|
1- Allah'a şirk
koşmak. Allah'ın yarattığı varlıklardan
Allah'a eş, benzer, ortak kabul etmek,
onları Allah'ı çağırır gibi çağırmak,
Allah'a dua eder gibi onlara da dua
etmek, Allah'tan korktuğu gibi onlardan
da korkmak, Allah'a dayanıp tevekkül
ettiği gibi onlara da tevekkül etmek
gibi amellerdir. Kişi bu fiillerden
herhangi birini işlerse küfre girer ve
İslam'dan çıkmış olur. Gündüzlerini
oruçla, gecelerini ibadetle geçirse bile
durum aynıdır.
Bunun delili Allah
(c.c.)'nün şu ayetleridir:
"İnsanın başına bir
sıkıntı gelince Rabbine yönelerek O'na
yalvarır. Sonra Allah ona bir nimet
verince, önceden kime yalvarmış olduğunu
unutur da Allah'ın yolundun saptırmak
için O'na eşler koşar. De ki: "Küfrünle
biraz eğlenedur; şüphesiz sen Cehennem
ehlindensin."
(Zümer:
39/8)
"Her kim hiçbir delil
olmadığı halde Allah ile birlikte başka
bir ilaha taparsa, o kimsenin hesabı
muhakkak Rabbinin nezdindedir. Muhakkak
ki kafirler iflah olmazlar."
(Mü'minun:
23/117)
Bu ve benzeri birçok
ayet, yarattıklarının Allah (c.c.)'ya
ortak koşulduğunu göstermektedir. Bu
amelleri yapanlar küfre girmiş ve
İslam'dan çıkmış olurlar. Yapmış
oldukları bütün iyi ameller de boşa
gider.
Nitekim Allah (c.c.)
şöyle buyuruyor:
"...Eğer onlar da
Allah'a ortak koşsalardı, amelleri boşa
giderdi."
(En'am:
6/88)
2- Dinleriyle igili
konularda müşriklere itaat etmek,
onlarla uyum içinde olduğunu söylemek ya
da göstermek.
Allah (c.c.) şöyle
buyuruyor:
"Şüphesiz ki,
kendilerine doğru yol belli olduktan
sonra, arkalarına dönenleri şeytan
sürüklemiş ve kendilerine ümit
vermiştir. Bunun sebebi, onların,
Allah'ın indirdiğinden hoşlanmayanlara:
"Bazı hususlarda size itaat edeceğiz"
demeleridir. Oysa Allah onların
gizlediklerini bilir. Melekler yüzlerine
ve sırtlarına vurarak canlarını alırken
durumları nasıl olur? Bunun sebebi,
onların Allah'ı gazaplandıracak şeylerin
ardından gitmeleri ve O'nu razı edecek
şeylerden hoşlanmamalarıdır. Allah
onların amellerini boşa çıkarmıştır."
(Muhammed: 47/25-28)
Süleyman b. Abdullah
bu meseleyle ilgili olarak Allah'ın
kitabından yirmi kadar ayet,
Rasulullah'dan da (s.a.v.) bir kaç hadis
zikretmiş ve bunlardan şu sonuçlan
çıkarmıştır:
a- Bir müslüman,
ortada geçerli bir zorlama (ikrah)
olmaksızın müşriklere itaat eder ve
onlara muvafakatta bulunursa, mürted
olur ve İslam dairesinden çıkar.
Kelime-i şehadeti söylese ve İslam'ın
diğer şartlarını yerine getirse de
mürtettir.
b- Müslüman bir
kimse, kalben iman etmiş olsa da, kafir
ve müşriklere itaat ederse küfre girer.
Zira Rasulullah (s.a.v.) zamanındaki
müşrikler, müslümanlardan akidelerini
değiştirmelerini değil, sadece kendi
bazı isteklerine uymalarını
istemişlerdi. Ne yazık ki, günümüzde
müslüman olduğunu ileri süren birçok
kimse, müşriklerden korktukları için
onlara muvafakat ediyor görünüyor ve
kalben bu yaptıklarını kötü gördükleri
takdirde küfre girmeyeceklerini
zannediyorlar.
c- Müslümam kafir
yapan şey, sadece kalbin inanması
değildir. Çünkü Rasulullah (s.a.v.),
Allah'ın zikrettiği bu kimselerden
akidelerini değiştirmelerini
istememiştir. Eğer bir kimse geçerli bir
zorlama olmaksızın sırf malını, ülkesini
veya ailesini kaybetme korkusuyla kafir
ve müşriklere tabi olursa, bunu onların
kafir olduklarını kabul ederek veya
onlara buğz ederek bile yapmış olsa,
kafir olur.
Bu noktayı çok iyi
kavramak gerekir. İbrahim (a.s.)'ın
kıssasında da bu konuyla ilgili örnekler
yer almaktadır. İbrahim (a.s.), işe
babasıyla ve kavmiyle başlamış, önce
onlara düşmanlık göstermiştir. Bunlar
Kehf suresinde belirtilmektedir.
d- Birçok kimsenin
içinden çıkamadığı bir başka mesele de
kafirlere tabi olmayı istemediği,
onların dinlerini güzel bulmadığı,
yaptıklarını hoş görmediği ve gerçekten
iman etmiş olduğu halde sadece diliyle
onlara muvafakat eden kimsenin
durumudur.
Yine bu kimse de
"La
ilahe illallah" sözünü yalanlamış ve
Allah'la beraber başka bir ilah edinmiş
demektir. Fakat ne yazık ki, insanların
çoğu bu gerçekleri bilmezler."
3- Müşriklere dostluk
beslemek ve onları veli edinmek.
Allah (c.c.) şöyle
buyuruyor:
"Ey iman edenler!
Yahudi ve hristiyanları dost edinmeyin.
Zira onlar birbirlerinin dostudurlar
(birbirlerinin tarafını tutarlar).
Sizden kim onları dost edinirse o da
onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler
topluluğuna yol göstermez."
(Maide: 5/51)
"Mü'minler,
mü'minleri bırakıp da kafirleri dost
(veli)
edinmesinler. Kim böyle
yaparsa, Allah'tan bekleyebileceği
hiçbir şey yoktur..."
(Al-i
İmran: 3/28)
Şeyhülislam İbni
Teymiyye Maide suresinin 51. ayetini
şöyle açıklıyor "Bu ayette yahudi ve
hristiyanlan dost edinenlerin onlardan
oldukları bildirilmiştir. Ayetin zahiri
manasından anlaşıldığına göre, onları
dost edinip kendilerine idareci
yapanlar, onlar gibi kafirdirler."
Aynı ayetle ilgili
olarak Abdullah b. Utbe de şöyle
diyor: "Biriniz farkında olmaksızın
yahudi ya da hristiyan olmaktan
sakınsın."
İbni Cerir et-Taberi
de: "...Artık onun Allah'tan
bekleyebileceği hiçbir şey yoktur..."
(Al-i İmran: 3/28)
aye tini
tefsir ederken şöyle der: "Bu kimse
dininden irtidat ettiği için, Allah
(c.c.) ondan, o da Allah'tan (c.c)
uzaktır. "Ancak kafirlerden
gelebilecek bir tehlikeden sakınmanız
başkadır." kavli ise, "Kalbi iman
ile dolu olduğu halde inkara zorlanan
başka."
(Nahl:
16/106)
ayeti gibidir."
4- Müşriklerle
birlikte, onların şirk meclislerinde
hiçbir tepki göstermeksizin oturmak:
Allah (c.c.) şöyle
buyuruyor:
"O (Allah),
kitapta size "Allah'ın ayetlerinin inkar
edildiğini, yahut onlarla alay
edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir
söze dalıncaya (başka bir konuya
geçinceye) kadar kafirlerle beraber
oturmay ın,
yoksa siz de onlar gibi olursunuz" diye
indirdi. Elbette Allah, münafıkları ve
kafirleri Cehennemde bir araya
getirecektir."
(Nisa:
4/140)
Rasulullah (s.a.v.)
şöyle buyuruyor:
"Kim, müşriklerle
birlikte bulunur ve onlarla beraber
kalırsa, o da onlar gibidir."
(Ebu Davud,
Cihad: 170)
Şeyhin ailesine
yukarıdaki ayet ve hadisle ilgili soru
sorulması üzerine şöyle demişlerdir:
"Ayetin zahirine
göre; bir kimse, Allah'ın (c.c.)
ayetlerinin inkar edildiğini veya
onlarla alay edildiğini işittiği zaman,
o kimseler başka bir söze geçmedikçe,
kendisine herhangi bir zorlama ve baskı
yapılmaksızın onlarla beraber oturursa,
o kimse de onlar gibi kafirdir. Kendisi
onların yaptığını yapmasa da fark etmez.
Çünkü böyle bir durum, küfre rızadır.
Küfre rıza göstermek ise küfürdür.
Alimler, bu ve
benzeri ayetlere dayanarak, herhangi bir
günaha rıza gösteren kimsenin de onu
yapmış gibi olacağını söylemişlerdir. Bu
kimse, kalbiyle o şeyi istemediğini ve
onu hoş karşılamadığını söylese de kabul
edilmez. Çünkü hüküm zahire göredir.
Küfrü açıkça işlemiş ve kafir olmuştur.
Bunun içindir ki,
irtidat olayları gündeme geldiğinde,
mürted olanlardan bazıları, böyle bir
şeye zorlandıklarını ileri sürdükleri
halde, sahabeler bunu kabul etmeyip,
hepsini mürted kabul etmişlerdi. Ancak
diliyle karşı koyanlar bunun dışındadır.
İşte ayet bu gerçeği dile getirmektedir.
Rasulullah'ın
(s.a.v.):
"Kim müşriklerle
birlikte bulunur ve onlarla beraber
kalırsa, o da onlar gibidir." sözü
de aynı manadadır. Yani bir kimse
müslüman olduğunu ileri sürdüğü halde;
toplantılarında, yardımlaşma ve ev-bark
edinme gibi konularda müşriklerle
birlikte hareket eder ve müşrikler de
onu adeta kendilerinden biri gibi kabul
ederlerse, o kimse de onlar gibi
kafirdir. Bu kişinin yeniden müslüman
olabilmesi için; açıkça İslam'ı kabul
edip, müşriklerle dostluk bağını
keserek, onlara velayet yetkisi
vermemesi gerekir." ,
Daha önce geçtiği
gibi Abdullah b. Amr da şöyle
diyordu: "Kim, müşriklere ait ülkelerde
yerleşir, onların yeni yıllarını
(Nevruzlarını), Mihricanlarını (bayram,
festival ve galalarını) kutlar ve
ölünceye kadar onlara benzemeye
çalışırsa, Kıyamet Gününde onlarla
birlikte haşrolunur."
Allah (c.c.) şöyle
buyuruyor:
"...Fakat kalbini
kafirliğe açarsa; işte Allah'ın gazabı
bunlaradır ve onlar için büyük bir azap
vardır. Bu azap onların dünya hayatını
ahirete tercih etmelerinden ve Allah'ın
kafirler topluluğunu hidayete
erdirmemesinden dolayıdır."
(Nahl: 16/106-107)
5- Allah'la (c.c.),
Kitabıyla ve Rasulüyle alay etmek.
Allah (c.c.) şöyle
buyuruyor:
"...De ki: "Allah'la,
ayetleriyle ve Rasulü'yle mi alay
ediyordunuz?" Boşuna özür beyan etmeyin;
çünkü siz iman ettikten sonra tekrar
kafir oldunuz. Sizden (tevbe eden)
bir gurubu bağışlasak bile suçlu
olduklarından dolayı diğer bir gruba
azab edeceğiz."
(Tevbe: 9/65-66)
Alay iki çeşittir:
a- Açıkça alay etmek:
Ayet bu konuyla ilgili olarak nazil
olduğundan konu ayette net olarak
açıklanmıştır.
Alaycılar: "Şu
(Kur'an) okuyucularımız gibi karınlan
geniş olan, onlardan daha çok yalan
söyleyen, (savaşta) karşılaşma anında
onlardan daha korkak olan kimse
görmedik." vb. sözler söylemişlerdi.
Bunlardan kimileri
de "Bu sizin beşinci dininizdir.", "Bu
sizin dininiz yamalı bir dindir."
diyorlardı. Kimisi de, müslümanları
iyiliği emreder ve kötülükten meneder
durumda gördüklerinde: "Size din ehli
geldi" yerine kelime oyunu yaparak: "Dik
ehli (horoz sahibi) geldi" diyerek
onlarla alay ediyorlardı. Yine bu
alaycılar, ilim talebelerim
gördüklerinde de onlarla alay ederlerdi.
İşte bu ve benzeri açık ifadelerle
yapılan alaylar sebebiyle kişi dinden
çıkar.
b- Açık olmayan,
kinayeli söz ya da hareketlerle yapılan
alay: Bu o kadar geniştir ki, adeta
sahili olmayan bir deniz gibidir.
Mesela: kaş göz hareketleri yaparak
alay etmek, dil çıkarmak, dudak bükmek, Kur'an ve hadis okunurken ya da emri bil
maruf, nehyi anil münker yapılırken el
işaretleri yapmak vb.
6- Allah'a (c.c.)
davet edilirken, Kur'an okunurken, emri
bil maruf nehyi anil münker yapılırken
hoşnutsuzluğunu ve kızgınlığını açıkça
ortaya koymak.
Allah (c.c.) şöyle
buyuruyor:
" Ayetlerimiz açık
açık kendilerine okunduğunda, kafirlerin
suratlarında hoşnutsuzluk sezersin.
Neredeyse kendilerine ayetlerimizi
okuyanların üzerlerine saldıracaklar. De
ki: "Size bundan daha kötüsünü
bildireyim mi? Ateş! Allah, onu
kafirlere va'detti. O, ne kötü
akıbettir!"
(Hac: 22/72)
7- Allah'ın
(c.c.), Rasulü'ne indirdiği kitap ve
hikmetten hoşlanmamak. Allah (c.c.)
şöyle buyuruyor:
"Bunun sebebi,
Allah'ın indirdiğini beğenmemeleridir.
Allah da onların amellerini boşa
çıkarmıştır."
(Muhammedi
47/9)
8- Kur'an
ayetlerinin ve hadislerin delalet ettiği
şeyleri kabul etmemek, bunlar hakkında
tartışmak.
Allah (c.c.) şöyle
buyuruyor:
"İnkar edenler
müstesna, kimse Allah'ın ayetleri
hakkında tartışmaz. Öyle ise onların
şehirlerde gezip dolaşması, seni
aldatmasın."
(Mü'min(Ğafir): 40/4)
9- Bir ayeti,
ya da ayetin bir kısmını veya Rasulullah
(s.a.v.)'in getirdiği şeylerden birini
inkar etmek.
Allah (c.c.) şöyle
buyuruyor:
"Allah'ı ve
peygamberlerini inkar edenler ve Allah
ile peygamberlerini (inanma
hususunda) birbirinden ay ırıp:
"Bir kısmına inanır, bir kısmını inkar
ederiz" diyenler ve bunlar
(iman ile
küfür) arasında
bir yol tutmak isteyenler; işte
gerçekten kafir olanlar bunlardır. Biz
kafirlere alçaltıcı bir azap
hazırlamışızdır."
(Nisa:
4/150-151)
10-
Allah'ın
(c.c.) dinini öğrenmekten kaçınmak ve
bunda gafil davranmak. Allah (c.c.)
şöyle buyuruyor:
"...İnkar edenler,
uyarıldıkları şeylerden yüz çevir
mektedirler."
(Ahkaf:
46/3)
11- Allah'ın
(c.c.) dininin hakim olmasını istememek,
din üzerinde toplanıp birleşmeye karşı
olmak.
Allah (c.c.) şöyle
buyuruyor:
"Nuh'a tavsiye
ettiğimizi, sana vah yettiğimizi,
İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye
ettiğimizi, dini doğru tutun ve onda
ayrılığa düşmeyin diye size şeriat
yaptık. Fakat, kendilerini çağırdığın
şey müşriklere ağır geldi. Allah
dilediğini kendisine seçer ve kendisine
yöneleni doğru yola iletir."
(Şura: 42/13)
Ayette belirtildiği
gibi bu dinin egemen olmasını
istemeyenler sadece müşrikler, kafirler
ve diğer İslam düşmanlarıdır.
12- Büyü yapmak,
büyü yapmayı öğrenmek ve öğretmek:
Allah (c.c.) şöyle
buyuruyor:
"...Oysa Süleyman
kafir değildi. Ancak şeytanlar kafir
oldular. Çünkü şeytanlar, insanlara
sihri (büyüyü) ve Babil'deki
Harut ve Marut adlı iki meleğe
indirileni öğreterek kafir oluyorlardı.
Halbuki O iki melek: "Biz ancak imtihan
için gönderildik, sakın kafir olma!"
demeden hiç kimseye (sihir ilmini)
öğretmezlerdi..."
(Bakara: 2/102)
13- Öldükten
sonra dirilmeyi inkar etmek. Allah
(c.c.) şöyle buyuruyor:
"Asıl onların
"Biz
toprak olduğumuz zaman yeniden mi
yaratılacağız?"demeleri şaşılacak
şeydir. İşte onlar, Rablerini inkar
edenlerdir. İşte onlar (Kıyamet
Gününde) boyunlar ında
tasmalar bulunanlardır. İşte onlar ateş
ehlidir. Onlar, orada ebedi olarak
kalacaklardır!"
(Ra'd:
13/5)
14- Allah'ın
kitabından ve Rasulü'nün sünnetinden
başka bir şeyle muhakeme olmak, tartışma
ve anlaşmazlıklarını şeriate göre değil
de, mevcut sistemlerin hukukuna göre
çözmeye çalışmak.
İbni Kesir şöyle
diyor: "Bilindiği gibi cahiliye halkı,
inandıkları cehalet ve sapıklık
sistemiyle hüküm verirler,
yargılamalarım cahiliye sistemine göre
yürütürlerdi. Tatarlar da, Cengiz Han'ın
koyduğu kanunlara göre hüküm verirlerdi.
Cengiz Han onlar için bir anayasa
hazırlamış ve bunda farklı şeriatlerdeki
hükümleri biraraya getirmişti. Tatarlar
bunu evlerinde bulundururlar ve bir
konuda hüküm vermek istediklerinde bunu.
esas alırlardı. Kim böyle birşey"
yaparsa kafirdir, Allah (c.c.) ve
Rasulü'nün (s.a.v.) hükmüne dönünceye
kadar kendileriyle cihad etmek farzdır.
Çünkü hiçbir hüküm, Allah (c.c.) ve
Rasulü'nün (s.a.v.) hükmünün üzerine
çıkarılamaz. Allah (c.c.) şöyle
buyuruyor:
"Yoksa onlar cahiliye
hükmünü mü arıyorlar? İyi anlayan bir
toplum için, Allah'tan daha güzel hüküm
veren kimdir?"
(Maide: 5/50)
Ben de derim ki: "Bu
gibi olaylar tüm insanların başına
gelebilir. Allah (c.c.) ve Rasulü'nün
(s.a.v.) hükmünü bira-' karak,
atalarının ya da onlardan öncekilerin
hazırladığı hükümleri esas alabilir ve
bunun adını da "üstün yasa"
koyabilirler. Kim böyle birşey yaparsa
kafirdir. Allah (c.c.) ve Rasulü'nün
(s.a.v.) hükmünü kabulleninceye kadar
kendileriyle savaşmak farzdır."
Şeyhülislam İbni
Teymiyye der ki: "Bir kimse
'Allah'ın Rasulü'ne indirdiğiyle hüküm
vermek gerekmez' diye bir inanca sahip
olursa, kuşkusuz kafir olur."
Bir kimse de Allah'ın
(c.c.) indirdiğine uymaksızın, kendi
görüşüyle hüküm vererek, bununla adaleti
sağladığım söyler ve bunu helal kabul
ederse o da kafir olur. '
Bu gün bir çok
topluluk, büyüklerinin ve efendilerinin
kendi (eksik) akıllarıyla ortaya
koydukları esaslardan adalet bekliyor,
bu şekilde adaleti sağlayacaklarına
inanıyorlar. Hatta müslüman olduğunu
ileri sürenlerin çoğu da Allah'ın (c.c.)
indirmediği ve izin vermediği töre,
gelenek ve adetleri uyguluyor ve
hükümlerini buna göre veriyorlar. Tıpkı
eski bedeviler gibi, itaat ettikleri
kimselerin koydukları hükümlere tabi
olarak kendilerince adalet uyguluyorlar.
Bunlara göre en iyi hüküm, kendi
koydukları hükümdür. Müslüman olduğunu
sanan birçok kişi, hala Kitap ve Sünnete
ısınamıyor, kendi gelenek, adet ve
hükümlerini ön plana alıyor,
başlarındaki kimselerin emrettiği
şeylere göre hareket ediyor ve onlara
itaatten vazgeçmiyorlar.
İbni Teymiyye,
bunların hepsini "Minhacü's-Sünne" adlı
eserinde "...Kim Allah'ın
indirdikleriyle hükmetmezse, işte onlar
kafirlerin ta kendileridir."
(Maide:
5/44)
ayetini açıklarken ele almıştır.
İşte bu anlatılanlar
Kur'an ayetlerinden çıkarılan
sonuçlardır. Bu konuda İslam alimlerinin
sayılamayacak kadar çok görüşleri
vardır.
"el- İkna" adlı
eserin sahibi de mürted olmanın hükmünü
açıklamış ve bunlarla ilgili birçok şey
zikretmiştir. Bunlardan bir kısmını
burada özetleyeceğiz:
"Allah'la (c.c.)
kendisi arasına aracılar koyarak, onlara
tevekkül etmek ve istediklerini onlardan
istemek icma ile küfürdür.
Rasulullah'a (s.a.v.)
veya onun Allah'tan (c.c.) getirdiği
şeye kin gütmek ve kızmak da ittifakla
küfürdür.
Kendisinden Kur'an'ı
aşağılar bir tavır sezinlenen, Allah'ın
vaad ettiği ya da korkuttuğu şeylerle
alay eden kimse bundan dolayı küfre
girer.
İslam'dan başka bir
sistemi kabullenen kimseye kafir demeyen
kişi kafir olacağı gibi, böylelerinin
küfründen şüphe edenler de kafir
olurlar.
Kim haşhaşı, afyon ve
uyuşturucuyu helal sayarsa, o kimse
tartışmasız kafirdir."
Ben de derim ki: "Kim
müşriklerle dostluk kurmayı, onlara
yağcılık etmeyi, müslümanlara karşı
onlara yardım etmeyi helal sayarsa, bu
kişilerin küfrü, uyuşturucuyu helal
sayanların küfründen daha büyüktür.
Çünkü bu haşhaş veya afyon(un zararın)a
benzemez."
Bir kimse ashaptan
birine dil uzatıp, hakaret eder, "Ali
ilahtır", "Ali peygamberdir" ya da
"Cebrail yanıldı" derse, kesinlikle
küfre girer. Hiç şüphesiz, bu kişilerin
küfründen şüphe edenler de kafirdirler.
"el-İkna" adlı eserde
yer alan hükümlerden bazıları da
şunlardır: Bir kişi: 'Kur'an'ın bir
takım batini manaları vardır. Bu batini
manalar, meşru olan amelleri düşürür.'
şeklinde bir iddiada bulunur ya da
'Rasulullah'tan sonra çok az kişi
dışında ashabın hepsi mürted ya da f
asık oldular.' derse
bu kişinin küfründen
asla şüphe edilmez. Hatta böyle bir
kimsenin kafir olduğundan şüphe edenler
da kafir olurlar.
Bu görüşlerden biri
de şudur: "Kim Ebu Bekir'in (r.a.)
sahabe olduğunu inkar ederse kafir olur.
Çünkü bunda şu ayeti inkar söz
konusudur:
"...O arkadaşına:
"Üzülme, Allah bizimle beraberdir."
diyordu..."
(Tevbe: 9/40)
Ebu Bekir'in (r.a.)
sahabe olduğunu kabul etmeyen,
yukarıdaki ayeti inkar ettiği için küfre
girer."
Ben de derim ki: "Kim
Kur'an'ın gösterdiği ve işaret ettiği
bir hükmü inkar ederse kafir olur. Böyle
bir kimsenin şehadet kelimesini
söylemesi veya 'Ben müslümanım' demesi
ona hiçbir fayda vermez.
Sadece bir tek ayetin
delalet ettiği hükmü inkar eden kafir
oluyorsa, acaba otuz ya da kırk ayetin
işaret ettiği bir hükmü inkar edenin
durumu ne olur? Hiç böyleleri k'afir
olmaz mı? Allah'a yemin ederim ki,
şehadet kelimesi ve müslümanlık
iddiaları onlara bir yarar sağlamaz.
Kalplerin paslanmasından Allah'a (c.c.)
sığınırız. Çünkü kalp paslanması ve heva
ve hevese uymak hakkın karşısında birer
engeldir."
Yine bir kimse
İslam'da helal olan şeyleri helal
saymazsa kafir olur. Zina ve benzeri
haram fiilleri helal sayan kişi de kafir
olur. Kim de kafir ve müşriklere
meyledip, onlara sevgi beslemeyi helal
sayarsa, onun durumu zinayı helal
sayanların durumundan kat be kat daha
kötüdür.
İslam alimlerinin bu
konuya ilişkin sözleri sayılamayacak
kadar çoktur. Hatta kimileri, şimdiye
kadar saydıklarımızdan çok daha basit
olan amellerin küfür olduğunu
söyleyerek, bunları işleyenleri mürted
kabul etmişlerdir. İşte bu mürtetlerden
mutlaka tevbe etmeleri istenir. Tevbe
ederlerse kendilerine birşey yapılmaz.
Fakat tevbe etmezlerse mürted olmaları
sebebiyle derhal öldürülürler.
Cenazeleri yıkanmaz, namazları kılınmaz
ve müslümanların mezarlığına
defnedilmezler. Bu kimseler "La ilahe
illallah" demeye devam edip, İslam'ın
diğer rükünlerini yerine getirmeye devam
etmiş bile olsalar kafirdirler. İslam
alimlerinin dediklerini az çok
anlayabilecek kapasitede olan kimseler,
bu gerçeği kesinlikle kavrarlar.
Günümüzde, müslüman
olduğunu iddia eden kimseler arasında
saydığımız şeylerden çok daha fazlası
işlenmektedir. Hatta kendilerinin ilim
ehli olduklarını ileri sürenler bile bu
amelleri işlemektedirler. Eğer cehalet
baskın gelip, bunların ilmi gizli
kalmasaydı, heva ve hevesler baskın
gelmeseydi, bu sayılanları bir bir
anlatmaya lüzum kalmayacaktı.
|