NİSA 65 TEFSİRİ
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 20 Eylül 2020, 17:07:46


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: NİSA 65 TEFSİRİ  (Okunma Sayısı 11879 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
buhari
Ziyaretçi
« : 25 Kasım 2006, 17:54:36 »

Anlaşmazlık Halinde Allah Ve Rasulünün Hükmüne Teslim Olmak
   
  بســـم الله الرحمن الرحيم

فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّىَ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لاَ يَجِدُواْ فِي أَنفُسِهِمْ حَرَجًا مِّمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُواْ تَسْلِيمًا

65 - Hayır! Rabine andolsun ki aralarında çıkan her anlaşmazlıkta seni hakem tayin etmedikçe ve haklarında verdiğin hükümden dolayı içlerinde bir sıkıntı duymadan tamamen teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.
 
Kayıtlı
buhari
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 25 Kasım 2006, 17:57:49 »

TEFSİRİ
Bu ayetin nüzul sebebi hakkında şöyle bir rivayet vardır:

    Zübeyr b. Avvam ile Bedir savaşına katılmış ensardan bir kişi topraklan sulayan su konusunda ihtilaf ettiler. Bunun üzerine     Rasulullah (s.a.s)’e gittiler. Rasulullah (s.a.s)

    Zübeyr’e:

    “Toprağını sula, sonra komşuna yolla” dedi. Bunun üzerine ensari kızdı ve Rasulullah (s.a.s)’e şöyle dedi:

    “Ey Allah’ın rasulü! O senin halanın oğlu olduğu için mi böyle hüküm verdin?” Rasulullah (s.a.s) bu sözü duyunca yüzü değişti ve Zübeyr’e şöyle dedi:

    “Ey Zübeyr! O sudan toprağını sula sonra ayak topuğunun hizasına ulaşıncaya kadar suyu tut. Sonra senden sonraki komşuna suyu aç.”

    Rasulullah (s.a.s) bu hükmüyle Zübeyr’in hakkını tamamen vermiş oldu. Daha önceki hükmüyle Zübeyr’in bütün hakkını tamamen kullanmadan toprağını suladıktan sonra suyu tutmayıp aşağıdaki komşusuna açmasını ve böylece ensariye kolaylık tanıyarak, aralarını bulmayı istemişti. Ensari haksız bir şekilde Rasulullah (s.a.s)’e kızınca Rasulullah ensariye tanıdığı kolaylığı tanımamış ve ona sadece hakkını vermiştir. Urve (r.a) dedi ki: “Zübeyr şöyle dedi: “VAllahi Nisa: 65 ayeti bu olay üzerine nazil olmuştur.” (Rasulullah (s.a.s) Zübeyr ile ensari arasındaki ihtilafı barıştırma şekliyle çözmek istedi. Zübeyr suya daha yakın olduğu için ona toprağını sulamasını söyledi. Ensariye kolaylık olsun diye toprağını suladıktan hemen sonra Zübeyr'in bütün hakkını kullanmadan suyu tutmadan komşusuna göndermesini istemiştir. Rasulullah bu hükmüyle Zübeyr'in kolaylık ve müsamaha yolunu seçmesini istemiştir. Fakat cahil ensari bu hikmeti anlamamış, Rasulullah'a kızarak verdiği hükme razı olmamıştır. Çünkü Zübeyr toprağını sulamadan önce ensari kendi toprağını sulamak istiyordu. Bu, onu kendisini helak edici küfür sözü söylemeye şevketti ve Rasulullah'a şöyle dedi:

