SAYGI ŞİRKİ (OKUL ASKERLİK BAYRAM TÖREN...)
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 23 Ocak 2021, 02:27:55


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1] 2 3 ... 12   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: SAYGI ŞİRKİ (OKUL ASKERLİK BAYRAM TÖREN...)  (Okunma Sayısı 72307 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
alisvs
Ziyaretçi
« : 06 Ocak 2012, 03:37:05 »

OKUL ASKERLİK YADA TAĞUTLARIN MERASİM VE TÖRENLERİNDEKİ SAYGI DURUŞLARINDA YADA ŞİRK BOYUTUNA ULAŞMIŞ SAYGI MERASİMLERİNDE BULUNANLARLA BERABER DURMAK ZORLAMA TEHDİT (RUHSAT ALTINDA OLMAK) DIŞINDA ŞİRKTİR.
MÜSLÜMAN BİRİNİN BEN ONLARA SAYGI DUYDUĞUMDAN YADA HÜRMETİMDEN DEĞİL ONLAR BÖYLE İSTEDİĞİNDEN YAPMAKTAYIM KALBİM ONLARA KİN VE NEFRET İÇİNDE AYRICA SAYGI DURUŞU GİBİ BİR DURUMDA ONLAR GİBİ TAM HAREKETSİZ DURUYORDA DEĞİLİM ELİMİ AYAĞIMI HAREKET ETTİRMEKTEYİM DİYE BİR SAVUNMA GETİRMESİ ONU KURATACAK DEĞİLDİR BENİM BİLDİĞİM KADARIYLA.KALBİN BUĞZETMESİ İSE RUHSATA VARACAK ZORLAMA VE İŞKENCE DURUMUNDA GEÇERLİDİR YASİR AİLESİNDE OLDUĞU GİBİ.

ŞİMDİ
HİÇBİR BASKI ALTINDA KALMADAN BU TÜR SAYGI DURUŞLARINDA BULUNAN BİRİNE KARŞI YAPTIĞININ ŞİRK OLDUĞUNA YÖNELİK DELİLLER TOPLAMAK İSTİYORUM. BU DELİLLERDE İBN TEYMİYE İBN KAYYIM İMAM ŞAFİ İMAM MALİK İMAM AHMED EBU HANİFE İBNİ KESİR KURTUBİ EBU YUSUF ....(Allahın rameti üzerlerine olsun) GİBİ İÇTİHAD DÜZEYİNE ULAŞMIŞ YADA AYNI ŞEKİLDE MÜSLÜMAN BİR KİMSENİN TEREDDÜTE DÜŞMEYECEĞİ YADA KALBİ MÜTMAİN OLCAĞI YADA İTİRAZ EDEMEYECEĞİ DÜZEYDEKİ KİŞİLERDEN OLMALI BELKİ BİREBİR DEĞİL AMA BÖYLE KONULARDAKİ DELİL OLACAK FETVALAR YADA BENZER KONULARDAKİ GÖRÜŞLERİNİ KAYNAK OLARAK VEREBİLİRSENİZ ÇOK İYİ OLUR

YİNE BU KONUDA İLMİ OLAN YADA BİLGİ EDİNEBİLECEK ARKADAŞLAR KONULAR DAHA BENZER OLUR DİYE SÖYLÜYORUM SEYYİD KUTUB SAİD HAVVA HASAN EL BENNA MEVDUDİ ....(Allahın rameti üzerlerine olsun)KİŞİLERİN GÜNCEL FİKİRLERİ YADA günümüze daha yakın ve daha benzer GÖRÜŞLERİDE çok iyi OLUR.

önemli bir not olarak etrafta dolanan okul askerlik küfür kardeşim  delil yok kaynak yok bir alim görüşü yok şekilnde yaklaşımlardan ziyade bir müslümanın kaymasını yada küfür kabilesine katılmasını önleyecek belki vesile olacak şekilde yaklaşalım.kaynak ve alim görüşü verebilecek kimselerin yardımlarını bekliyorum.

Allahın rahmeti şirksiz iman edenlerin üzerine olsun..
Kayıtlı
Asım
Aktif Üye
**
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 68


« Yanıtla #1 : 06 Ocak 2012, 05:00:21 »

s.a


Hasan el benna için  Allah"ın rahmeti üzerine olsun diyorsun ama dolu küfürleri var,el-Benna’nın küfür sebebi; bulunduğu sistemi tasvip etmesi, o sistemi desteklemesi ve o sistemde siyasi bir parti olan ihvanı kurması…Bununla birlikte Kral Fuad’a, ki bu kişi Kral Faruk’un babasıdır, biat etmesidir.
hasan el bennanın risaleleri okursan bu küfürlerini bulabilirsin kendi kitabından. Hatıra kitabında açık küfürleri vardır.


Kayıtlı
alisvs
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 06 Ocak 2012, 19:50:37 »

bana net örnekler verrseniz daha iyi anlayabilir ne tür ameli yada fikri vardır.

kral faruka beyat etiğinin kaynağı neresidir.ihvanı kurdu demişsiniz ihvanı kuran devam ettiren yada ileri gelenlerinden biride seyyid kutubturbiride said havvadır .aynı cematin içinde olan bir insan tağutun bir harfini dahi yazmayacağım .tağuttanda özür dilemem diyerek idama gitmiş gözünüde kırmamıştır.bu adamlar o desteklediği dediğiniz sistemler tarafından ipe çekilmiştir.elbetteki ihvanın sonradan aldığı halden sorumlu tutulamazlar değilmi bozulan öğrencileri onlar şehit olduktan sonra bu hale geldiyseler bu ihaneti onlara yakıştırmak yine zulümdür.
Kayıtlı
Bulkînî
Girişimci Üye
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 122


« Yanıtla #3 : 06 Ocak 2012, 22:00:29 »

Hasan el-Benna'nın Mısır anayasası hakkında şu sözleri söylemektedir:

"Bu esaslar dahilinde parlementer sistem, İslam'ın hükümet sistemine koyduğu esaslara aykırı değildir. Yine parlementer sistem bu esaslarıyla İslam nizamına uzak ve onca bilinmeyen şeyler değildir. O halde gönül rahatlığıyla diyebiliriz ki Mısır anayasasını oluşturan temel prensipler İslami prensiplerle çatışmaz, İslam'a uzak veya İslamca bilinmeyen şeyler değildir." (Hasan el-Benna / İslam Işığında Problemlerimiz - s. 49)

Hasan el-Benna'nın Mısır anayasası hakkındaki görüşleri bu şekildedir. Peki, bu anayasada ki zina cezası hakkında neler yazılı bir bakalım:

Mısır, Cezayir, Tunus, Fas ve birçok arap devletlerinde tatbik edilen beşeri anayasaya göre zina yapan ister evli, ister bekar olsun cezası; iki seneden fazla olmamak şartıyla hapsedilmektir. Bazen hapis cezası yerine para cezası da verilebilmektedir. Hatta bu beşeri kanunlar, zina yapan kişiye, kendisini bu suçtan kurtarması için imkanlar tanır. Şöyle ki; zina suçuyla itham edilen evli kadın zina suçunun cezasını almamak ve aleyhine açılan davayı iptal etmek için bir takım iddialarda bulunabilir. Şayet aşağıdaki iddialardan birisini ispat ederse zina suçundan dolayı ceza almaz:

1 - Kocasının daha önce zina yaptığını ispat etmek.

2 -  Zina hadisesinin üzerinden üç ay geçtiğini ve kocasının bunu bilmesine rağmen dava açmadığını ispat etmek.

3 - Mağdur olan kocanın davasından vazgeçmesi.

4 - Zina yaptığı esnada kocasının da bulunduğunu ispat etmek.

5 - Kadın zina suçundan dolayı hüküm aldıktan sonra, kocasının onu affedip bu hükmü durdurması.

Zinayla suçlanan erkek ise, kendini müdafa etmek ve ceza almamak için şunları ileri sürebilir:

1 - Cima olmadığını iddia etmek.

2 - Zina eden evli kadının rızasının olduğunu ve evli olduğunu bilmediğini söylemek.

3 - Zina yerinde o vakitte bulunmadığını ispat etmek.

4 - Zina yaptığı anda aklının tam olarak yerinde olmayıp sarhoş olduğunu iddia etmek.

5 - Zina ettiği kadının kocasının dava açmaması veya davasından vazgeçmesi.

Bunlardan birini ispat etmesi halinde zinakar evli erkeğin beraatine hüküm verilir. (Mısır Cinai Kanunlar madde 30/271-276) (Et Teşri FişŞeriati Ve’l Kanun s. 52 Dr. Abdulhalıkın Nevavi)
 
Mısır anayasasına göre; evli bir erkek eğer evlendiği kadının yatağında zina yapmış ve bu ispat edilmişse altı aydan fazla olmamak üzere hapis cezası alır. Eğer zinayı hanımının yatağında değil başka bir yerde yapmışsa ceza almaz.
Kayıtlı
alisvs
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : 06 Ocak 2012, 22:26:29 »

Hasan el-Benna'nın Mısır anayasası hakkında şu sözleri söylemektedir:

"Bu esaslar dahilinde parlementer sistem, İslam'ın hükümet sistemine koyduğu esaslara aykırı değildir. Yine parlementer sistem bu esaslarıyla İslam nizamına uzak ve onca bilinmeyen şeyler değildir. O halde gönül rahatlığıyla diyebiliriz ki Mısır anayasasını oluşturan temel prensipler İslami prensiplerle çatışmaz, İslam'a uzak veya İslamca bilinmeyen şeyler değildir." (Hasan el-Benna / İslam Işığında Problemlerimiz - s. 49)

arkadaşım adam mısır anaytasının temel prensipleri demiş yazının tamamını bulamadım bir anayasının temel prensiplerini genelde ilk 3 maddesi ilk beş yada on maddesi oluşturur.yada ülkeye göre değişir .mesela dini islam yönetim şekli islami şeriat kurana aykırı hüküm koyulamaz vs vs yani belli başlı bazı maddeler islama uygundur demiş ama verilen örnek evli erkeğin zina etme meselesidir.

adam tamımının islama uygun olduğunu söyelememiş ayrıca yazı zannımca belli başlı maddeler uymakta lakin büütn hükümler islama uygunluk oluşturmmakta fikrini açıklama yolunda gidiyor.yazının devamı yada kitabın tamındaki fikir önemli
Kayıtlı
Bulkînî
Girişimci Üye
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 122


« Yanıtla #5 : 06 Ocak 2012, 23:23:00 »

Alıntıladığım yerin hemen öncesinde demokrasi için şunları söylüyor:

"Demokrasi hukuk bilginleri, demokratik sistemin, idarecinin sorumluluğu, milletin hakimiyeti ve milli iradeye saygı esasları üzerine kurulduğunu söylerler.

Bu sistemin, ümmetin birliğini ve amaç bütünlüğünü engelleyecek bir durum söz konusu değildir." (Hasan el-Benna / İslam Işığında Problemlerimiz - s. 48)

Demokrasi bilginlerinin, demokrasi hakkındaki sözlerini yazdıktan sonra söylediği sözlere dikkatle bak! Bu yazının hemen akabinde şunları söylüyor: "Bu sistemin, ümmetin birliğini ve amaç bütünlüğünü engelleyecek bir durum söz konusu değildir." Yani hakimiyetin millette olması, ümmetin birliğini engellemiyormuş. Biz bu küfürden beriyiz. Seyyid Kutub'ta beri.

"Hiç kuşkusuz Allah'ın egemenlik ve şeriatine dayanmayan tüm iktidar ve otoriteler tağuttur." (Seyyid Kutub / Davet Yolu - s. 34)

"Allah'ın indirdiği ile hükmetmemek, uluhiyetin reddi demektir. Teşrii hakimiyet, uluhiyetin değişmez özelliklerindendir. Allah'ın indirdiklerinden başkasıyla hükmedenler, Bir taraftan Allah'ın uluhiyetini ve uluhiyetin özelliklerini reddetmekte, diğer taraftan uluhiyet hakkını ve O'na ait özellikleri kendi şahsi için iddaa etmektedir. Bu küfür değilse, hangisi küfürdür?" (Seyyid Kutub / Fîzilâl-îl Kur'an - 4/256, 267)

"İnsanlar, ya Allah'ın şeriatı ile hükmederler, onu kabul edip kendilerini ona teslim ederler ve Allah'ın dinine girerler... Veya kul yapısı bir sistemi tatbik ederler, onu kabul ederler ve cahiliyet bataklığına düşerler... Onlar kimin hükmünü tatbik ediyorlarsa, onun dinindedirler, Allah'ın değil..." (Seyyid Kutub / Fîzilâl-îl Kur'an - 4/270)

Kayıtlı
alisvs
Ziyaretçi
« Yanıtla #6 : 07 Ocak 2012, 00:19:36 »

arkadaşım sizin iyi niyetli olduğunuzu düşünerek yazıyorum.

Demokrasi hukuk bilginleri, demokratik sistemin, idarecinin sorumluluğu, milletin hakimiyeti ve milli iradeye saygı esasları üzerine kurulduğunu söylerler.

Bu sistemin, ümmetin birliğini ve amaç bütünlüğünü engelleyecek bir durum söz konusu değildir." (Hasan el-Benna / İslam Işığında Problemlerimiz - s. 48)

bu cümleden siz ne anladınız bilmiyorum ama ben tüm tarafsızlığımla bakmaya çalıştığımda adamın demokrasiye onay verdiği anlamıyorum.sadece demokrasinin tanımını vermiş ve bunun ümmetin birliğini engelleyecek bir durum olmadığını ümmetin azim ve kararlılıkla birliği sağlamak için çalışmalarına devam etmesi gerektiği nasihatı yapılmış.

bu görüşe katılmamak mümkünmü anlamıyorum.ister demokrasi ister monarşi ister krallık ister cunta ister başkanlık sistem ne olursa olsun mümmetin birliğini engelleyecek değildir.bu sistemlerde ümmet birleşmez deyip çalışmaları bırakmayın .Allah rasulü mekke deki putpereslik ve tüm zorbalıklara rağmen ümmetin birliğine engel bir durum görmemiş ve hiç durmadan etrafına insanları toplamış ve sonundada o büyük ve çağdaş ilahi düzeni getirmiştir.ama bu tavır Allah rasulünün mekke dönemindeki yönetimi ve küfür düzeni onayladığı fikrine ulaşılabilirmi haşa .

aynı şekilde bugün bu aliminde demokrasi birliği engelleyecek değildir demesine küfür demek vAllahi bir katlimadır.bu adam bunu onaylamamak islamın birliğine ve ümmetin birliğine olan muazzam inancı ortaya koymaktadır.diğer şeriatlara ve nebilere baklın hangi dönemde islamın ve ümmetin birliğine engel durum var demişlerdir hepsi aynı azim ve ısrarla çalışmalarını ilahi sisteme ve metoda uygun devam ettirmişler.bakın önceki yazınında bu alimin krala beyatını yazmıştını tarihe iyi baktığınızda bu adamın ölüme göz yumduğunu hatta onu kralın mensublarının öldürdüğünü görürürz.


ayrıca bu adamların benm gibi kişilerin savunmasına ihtiyacı yoktur nede başkalarının karalamasıyla karalananack birr tarihleri yoktur.akin islamda genel bir kaide vardır size bir fasık haber getirdiğinde onu iyice araştırmadan hüküm vermeyin diye.yazılarınızı nereden kopyaladığınız fikirlerinizin kime ait olduğunu iyi araştırın derim ben.

tekfirde hüküm vermek biryana dursun....
Kayıtlı
Bulkînî
Girişimci Üye
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 122


« Yanıtla #7 : 07 Ocak 2012, 00:50:07 »

Hasan el-Benna'dan iki tane küfür olan yazı astım ikisinde bir kulp buldunuz. Tasavvuf ehli kişilerde İbn Arabi'nin onca açık küfürleri tevil ediyorlar. Tabi bu kişilerin tevilleri nasıl geçersiz ise, sizinkide geçersiz. Ayrıca bu yazıları el-Benna'nın kendi kitaplarından yazıyorum. Kitap şuan yanımda. Merak etmeyin taklitçi değiliz.
Kayıtlı
alisvs
Ziyaretçi
« Yanıtla #8 : 07 Ocak 2012, 01:01:20 »

Alıntıladığım yerin hemen öncesinde demokrasi için şunları söylüyor:

"Demokrasi hukuk bilginleri, demokratik sistemin, idarecinin sorumluluğu, milletin hakimiyeti ve milli iradeye saygı esasları üzerine kurulduğunu söylerler.

Bu sistemin, ümmetin birliğini ve amaç bütünlüğünü engelleyecek bir durum söz konusu değildir." (Hasan el-Benna / İslam Işığında Problemlerimiz - s. 48)

HAKKINIZI HELAL EDİN AMA LAF ETTİĞİNİZ ADAMLAR İNANIN BU ÜMMET VE DAVA İÇİN ÇOK ŞEY YAPMIŞ SAHSİYETLERDİR.BU ADAMLARIN TARİHLERİ VE HAYATLARI İÇİN KULPA İHTİYAÇLARI YOK.

SİZE SAMİMİ BİR SORU SORUCAM BENİM GİBİ BİR AVAMA BU CÜMLEDEKİ KÜFÜR OLANIN NE OLDUĞUNU ANLATABİLİRMİSİNİZ.SİZ BU ALİM KİTABINDA BU CÜMLEYE YER VERDİĞİ İÇİN CANINI KANINI HELAL SAYDINIZ KARISINI VE ÇOCUKLARINI CARİYE HÜKMÜNE SOKTUNUZ VE BU ADAMI EBEDİ CEHENNEMLİLKE İTHAM ETTİNİZ .
BU AÇIKLAMAYI YAPMAK ÜZERİNE HAKTIR.

BANA BU CÜMLEDEKİ KÜFÜR OLAN KISIM NET VE BİR AVAMIN ANLAYACAĞI DİLDE YAZARMISINIZ.
Kayıtlı
Bulkînî
Girişimci Üye
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 122


« Yanıtla #9 : 07 Ocak 2012, 01:12:24 »

Yukarıdaki açıklamada zaten neden küfür olduğu yazılı. Bir daha açıklama istemek yerine, anlamak için okursanız göreceksiniz. Evet, Hasan el-Benna'yı tekfir ediyorum ama asla eşini ve çocukları cariye olarak görmüyorum. İslam'daki cariyelik hukuku nasıl başlar onu iyice bir öğrenin. Hemen tutupta eşini cariye gördünüz diyerek ortaya fitne atmayın.

Sizin dava adamı dediğiniz kişi, İslam'dan bihaber yada kasıtlı bir şekilde İslam'ı bozmaya çalışan birisi. Ve bıraktığı İhvan Cemaati'nin durumuda şuan gözler önünde. Günümüz İhvan Cemaati geçmiş önderlerinin yollarından gidiyor. Ne diyor Ömer Tilmisani: "Bizim imamımız Hasan el-Benna da seçimlere girmiştir."

Aynı tas aynı hamam.!
Kayıtlı
alisvs
Ziyaretçi
« Yanıtla #10 : 07 Ocak 2012, 01:29:50 »

tekfir ediyorsunuz ama tekfirin nelere mal oldunu çok iyi biliyormuyuz bir kimse tekfir edilirse artık canı dahi herşeyi helal olur.eşi çocukları malı herşeyi .kısas gerekmez idyet ödenmez cariyelik hukuku nasıl başladığını siz söyleyin ben biliyorum.kimin hanımları cariye olur .

bakın söylkediğiniz sey küfür değildir üstelik açıklama istememe rağmen yukarda yazılı bak diyosunuz.bakıyorum küfür yok demokrasinin tanımı var siz demokrasisinin tamını yapsanız tekfire uygun hale mi gelirsiniz üstelik adam kendiside yapılmamş yapılmış bir tanımı kullanarak bunun ümmetin birliğine engel olmadığınıı vurgulamış.bunun la islamın alimlerini tekfir edecek kadar ileri gitmektesiniz.

sistemi onaylamış tasvib etmiş demiştiniz bu adam sistem tarafında kurşunlandı hastanede müdahale engellendi öldüğünde cenazye babası dışında tek bir erkeğin gelmesi engellendi.bu adam sisteme savaş açmıştı.üstelik bunu malıyla canıyla cihadıyla destekliyorken siz küfür olduğunu dahi ispat edemediniz bir cümleden bu adamı tekfir ettiniz .yazık ki ne yazık yazıkki ne yazık...

ama inan butür tavırlarınız bile bu ümmetin birliğini engelleyecek değildir. üstad hasan el benna nın dediği gibi ...

Kayıtlı
Bulkînî
Girişimci Üye
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 122


« Yanıtla #11 : 07 Ocak 2012, 19:42:10 »

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ


Konumuz burada cariyelik hukuku olmadığı için bu konuda bir şeyler söylemenin pek bir anlamı yoktur. Ben size, Hasan el-Benna'nın sözlerinin açıklamasını ve bu sözlerinin nerelere vardığını izah edeyim.

Hasan el-Benna şöyle diyor:

"Demokrasi hukuk bilginleri, demokratik sistemin, idarecinin sorumluluğu, milletin hakimiyeti ve milli iradeye saygı esasları üzerine kurulduğunu söylerler.

Bu sistemin, ümmetin birliğini ve amaç bütünlüğünü engelleyecek bir durum söz konusu değildir." (Hasan el-Benna / İslam Işığında Problemlerimiz - s. 48)

Demokrasinin açıklamasından sonra, bu sistemin ümmet bütünlüğünü bölmeyeceğini söylüyor. Yan; hakimiyetin Allah (c.c)'ta değilde kullarda olması, onun için bir sorun değil. Bu, ümmeti parçalamaz diyor. Yukarıda ki kısımda, demokrasinin temel taşlarına yer verilmektedir. Yani; demokrasinin temel esasları. Peki, Hasan el-Benna bu esaslara dayalı beşeri sistem hakkında ne diyor bir bakalım:

"Bu esaslar dahilinde parlementer sistem, İslam'ın hükümet sistemine koyduğu esaslara aykırı değildir. Yine parlementer sistem bu esaslarıyla İslam nizamına uzak ve onca bilinmeyen şeyler değildir. O halde gönül rahatlığıyla diyebiliriz ki Mısır anayasasını oluşturan temel prensipler İslami prensiplerle çatışmaz, İslam'a uzak veya İslamca bilinmeyen şeyler değildir." (Hasan el-Benna / İslam Işığında Problemlerimiz - s. 49)

Temel esasları, hakimiyeti Allah (c.c)'ta değilde kullarda olan bir sistem, İslam nizamına uzak değilmiş. Bu sözler bana değil, Hasan el-Benna'ya ait. Bu sözlerin küfür olmadığını söylemek, ancak ve ancak İslam'ın ne olduğunu bilmeyen kişilerin yapacağı bir iştir. Teşri, Uluhiyyetin en önemli özelliklerindendir. Ama Hasan el-Benna bu konuda Allah (c.c)'ı değil beşeri ilah kabul eden bir sistemin, İslam nizamına uzak olmadığını söylüyor.

Selam hidayete tabi olanlara.
Kayıtlı
alisvs
Ziyaretçi
« Yanıtla #12 : 08 Ocak 2012, 19:31:59 »

"Demokrasi hukuk bilginleri, demokratik sistemin, idarecinin sorumluluğu, milletin hakimiyeti ve milli iradeye saygı esasları üzerine kurulduğunu söylerler.

Bu sistemin, ümmetin birliğini ve amaç bütünlüğünü engelleyecek bir durum söz konusu değildir." (Hasan el-Benna / İslam Işığında Problemlerimiz - s. 48)


1 EĞER SİZ BU SİSTEMİN VEYA HERHANGİ BİR SİSTEMİN İSLAMIN BÜTÜNLÜĞÜNÜ ENGEELLEYECEK DÜZEYDE OLABİLECEĞİNİ DÜŞÜNÜYOR İSENİZ.BEN HİÇBİR SİSTEMN İSLAMIN BÜTÜNLÜĞÜNÜ ENGELLEYECEK DURUMDA OLDUĞUNA İNANMIYORUM YETERKİ MÜSLÜMANLAR AZİMLE VE SAMİMİYETLE ÇALIŞSSINLAR İSLAMIN BÜTÜNLÜĞÜ MEKKEDE SAĞLANDIYSA YNE SAĞLANIR.HİÇBİR GÜÇ VE İKTİDAR BU BÜTÜNLÜĞÜ ENGELLEYECEK GÜÇTE VE DÜZEYDE DEĞİLDİR.SADECE MÜSLÜMANLAR BUNDAN UMUDUNU KESİP VAZGEÇERLERSE O BAŞKA .Allah NURUNU TAMAMLAYACAKTIR SİZ İSTER UMUDNUZU KESİN İSTERSENİZ BÜTÜN OLUMSUZLARA RAĞMEN BU DEMOKRASİDE OLSA HASAN EL BENNA GİBİ ÇALIŞIN.İSLAM MUTLAKA BİRLEŞECEK VE ÜMMET VAHDETİ SASĞLANACAK.

2 ADAM DEMOKRASİ BTÜNLÜĞÜ SAĞLAR DEMEMİŞ ENGEL DEĞİL DEMİŞ .DEMOKRASİYE ONAY VERMEMİŞ.BENCE ENGEL DEĞİL ZATEN ENGEL DEMEK İSLAMIN VE VAHYİN BÜYÜKLÜĞÜNE GÜCÜNE VE GENEL ANLAŞINI KÜÇÜMSEMEK VE İNSANIN İNANCINA ZARR VERİR.

3 Bu esaslar dahilinde parlementer sistem, İslam'ın hükümet sistemine koyduğu esaslara aykırı değildir. Yine parlementer sistem bu esaslarıyla İslam nizamına uzak ve onca bilinmeyen şeyler değildir. O halde gönül rahatlığıyla diyebiliriz ki Mısır anayasasını oluşturan temel prensipler İslami prensiplerle çatışmaz, İslam'a uzak veya İslamca bilinmeyen şeyler değildir." (Hasan el-Benna / İslam Işığında Problemlerimiz - s. 49)

BEN ŞİMDİ TC KİMLİĞİNDE İSLAM YAZIYOR DERSEM BU YALANMIDIR DEĞİLDİR.ADAM TEMEL PRENSİPLER İSLAMA AYIKIRI DEĞİL DEMİŞ MISIR ANAYASINI HİÇ İNCELEDİNİZMİ BENCE HASAN EL BENNA DÖNEMİNDEKİ HANGİ TEMEL PRENSİBİN İSLAMLA ÇATIŞTIĞINI YAZIN BURAYA

4 ŞİMDİ NET BİR HÜKÜM SÖYLEYİN HANGİ AllahIN HÜKMÜNÜ ALIP BİR BEŞERE VERDİĞİ İÇİN BU ADAMI TEKFİR ETTNİZ NET BİR KAİDE NET BİR CEVAP NET BİR UNSUR
 NET
Kayıtlı
Asım
Aktif Üye
**
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 68


« Yanıtla #13 : 08 Ocak 2012, 20:59:49 »

"İslam Ve Demokratik Sistemler
  
Birinci kitabımı bitirdiğimde Arap ülkelerinde demokratik sistemler ve demokratik sistemler içinde parti kurmak suretiyle İslam’ı hakim kılma iddia ve çalışmaları fazla yaygın değildi.

Birinci kitabımın ilk baskısı tükendiğinde bu konuyla ilgili sorular çoğaldı ve bu konu ile ilgili olarak bazı cemaat liderleriyle tartışmalarım oldu.

Ben bu meseleyi çok önemli ve tehlikeli bir fitne olarak gördüm. Çünkü, bu mesele direkt olarak akideyi ilgilendiren bir meseledir.

Bu yüzden kitabımın yeni baskısındaki ilavemde bu olayın caiz olmadığına dair delilleri ve bu meseleyi savunan kimselerin ileri sürdükleri delilleri okuyucuya sunarak meseleyi açıklığa kavuşturmak istedim.
 
  
Allah ve İslam’a düşman olan Amerike ve Avrupa devletleri; Arap ülkelerinde ve bir zamanlar İslam diyarı olan diğer ülkelerde İslam’ın tekrar hakim olmaması için uydurdukları dikta, krallık ve baskı rejimlerinin faydasız ve halkı patlama noktasına getiren rejimler olduğunu görmeleri sonucunda bu rejimlerden daha yumuşak olan ve demokratik sistem denilen bir rejim ortaya çıkarttılar.
 
  
Bu sistemin özü şudur:

Halk değişik görüşlere ve partilere mensup temsilcilerden dilediğini serbestçe seçer ve bu seçilen temsilcilere milletvekili denir.

Bu milletvekilleri bir mecliste toplanır ve o mecliste hangi parti yeteri kadar fazlalıkta milletvekili çıkartmışsa o parti devleti idare eder.

Diğer partilere mensup milletvekilleri ise hükümetin muhalefet gurubunu oluşturur.

Bu ülkede bütün kanunlar bu meclis tarafından çıkarılır. İnsanlarla ilgili bir kanun çıkarılmak istendiğinde, kanunun çıkmasını isteyen milletvekillerinin sayısı, belirlenmiş olan bir oranı aşarsa artık o hüküm kanunlaşır.

Bundan sonra gerek milletvekilleri gerekse halk, kabul etse de, etmese de, istese de, istemese de bu kanuna uymak zorundadırlar.

Bu mecliste bir kanun çıkartılırken o kanunun İslam’a uygun olup olmadığına değil, halkın seçmiş olduğu kimselerin belli bir oy oranıyla o kanunu kabul edip etmemesine bakılır.

Şayet bir kanuna milletvekilleri gerekli çoğunlukta evet derlerse, o kanun İslam’a zıtta olsa fark etmez, kanunlaşır ve uygulamaya konur.

Demokrasi sistemi, İslam dışındaki diğer mevcut sistemlere nazaran fertlere daha fazla hürriyet ve görüş özgürlüğü verdiği için insanların çoğu bu sistemi, İslam’a uygun olup olmamasına bakmaksızın, kabul edip benimsediler ve bu sistemin çok güzel bir sistem olduğu kanaatine vardılar.

Diğer dikta rejimleri altında yaşayan halklar da bu sisteme geçmeyi arzuladılar. Hatta demokrasinin ne demek olduğunu bilmeyen bazı İslamcı yazarlar:

"Demokrasi, İslamdandır" demeye başlamışlarıdır.

Bu sözleri onların batıya karşı duydukları iç yenilgi ve aşağılık duygusunun / kompleksinin bir etkisidir.
 
  
Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem zamanında, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e daha henüz risalet gelmeden önce Mekke’deki Kureyş kabilesinde de günümüzdeki demokratik meclislere benzer bir sistem hakimdi.

Mekke’de Dar-un Nedve denilen günümüzdeki demokratik sistemlere benzeyen bir meclis vardı. Mekke devletini ilgilendiren bütün kararlar bu mecliste alınırdı. Kabile fertlerini temsil eden kabile reisleri bu mecliste toplanır ve meseleler hakkında her kabile reisi kendi görüşünü özgürce belirtirdi.

Sonuçta çoğunlukla kabul edilen görüş kanunlaşır ve kabul etseler de etmeseler de bu kanun bütün kabilelere uygulanır ve herkes bu kanuna itaat etmek zorunda kalırdı.

Bu meclisin işleyişini; Kureyşliler, Rasûlullah’ı öldürmek için burada karar almak için toplandıklarında yaptıkları konuşmalarda ve tekliflerde açık olarak görüyoruz.

Kureyş’in değişik kabilelerine mensup kabile reislerinin her biri değişik görüşler ileri sürdüler. Sonunda Ebu Cehil’in görüşü uygun görülüp oy birliği ile kabul edildi ve bu uygulamaya kondu. Günümüzdeki demokratik meclislerdeki işleyiş te bundan daha farklı değildir.
 
  
Bu açıklamalardan sonra şimdi demokratik sistemle İslam sistemi arasında bir uygunluk veya uzlaşma olup olamayacağı konusunu inceleyelim.

Acaba İslam sistemi bu sistemi kabul eder mi?

İslam böyle bir sisteme izin verir mi?

Bu sistemi kabul edenlerin İslam’a göre hükümleri nedir?

İslam sisteminde hakimiyet; kanun koyma yetkisi yalnız ve yalnız tek bir merciye aittir. O merci ise Allah’tır. Bu tartışmasız bir gerçektir. İslam devletinde haramlar (yasaklar) ve helaller (serbestler), Rasûlullah’a Allah katından gelen Kur’an ve sünnete göre belirlenir.

Allah’ın haram kıldığı bir şeyi bütün insanlar helal (serbest) kabul etse bile Müslümanlara düşen Allah’ın hükmünü kabul etmek, bunun dışındakileri ise reddetmektir. Çünkü Müslüman bilir ki; bu mesele ibadet meselesidir ve kişi kimin hükmünü kabul edip itaat ederse ona ibadet etmiş olur.

Müslüman, ancak her türlü meselde yalnız Allah’ın hükümlerini kabul edip itaat ettiğinde yalnız Allah’a ibadet etmiş olacağını bilir. Allah bu konuda kendisine hiçbir ortak kabul etmez.

Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Hüküm vermek yalnızca Allah’a aittir.O, kendisinden başkasına değil yalnız ona ibadet edilmesini emretti." (Yusuf: 40)

"Allah hüküm vermede kendisine ortak kabul etmez." (Kehf: 26)

İslam devletinde, Kur’an ve sünnette haram olduğuna dair hakkında bir delil bulunmayan meselelerde, yine Kur’an ve sünnete ters düşmemek şartıyla günlük hayatı düzenlemek için bazı kanunlar çıkartılabilir ve bunda hiçbir mahzur yoktur. İslam dini buna izin vermektedir. Örneğin; trafik, imar v.b gibi konularda çıkartılan kanunlar gibi...

İslam sistemini bu şekilde açıkladıktan sonra en basit akıl sahipleri bile hakimiyet ve hüküm verme yetkisini yalnız Allah’a veren İslam sistemi ile bunları kayıtsız şartsız millete veren demokratik sistem arasında temelde bir zıtlık var olduğunu kavrayabilir.
 
  
Demokratik sistemde hükmüne itaat edilmek suretiyle ibadet edilen ilahlar, insanlardır. Çünkü bu sistemde hüküm koyma yetkisi insanların elindedir.

İslam sisteminde yalnızca Allah’ın hüküm ve kanunlarına itaat edildiği için, kullara değil yalnızca Allah’a ibadet edilir.

Demokratik sistem Müslümanlar için İslam’ı hakim kılma yolunda çalışırken diğer diktatörlük ve baskı rejimlerinden daha fazla özgürlük verebilir. Fakat verilen bu özgürlükler bizim bu sistemin bir parçası olmamızı meşru kılmaz.

Daha önce de anlattığımız gibi bu sistemin bir parçası olmak; İslam’ın temel şartlarından olan hakimiyetin Allah’a ait olması ilsine zıt olduğu için İslam akidesine temelden zıttır.

Bu sistem bazı Arap ülkelerinde ve bir zamanlar İslam diyarı olan diğer ülkelerde uygulanmaya başlandığında; İslami cemaatlerin en büyüklerinden biri olan Mısır’daki İhvan-ı Müslimin o an için parti kurulması noktasında kendisine izin verilmediği için başka bir partiye destek vererek seçime girdi.

Şayet devlet onlara parti kurulması hususunda izin vermiş olsaydı, hiç çekinmeden o sistem içerisinde bir parti kurup onunla meclise girerlerdi.

Kaldı ki, onlar bundan daha basitini yapmışlar ve başka bir parti adı altında meclise girmişlerdir. Üstelik çatısı altında meclise girdikleri Vefd partisi, İslamla uzaktan yakından alakası olmayan laik zihniyetli bir parti idi.
 
  
Bu meseleyi duyduğumda bir İslam tebliğcisi olarak, İhvan-ı Müslimin’in o sıradaki lideri Ömer Tilmisani’ye gidip onunla meseleyi tartıştım.

Şimdi size Ömer Tilmisani ile aramızda geçen tartışmayı nakletmek istiyorum. Bu aramızda geçen tartışmayı sizlere aktarmamdaki amacım; okuyucunun, demokratik sistemde bir parti kurup meclise girmenin İslam’a göre caiz olduğunu söyleyenlerin getirdikleri delillerin neler olduğunu öğrenmesi ve bunların geçerli deliller olup olmadığına karar vermesi için gerçekleri ortaya koymaktır.
 
  
Öncelikle Ömer Tilmisani’ye demokrasinin ne demek olduğunu ve nasıl işlediğini kısaca hatırlattım.

Yine İslam sisteminin ne olduğunu ve nasıl işlediğini de hatırlattım. Sonra ona bir parti adı altında meclise girmeyi hangi delile dayanarak caiz görüp böyle bir şeye kalkıştıklarını sordum.
 
  
Cevabı şöyle idi:

"Biz partiyi bir gaye olarak değil bir vesile olarak görmekteyiz. Biz mecliste İslam’ı anlatacağız. Biz mecliste İslam’a zıt olan görüşleri kabul etmeyip bunlara karşı çıkacağız."
 
  
Ben de bunun üzerine şöyle dedim:

"Bu senin getirmiş olduğun akli delillerdir. Bunlar şer’i delil değildirler. Halbuki şer’i deliller bu görüşe zıtlık arz etmektedir.

Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem zamanında da şimdiki parlamentoyu andıran bir meclis olan müşriklerin Dar-ün Nedve adını verdikleri bir meclisleri vardı.

Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ne kendisi bu müşriklerin parlamentosuna üye olmuş, ne de müslümanların oraya katılıp üye olmalarına izin vermiş veya onların oraya üye olmalarını emretmiştir.

Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem zamanında Dar-ün Nedve’nin idaresi Ben-i Adiyy’e aitti ve bu kabileden olan Ömer b. Hattab da bu mecliste günümüzün dışişleri bakanlığı statüsündeki bir mevkiye ve yetkiye sahipti.

Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, müslüman olduktan sonra gizlice veya açık olarak onun bu görevine devam etmesine dair bir izin veya emir vermemiştir. Kaldı ki, şayet gaye İslam’ı getirmek ise bu amacı gerçekleştirmek için kullanılan vesilenin İslam’a ya da Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in hareket metoduna zıt olmaması gerekir. Çünkü İslam’da diğer tağuti sistemlerde olduğu gibi "gaye temiz ise vesile ne olursa olsun önemli değildir" kaidesi geçerli değildir. İslam’da gaye de vesile de İslam’a uygun olmalıdır.

Kureyşliler, Rasûlullah’a, ilahlarına laf atmaması ve akıllarını akılsızlıkla itham etmemesi şartıyla kendi üzerlerine hükümdar olması teklifinde bulundular. Bu sizin ulaşmak istediğiniz en son nokta değil midir?

Bu yapılan teklifler karşısında Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in tepkisi ne oldu?

Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem yapılan bu teklifleri kabul edip onların üzerine hükümdar olduktan ve onları kendi hakimiyetine boyun eğdirdikten sonra, onları İslam’ın hükümlerine tabi ettirebilirdi ve bu onun için çok kısa ve çok kolay yol olurdu. Fakat Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem böyle bir şey yapmadı. Çünkü insanları ilk önce kendisine kul edip daha sonra Allah’a kul etmek İslam akidesine zıttır.

Bu sizin sözünü ettiğiniz demokrasi sisteminde Allah’ın kanunları değil, batıdan gelen ve insanların kendi yanlarından çıkardıkları insan ürünü kanunlar tatbik ediliyor ve siz bu kanunları kabul ederek parti kuruyorsunuz. Sizin yetkileriniz de ancak bu kanunların izin verdiği ölçülerle sınırlıdır. Meclisteki diğer partiler İslam’a zıt olan bir kanunu oy çokluğu ile kabul ettikleri zaman, siz mecliste buna karşı da gelseniz ve buna karşı oy da kullansanız hiç farketmez. Çünkü, demokratik sistemin bir gereği olan; "çoğunluğun kararı geçerlidir" kaidesini, bu meclise girerken daha en baştan kabul etmiş oldunuz.

Çünkü, sizin de içinde bulunduğunuz bu mecliste; "çoğunluk hangi karara varmışsa ve hangi hükmü uygulamak arzusunda ise, Allah’ın helal ve haram sınırlarına bakılmaksızın, çoğunluğun seçtiği kanun uygulanır" kaidesine göre; Allah’ın hükümlerine zıt olan bu kanunları daha meclise girerken resmen kabul etmiş sayılırsınız.

Baştan kabullendiğiniz bu kaideye rağmen; "Biz Allah’ın hükmüne zıt olan şu veya bu kanunu kabul etmiyoruz" demeniz, mecliste bu kanunu kabul etmeyenlerin sayısını artırmaktan başka bir işe yaramaz. Sadece; bu kanun kabul edildiği takdirde kanunun çıkmasına sizin bir etkiniz olmamış olur, o kadar.

Fakat böyle bir sistemi baştan kabul ettiğiniz için, mecliste söylemiş olduğunuz o söz sizi mazeretli kılıp küfürden kurtarmaz.

Zira siz bu meclise girerken bu meclisin çoğunluğunun kabul etmesi halinde, Allah’ın hükümlerine aykırı hükümlerin de çıkabileceğini biliyordunuz.

Örneğin; mecliste faizin helal (serbest) olması oy çokluğu ile kabul edilse siz bu sistemi kabul ettiğiniz için o kararı da kabul etmek zorunda kalırsınız. İmkansız bir ihtimal olan bütün milletvekillerinin size ait olması durumunda bile, kuracağınız devlet yine de bu sisteme uygun bir devlet olacaktır. Halbuki bu sistemin kanun ve kuralları İslam şeriatına açık bir şekilde zıttır. Bu sistemi kabul etmek milletvekillerinin teşride bulunma (kanun koyma)da hak sahibi olduğunu kabul etmek demek değil midir? Halbuki İslam’a göre teşri hakkı yalnız Allah’a aittir."
 
  
Bunları söyledikten sonra Ömer Tilmisani bana şöyle dedi:

"Bizim imamımız Hasan el-Benna da seçimlere girmiştir. Büyük alim Mevdudi de parti kurmuştur. Bu anlattıkların dediğin gibi İslam’a zıt ve küfür olsaydı hiç onlar böyle bir şey yaparlar mıydı?"
 
  
Bunun üzerine ben şöyle dedim:

"Hasan el-Benna’nın bunu yapıp yapmaması veya Mevdudi’nin bunu nasıl yaptığı önemli değil. Bu ileri sürdükleriniz şer’i delil değildir. Allah katında şer’i delil Kur’an ve sünnettir.

Ben sizinle akidevi ve çok açık olan bir meseleyi konuşuyorum ve bu konunun caiz olmadığına dair şer’i deliller getiriyorum.

Bunu caiz görüp yaptığınızdan dolayı sizden de aynı şekilde bunun caiz olduğuna dair şer’i delil istiyorum.

Siz ise açık ve sahih bir delil getiremiyorsunuz. Ben bu meseleyi açık ve sahih şekilde delillendirerek yaptığınızın İslam akidesine zıt olduğunu size açıkladım.

Siz bana Hasan el-Benna şöyle yapmış, Mevdudi böyle yapmış diye cevap veriyorsunuz. Bunlar şer’i delil olamazlar. Şayet onlar sizin dediğiniz gibi bir şey yapmış iseler, İslam’ın onlar hakkındaki hükmü açıktır ve onların hesabı Allah’a aittir.

İslam’da şahıslar ne kadar meşhur olurlarsa olsunlar, ne kadar müçtehid olurlarsa olsunlar şayet yaptıkları ameller Kur’an ve sünnete zıt ise , yaptıkları bu ameller reddedilir ve onlara uyulmaz.

Kur’an ve sünnetteki açık delilleri reddedip; "Onlar bizim katımızda önemli bir mevkiye sahip değerli alimlerdir. Onlar İslam akidesine ters düşecek bir iş yapmazlar" düşüncesiyle onlara körü körüne bağlanmak İslam’a aykırıdır."

Bunları söyledikten sonra o ne bir şey söyleyebildi ve ne de bir cevap verebildi.

Ben de ona:

"Allah sana hidayet verip doğru yola kavuştursun" diyerek ondan ayrıldım.
 
  

Ömer Tilmisani ile aramda geçen konuşmanın bu konu hakkında hidayeti arayan kimseler için aydınlatıcı bir ışık olmasını temenni ediyorum.
 
  
Değişik cemaat liderleriyle yaptığım tartışmalar sonucunda hiçbir cemaat liderinin bu konuda şer’i bir delil getirebildiğine tanık olmadım.

Delil getiremedikleri zaman onların son sözü genellikle şu olmaktaydı:

O halde ne yapacağız?

İslam’ı nasıl hakim kılacağız?

Bu parti sisteminden başka bir alternatifiniz var mı?

Bu sorunun cevabı gayet basittir.

Allah-u Teâlâ bu dini bize dünyaya hakim kılınması için gönderdi ve bu dinle birlikte bu dinin hakim kılınmasında izlenecek hareket metodunu da gönderdi.

Bu din Allah’tan olduğu halde onu hakim kılacak metodun kullardan alınması bu dinin pratiğine aykırıdır.

Bu din ancak bu dini gönderen Allah’ın gönderdiği metodla hakim olur. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in İslam’ı hakim kılmada kullandığı metod, Allah’ın gönderdiği metodun ta kendisidir.

İslam’ı yeryüzüne hakim kılmak isteyen İslam davasının erlerinin başarıya ulaşabilmeleri için Allah’ın Rasul’üne bildirdiği ve Rasul’ünün de bize bizzat yaşantı tarzıyla gösterdiği hareket metoduna adım adım harfiyyen uymaları gerekir.

Bu metoda uymak "Muhammedun Rasûlullah" şehadetinin uyulması gereken ayrılmaz bir parçasıdır.

Bunun dışındaki metodlarla İslam’ı hakim kılınması mümkün değildir.
 
  
İlk rasul Nuh Aleyhisselam’dan son rasul Hz. Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e kadar gelip geçen rasullerin hepsinin İslam’ı hakim kılmadaki metodlarına baktığımızda hepsinin ortak bir metod izlediklerini görürüz.

Bu yüzden bütün müşriklerin İslam’a ve Müslümanlara gösterdikleri tavır ve tepki de değişmemiş ve hep aynı olmuştur.
 
  
Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e Hira’da ilk vahiy geldiğinde bundan korkan Rasûlullah’ı eşi Hadice o zamanlar hristiyan olan amcasının oğlu Varaka b. Nevfel’e götürdüğünde, Rasûlullah ile Varaka arasında geçen konuşmalara baktığımızda bu hususa açıkça şahit olmaktayız.

Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, başından geçenleri ona anlattığında Varaka şöyle dedi:

"Bu gördüğün Allah’ın Musa Aleyhisselam’a gönderdiği Namus-u Ekber’dir. Ah! Keşke senin davet günlerinde genç olsaydım. Kavmin seni çıkaracakları zaman keşke genç olsam."

Bunun üzerine Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem:

"Onlar beni çıkaracaklar mı ki?" diye sorduğunda,

Varaka:

"Evet, zira senin gibi bir dava getirmiş hiçbir kimse yoktur ki düşmanlığa uğramasın." dedi.
 
  
Şu halde Allah’ın dinini hakim kılmada takip edilmesi gereken tek metod Allah rasullerinin ve son rasul Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in takip ettikleri metottur.

Bunun dışındaki metotlarla İslam’ı hakim kılmaya çalışmak kişileri sapıklık, dalalet, başarısızlık ve zaman kaybına sürükler.

Ve ancak bir takım kimselerin şahsi menfaat elde edecekleri hedeflerine ulaştırır.

Rabbani hedefe ise asla...
 
                                                       Şeyh Abdurrahman el muhacir
Kayıtlı
Bulkînî
Girişimci Üye
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 122


« Yanıtla #14 : 08 Ocak 2012, 23:48:33 »

alisvs, ya okuduğunu anlamıyorsun yada anlamamazlığa veriyorsun. Yukarıda açık bir şekilde Hasan el-Benna'nın neden küfürde olduğunu yazdım. Tekrar ediyorum. Hasan el-Benna demokrasinin esasları arasında "hakimiyetin millette" olan şartını yazıyor ve daha sonrada bu sistemin (demokrasinin) esaslarının, İslam'ın esasları ile çatışmadığını söylüyor. Yani hüküm koyma yetkinin insanlarda olması, onun için İslam ile bir çelişkisi yoktur. Halbuki Allah (c.c) Yusuf 40 ve daha nice ayetlerde, apaçık bir şekilde bu hakkın kendisinde olduğunu bildirmiştir. Hüküm koymak Allah (c.c) aittir. Ama demokrasinin esasları arasında bu hak Allah (c.c)'ta değil beşerdedir ve Hasan el-Benna için bu İslam ile çelişmez. İşte el-Benna'nın küfrü budur.
Kayıtlı
Sayfa: [1] 2 3 ... 12   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Sitemiz üzerinden erişilebilen şeylerde Allah'ın razı olmadığı şeyler varsa, bunları reddediyoruz.


.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |