|
Burada kişinin dinini
Açıkça yaşaması meselesi üzerinde
durulacaktır.
İnsanların çoğu; bir
kimsenin, eğer kelime-i şehadeti
söyleyebiliyor, beş vakit namazını
kılabiliyor, cami ve cemaate gidip
gelmekten menedilmiyorsa, müşrik ya da
mürtedlerin arasında yaşayabileceğini
zannetmekle büyük bir ha-taya
düşmektedir.
Bilindiği gibi küfrün
çeşitleri ve kısımları vardır. Bunların
bir kısmı daha önceki sayfalarda ele
alınmıştı. Her kafir taifenin, kendi
dönemlerinde yaygın olan bir küfür
çeşidi vardır. Bir müslüman, bütün bu
yaygın olan küfür çeşitlerini
reddetmedikçe dinini yaşamış olamaz.
Müslüman olan bir kimse kafirlere karşı
düşmanlığını açıkça ilan ederek, onlarla
bağlarını kesmek zorundadır. Eğer içinde
bulunduğu toplum şirk içinde ise,
müslümanın görevi bunların yanında
tevhidi açıkça ilan edip, onları şirkten
menetmek, gereken uyarıyı yaparak,
onlardan sakınmaktır. Eğer içinde
bulunduğu toplum, peygamberliği inkar
eden bir küfür toplumu ise, bu durumda
yapılacak şey, Rasulullah'ın (s.a.v.)
Allah'ın Rasulü olduğunu ve ona uyulması
gerektiğini açıkça söylemektir. Eğer
onların küfrü namaz kılmamaları ise,
topluluk içinde namaz kılarak onlara da
namaz kılmalarını emretmektir. Eğer,
müşriklere dostluk göstermeleri ve
onlara itaat etmeleri sebebiyle küfürde
bulunuyorlarsa, onlara karşı
düşmanlığını belirtmeli, onlarla ilgi ve
alakasını kesmelidir.
Kısaca; bir kimse,
birlikte yaşamakta olduğu kafirler
arasında dinini açıkça yaşamadıkça,
onlarla bağlarını kesmedikçe dinini
yaşamış sayılmaz. Çünkü kendisinin
küfrüne sebep olabilecek şeylerden
korunabilmesi için, onlara karşı
düşmanlığını açıkça ortaya koyarak,
onlardan uzaklaşma sı şarttır. Bu
sebeple müşrikler,
Rasulullah (s.a.v.)
için şöyle diyorlardı: "Dinimizi
ayıplıyor, akıllarımızla alay ediyor,
ilahlarımıza dil uzatıyor."
Allah (c.c.) şöyle
buyuruyor:
"(Ey Muhammedi) De
ki: "Ey insanlar! Eğer benim
dinimden şüphede iseniz, şunu bilin ki,
ben sizin Allah'tan başka ibadet
ettiklerinize ibadet etmem. Fakat ben,
sizi öldürecek olan Allah'a ibadet
ederim. Ben mü'min olmakla emredildim.
Hanif (Allah'ın birliğini tanıyan
bir kimse) olarak yüzünü dine çevir
ve sakın müşriklerden olma. Allah'ı
bırakıp da sana faydası da zararı da
dokunmayacak şeylere dua etme; eğer bunu
yaparsan, zalimlerden olursun."
(Yunus: 10/104-106)
Allah (c.c.)
Rasulullah'a (s.a.v.) şöyle demesini
emretmiştir: "Ey insanlar! Benim
üzerinde bulunduğum.din hakkında şüphe
duyuyorsanız, bilin ki ben sizin
üzerinde bulunduğunuz batıl dinden
uzağım; sizin dininizle benim bir ilgim
yoktur. Çünkü Rabbim bana, mü'min olmamı
ve müşriklerden yüz çevirmemi emretti. "
Allah (c.c.) şöyle
buyuruyor:
"(Ey Muhammedi)
De
ki: Ey kafirler! Ben sizin ibadet
ettiklerinize ibadet etmem. Siz de benim
ibadet ettiğime ibadet etmezsiniz. Ben
asla sizin ibadet ettiklerinize ibadet
edecek değilim. Siz de benim ibadet
eliğime ibadet edecek değilsiniz. Sizin
dininiz size, benim dinim de bana."
(Kafirun: 109/1-6)
Allah (c.c.),
Rasulü'ne (s.a.v.) şunu söylemesini
emretmiştir: "Sizin halen üzerinde
bulunduğunuz dinle benim hiçbir ilgim
yoktur. Ben o dinden uzağım. Siz de
benim üzerinde bulunduğum dinden
uzaksınız."
Burada asıl
vurgulanmak istenen nokta; onların küfür
üzere olduklarının ilan edilmesidir.
Kafirlerden ve onların dinlerinden uzak;
olunduğu açıkça belirtilmelidir. Kim
Rasulullah'a (s.a.v.) tabi ise, mutlaka
bunu söylemek zorundadır. Dinini açıkça
yaşaması böyle davranmasına bağlıdır.
Rasulullah'ın (s.a.v.) ashabı bu şekilde
amel ettiklerinden dolayı müşrikler
tarafından işkence ve zulme
uğratıldılar. Bu sebeple Rasulullah
(s.a.v.), ashabının Habeşistan'a hicret
etmesine izin verdi. Eğer, müşriklere
karşı sessiz kalmalarına ilişkin bir
ruhsat bulunsaydı, onlara tanımadıkları
bir yere hicret etmelerini emretmezdi.
Siyer kaynaklarında
belirtildiği gibi, Yemame halkı mürted
olduğu zaman Halid b. Velid, onlara iki
yüz atlıyı öncü olarak gönderdi ve
"Halktan kime rastlarsanız, yakalayın"
dedi. Giden atlılar da, Mecaa ile
birlikte 23 kişi yakaladılar. Mecaa,
Halid'e ulaştığında dedi ki: "Ey Halid!
Sen de biliyorsun ki, ben Rasulullah
(s.a.v.) hayatta iken kendisine geldim
ve İslam üzere ona biatta bulundum ve
ben bugün de dün üzerinde bulunduğum şey
üzereyim. Müseyleme bizim kabilemizden
çıkmıştır ancak Allah (c.c.) şöyle
buyuruyor:
"...Hiçbir nefis,
başkasının günahını yüklenmez..."
(En'am
6/164)"
Bunun üzerine Halid
kendisine şöyle dedi:
"Ey Mecaa! Sen bugün,
dün üzerinde bulunduğun şeyi terkettin.
Sen Yemame halkının en saygıdeğer kişisi
olduğun halde, sessiz kalarak bu
yalancının işine rıza gösterdin. Benim
geldiğimi öğrendiğin için böyle
konuşuyorsun. Sen sessiz kalmak
suretiyle Müseyleme'yi ve getirdiklerini
kabul ettin. Bu senin için asla bir
mazeret değildir. Sen konuşacaklarını
konuştun. Semame ve Yeşkuri de
konuştular; fakat kabul edilmedi. Eğer
"Ben kavmim adına korktum" diyorsan, bu
durumda bana gelemez veya bir elçi
gönderemez miydin?" Bunun üzerine Mecaa:
"Ey İbni Muğire!
Bütün bunları bağışlayamaz mısın?' dedi.
Halid de:
"Canını bağışlasam
da, seni sal. yor." dedi.
Bütün bunlar
gösteriyor ki; küfür beldesinde yaşayan
bir kişi, orada dinini açıkça
yaşayabiliyor, onların kafir olduğunu
çekinmeden söyleyebiliyor, onlarla
bağlarım kesiyor ve onların kendisinin
düşmanları olduğunu haykırıyorsa dinini
korumuş olur. Eğer bunları yapamıyorsa
açıkça dinini yaşıyor sayılmaz.
|