirdiğiyle hükmetmeyenleri tekfir ettiğin için seni
tağut alimlerinden saymadım. Ve dedim ki; "bu adam da
belki bir hayır var" ve sana yaptığın
hatalara karşı reddiyeyi geciktirdim, seninle
görüşünceye kadar. Ve seninle oturup hakkı
konuşmayı temenni ediyordum.. Belki ALLAH (c.c) sana hidayet
eder.
İşte bu nedenle sana
karşı savaş açmadım. Fakat sen böyle
yapmadın maalesef. Sen ise benim akidemi bilmeden,
öğrenmeden yalan yere bana iftira attın ve bana
savaş açtın. Ve husumette haktan ayrıldın,
şer’i ölçüden ayrıldın ve delilsiz iftiralar
ithamlar yapmaya başladın.
Öyle ki "Tagutu Red
Tevhidin Gereğidir" kitabının harfiyle
nassıyla sana ait olduğunu utanmadan iddia ettin.
İşte bu söylediğin senin şöhretinin
zedelenmesi istemediğinden kaynaklanıyor.
Oysa ben İslam’a karşı
daha tehlikeli kimselerle uğraştığım için sen
ve senin gibi kimseler meydanı boş buldunuz ve meydanda
dilediğiniz gibi dolaştınız. Bu sebeple cahil olan
kimseler seni alim zannettiler. Böylece ben daha sapık
kimselerle uğraştığım için senin
hatalarını, senin sapıklığını ortaya
çıkaramadım ve dolayısıyla senin durumun hakkı
isteyen insanlara net olarak belli olmadı.
Buna rağmen sana şunu
söylüyorum: ALLAH ’tan kork! Ve bil ki hepimiz ALLAH’a
döneceğiz. İşte o zaman O hükmedecektir.
Ey Ebu Basir!
Bil ki, istediğin zaman senin bu
fikirlerinin hepsine karşı münakaşa yapmaya
hazırım. Ama senin sapıklığını ve
nasıl ayetleri ve hadisleri insanlara
saptırdığını ispat etmek için değil.
Çünkü bunu yapmak muvahhidlerin ilimce en düşüğü olana
bile kolaydır. Fakat seninle konuşmamın gayesi, hemen
tevbe edip hakka dönesin diyedir. Tabi ki hakkı istiyor ve
bunun için amel ediyorsan…
Onun için seninle her zaman
münakaşa etmeye hazırım. İstediğin zaman ve
istediğin yerde. Ve şu şartla; münakaşanın
gayesi hakkı ortaya çıkarmaktır ve ortaya çıkan
hakka tabi olmaktır. Eğer benimle bir münakaşaya, bir
münazaraya girişmek istemezsen bil ki ben boş olduğum
zaman senin kitaplarındaki sapıklıkları insanlara
anlatacağım.
Reddiyende şöyle diyordun:
"Bazı insanlar sadece bir
satır, bir paragraf, bir makale, bir sahife
hırsızlık yapar. Öyle ki bir paragraf
hırsızlık yapar ve kendine mal eder. Bunlar gibi olanlar
çoktur. Ama bir kitabı, ki o kitabın yazarı sağ
olduğu halde, bir kimsenin baştan sonra
hırsızlık yapıp kendi ismini koyması
şeklinde bir cesareti asla görmedim. İşte
böyle bir hırsızlığı, ALLAH ’tan
korkmayan, insanlardan korkmayan profesyonel bir hırsız
yapabilir."
Sana şunu diyorum:
İşte bu
haksızlıkla dolu olan sözleri söylüyorsun. Ve bu
sözleri söylerken senin kitabının ismini
kaynaklarda gördüğün halde bunu yapıyorsun.
Ey Eba Basir!
ALLAH ’tan kork!
Ve bil ki senin kitabına
hırsızlık yapan kimse asla senin kitabının
ismini kaynaklarda koymazdı.
Ve bil ki Ziyaeddin El-Kudsi’nin
senin kitabına ihtiyacı yoktur. Sana ait olan şeyleri
kendine nisbet etmesine de ihtiyacı yoktur. Çünkü o,
kendisine ait olan kitapları bile kendisine nisbet
etmemiştir. O halde ALLAH ’tan kork! Husumette adaletten
ayrılma.
Şimdi reddiyendeki tevhidle
ilgili hatalarını kısa bir şekilde anlatayım:
Cevap olarak şöyle
diyorsun;
Tagutu reddetmek haktır. Ve bu
imanın sahihliğine bir şarttır. Bu kabul edilen bir
gerçektir. Hiç bir muvahhid bu konuda cedelleşmez. Fakat burada
asıl sorun bu meselede bir kimsenin kendisinin layık
olduğu yere konmaması ve taşımadığı
sıfatın taşıttırılması ve
İslam’a aykırı manalar yüklenmesidir. İşte bu ifrat
ve tefrittir.
Ey Eba Basir!
Sana şunu söylüyorum:
Tagutu reddetmek meselesinde bir
kimsenin kendisinin layık olduğu yere konmaması,
taşımadığı sıfatın
taşıttırılması ve kabul etmediği
şer'i manaların yükletilmesi nasıl oluyor?
Bu konuda ifrat ve tefrit nasıl
olur?
Bunu örnek vererek açıkla
bakalım, görelim senin akideni.
Şöyle diyorsun:
Zamanımızdaki müslümanların
küfür üzerinde olduğuna, kim onları tekfir etmezse kafir
olduklarına dair sözü hiçbir alim, hiçbir akıl sahibi
söylememiştir. Bu inanç zamanımızdaki havaricin
sözleridir.
Ey Eba Basir! Sana şunu
söylüyorum:
Sen Ziyaeddin El-Kudsi ve
öğrencilerine iftira atıyorsun. Ne Ziyaeddin el-Kudsi
ne de öğrencileri zamanımızdaki Müslümanların
yaptığı küfürdür demiyorlar.
ALLAH ’tan korkun ve Ziyaeddin
el-Kudsi’ye ve öğrencilerine iftira atmayın. Ziyaeddin
el-Kudsi’nin kitapları işte mevcuttur!
Bu kitaplar Ebu Basir bir tek kelime
yazmadan da mevcuttur. Bilen, bilir.
|