    “Zübeyr’in lehine hüküm vermenin sebebi akraban olmasından dolayı mıdır?” Rasulullah bu sözü duyunca kızdı ve yüzü değişti. Bu edepsiz ve cahil olan ensariye karşı müsamaha ve kolaylık hükmünü terk etti. Ona ancak hak ettiği şeyi verdi. Çünkü böyle kişiler iyiliği hak etmezler. Ensarinin hakkı şu idi; Zubeyr suya yakın olduğu için önce sudan hakkını tamamen alır. Hakkını tamamen aldıktan sonra komşusuna hak doğar. Onun için Rasulullah Zübeyr’e toprağını suladıktan sonra topuklarına gelinceye kadar suyu tutmasını sonra komşusuna vermesini emretmiştir. Ensarinin Rasulullah’a hüküm konusunda adaletsiz davrandığını söylemesi küfür olan sözlerdendir. Fakat Rasulullah onu tekfir etmemiştir. Çünkü Rasulullah vahiyle ensarinin bu sözünün zelleden başka bir şey olmadığını ve kalbinde Allah’ın kanunlarının hak olduğu konusunda hiçbir şüphe olmadığını Rasulullah’ın adaletli olduğuna ve hiçbir zaman adaletsiz davranmayacağına inandığını biliyordu. Aynca bu, Rasulullah’ın şahsına karşı yapılan bir haksızlıktır. Rasulullah bunu affetme hakkına sahiptir. Bu yüzden onun hatasını affetmiştir. Bu hüküm Rasulullah’a aittir. Bu yüzden onun hatasını affetmiştir. Kim Rasulullah’ın hükmünü beğenmez, zahiren ve batınen tam olarak ona teslim olmazsa kafir olur. Rasululah’ın hükmüne tamamen razı oluncaya kadar tevbeye çağrılır. insanların kalplerini bilmediğimizden dolayı kim olursa olsun zahiren Rasulullah’ın hükmünü beğenmeyen kişiyi affetme yetkimiz yoktur. Tevbe edinceye kadar ona kafir hükmünü vermek zorundayız. “Belki kalbi imanla doludur” deyip de onu affedersek bilmemiz imkansız olan kalbe göre hüküm vermiş ve bundan dolayı kafir olmuş oluruz. Fakat hakimin, Kur’an ve sünnetten olan hükmünü değil de ictihadi hükmünü beğenmeyen kişi kafir olmaz. Hakim isterse onu cezalandırır, isterse affeder.

    Şöyle denilebilir:

    “Rasulullah, kızgınken hüküm verdi. Halbuki bir hadiste: “Kadı kızmışken hüküm vermesin” buyuruyor.

    Buna şöyle cevap verilir. Rasulullah’ın; “Kadı kızmışken hüküm vermesin” hükmüne tabi değildir. Çünkü Rasulullah tebliğ ve hüküm verme konusunda hata yapmaktan korunmuştur.)  (Buhari, Ahmed, Nesei, Beyhaki)

    Allah (c.c) bu ayette mukaddes olan nefsine yemin ederek küçük olsun büyük olsun her meselede Rasulullah’ı hakem tayin etmedikçe ve verdiği hükmü zahiren ve batınen kabul etmedikçe hiç kimsenin iman etmiş olamayacağını bildirmiştir.

    “Hayır!”

    Allah (c.c) ayetin bu kısmında şöyle buyuruyor:

     “Hayır... Onların iddia ettiği gibi değildir. Onlarda tağuta muhakeme olma isteği varken senden önce indirilen kitaplara ve sana inen kitaba inandıklarını söylemeleri yalan bir iddiadan başka bir şey değildir. Çünkü daha önce inen hak kitaplara ve Kur’an’a inanan kişi hiçbir zaman tağutun hükümlerine muhakeme olmak istemez. Rasulullah’ın hükmüne çağrıldığı zaman ondan yüz çevirmez.”

    “Rabbine andolsun ki aralarında çıkan her anlaşmazlık konusunda seni hakem tayin etmedikçe iman etmiş olmazlar.”

    Allah (c.c) tağuta muhakeme olmayı isteyen ve Rasulullah’ın hükmüne çağrıldıkları zaman yüz çevirenlerin iman iddialarının geçersiz olduğunu bildirdikten sonra bu ayette kendi nefsine yemin ederek şöyle buyuruyor:

    “Ey Muhammedi Senin rabbine yemin ederim, ister büyük, ister küçük olsun ihtilaf ettikleri her meselede seni hakem tayin etmedikçe ne bana ne de sana inen vahye inanmış sayılmazlar.”

    “Sonra da verdiğin hükümden dolayı içlerinde bir sıkıntı duymadan tamamen teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.”

