|
1- Müşriklerin heva ve
heveslerine uymak.
Allah (c.c.) şöyle
buyuruyor:
"Kendi dinlerine
uymadıkça Yahudi ve Hristiyanlar senden
asla razı olmayacaklardır. De ki: 'Doğru
yol, ancak Allah'ın yoludur.' Sana gelen
ilimden sonra onların arzularına uyacak
olursan, andolsun ki, Allah'tan sana ne
bir dost ne de bir yardımcı vardır."
(Bakara:
2/120)
Şeyhülislam İbni
Teymiyye diyor ki: "Burada din
konusunda ne buyurulduğuna, onların heva
ve heveslerine uymaktan menetme
hususunda nasıl bir emir getirildiğine
dikkat edilmelidir. Yahudi ve
hristiyanlar, kendi dini inançlarına
uymadıkça müminlerden asla hoşnut
olmazlar. İster az, ister çok olsun
herhangi bir konuda Yahudi ve
hristiyanlara tabi olmak, onlara^ uymak
kesinlikle caiz değildir. Yüce Allah
Musa (a.s.) ve Harun'a (a.s.) şöyle
buyurmuştur
"...Doğruluğa devam
edin ve sakın o bilmezlerin yoluna
uymayın."
(Yunus: 10/89)
"...Musa, kardeşi
Harun'a dedi ki: "Kavmimin içinde benim
yerime geç, onları ıslah et.
Bozguncuların yoluna uyma."
(A'raf: 7/142)
"Kendisi için doğru
yol belli olduktan sonra kim peygambere
karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka
bir yola girerse, onu o yönde bırakır ve
Cehenneme sokarız. O ne kötü bir
yerdir."
(Nisa: 4/115)
"Sana da, daha önceki
kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere
hak olarak kitabı gönderdik. Artık
aralarında Allah'ın indirdiği ile
hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da
onların arzularına uyma. Sizin her
biriniz için bir şeriat ve bir yol tayin
ettik. Eğer Allah dileseydi, sizi tek
bir ümmet yapardı. Fakat size verdiği
şeylerde sizi denemek istedi. O halde
hayırlı işlerde yarışın. Hepinizin
dönüşü Allah'adır. Bu sebeple hakkında
ihtilafa düştüğünüz hususları size haber
verecektir. Aralarında Allah'ın
indirdiğiyle hükmet, onların heva ve
heveslerine uyma ve Allah'ın sana
indirdiği şeylerin bir kısmından seni
saptırmalarından sakın! Eğer onlar
(Senin vereceğin hükümden) yüz
çevirirlerse, bilesin ki Allah, birtakım
günahları sebebiyle onları cezalandırmak
istemektedir. Zaten insanların çoğu
fasıktırlar."
(Maide:
5/48-49)
"Andolsun ki biz,
İsrail oğullarına kitap, hüküm ve
peygamberlik verdik. Onları güzel
rızıklarla besledik ve onları alemlere
üstün kıldık. Din konusunda onlara açık
deliller verdik. Ama onlar kendilerine
ilim geldikten sonra, aralarındaki
çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler.
Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düştükleri
şeyler hakkında Kıyamet Günü aralarında
hüküm verecektir. Sonra seni de din
konusunda bir şeriat sahibi kıldık. Sen
ona uy; bilmeyenlerin isteklerine uyma.
Çünkü onlar, Allah'a karşı sana hiçbir
fayda veremezler. Doğrusu zalimler
birbirlerinin dostudurlar. Allah da
takva sahiplerinin dostudur."
(Casiye: 45/16-19)
Allah
(c.c.), İsrailoğullarını din ve dünya
nimetleriyle nimetlendirdi. Ancak onlar
kendilerine ilim geldikten sonra sırf
aralarındaki ihtiras ve haddi aşma
sebebiyle ihtilafa düştüler. Daha sonra
Allah '(c.c.), Mühammed'i (s.a.v.) bir
şeriatla gönderdi ve ona bu şeriata
uymasını, bilmeyenlerin heva ve
heveslerine uymamasını emretti. Fakat
insanların çoğu, bilmeyenlerin heva ve
heveslerine uyarak yanlış yollara
saptılar."
Bütün müminler,
kafirlerin heva ve heveslerine uyup,
gidişatlarına tabi olmaktan, onların
sevdikleri işleri yapmaktan men
edilmişlerdir, o halde hepsinin bu esasa
uymaları gerekir. Zira böyle yapmayıp,
onlarla aralarında hiçbir şey yokmuş
gibi davranmaları durumunda, onların
batıl dinlerine uymaları söz konusu
olabilir. Yasaklanmanın asıl sebebi işte
budur. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:
"Böylece biz onu
Arapça bir hüküm
(hikmetli bir söz)
olarak indirdik. E ğer
sana gelen bu ilimden sonra, onların
arzularına uyarsan, işte o zaman Allah
tarafından senin için ne bir dost ne de
koruyucu vardır."
(Ra'd:
13/37)
Allah (c.c.),
kitabını Arapça, hikmetli bir söz ve
hüküm kaynağı olarak indirdiğini
bildirmiş; bunun hemen ardından da,
kafirlere uyulması halinde, onlara
uyanları çok ağır bir durumun
beklediğini haber vererek yar ve
yardımcısız bırakılacakları uyarısında
bulunmuştur.
Allah (c.c.) şöyle
buyuruyor:
"...Ayetlerimizi
yalanlayan ve Ahiret Gününe
inanmayanların arzularına uyma. Onlar
Rablerine eş tutmaktadırlar."
(En'am:
6/150)
Bu ve benzeri pek çok
ayette kafirlere uymanın, onların neva
ve heveslerine bağlı kalmanın
yasaklandığı ve onlara tabi olmanın
haram olduğu dile getirilmiştir.
Allah'ın emirlerine muhalefet etmek
kişiyi küfre sokacağından, bütün
müslümanların bu emirlere harfiyen
uymaları ve mutlaka bu doğrultuda
hareket etmeleri gerekir.
2- Kafirlere
itaat etmek: Allah (c.c.) müslümanların
kafirlere itaat etmelerini yasaklamış ve
bu yasağa rağmen onlara itaat etmeleri
durumunda, onların kendilerini küfre ye
hüsrana döndüreceklerini haber
vermiştir.
Allah (c.c.) şöyle
buyuruyor:
"Ey iman edenler!
Eğer kendilerine kitap verilenlerden
herhangi bir zümreye uyarsanız, onlar
sizi imanınızdan sonra çevirip kafir
yaparlar."
(Al-i
İmran: 3/100)
"...Kalbini bizi
zikretmekten gafil kıldığımız, nefsinin
arzusuna uyan ve işi aşırılık olan
kimseye itaat etme!"
(Kehf:
18/28)
"...Muhakkak ki
şeytanlar, dostlarına sizinle mücadele
etmelerini telkin ederler. Onlara itaat
ettiğiniz takdirde, şüphesiz siz de
müşriklerden olursunuz."
(En'am:
6/121)
"Eğer, yeryüzündeki
insanların çoğunluğuna uyarsan, seni
Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar
zandan başka bir şeye uymuyorlar ve
sadece tahminde bulunuyorlar."
(En'am:
6/116)
"Eğer dileseydik, her
kasabaya bir uyarıcı gönderirdik. Sen,
kafirlere itaat etme ve onlara karşı
bütün gücünü kullanarak savaş."
(Furkan:
25/51-52)
"Ey Muhammedi Kafirlerle ve
münafıklarla cihad et; onlara karşı sert
davran ..." (Tevbe: 9/73) "Ey Peygamber!
Allah'tan sakın; kafir ve münafıklara
itaat etme. Şüphesiz Allah her şeyi
hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir."
(Ahzab:
33/1)
Allah (c.c.) kafir önderlere itaat
edenler hakkında şöyle buyuruyor:
"Derler ki:
"Rabbimiz! Biz liderlerimize ve
büyüklerimize itaat ettik; onlar da bizi
doğru yoldan saptırdılar."
(Ahzab:
33/67)
"Onlar Allah'ı
bırakıp hahamlarını, rahiplerini ve
Meryem oğlu Mesih'i kendilerine rab
edindiler. Oysa ki, tek olan Allah'a
ibadet etmekten başka bir şeyle
emrolunmamışlardı. O'ndan başka ibadete
layık Hah yoktur. O, onların koştukları
ortaklardan münezzehtir."
(Tevbe:
9/31)
Rasulullah (s.a.v.),
bu ayeti; "helali haram ve haramı da
helal kıldıklarında, onlara itaat
ettiler." şeklinde tefsir etmiştir.
Böylece itaat ettikleri alimleri ve
rahipleri Allah'ın
(c.c.) dışında rabler edinmiş oldular.
Bu nedenle kim', Allah'ın (c.c.) helal
kıldığı bir şeyi haram, haram kıldığı
bir şeyi helal kıldıklarında cahil ve
fasıklara itaat ederse, Allah'ı (c.c.)
bırakıp onları rab edinmiş olur.
3- Zalim ve
kafirlere meyletmek, onlara yönelmek.
Allah (c.c.) şöyle
buyuruyor:
"Zulmedenlere
meyletmeyin. Aksi halde Cehennem ateşi
size dokunur. Sizin için Allah'tan başka
hiçbir dost yoktur. Sonra yârdım da
göremezsiniz."
(Hud: 11/113)
Allah (c.c.),
zalimlere yönelmeyi, onlara meyletmeyi
ve güvenmeyi yasaklamış, böyle yapanları
Cehennem ateşiyle tehdit ederek, onlara
yardım etmeyeceğini haber vermiştir.
Zulümlerin en büyüğü
olan şirk konusunda ise Allah (c.c.)
şöyle buyuruyor:
"...Doğrusu
şirk'büyük zulümdür..."
(Lokman: 31/13)
Kim müşriklere
meyleder, onların yaptığı işlerden
memnun kalırsa, işte o kesinlikle Allah
(c.c.) tarafından azarlandırılmayı hak
etmiştir. Allah (c.c.) kendisini hem
dünyada hem de ahirette rezil edecektir.
Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:
"Eğer seni sebatkar
kılmasaydık, az da olsa onlara
meyledecektin. O zaman sana hayatın ve
ölümün sıkıntılarını kat kat
tattırırdık; sonra bize karşı kendin
için bir yardımcı da bulamazdın."
(İsra: 17/74-75)
Allah (c.c.),
peygamberini sebatkar kılmasaydı, onlara
birazcık da olsa meyledecekti. Eğer,
Rasulullah (s.a.v.) onlara meyletseydi,
Allah (c.c.) kendisine hem dünya hem de
ahiret azabını kat kat tattırdı.
Rasulullah (s.a.v.) masum olduğu halde,
böyle ağır bir hitapla uyarıldığına
göre, diğer insanlar bu uyarıya daha
fazla muhataptırlar.
4- Allah'ın
(c.c.) düşmanlarına karşı sevgi
beslemek.
Allah (c.c.) şöyle
buyuruyor:
"Allah'a ve Ahiret
Gününe inanan bir milletin; babalan,
oğulları, kardeşleri, ya da akrabaları
olsalar bile, Allah'a ve Rasulü'ne karşı
gelen kimselere sevgi beslediklerini
göremezsin...
(Mücadele:
58/22)
Şeyhülislam İbni Teymiyye diyor ki:
"Bu ayette herhangi bir mü'minin; babası
dahi olsa, Allah'a ve Rasulü'ne düşman
olan bir kimseyi dost edindiğinin,
onlara sevgi beslediğinin görülemeyeceği
gerçeği gözler önüne serilmiştir. Hiçbir
mü'minin bir kafiri sevdiği görülmez.
Kim bir kafiri sever ve dostlukta
bulunursa, o artık mü'min değildir".
Bu ayette, Allah'a
(c.c.) ve Rasulü'ne (s.a.v.) düşman
olup, savaş açtıkları halde babalarını,
kardeşlerini ya da yakınlarını seven,
onlara dostluk gösteren kimselerin
imansız oldukları gerçeği dile
getirilmiştir. Kişinin böyle bir durumda
en yakınlarıyla ilgi ve alakasını
kesmesi istenirken, acaba uzakta olan
kafirlere karşı sevgi ve saygı göstermek
nasıl açıklanabilir? Doğrusu bunlar
mü'min olmamayı diğerlerinden daha fazla
hak etmişlerdir.
5- Kafirlere
benzemek: Pratik hayatta kafirlere
benzemek ve onları taklid etmek bir süre
sonra onlara karşı içten içe de bir
sevgi ve sempati oluşmasına sebep olur
ve bu sevgi zamanla dışa akseder. Bu
durum deneyimlerle sabit olan bir
gerçektir.
Aynı ülkeden olan iki
kişi düşünün. Bir gün gurbette
birbirleriyle karşılaşırlar. Gurbette
olmaları sebebiyle aralarındaki sevgi ve
saygı bağlan öncekine göre daha da
artar. Neredeyse birbirlerini göremeden
edemezler. Hatta ülkelerine dönmüş
olsalar bile, gurbetteki 'yakınlaşmaları
sebebiyle, yine aynı sevgiyle
birbirlerine bağlı kalırlar. Çünkü artık
müşterek hareket etmek bir bakıma
onların niteliği olmuştur.
Şimdi de birbirini
daha önce tanımayan iki kişi düşünün.
Bunlar bu" yerde karşılaşsınlar ve
aralarında giyim, binek ya da bunun gibi
bir konuda ortak bir nokta bulunsun. Bu
ikisinin, aralarında
mecvut olan bir benzerlik sebebiyle
uyuşmaları, aynı memleketten olan diğer
ikisine göre çok daha belirgin
olacaktır. Nitekim, aynı dalda çalışan,
aynı meslekten olan insanlar
birbirleriyle, başkalarıyla
olduklarından çok daha yakındırlar.
Hatta aralarında düşmanlık veya savaş
olsa bile...
Din konusuna gelince;
farklı ülkelerde olup aralarında uzak
mesafeler bulunmasına rağmen, eğer o
ülke liderleri ve halkı aynı inancı
paylaşıyorlarsa, bu durum aralarındaki
münasebeti artırır ve aynı zamanda
birinin diğerini himaye etmesine sebep
olur. Eğer aralarında başka bir amaç ya
da engelleyici bir durum yoksa, aynı
inancı paylaşmalarının gereklerini
yaparlar. Bu benzerlik sadece dünyayla
ilgili işlerde bile olsa, aralarında
yine de bir sevgi ve dostluk oluşur.
Dünyevi meselelerde aralarında mevcut
olan benzerlik bile insanlar arasında
sevgi ve dostluk bağlarının oluşmasına
sebep olabiliyorsa, elbette din
konusunda olan benzerlik.sebebiyle
meydana gelen dosttuk ve sevgi çok daha
ileri seviyede olacaktır.
Örnekten de
anlaşılacağı gibi, görünürde kafirlere
benzemek, onlar sevmeye, saymaya ve
onlara dostluk göstermeye sebep
olabileceğinden haram kılınmıştır.
Kafir ve
Müşriklere Benzemekten Meneden Deliller
Abdullah b. Ömer'den
(r.a.) rivayet edildiğine göre
Ra-sulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Kim kendini bir
kavme benzetirse, o da onlardandır."»
(8) Ahmed:
2/50-92, 7/142, Ebu Davud Libas: 4031
İbni Ebu Şeybe Said b. Cebele
vasıtasıyla Rasulullah'tan (s.a.v.)
tamamını şöyle rivayet ediyor:
"Kıyamete yakın, eşi
ve ortağı olmayan Allah'a ibadet
edilinceye kadar kılıçla gönderildim.
Rızkım, mızrağımın gölgesinde kılındı.
Bana, emrime karşı gelenlerin zelil ve
aşağılanması verildi. Kim kendisini bir
kavme benzetirse o da onlardandır."
Şeyhülislam İbni
Teymiyye, bu hadisin isnadının sahih
olduğunu belirtmiştir. Bu hadis onlara
benzemeyi haram kılmaktadır. Kendisini
görünüş olarak kafir ve müşriklere
benzetenler, haram işlemiş olmakla
birlikte, zahiri anlamda kafir de
olmuşlardır. Çünkü yüce Allah şöyle
buyurmuştur:
"...Sizden kim
onları dost edinirse, p da
onlardandır..."
(Maide: 5/51)
Abdullah b. Amr
demiştir ki: "Kim müşriklere ait bir
toprakta bulunur (bina yapar), onların
nevruzlarına (yılbaşılarına) katılır,
onların bayramlarını (festival ve
galalarını) kutlar ve ölünceye kadar
onlarla birlikte bulunursa, Kıyamet
Gününde onlarla birlikte haşrolunur."
(Beyhaki
Sünenü'l-Kübra: 9/234.)
Aişe'den (r.a.)
rivayet edildiğine göre, Rasulullah
(s.a.v.), namaz kılarken elleri
böğürlerine koymayı mekruh sayarak:
"Yahudilere
benzemeyin." buyurmuştur."
(Aişe (r.a.)
hadisini bulamadım. Ancak bunun için;
Buhari el-Amel fi's-Salat: 17, Müslim
Mevarid: 47, Ebu Davud Salat: 172,
Tirmizi Salat: 164, Nesai tftjtah: 12,
Darimi Salat: 138, Ahmed:
2/232-290-295-331-339'a bak)
Ömer b. Hattab (r.a.)
şöyle dedi: "Acemlerin rumuzlu sözlerini
öğrenmeyin. Bayramlarında müşriklerle
birlikte kiliselerine girmeyin. Çünkü
Allah'ın gazabı onların üzerine iner."»
(Beyhaki
'Sünenü'l-Kübra: 9/234, Abdürrezzak
Musannef: 1609)
Abdullah b. Amr dedi
ki: "Kim Acemlerin ülkesinde kalırda,
onların yeni yıllarını ve mihricanlarını
(bayram, festival ve galalarını)
kutlayarak (bu şekilde) onlara benzer ve
bu hal üzereyken ölürse, Kıyamet Gününde
onlarla birlikte haşrolunur."
Dikkat edilirse Ömer
(r.a.), Acemlerin bazı sözlerini
öğrenmeyi ve bayramlarında kiliselerine
girmeyi yasaklamıştır. Bu durumda kafir
ve müşriklerin dinlerinden kaynakla nan
bir takım şeyleri yapanlara ne hüküm
verilmelidir? Onların fiillerini yaparak
onlara uyum sağlamak daha büyük bir
tehlike değil midir? Onların
bayramlarına ve bir takım festivallerine
katılmak ve onlar gibi hareket etmek,
bayramlarına sadece seyretmek için
gidenlerin durumundan daha büyük bir
tehlike değil midir? Madem ki
işledikleri ameller sebebiyle
bayramlarında onlara Allah'ın (c.c.)
gazabı iniyor, amellerinin tamamında ya
da bir kısmında onlara katılmak, onlarla
birlikte olmak, kendini bizzat cezanın
içine atmak değil midir?
Abdullah b. Amr
şöyle diyor: "Kim, müşrik ve kafirlerin
ülkelerinde kalır, yılbaşılarına,
bayramlarına, festival ve galalarına
katılır ve onlara benzeyerek ölürse,
onlarla birlikte haşrolunur."
Bütün bu hususlar; o
kimsenin kafir olduğunu, kişiyi
Cehenneme götüren büyük günahlardan
birini işlediğini gösterir. Lafzın
zahirinden anlaşılan manaya göre,
onlarla birlikte hareket, kimi
durumlarda günahtır. Çünkü mubah olan
birşey için cezalandırma söz konusu
değildir.
Ömer (r.a.) şöyle
demiştir: "Cahiliye ehli (hacda) güneş
doğuncaya dek toplanma yerinden
gitmezlerdi. Rasulullah (s.a.v.) ise
güneşin doğmasından önce oradan ayrılır
ve şöyle derdi:
"Bizim yolumuz
müşriklerin yolundan ayrıdır."
(12) Bunu
mevcut sünenlerde bulamadım. Bk. İbni
Kesir Tefsir Bakara: 2/199 ayeti, Suyuti
ed-Diirrü'1-Mensur: 1/266-267, Beyhaki
Sünenü'l- Kübra: 5/f25.
Müşrikler güneş
batmadan önce Arafat'tan ayrılırlardı.
Rasulullah da (s.a.v.) onlara muhalefet
etmek için güneş battıktan sonra oradan
ayrılırdı.
Abdullah b. Amr diyor
ki:
"Rasulullah (s.a.v.) benim üzerimde
boyanmış iki elbise gördü ve şöyle
buyurdu:
"Doğrusu bunlar
kafirlerin giysilerindendir. Onları
giyme."
(Müslim,
Libas: 29-31, Ebu Davud, Libas: 8,
Nesai, Zinet: 43)
Rasulullah (s.a.v.),
kafirlere ait kıyafetlerin giyilmesini yasaklamıştır.
Ömer de (r.a.)
Utbe b. Ferkad'a gönderdiği mektupta:
"Müşriklere ait giysi giymekten seni
menediyorum." diye yazmıştır.
(14)Buhari, Libas: 25, Müslim, Libas:
11, 21, Ahmed: 1/16,43, Camiu'1-Usul:
8343.
Hilal, Muhammed b.
Sirin'den şöyle rivayet etmiştir:
Huzeyfe bir eve geldi ve orada
yabancılara ait bir giysi gördü. Hemen
oradan dışan çıkarak şöyle dedi: "Kim
kendini bir kavme benzetirse, o da
onlardandır."
Ali b. Ebu Salih
es-Sevvak diyor ki: "Biz bir ziyarette
iken Ahmed b. Hanbel çıkageldi.
İçeri girdiğinde, üzerinde gümüş bulunan
bir sandalye gördü. Hemen gerisin geri
çıktı. Peşinden ev sahibi yetişti, imam
elini onun yüzüne karşı silkeleyerek
şöyle dedi: "Mecusilerin kıyafeti ha?
Ateşe tapanların kıyafeti ha?"
Kays b. Ebu Hazım'dan
rivayete göre: "Ebu Bekir,
Ah-mus'tan Zeynep adındaki bir kadının
yanına gitti. Kadının konuşmadığını
görünce:
"Bu kadın niye
konuşmuyor?" diye sordu. Dediler ki:
"Bu kadın konuşmadan
haccetmek istiyor." Ebu Bekir(r.a.), kendisine:
"Konuş! Çünkü böyle
bir davranış helal değildir. Bu,
cahiliye döneminin adetidir." dedi.
Kadın Ebu Bekir'e (r.a.):
"Sen kimsin?" diye
sordu. Ebu Bekir de (r.a.):
"Muhacirlerden
biriyim" dedi. Kadın:
"Hangi
muhacirlerden?" diye sordu. O da:
"Kureyş'ten" dedi.
Kadın:
"Hangi Kureyş'ten?"
diye sorunca, Ebu Bekir (r.a.):
"Amma da çok sordun
ha!" dedi ve: "Ben, Ebu Bekir'im" diye
ekledi. Kadın:
"Allah'ın cahiliye
sisteminden sonra bize gönderdiği bu
salih din
üzerinde kalmamız neye bağlıdır?" dedi. Ebu Bekir (ra.):
"Sizin kalıcılığınız,
sizi idare eden imamlarınız
(liderleriniz ve devlet adamlarınız)
doğru yolda oldukları sürecedir." dedi.
Kadın:
"İmamlar da kimdir?"
dedi. Ebu Bekir (r.a.):
"Sizin kavminizin
liderleri ve önde gelenleri yok mu,
onlar sizlere emir verince, onlara itaat
ediyorsunuz değil mi?" dedi. Kadın:
"Evet, öyledir."
dedi. Ebu Bekir (r.a.):
"İşte halkı idare
eden bu kimseler." cevabını verdi."
(Buhari
Meftakıbu'l-Ensar: 26, Darimi Mukaddime:
23.)
Ebu Bekir (r.a.), hac
sırasında mutlak suskunluğun helal
olmadığını ve bunun cahiliye
adetlerinden olduğunu haber vermiştir.
Böylece kadının yaptığı işin
yanlışlığını,ve kötülüğünü dile
getirmiş, verdiği hükmün hemen ardından
bunun sebebini, de açıklamıştır. Bu
amelin mutlak olarak yasaklanması
cahiliye adetlerinden olması
sebebiyledir.
Ömer b. Hattab
(r.a.) Fars beldelerinde yaşamakta olan
müslümanlara yazdığı genelgesinde
onları: "Sizi, müşriklere ait kıyafetler
giymekten menederim." diye uyarmıştır.
Ömer'in (r.a.) bu
yasaklaması içine, müşrik ve kafirlere
ait her türlü kıyafet ve moda
girmektedir. Çünkü Utbe b. Fer-kad'a
(r.a.) yazdığı mektubunda şöyle diyordu:
"Sizi aşın nimetler içinde kendinizi
kaybetmekten, müşriklere ait kıyafetler
giyinmekten ve ipek giysi giymekten
menederim."
Ömer b. Hattab
(r.a.), Cabiye'de Kudüs'ün fethim
müzakere ediyordu. Ka'b'a şöyle dedi:
"Nerede namaz kılmamı
istersin?" O da:
"Bana sorarsan,
kayanın ardında namaz kıl. Çünkü Kudüs
tümüyle senin gözlerinin önünde
olacaktır." dedi. Bunun üzerine Ömer
(r.a.):
"Olmaz, ben namazımı
ancak Rasulullah'ın (s.a.v.) kıldığı
yerde kılarım." dedi. Hemen kıbleye
yöneldi ve Ka"be'ye doğru namazım
kıldı. Sonra geldi ve ridasım yere
yayarak üzerindeki çerçöpü silkeleyip
süpürdü. Halk da aynısını yaptı."
(Ahmed:
1/38, Hey semi Mecmaü'z-zevaid: 4/6,
Ibni Kesir el-Bidaye ve'n-Nihaye: 7/58.)
Ömer (r.a.), Ka'b'ı,
sadece yahudilerin döndüğü kayaya
dönerek, yahudilere benzemesi sebebiyle
ayıplamıştır. Çünkü böyle bir davranışta
eski bir kıbleyi halen kıble olarak
tanıma inancı yatmaktadır. Bir müslüman
oraya yönelirken böyle bir amaç gütmese
de, bundan sakınması gerekir.
Ömer (ra.) bu noktada
oldukça hassas bir siyaset izlemiştir.
Bu tutumuyla o İslam'ı aziz kılmış,
küfrü ve küfür ehlini de zelil etmiştir.
İslam'ın ipini çürütecek ne varsa,
hepsini yasaklamış ve bu hususta Allah
ve Rasulü'nün emirlerine itaat ederek
dinin esaslarını sağlamlaştırmıştır. O
her zaman Allah'ın Kitabı ve Rasulü'nün
Sünnetine bağlı kalarak Ebu Bekir'in
(r.a.) çizgisini izlemiş, İslam'da
seçkin olan sahabelerle istişarede
bulunmuştur. Ehli kitap hakkında esas
aldığı şeyler, İslam'ın öngördüğü
şartlar çerçevesinde olmuş, kafirlerin
devlet işlerinde görevlendirilmesini
yasaklamış, bunların güvenilir kişiler
olarak kabul edilmelerini engellemiş ve
Allah (c.c.) zelil kıldıktan sonra
kimsenin onları a-ziz kılmaya hakkı
olmadığını vurgulamıştır.
Hatta rivayete göre;
Acemlere (kafirlere) ait kitap ve
yayınlan yaktırmış, bid'at işleyen
kimseleri sürgün etmiş, onların her an
ve her yerde aşağılanmalarını
sağlamıştır.
İbni Abbas'a: "Bir
adama şırınga ile ilaç vereyim mi?"
denilince, O:
"Hayır, avret yerini
açma, müşriklerin yolunu da izleme."
dedi.
Buradaki "Müşriklerin
yolunu izleme" ifadesi geneldir.
Enes'in (r.a.) yanına
iki (boynuzu) kahkülü olan bir genç
girdi. Enes
kendisine: "Bu iki saçtan boynuzu
(kahkülü) ya kes ya da kısalt, çünkü bu
yahudilerin adetidir." dedi.
(Ebu Davud
Tereccül: 15.)
Dikkat edilirse
buradaki yasaklamanın nedeni, bu
davranışların yahudi adeti olarak
nitelendirilmiş olmasıdır. Müslümanlara
ait olmayan bu davranışlardan sakınmak
gerekir.
Şeyhülislam İbni Teymiyye bu
olayı Rasulullah'ın (s.a.v.):
"Orada cahiliyeye ait
bayramlardan bir bayram var mı?"
(
Ebu Davud Eyman: 22.)
hadisinin
yanında zikretmiştir.
Her ne şekilde olursa
olsun, cahiliye bayramları, şenlik,
festival ve galalarıyla ilgili olarak
herhangi bir fiilin yapılması şiddetle
ve kesin bir dille yasaklanmıştır. Buna
mutlaka uymak gerekir. İster ehli kitap
isterse diğer kafirler olsun her iki
topluluğun yaptığı da kururdur.
Aralarında hiçbir fark yoktur. Belki
küfürlerinin daha ağır veya hafif olması
yönüyle aralarında bir fark olabilir.
Allah'u Teala'nın, kafirlere ait
bayramları kesin bir şeklide
yasaklamasının sebebi, müslümanların
inançlarının kafirlere ait adet ve
geleneklerle ve ehli kitabın eskiden
kalan yanlışlarıyla kirletilmesi
endişesidir. Bu bakımdan yasaklama çok
daha şiddetlidir.
Rasulullah (s.a.v.)
ümmetinin hiç bir konuda kafirlere
benzememesini, onlara muhalefet
etmelerini istemiştir. Çünkü, mü'minle
Cehennem ehli arasındaki muhalefet ne
kadar artarsa, mü'min Cehennem ehlinin,
amellerini işlemekten o kadar uzaklaşır.
Rasulullah'ın
(s.a.v.) ümmetine olan düşkünlüğü ve
onlara nasihati Allah'ın (c.c.)
kendisine ve halka bir fazlı ve
keremidir ki, halkın çoğu bunu
bilmezler.
Rasulullah (s.a.v.),
görünürdeki işlerinde onlara
benzemelerinden korkup endişe duyması
sebebiyle, ümmetinin kafirlere muhalefet
etmesi konusunda çok titiz davranmıştır.
Çünkü bir müslümanın görünürde kafirlere
benzemesi, zamanla onlarla uyum
sağlamasına, onları sevip dost
edinmesine yol açabilir. Nitekim,
müslüman olduğunu ileri süren birçok
kimse, farkında olmadan böyle bir duruma
bulaşmışlar, buna rağmen yaptıkları işi
iyi görmüşlerdir.
Huşeym diyor ki: "Ebu
Bişr, Ebu Umeyr b. Enes'ten, o da
Ensar'dan bir halasından rivayet
etmiştir: "Rasulullah (s.a.v.),
müslümanları namaza nasıl davet edeceği
konusuna çok önem gösterdi. (Ashabıyla
istişarede bulundu). Kendisine,
yahudilerin yaptığı gibi boru
çalınmasını teklif ettiler. Bu, onun
hoşuna gitmedi ve: "O, yahudilere
aittir" buyurdu. Bunun üzerine
hristiyanlara ait çanı hatırlattılar.
"O da hristiyanlara aittir" diyerek
hoş karşılamadığını belirtti."
( Ebu Davud
Salat: 27.)
Rasulullah'a
(s.a.v.), yahudilere ait boru ve
hristiyanlara ait çan teklif edilince,
bunları yahudi ve hristiyanlara ait
semboller olmaları sebebiyle hoş
karşılamamıştır. Hükmün hemen ardından
işin niteliğinden söz edilmesi, bu şeyin
onun illeti olduğunu gösterir.
Boru ve çanın yahudi
ve hristiyanlara ait olması bunların
yasaklanmasını gerektirmiştir. Artık
böyle birşey namaz dışında da mutlak
anlamda yasaktır. Çünkü hristiyanlar
bazen ibadet vakitlerinin dışında da çan
çalarlar.
Tevhide dayalı hanif
dininin asıl şian ise ezandır. Ezan ile
yapılan davette aynı zamanda Allahu
Teala'yı zikir vardır. Bu sayede
göklerin kapılan açılır, şeytanlar
kaçışmaya başlarlar ve Allah'ın (c.c.)
rahmeti iner.
Ne yazık ki, bu
ümmetten bir çok melik, devlet adamı ve
başkaları, yahudi ve hristiyanlara ait
bu istenmeyen şiarlara mübtela
olmuşlardır.
Fars ve Acem
müşrikleriyle, yahudi ve hristiyanlara
benzeyiş, onların doğu ülkelerinde
işbaşında olan devlet adamlarına karşı
ağırlıklarını koymalarından sonra
olmuştur. Bütün
bunlar bir müslümanın asla kabul
etmeyip, muhalefet etmesi gereken
şeylerdir. Ne acıdır ki, bu ümmetin çoğu
Allah (c.c.) ve Rasulü'nün (s.a.v.)
hoşlanmadığı bu şeylere bulaşmışlardır.
Kendileriyle cihad edilmesi gereken
müşrikler ümmetin başına musallat
olunca, İslam beldesinde görülmemesi
gereken şeyler gerek müslüman halk
arasında, gerekse bir zamanlar İslam
diyarı olan ülkelerde işlenir hale
gelmiştir.
Bu da Rasulullah'ın (s.a.v.)
şu ifadelerini doğrulamaktadır:
''Siz, sizden
öncekilerin yollarını aynen
izleyeceksiniz."
(Buharı
İ'tisam: 14, Enbiya: 50, Müslim İlim: 6,
Ibn Mace Fiten: 17.)
Şeyhülislam İbni
Teymiyye'nin de zikrettiği gibi;
günümüz müslümanlannın da daha önceki
müslümanlann cezalandırıldıkları gibi
cezalandırılmaları söz konusudur.
Müslüman olduklarını
ileri süren birçok kişi, yahudi ve
hristiyanların yolunu izleyerek,
cahiliye ehlinin^ İslam'a uymayan
fiillerini yapar hale gelmişlerdir. Oysa
onların kendilerini taklit ettikleri bu
kimseler, Allah düşmanıdırlar. Allahu
Teala,'İslam şeriatiyle uzaktan yakından
alakalan olmayan bu kimselere benzemeye
çalıştıktan için, bunlan müslümanların
üzerine musallat etmiştir. Bunlar
müslümanların başına çorap örmüşler,
onları felaketlere ve büyük belalara
uğratmışlar, yaşlılarını aşağılamış,
acizlere merhamet etmemiş ve zayıfın
yanında yer almamışlardır. Dinlerini
ifsad etmiş ve ülkelerini harabe
durumuna getirmişlerdir. İşte bütün
bunlar yüce Allah'ın (c.c.) hikmeti ve
bu kimselerin zulüm ve isyanlarının
cezası olarak meydana gelmiştir. Yardım
ancak Allah'tandır ve ancak O'na
tevekkül edilip dayanılır. Allah'ın
(c.c.) rahmetiyle, henüz hak yok
olmamıştır. Allah (c.c.), dinini
kesinlikle üstün kılacaktır. Allah
(c.c.) şöyle buyuruyor:
"Allah'ın nurunu
ağızlarıyla söndürmek isterler. Oysaki
kafirler hoşlanmasalar da, Allah nurunu
tamamlamaktan asla vazgeçmez. O
(Allah), müşrikler hoşlanmasalar da
kendi dinini bütün dinlere üstün kılmak
için Rasulü'nü hidayet ve hak dinle
gönderendir."
(Tevbe: 9/32-33)
Allah (c.c.), iman
ehlini böylece temizlemiş, onlara isyan
ettikleri takdirde başlarına nelerin
geleceğini göstermiştir. Aynı zamanda,
bozguncuların ve kafirlerin burunlarını
da yere sunmuştur. Çünkü onlar gelecekte
egemenliğin kendilerinde olacağını
sanmışlar, devletin ve gücün ellerine
geçeceğini iddia etmişlerdir. Oysa Allah
(c.c.), üzerlerine iman ve İslam
güneşini egemen kılarak bozguncu ve
kafirleri kısa bir sürede darmadağın
hale getirmiş, onları en umulmadık
yerlere sürgün etmiştir.
İbni Kayyım
diyor ki: Allah başka zamanlarda da
dinine Kitabına ve Rasulüne yardımcıdır.
Ancak bu kendi hizbinin Öteki hiziple
karşılıklı savaşıyladır. Çünkü bu, iki
farklı cemaat karşılaştığında O'nun
hikmetidir. Yine şöyle der: Hak
muzafferdir,
Sakın şaşırma, bu
Rahman'ın sünnetidir. Bu sayede O'nun
hizbi ötekine üstün gelir. Bunun için
insanlar iki taife olarak gelir.
Şeyhülislam İbni Teymiyye,
zımmilerle ilgili şartlar konusunda da
şöyle demiştir: "Bu şartlar,
müslümanların, kendilerinin
görünüş'olarak kafirlerden kesinlikle
ayırt edilmeleri gerektiği konusunda
icma ettiklerini gösterir. Bu da onlara
benzemeyi terk etmeyi gerektirir.
Nitekim, hidayet
emirleri olan iki Ömer (Ömer b. Hattab
ve Ömer b.
Abdülaziz) ve daha başkaları, bu hususta
ellerinden gelen tüm gayreti
göstermişlerdir."
Ebu Şeyh
el-İsfahani'den rivayete göre, Ömer
(r.a.) şöyle bir genelge
yayınlamıştır: "Zımmileri yazı işlerinde
kullanmayın. Aksi takdirde sizinle onlar
arasında sevgi oluşur. Onlara
sırlarınızı vermeyin, onları zelil kılıp
aşağılayın; ancak kendilerine
zulmetmeyin."
Sonra devamla
demiştir ki: "İleri sürülen şartlardan
bir kısmına göre; zımmiler, dinlerine
ait olan münkerleri açıkça yapamazlar.
Bu şartların bir kısmı da, dinlerinin
şiarlarıyla ilgilidir."
Ömer (r.a.),
beraberindeki müslümanlar, İslam
alimleri ve daha sonraki zamanlarda
Allah'ın (c.c.) kendilerine emirlik
nasib ettiği kimseler şu konuda ittifak
etmişlerdir: Herhangi bir İslam
ülkesinde, zımmilerin fitne ve
düşmanlığa sebep olacak şeyleri açıktan
yapmalarına izin yerilmez. Gayri
müslimlere bile böyle bir izin
verilmezken, nasıl olur da müslümanlar
İslam beldesinde onlara ait amelleri
açıkça işleyebilirler?
Hiçbir müslümanın,
kafirlere saygı gösterip, onlara ikramda
bulunmak gibi şeriatça yasaklanmış
amelleri yapması caiz değildir.
Bilindiği gibi kafirlere ait bayram ve
festivallere değer verip, saygı
göstermek, onlara uymak ve yaptıklarını
tasvip etmek demektir. Böyle bir durum
onları mutlu eder. Dinlerinden
kaynaklanan batıl inanış ve
davranışların aşağılanması ise onları
üzer.
Allah (c.c.) şöyle
buyuruyor:
"Dinlerini parça
parça edip, gruplara ayrılanlar var ya,
senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur..."
(En'am:
6/159)
Şeyh İsfahani
şöyle diyor "Bu
ayet onlardan her bakımdan uzak kalmayı
gerektirmektedir. Bütün meselelerde
olmayıp sadece bir kısım meselelerde
dahi olsa onların inançlarına tabi
olanlar, tabi oldukları şeyde onlarla
beraberdirler.
Çünkü bu: "Ben bundanım, bu da
bendendir" diyen kimsenin ifadesine
benzemektedir ve bununla adeta şu
söylenmek istenmiştir: "Ben, onun
türündenim, o da benim türümdendir."
Çünkü iki şahıs, ancak tür noktasında
birleşirler.
Nitekim: "Onlar
birbirlerindendir..."
(Tevbe:
9/67)
ayetinde
ifa'de edilen de budur.
Rasulullah (s.a.v.)
de Ali'ye (r.a.) şöyle buyurmuştur:
"Sen bendensin, ben
de sendenim."
(Buhari
Fedailü Ashabinnebi: 9, Müslim Cihad:
90, Tirmizi Menakıb: 20, İbni Mace
Mukaddime: 11, Ahmed: 1/170, 177 3/22,
Camiu'1-Usül: 6/33.)
Bir
kişinin "Benim bu gibi şeylerle ilgim
yok" demesi, onun bu gibi işlerin
hepsinden uzak olduğunu gösterir.
Allah (c.c.) ve
Rasulü (s.a.v.), kafirlerin tüm
işlerinden uzak olduklarına göre,
Allah'ın Rasulü'ne uyan kimselerin de
gerçekten ona tabi olmaları için, onun
uzak olduğu her-şeyden uzak olmaları
gerekir. Bir kimse, müşrik ve kafirlere
muvafakat ediyorsa, bu kimse onlara
muvafakati oranında Allah Rasulü'ne
muhalif demektir. Çünkü her bakımdan
farklı olan iki kişiden bun diğerine ne
oranda benzemezse, ondan o nisbette ayn
düşer ve ona muhalefet etmiş olur.
Allah (c.c.) şöyle
buyuruyor:
"Ey iman edenler!
Yahudi ve hristiyanları dost
edinmeyin..."
(Maide:
5/51)
"Allah'ın kendilerine
gazabettiği bir topluluğu dost
edinenleri görmedin mi? Onlar ne
sizdendirler ne de onlardan. Bile bile
yalan yere yemin ediyorlar. Allah, onlar
için şiddetli bir azap hazırlamıştır.
Yapmış oldukları şey ne kötüdür.
Yeminlerini kalkan edinmişler ve böylece
insanları Allah'ın yolundan
saptırmışlardır. Onlar için zelil edici
bir azap vardır. Ne malları ne de
evlatları, Allah'ın azabından hiçbir
şeyi onlardan savamayacaklardır.
Onlar cehennem
ehlidirler; orada daimidirler. Allah
onların hepsini dirilttiği gün size
yemin ettikleri gibi O'na da yemin
edecekler ve kendilerine bir yarar
sağlayacağını zannedeceklerdir.
Haberiniz olsun ki, onlar yalancıdırlar.
Şeytan onları hükmü altına almış ve
Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte
bunlar, şeytanın taraftarlarıdır.
Haberiniz olsun ki, hüsrana uğrayacak
olanlar şeytanın taraftarlarıdır.
Allah'a ve Rasulü'ne karşı gelenler,
işte bunlar insanların en alçakları
arasındadırlar. Allah "Ben ve
peygamberim mutlaka galip geleceğiz"
diye yazmıştır. Şüphesiz Allah
kuvvetlidir, güçlüdür. Allah'a ve Ahiret
Gününe inanan bir milletin, babaları
oğulları, kardeşleri yahutta akrabaları
olsalar bile, Allah'a ve Rasulü'ne karşı
gelen kimselere sevgi beslediklerini
göremezsin. İşte bunlar, Allah'ın
kalplerine imanı yazdığı ve, kendinden
bir ruh ile kuvvetlendirdiği
kimselerdir. Allah onları içinde
ebediyyen kalacakları, (ağaçlan)
altından ırmaklar akan Cennetlere
sokacaktır. Allah onlardan, onlar da
Allah'tan razı olmuşlardır. İşte bunlar
Allah'ın taraftarı olanlardır. Haberiniz
olsun ki, asıl kurtuluşa erenler
şüphesiz Allah'ın taraftarlarıdır."
(Mücadele: 58/14-22)
"İman edip de hicret
edenler, Allah yolunda mallarıyla,
canlarıyla cihad edenler ve muhacirleri
barındırıp yardım edenler var ya, işte
bunlar birbirlerinin velileridirler..."
(Enfal: 8/72)
Bu ayetten başlayıp,
surenin sonuna kadar hep aynı konu
incelenmekte, Allah (c.c.), bu ayeti
kerimede, muhacirler ile ensar
arasındaki dostluğu ve iman edip hicret
edenlerle cihad edenler arasındaki bağı
dile getirmektedir.
Muhacir; Allah'ın
(c.c.) nehyettiği şeylerden uzak durup,
onları terk edendir. Cihad ise, kıyamete
kadar bakidir. Allah (c.c.) şöyle
buyuruyor:
"Sizin dostunuz
(veliniz) ancak Allah, Rasulü ve iman
edenlerdir. Onlar ki namazı kılar,
zekatı verir ve rüku ederler. Kim
Allah'ı, Rasulü'nü ve iman edenleri dost
edinirse
(bilsin ki)
üstün gelecek olanlar şüphesiz
Allah'ın tarafını tutanlardır."
(Maide:
5/55-56)
Kur'an'da buna benzer
daha pek çok ayet vardır. Allah (c.c.)
bu ayetlerde müslümanlara, mü'minlerle
gerçek anlamda dostluk kurmalarını
emretmektedir. Çünkü mü'minler Allah'ın
hizbi ve ordusudurlar. Kafirlerle asla
dostluk kurmaz ve onlara sevgi
beslemezler. Dostluk ve sevgi gönül ile
ilgili durumlardır; kafirlerle dostluk
bağlarını koparmanın en etkili yolu,
görünürde kafirlere muhalefet etmektir.
Her ne kadar görünüşte kafirlerden
farklı olmak onlara dostluk ve sevgi
göstermemenin sebepleri değilse de,
onlarla bağlan koparmamanın ve
mübayenetin (zıt, farklı olmak) de bir
faydası yoktur. Aksine onlarla
birliktelik, kişilerin karakterlerinin
uyuşması gibi bir yakınlaşmaya sebep
olabilir. Bunun içindir ki selef
(r.anhüma), bu ayetleri delil
göstermişlerdir.
Ebu Musa (r.a.) diyor
ki: "Ömer'e (r.a.): "Benim hristiyan bir
katibim var" dedim. O da bana dedi ki:
"Ne yaptın? Allah
cezanı versin! Sen Allah'ın (c.c.):
"Ey iman edenler!
Yahudi ve hrıstiyanları dost
edinmeyin..."
(Maide: 5/51)
buyurduğunu işitmedin mi? Tevhid
ehlinden birini katip edinemez miydin?"
Ben de:
"Ey mü'minlerin
emiri! Onun yazı işlerinde çalışması
benim içindir, dini de kendisine
aittir." dedim. Ömer (r.a.):
"Madem ki Allah
onları aşağılamış, sen onlara saygınlık
kazandırma, Allah onları zelil
kılmışken, seri kendilerini aziz kılma.
Allah'ın uzaklaştırdıklarını sen
yaklaştırma!" dedi."
(Beyhaki
Sünenü'l-Kübra: 9/204, Ahtned)
Ayet, hadis ve Raşid
Halifelerin uygulamaları bu gerçeği
ortaya koymaktadır.
Ayrıca bütün fukaha
da, kafir ve müşriklere muhalefet etmek
ve onlara benzememek gerektiğinde icma
etmişlerdir. . Ebu Hureyre'nin
rivayetine* göre, Rasulullah (s.a.v.)
şöyle buyurmuştur:
"Yahudi ve
hristiyanlar boyanmazlar
(sakallarına kına yakmazlar).
Siz
onlara muhalefet edin."
(Bnhari
Enbiya: 5, Libas: 67, Müslim Libas: 80, Ebu
Davud Tereccttl: i 8, Nesai Zinet:
14,İbni Mace Libas: 32, Ahmed: 2/240,
260, 309, 401.)
Dikkat edilirse,
Rasulullah (s.a.v.) bu noktada da onlara
muhalefet edilmesini emretmiştir. Bu
ise, onlara muhalefetin Şari'in (Şeriat
koyucunun) amacı ve emri gereği olduğu
gerçeğini ortaya koymaktadır.
Allah (c.c.) şöyle
buyuruyor:
"Onlar ki, zura
şahitlik etmezler..."
(Furkan:
25/72)
Dahhak şöyle
diyor: "Ayette yer alan "zur"
müşriklere
ait bayram demektir."
Ebu Şeyh şöyle
rivayet etmiştir: "Zur; şirk sözüdür."
Mürre'den gelen
rivayette ise: "Onlar, müşriklerin
şirklerine meyletmezler, onlarla karışık olarak birarada bulunmazlar"
diye zikredilmiştir.
Ömer (r.a.) şöyle
demiştir: "Sizi, Acemlere ait sözler
öğrenmekten, müşriklerin bayramlarında
onların kiliselerine girmekten
menederim."
Tabiinden olan
zatların açıklamalarına göre, bu
ifadeyle kastedilen; "kafirlere ait
bayramlar"dır. Bu yorum, bazılarının
bunun şirk veya cahiliyede put, işret ve
meyhane meclislerinde söylenen kötü
sözler ya da şarkı ve türkü sözleri
olduğu şeklindeki görüşleriyle çelişmez.
Çünkü selef, bu tabirlere kişilerin
ihtiyaç duydukları meselelere göre adlar
vererek, o şey hakkında uyarıda
bulunmuşlardır.
Müşriklere ait bayram
ve festivallerde hem şüphe hem de şehvet
yatmaktadır. Oysa bunlar dinde olmayan,
batıl şeylerdir. İlk anda hoş ve tatlı
gözükseler de acı ve üzüntü ile
sonuçlanırlar. Bu da yukarıda yorumu
yapılan "zur"un kendisi, yani; şirk,
şehvet ve yalandır. Bu gibi yerlerde
bulunarak yapılanlara şehadette
bulunmak, dinlemek, bunları yapmak gibi
sakıncalıdır. Dikkat edilirse Allah
(c.c.), insanların böyle yerlerde
bulunup bu gibi şeyleri görmelerini
istememekte ve bunları terk edenleri
övmektedir. Gerçek anlamda orada
bulunmak o şeyi görmekle veya onu
dinlemekle olur. Bir de bunları eyleme
dönüştürmek vardır ki, bu sadece
dinlemek veya görmek gibi olmayıp,
şirktir. Bütün bunları yapmak kişinin
müşriklerle uyumluluğunu artırır.
Halbuki bu istenmeyen bir durumdur.
Şurası iyice
bilinmelidir ki kafirlerle uyum içinde
olmak çirkinlik ve rezaletle sonuçlanır.
Onlarla beraber olanların huy ve
tabiatları giderek onlara uyum sağlamaya
başlar. İşte şeriatin bu gibi şeyleri
daha baştan yasaklaması, ileride
doğabilecek büyük tehlikeleri önlemek
içindir.
Bugün, her konuda
kafirlere benzerlik sergilenmektedir. Bu
ise kişinin neredeyse tamamen İslam'dan
çıkmasına sebep olmaktadır. Çünkü
müşriklere ait herhangi bir fiil ya da
adetin uygulanması, kişiyi küfre veya
isyana ya da aynı anda hem küfre hem de
isyana götürür.
Bu anlatılanlar,
müşrik ve kafirlere benzemeyi yasaklayan
delillerden sadece birkaçıdır.
Kafirlerden uzak durmak konusunda
Allah'ın (c.c.) istediği titizliği
gösteren kimselere Allah (c.c.)
rahmetiyle muamele etsin.
Görünüşte onlara
benzemenin yasaklanmasının sebebi;
zamanla bu amelin' kişinin kalbinde
kafir ve müşriklere karşı sevgi ve
dostluk duygusuna yol açarak, neticede
kişiyi küfre yada isyana
yöneltebilmesidir. İşte. kişiyi küfre
götürebileceğinden dolayı bu amel, daha
baştan haram kılınmıştır.
Kafir ve müşriklere
sevgi ve dostluk besleyen çoğu kimsenin
geçirdiği merhaleler gözönünde
bulundurulduğu takdirde, bu yasaklamanın
sebebinin, müslümanların bu gibi
tuzaklara düşmeleri endişesi olduğu
görülecektir. Buna rağmen, bu şekilde
davrananlar kendilerini sakıncalı olan
şeyin kucağına atmış ve tehlike
.kapısını aralamış olurlar. Doğru yola
sevk eden sadece Allah'tır (c.c.)
|