    Allah (c.c) ayetin bu kısmında şöyle buyuruyor:

    “Senin verdiğin hükme zahiren ve batınen uymadıkça, ona karşı gelmeden, tartışma ve münakaşaya girmeden tamamen teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.”

    Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

    “Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki arzusu benim getirdiğim şeylere tabi olmadıkça hiçbiriniz iman etmiş sayılmaz.” (Ebil fethil Makdisi, Ebu Naim ve Taberani rivayet etmiştir, Nevevi bu hadis için hasen sahih demiştir.)

    Bu ayet her ne kadar Zübeyr ile su konusunda ihtilaf eden ensari hakkında nazil olmuşsa da hükmü ammdır. Kıyamete kadar bakidir. Çünkü ayet amm lafızlarla gelmiştir. Allah (c.c): “Aralarında çıkan her anlaşmazlık konusunda” buyurmuştur. Ayette “ma” edatı kullanılmıştır. “Ma” edatı, amm sigalarındandır.

    Allah (c.c) bu ayette, Allah ve rasulüne imanın geçerli olabilmesi için üç şart koşmuştur.

    1 - Büyük olsun, küçük olsun ihtilaf edilen her meselede Rasulullah hayatta iken onu hakem tayin etmek, vefatından sonra ise Kur’an ve sünneti hakem tayin etmek.

    2 - Rasulullah’ın veya Kur’an ve sünnete göre hüküm veren hakimin, hükmünde haksızlık yaptığına dair içlerinde ne bir şüphe ne bir sıkıntı olmamak, onların hükmünü hiç sıkılmadan tam teslimiyetle kabul etmek gerekir.

    3 - Verilen hükme itiraz etmeden, tereddüt etmeden, uygulanmasına engel olmadan, zahiren ve batınen tam bir teslimiyet göstermek ve hemen uygulamak.

Kişi, verilen hükmün hak olduğunu kabul etmesine rağmen onu uygulamazsa veya uyulanmasına engel olursa hükme teslimiyet göstermemiş olur.

    Rasulullah’ı hakem tayin etmek demek hayattayken onun hükmüne başvurmak, öldükten sonra ise Kur’an ve sünneti hakem tayin etmek demektir. Yani Kur’an ve sünnete göre hükmeden imam ve kadıları hakem tayin etmektir. Kur’an ve sünnete göre hükmeden hakim veya imamın heva ve hevesine uymayan, verdiği hükmü Kur’an ve sünnetten delillendiren, Kur’an ve sünnetten hüküm çıkartabilecek seviyeye ulaşmış bir kişi olması gerekir. Kur’an ve sünnetten hüküm çıkartabilecek bir seviyede olabilmesi için arapçayı, onunla ilgili olan nahiv, sarf, mani, beyan ilimlerini ve usul ilimlerini çok iyi bilmesi gerekir. Verdiği hükümle ilgili sahih hadisleri ve zayıf hadisleri anlaması gerekir. Adaletli olmalı, hiçbir görüşe, hiçbir mezhebe, hiçbir felsefeye taassub ve meyyal olmamalıdır. Ancak bu şartlara haiz olan alimlere ve hakimlere başvurulur.

    Sahabeler ve onlara güzel bir şekilde tabi olan tabiinler ve bütün müslüman alimlere göre; ictihad yapıp, Kur’an ve sünnete zıd olan bir hükümle hükmeden hakimin hükmünü reddetmek gerekir. Böyle bir hükmün uygulanmasını engellemek gerekir. Kur’an ve sünnetin hükümlerini bilmemesi sebebiyle ictihad yapıp hüküm veren alimin hükmünün     Kur’an ve sünnete zıd olduğu anlaşıldıktan sonra hemen o hükmü reddetmek gerekir. O hükmü veren kim olursa olsun, bu müçtehidin verdiği hükmün Kur’an ve sünnete aykırı olduğu anlaşıldıktan sonra hiçbir zaman; “bu müçtehid, belki bizim Kur’an ve sünnetten bulduğumuz delili gördüğü halde almamış olabilir veya verdiği hükümde bilmediğimiz bir delile dayanmış olabilir. Onun için bu müçtehidin hükmünü reddetmeyelim” demek doğru değildir. Çünkü böyle davranmak ancak şeytânın kandırdığı cahil taklitçilerin yoludur.     Hiçbir zaman sahabelerin ve onlara güzel bir şekilde tabi olan tabiinlerin ve müslüman alimlerin kabul ettiği bir yol değildir. Bilakis sert bir şekilde karşı geldikleri bir yoldur
Kayıtlı
buhari
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 25 Kasım 2006, 17:59:40 »

  Bu Ayetten Çıkan Hükümler:

    1 - Bu ayet gösteriyor ki Rasulullah (s.a.s) hüküm verme ve teşri konusunda hatadan münezzehtir Bedir esirleri hakkındaki fetvası, münafıkların mazeretlerini kabul edip savaşa katılmamaları için izin vermesi ve kör olan İbn-i Ümmü Mektum’a kızması meseleleri Rasulullah’ın masumiyetine zıd değildir.

    Rasulullah (s.a.s) zahire göre her zaman hak ile hükmeder. Bu konuda hatadan münezzehtir. Rasululla (s.a.s)’ in hükmü batına göre değil, zahire göredir. Zahire göre verdiği hükümde hiç hata yapmaz. Fakat zahire göre verdiği hüküm batına göre hatalı olabilir.

    Rasulullah (s.a.s) şöyle buyuruyor:

    “Ben bir beşerim. Bana aranızdaki ihtilaf konusunda hüküm vermem için geliyorsunuz. Biriniz diğerinden daha güzel derdini anlatabilir. Biliniz ki hakkı olmadığı halde bir müslümanın hakkını ona verirsem o onun için ateşten bir parçadır, ister onu alsın ister onu terk etsin.” (Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesei, İbn-i Mace, Ebu Dayud, Ahmed)

    Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

    “Ben ancak bir beşerim. Dininiz konusunda size birşey emredersem onu muhakkak alın. Eğer kendi görüşümle bir şey emredersem biliniz ki ben bir beşerim.” (Müslim, Nesei)

    Başka bir rivayette Rasulullah (s.a.s) şöyle buyuruyor:

    “Ben ancak bir beşerim. Zanla hareket eden kişi isabet de edebilir. Hata da yapabilir. Fakat size “Allah size böyle dedi” dersem bunun doğru olduğunu bilin. Bu konuda hata yapmam. Çünkü ben Allah hakkında yalan söylemem.” (Ahmed, İbn-i Mace, rivayet etti ve sahih dediler.)

    Rasulullah’ın bu sözlerinden dolayı sahabeler, Rasulullah (s.a.s) bir şey söylediğinde bunun vahiy mi yoksa kendi görüşü mü olduğunu ayırt edemedikleri zaman bunu Rasulullah’a sorarlardı. Vahiy olduğunu öğrenirlerse tereddüt etmeden itaat edip teslim olurlar. Eğer Rasulullah (s.a.s) kendi görüşü olduğunu söylerse kendi görüşlerini Rasulullah’a bildirirlerdi. Hatta bazı zamanlar Rasulullah (s.a.s) kendi görüşünden vazgeçip onların gülüşlerine göre hareket ederdi. Tıpkı Bedir’de konaklama yerini değiştirdiği gibi...

    2 - Nas hiçbir zaman kıyasla tahsis edilmez. Ve hiçbir zaman nassı terk edip kıyasla amel edilmez. Onun için her kim Rasulullah (s.a.s)’in sahih hadisi kendisine ulaştığı halde, kıyasına zıt olduğundan dolayı hadisi reddederse Allah ve rasulüne itaat etmemiş ve iman etmemiş olur.

    3 - Bu ayet körü körüne taklidin geçersiz olduğunu göstermektedir. Kim Allah ve rasulünün hükmü kendisine ulaştığı halde onu terk edip, delile dayanmayan alimleri taklit ederse Allah’a ve rasulüne itaat etmemiş olur. Avamlar ancak Kur’an ve sünneti anlamadıklarından ve ondan hüküm çıkartma güçleri olmadığından dolayı alimleri, onların Kur’an ve sünnetten çıkardıkları hükümlere tabi olarak taklit edebilirler. Caiz olan taklit de budur.

    Alimler Kur’an ve sünneti herkesten daha iyi anladıklarından dolayı, Kur’an ve sünneti anlamak için alimlerden yardım istenebilir. Alimleri ancak bu konuda taklit etmek caiz olur. Yoksa hiçbir zaman Kur’an ve sünneti terk ederek alimlerin kendi görüşlerine göre kıyas yaptıkları hükümlere tabi olunmaz. Bu, hiçbir zaman caiz olmamıştır. Kim olursa olsun ne kadar ilme sahip olursa olsun delile dayanmayan Kur’an ve sünnete zıt olan hükümlere tabi olunmaz.

    4 - Bu ayete göre; Kur’an’a ve sünnete dayanılarak bir hüküm verildiğinde bu hükme zahiren ve batinen, sıkıntı duymadan teslim olmak gerekir. Aksi halde insan kafir olur.


    Hükme zahiren ve batinen teslimiyet şöyledir:


    Verilen hükmün doğru olduğuna hem söz, hem kalple inanmak gerekir. Bu hükme inanmadığına dair ne zahiren bir hareket gösterilmeli ne de batinen bir sıkıntı duyulmalıdır. Aksi halde bu hükme teslim olunmamış demektir.

    Bu açıklamalar çerçevesinde; Kur’an ve sünnete göre hüküm veren bir hakime: “Sen adaletli değilsin” sözlerini söylemek de, seri bir delille bunun böyle olduğu veya Kur’an ve sünnetten verilen delillerin yanlış olduğu ispat edilmedikçe küfürdür.

    Bu ayeti daha iyi anlamak için bir kaç örnek verelim:

    a - Bir insan bir kişinin zina yaptığını bizzat, kendi gözleriyle görmüşse, bu zina fiilini gördüğü için, o kişinin zina yaptığına inanması lazımdır. Tabii ki zina olayı Allah’ın bildirdiği şekilde olmalı.

    Zina fiilini gören bu kişi, bu olayı sadece kendisi gördüğü için başkasına anlatmamalıdır. Şayet başkasına anlatırsa, bu olayı delillendiremeyeceğinden dolayı iftira cezası alır ve bir daha şehadeti kabul olunmaz. Kendisine iftira cezası verildiğinde, hiçbir zaman:

    “Bana bu konuda zulmedildi, aslında olayı gözlerimle gördüm. Bu sebeple bana iftira cezası verilmemeliydi” dememelidir. Şayet böyle derse, verilen hükme teslimiyet göstermemiş olur. Ayrıca bu hükme karşı kalbinde bir sıkıntı da duymamalıdır. Bu hükme karşılık kalbinde sıkıntı duyarsa yine de hükme teslim olmamış demektir. Hükme teslimiyetsizliği, insanların o kişide gördüğü bir takım hareketlerinden tespit edilir: Şöyle ki; o kişiye iftira cezası hükmü verildikten sonra: “Tamam, bana iftira cezası verildi. Ben iftira cezasını kabul ediyorum” sözlerini söyledikten sonra “Allah benim doğru söylediğimi biliyor” veya “ben, bu olayı ispat edemedim, ama o kişinin zina yaptığına inanıyorum” demesi hükme teslimiyetsizliğini gösterir. Aslında bu kişinin yapması gereken şu olmalıydı:

    Bu kişi zina fiilini tek başına gördüğünde, bu olaya eliyle veya diliyle müdahale etmeliydi. Böyle yaptığı halde yine de bu fiilin işlenmesini engelleyemiyorsa gördüğü şeyleri kimseye anlatmamalı, o kişilerin günahlarını örtmeli ve o kimseleri Allah’a havale etmeliydi. Müslümanın tavrı işte bu olmalıdır.

    Bu kişi, seri anlamda bir zina görmüşse, bu fiili işleyen kişilerin zina yaptıklarına kalben inanması, bu konuda şüphe etmemesi ve Kur’an ve sünnete dayanarak kendi kendine bunun zina olduğuna hüküm vermesi lazım. Bu konuda hakimin zahire göre verdiği hükmün (bunlar zina yapmamışlardır hükmünün) doğru olduğunu zahiren ve batinen kabul etmelidir. Fakat hakimin bu konudaki hükmü kendi kalbindeki hükmü değiştirmemelidir.     Çünkü eğer zina olayını seri anlamda görmüşse bu olaya; bu zina değildir, diye kalben hüküm verirse Allah’ın hükmü dışında bir hüküm vermiş olur.

    Kişi, eğer seri anlamdaki zinayı görmemiş, sadece gezme, kucaklama, evde tek kalma gibi hadiseleri görmüşse, bu gibi şüpheli durumlara dayanarak, kendi kendine olsa bile, hiç kimseye anlatmasa da bunların yaptıkları bu hadiselerin zina olduğuna, Kur’an ve sünnette araştırma imkanı olduğu halde araştırma yapmadan inanır ve bu konuda hüküm verirse küfür işlemiş olur. Şayet bu gibi şüpheli durumları insanlara zina olarak yayarsa, o zaman da hem iftiracı durumuna düşer, hem de küfür işlemiş olur. Böylece bu kişinin hiçbir konuda şehadeti de kabul edilmez.

    Açık bir şekilde zina hadisesini gören kişinin olayın zina olduğuna inanması gerekir. Fakat bu kişi zina olayını başkasına anlatırsa anlattığı kişi veya kişiler bir tek kişinin şehadetiyle (velev ki o kişi adaletli olsun) Allah’ın bu ko­nudaki hükmünü bildikleri halde zina hükmü verirlerse kafir olmuş olurlar. Çünkü Allah’ın hükmü dışında, bir hüküm vermişlerdir. Bu konudaki Allah’ın hükmü şudur: Dört adaletli şahit zina olayını açık bir şekilde görmedikçe veya zina yapanın itirafı olmadıkça zina hükmü verilmez. Zina olayını duyan kişilerin sayısı ne kadar çok olursa olsun açık ve net bir şekilde zina olayını görmedikleri için şahit hükmünde değillerdir.

    b - Bir kimsenin bir kimsede gördüğü zulüm ve fısk, seri anlamdaki zulüm ve fısk ise Allah’ın hükmüne uysun hüküm verebilmesi için; Bu kişinin, zulüm veya fısk işlediğine inanması gerekir. Fakat zulmünü ve fışkını ispat etmediği halde yayarsa iftira cezası alır. iftira cezasına itiraz ederse kafir olur. Çünkü Allah’ın ve Rasulünün hükmüne teslimiyet göstermemiştir.

    Eser gördüğü şey seri anlamda zulüm veya fısk olmadığı halde sırf zanna dayanarak “zalim ve fasık” hükmünü verir ve bunu İslami bir hüküm olarak söylerse kafir olur. Bu hükme uyan kişiler de tıpkı onun gibi kafir olurlar.

    İslami bir hüküm verirken bunun Kur’an ve sünnete uygun olması gerekir. Verilen hüküm Kur’an ve sünnete uygun olmadığı halde bunun İslam hükmü olduğunu iddia etmek küfürdür. Bu, Allah’a ve rasulüne iftiradır, insanlara müslüman, kafir, fasık, zalim, kibirli gibi seri hükümler verilmeden önce bu kavramların Kur’an ve sünnetten iyice araştırılması gerekir. Kur’an ve sünnetten araştırılmadan rast gele, heva ve hevese ve adetlere göre verilir ve insanlar da bunu seri anlamdaki hükümler olarak anlarlarsa böyle yapan kişi kafir olur. Ona uyan kişi de onun gibi kafir olmuş olur. Fakat insanlar bunu seri bir hüküm olarak değil de sövme olarak anlarlar ve söyleyen kişi de bunu sövgü niyetiyle söylemişse kafir olmaz, fasık olur. Kişi sövgü niyetiyle söyler fakat insanlar bunu, onun makamından dolayı seri bir hüküm olarak anlayacaklarsa küfre girmemesi için insanlara niyetini açıklamak zorundadır.

    İşte İslam’ın prensipleri ve hükümleri böyledir. Her müslüman ağzından çıkan sözü dikkatli kullansın. Çünkü dikkat edilmeyen bir söz insanı cehennemin dibine sokar.
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |