Gadir-Hum olayı Nedir?
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 07 Ağustos 2022, 22:46:00


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: 1 [2] 3 4 5   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Gadir-Hum olayı Nedir?  (Okunma Sayısı 73566 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
mümin34
Aktif Üye
**
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 75


« Yanıtla #15 : 17 Nisan 2011, 17:01:43 »

Selam tevhid ehline olsun

Bawer bey söylediklerinize katılmakla birlikte özellikle DARİMİ kardeşim konuyu çok geniş açıklayıcı ve delillerle ortaya koyması zaten meseleyi doğru analiz etmek isteyene çok açık ve nettir hiç bir şüphe söz konusu değildir. İmamhüseyim abimle dün geniş bir şekilde mülaza ettik maide/67.ayetin gerek siyakına gerek sibakına bakarak şia alimlerinin bu konu hakkında ne kadar yanlı ve yanlış bilgi aktardıklarını şahit olduk.

Özellikle şia alimlerinin Hz.Ali’nin Hz.Ebubekire 6 ay biat etmemesi meselesini buharide geçen açıklayıcı bilgiden sonra kendiside kabul etmiştir. Bawer bey sizinde söylediğiniz gibi maide/67.ayet Hz.Ali’nin halifeliğini teyid eden nas olarak kabul edilecek olursa birçok yönden sakıncalar doğurmaktadır.

a-Hakkında nas olan bir meselede güzide sahibilerin bu nassı hiçe saymak peygamberin sözlerini hiçe saymak gibi açıkça küfür olan bir ameli işlemeleri söz konusu bile olamaz.

b-Hz.alinin hakkında haşa aciz kendi halifeliği hakkında bile söz söyleyemeyen bir insan profili çizilmesi Hz.Aliye değil saygınlık tam tersi saygısızlıktan başka birşey değildir.
Müslümanlar tüm sahabileri kardeşleri olarak kabul eder onların aleyhinde söz söylemekten haya ederler. Onlar Allah’ın hoşnutluğunu kazanmış Seyyid Kutubunda dediği gibi altın nesildirler. Sizin şu sözünüze katıldığımıda belirtmek isterim. Sağlam bir akide sağlam bir bakış açısından geçmektedir. Mevlüt abim inşAllahurahman şuan hem düşünüyor hemde araştırmalarına devam ediyor.

Cenabbi Allah hem bize hem ona yardım etsin. Kendisi geniş ilmini inşAllah vahiy doğrultusunda kullanarak doğruya isabet edecektir. Bu ilmini Allahın dini hususnda bir kılıç gibi kullanacaktır onuniçin dua ediyorum rabbimden.

Müslümanın gayesi hakkı ortaya koymak ve insanları bu hak olana davet etmektir. İnsanlar islama girdiğinde eski tortularında arınmadıkça geçmişlerini eşikte bırakıp sağlam bir tevbe ile islama ilk adımı atıp ondan sonra kuran ve sünnet eksenli akidelerini oluşturmadıkça cahiliyede kalan bir takım bozuk anlayışlardanda kurtulmaları söz konusu olamaz. Ben hep kardeşlerimie şu misalı veririm bilgisayarı formatlayıp yeniden bir beyin yüklenmedikçe o bilgisayardan hayır görmek mümkün değildir.
Allaha emanet olunuz
Kayıtlı
İmamHuseyin
Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 32


« Yanıtla #16 : 17 Nisan 2011, 17:29:09 »

Bawer kardeşim tüm söylemlerim ortada bunun üzerine daha bir yazmak ihtiyacı hissetmiyorum Mümin abimizin görüşlerine katılıyorum saygı duyuyorum..
Kayıtlı
DARİMİ
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 999


« Yanıtla #17 : 17 Nisan 2011, 23:48:42 »

Allah'ın ipine Tutunmak
  
  بســـم الله الرحمن الرحيم

وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ وَاذْكُرُواْ نِعْمَةَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَاء فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا وَكُنتُمْ عَلَىَ شَفَا حُفْرَةٍ مِّنَ النَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنْهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

Ali imran- 103 - Allah'ın ipine hep birlikte sımsıkı sarılın. Ayrılığa düşmeyin. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Bir zamanlar düşmandınız, kalblerinizi birbirine ısındırdı ve O'nun bu nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Bir ateş çukurunun kenarındaydınız, sizi oradan kurtardı. İşte bu şekilde Allah doğru yola erişesiniz diye ayetlerini size açıklamaktadır.
  
      
      Allah (c.c) önceki ayette mü'minlerin kalplerini iman üzerinde sabitleştirdikten sonra bu ayette, onları kardeş olmaya ve bir tek el gibi kafirlere karşı birlik olmaya çağırmaktadır.

    Ayette geçen "Allah'ın ipi" hakkında değişik görüşler zikredilmiştir. En doğrusu; "Allah'ın ipi" Kur'anı Kerim'dir.

    Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

    "Kur'an Allah'ın sağlam ipidir ve açık nurudur. Onun mucizeleri bitmez. Onunla konuşan doğru söyler. Onunla hükmeden adil olur. Onunla amel eden doğru yapmış olur. Ona bağlanan doğru yolu bulmuş olur." (Tirmizi)

    "Size iki ağır yük bırakıyorum. Birincisi; Allah'ın kitabıdır. O, Allah'ın ipidir. Ona uyan hidayet üzere olur. Onu terkeden ise sapıklık üzere olur." (Müslim)

    "Allah'ın kitabı, Allah'ın gökten yere kadar uzatılmış ipidir."

(Müslim, Tirmizi, Ahmet, İbn-i Ebi Şeybe, Taberani, İbn-i Hibban)

    Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

    "Allah'ın ipi Kur'an'dır." (Deylemi)


    Müslüman Cemaatin Hayatiyetini Devam Ettirecek İki Temel Unsur:


    Allah (c.c) daha önceki ayetlerde müslümanlara kitap ehline itaat etmemeyi emrettikten sonra bu ayette müslüman cemaatin yapışması ve hiç bırakmaması gereken iki temel unsuru bildirmektedir. Bunlar; iman ve iman kardeşliğidir. Müslümanlar ancak bu iki temele sarıldıkları müddetçe Allah'ın kendilerine yüklemiş olduğu görevi yerine getirebilir ve hedefe ulaşabilirler. İslam cemaatinin hayatta kalması ve varlığından sözettirmesi ancak bu iki temele sımsıkı sarılmalarıyla mümkündür. Bu iki temel unsurdan birinin ihmal edilmesi müslüman cemaatin yokolmasına sebeb olur.

    1 - İman: Herhalukarda Allah'ı gözetmek, O'ndan sakınmak ve O'nun istediği şekilde O'na iman etmek demektir. Bu temel unsur olmaksızın, hangi sebeple olursa olsun bir araya gelmiş insanların oluşturdukları topluluk cahili bir topluluktur. Allah'ın bildirdiği iman ve akide üzerinde birleşmeyen, ırk, dil, toprak ve ortak menfaatler sebebiyle ve bunlara benzer nedenlerle birleşen her topluluk İslam değil, cahili topluluktur. İslam topluluğu; ancak iman üzerinde birleşen, düşünce, fikir, sistem, kanun ve değer ölçülerini yalnız Kur'an ve sahih sünnetten alan topluluktur.

    2 - İman Kardeşliği: Allah için sevmek, Allah için buğzetmektir. İnsanların kalplerini tamamen birleştiren ancak iman kardeşliğidir. Bu kardeşlik sayesinde bütün kinler, ihtilaflar ve düşmanlıklar kaybolur. Ancak iman kardeşliğinin sancağı altında ırktan, dilden, topraktan, heva ve hevesten kaynaklanan ayrılıklar yokolur gider ve Allah'ın dininde birleşme olur.

    İman kardeşliği var olduğu müddetçe İslam cemaati hayattadır. Bu olmadıkça İslam cemaatinin yaşaması söz konusu olamaz. Çünkü canlı olmayan bir varlığın, üzerine yüklenen görevi yerine getirmesi mümkün değildir.


    İhtilafın Çeşitleri:


    “ve ayrılığa düşmeyin.”

    Allah (c.c) ayetin bu kısmında müslümanlara aralarındaki ihtilaflar sebebiyle parçalanmaktan sakınmalarını emretmektedir.


    İhtilaf iki türlüdür.


    1 - Caiz Olan Ihtilaf: İnsanların tabiat, fıtrat, anlayış ve görüşlerinden kaynaklanan ihtilaftır. Bu; varolan ve yok olması mümkün olmayan ihtilaftır. Çünkü insanlar akıl, zeka ve anlayış bakımından eşit değildirler. Dolayısıyla bu tür ihtilafların ortaya çıkması kaçınılmazdır.

    Ayette yasaklanan bu tür ihtilaf değildir. Çünkü bu tür ihtilaflar Rasulullah (s.a.s) zamanında bile ortaya çıkmış ve Rasulullah (s.a.s) bunu yasaklamamıştır.

    Rasulullah (s.a.s) Ahzab günü şöyle buyurdu:

    "Sizden hiçbiriniz ikindi namazını Kurayza oğullarının yurduna varmadan kılmasın" Sahabeler yoldayken ikindi namazının vakti girmişti ve bir kısmı Rasulullah'ın emrinin zahirine uyarak:

    "Biz Kurayza oğullarının yurduna varmadıkça ikindi namazını kılmayız" dediler. Bir kısmı da:

    "Biz ikindiyi yolda vakit içinde kılacağız. Çünkü Rasulullah (s.a.s) bu emriyle zahirini değil seferde çabuk davranmak gerektiğini kasdetmiştir." dediler ve kıldılar. Daha sonra bu olay Rasulullah'a zikredildi ve Rasulullah bunlardan hiçbir zümreyi ayıplamadı." (Buhari)

    Rasulullah (s.a.s)'den sonra sahabeler arasında da böyle ihtilaflar vuku bulmuş ve hiçbir zaman bu, müslümanlar arasında kin, nefret ve düşmalığa sebep olmamıştır.

    Muteber olan mezhepler arasındaki ictihaddan dolayı ortaya çıkan ihtilaflar da bu türdendir.

    Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

    "Hakim ictihad edip doğruya isabet ederse ona iki ecir vardır. İctihad edip yanlış yaparsa ona bir ecir vardır." (Buhari, Müslim)

    2 - Caiz Olmayan İhtilaf: Dini konuları Allah'ın hükmüne göre değil heva ve hevese göre yorumlamaktan dolayı ortaya çıkan ihtilaftır. Allah'ın gönderdiği bütün dinler bu tür ihtilafları ortadan kaldırmak için gelmiştir. İnsanlara en büyük zarar veren ve ayette yasaklanan ihtilaf da bu tür ihtilaftır.


    Sapık Fırkalar:


    İbn-i Ömer (r.a)'dan, Rasulullah (s.a.s)'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

    "Yahudiler yetmiş bir veya yetmiş iki fırkaya ayrılmışlardır. Hristiyanlar da böyledir. Ümmetim ise yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Biri hariç hepsi ateştedir." Sahabeler dediler ki:

    "Ya RasulAllah! Ateşe girmeyecek olan fırka hangisidir?" Rasulullah (s.a.s) buyurdu ki:

    "Benim ve ashabımın yolunu takib eden fırkadır." (Tirmizi sahih senedle rivayet etti.)

    Sapık olan fırkalar temelde altı tanedir. Herbir fırka kendi aralarında on iki fırkaya ayrılmıştır. Bu fırkalar ve sahip oldukları görüşleri şunlardır:


    A) EL HARURIYYE


    1 - El-Ezrakiyye: Hiç kimsenin mü'min olduğuna inanmazlar ve kendi görüşlerine tabi olanlar dışında bütün ehli kıbleyi tekfir ederler.

    2 - El-Ebadiyye: Kendi görüşlerine bağlananları mü' min, bağlanmayanları ise münafık olarak görürler."

    3 - Es-Sa'lebiye: "Allah hiçbir şey takdir etmemiştir" diyerek kaderi inkar ederler.

    4 - El-Hazimiyye: "İmanın ne olduğunu bilemeyiz" derler ve bunun için de bütün insanları özür sahibi olarak kabul ederler.

    5 - El-Halefiyye: İster erkek, ister kadın olsun cihadı terkeden herkesi tekfir ederler.

    6 - El-Kevziyye: Tevbe etmeyen ve gusletmeyenlere dokunmaz ve onlarla yemek yemezler. Buna sebep olarak da; " kim temiz, kim necis bilemeyiz" derler.

    7 - El-Kenziyye: "Hak taifesi çıkıncaya kadar herkes malını saklamalı ve başkasına vermemelidir. Çünkü malı hakeden ve haketmeyen bilinememektedir" derler.

    8 - Eş-Şemrahiyye: Onlara göre yabancı kadınlara dokunmakta bir sakınca yoktur. Çünkü onlar güzel kokulu çiçeklerdir.

    9 - El-Ahnasiyye: Öldükten sonra kişinin işlediği hayır ve şerrin dünyada kalacağına, insanların bundan sorulmayacağına inanırlar.

    10 - El-Hakemiyye: Hangi konuda ne olursa olsun yaratılmışlara muhakeme olan herkesi tekfir ederler.

    11 - El-Havaric: "Muaviye'nin ve Ali'nin durumunu şüpheli görerek her ikisinden de uzaklaşarak beri oldular.

    12 - El-Meymuniyye: Ancak sevdikleri kişilerin kabul ettiği imamı kendileri için de imam kabul ederler.


    B) EL KADERİYYE:


    1 - El-Ahmeriyye: Allah'ın adil olmasını; kullarını kendi fiillerine sahip kılmasına (bu konuda yetkili kılmasına) ve günah işlemelerini engellemesine bağlarlar. Böyle olmazsa Allah'ın adilliğinden söz etmezler.

    2 - Es-Seneviyye: Hayrın Allah'tan, şerrin ise şeytandan olduğuna inanırlar.

    3 - El-Mutezile: Allah'ın sıfatlarını inkar ederler ve Kur'an'ın mahluk olduğunu iddia ederler.

    4 - El-Keysaniyye: "Kulların yaptığı fiillerin Allah'tan mı yoksa kullardan mı sadır olduğunu, insanlara yaptıklarından dolayı sevab veya ceza verilecek mi bilmiyoruz" derler.

    5 - Eş-Şeytaniyye: Şeytanı Allah'ın yaratmadığına inanırlar.

    6 - Eş-Şerikiyye: Küfür dışında bütün günahların önceden Allah tarafından takdir edildiğine inanırlar.

    7- El-Vehmiyye: Yaratılmışların fiil ve konuşmalarının gerçek değil hayal olduğuna inanırlar.

    8 - Ez Zibriyye: İster nasih ister mensuh olsun, Allah katından gelen her kitabla amel edilebileceğine inanırlar.

    9 - El-Mes'adiyye: Günah işleyenlerin tövbesinin kabul edilmeyeceğine inanırlar.

    10 - En-Nakisiyye: Rasulullah'a verdiği beyattan döneni günah işlemiş saymazlar.

    11 - El-Kasıtıyye: "Allah'ın bir varlık olduğunu iddia eden kafirdir" derler.


    C) ELCEHMIYYE:


    1 - El-Muattıla: "İnsanların hayal ettiği her şey mahluktur. Bu sebeple Allah (c.c)'nun görüleceğini iddia eden kafir olur" derler.

    2 -El-Merisiyye: Allah'ın sıfatlarının çoğunun mahlukların sıfatları gibi mahluk olduğuna inanırlar.

    3 - El-Multezika: Allah'ın heryerde olduğunu söylerler.

    4 -El-Varidiyye: Allah'ı bilenlerin cehenneme girmeyeceğine, ateşe girenlerin de oradan hiç çıkmayacağına inanırlar.

    5 - Ez - Zenadıka: Bunlara göre; ancak his ve duyu organlarıyla idrak edilenler vardır. Bu şekilde idrak edilemeyenler için "vardır" denilemez. Dolayısıyla Allah'ın varlığını inkar ederler.

    6 -El-Harkıyye: Ateşin kafirleri bir defa yakacağına, sonra sonsuza kadar böyle yanmış olarak kalacaklarına ve tekrar canlanmayacaklarına, ebedi bir azab olmadığına inanırlar.

    7 -El-Mahlukiyye: Kur'an'ın mahluk olduğunu iddia ederler.

    8 -El-Faniyye: "Cennet ve cehennem yok olacaktır. derler." Bir kısmı ise cennet ve cehennem'in henüz yaratılmadığına inanırlar.

    9 - El-Abdiyye: Rasulleri ve risaleti inkar ederler. Onlara "hakimler ve dahiler" dediler.

    10 - El-Vakıfıyye: Kur'an'ın ne mahluk, ne de mahluk olmadığına inanırlar.

    11 -El-Kabriyye: Kabir azabını, mükafaatını ve şefaati reddederler.

    12 - El-Lafzıyye: Telaffuz edilen Kur'an'ın mahluk olduğuna inanırlar.


    D) ELMÜRCİE:


    1 - Et-Tarikiyye: Allah'ın kullara sadece imanı farz kıldığına iman eden bir kulun ise dilediği haramı işleyebileceğine, bunun ona zarar vermeyeceğine inanırlar.

    2 - Es -Saibiyye: Allah (c.c)'nun insanları yarattığına, fakat onları hiç bir emir ve yasakla sorumlu tutmadığına, insanları, dilediklerini yapmakta serbest bıraktığına inanırlar.

    3 - Er-Raciyye: "Allah'a itaat edenler için "Allah'a itaat ediyor" isyan edenler için ise "Allah'a isyan ediyor" denilmez derler. Buna sebep olarak da onların Allah katındaki durumlarını bilemeyiz" derler.

    4 - Es-Salibiyye: İtaat'ın imandan olmadığını iddia ederler.

    5 - El-Behişiyye: İman'ın sadece bilmekten ibaret olduğunu ve hak ile batılı, helal ile haramı bilmeyenlerin kafir olduklarını söylerler.

    6 - El-Ameliyye: "İman sadece ameldir" derler.

    7 - El-Mankusiyye: "İman'ın artmayacağına ve eksilmeyeceğine inanmak imandandır" derler.

    8 - El-Mustesniyye: "İnşaAllah mü'minim" demenin imanın şartlerından olduğuna inanırlar.

    9 - El-Müşebbihe: Allah'ın göz ve el sıfatlarını insanların gözüne ve eline benzetirler.

    10 - El-Haşeviyye: "Rasulullah'ın bütün hadislerinin hükmü aynıdır. Nafileyi terkeden farzı terkeden gibidir" derler.

    11 - Ez-Zahiriyye: Kıyası reddederler.

    12 - El-Bid'iyye: Bid'atleri ilk çıkartanlardır.


    E) ERRAFİZİYYE (RAFIZILER)


    1 - Aleviler: Risalet'in Ali'nin hakkı olduğuna, fakat Cibril'in yanlışlıkla Muhammed'e getirdiğine inanırlar. Kur'anın zahirine inanmazlar.

    2 - ElEmiriyye: Ali'nin, risalette Muhammed'in ortağı olduğuna inanırlar.

    3 - EşŞia (Şiiler): "Ali'nin, Rasulullah'ın vasisi ve ondan sonraki halifesi olduğuna, dolayısıyla Rasulullah'tan sonra Ali'den başkasına biat edenlerin kafir olduğuna inanırlar.

    4 - ElIshakiyye: Nebiliğin (nübüvvet) kıyamete kadar süreceğine, buna göre ehli beyt ilmini bilenlerin de nebi olduğuna inanırlar.

    5 - EnNavusiyye: Ali'nin, İslam ümmetinin en efdali olduğunu söylerler ve bir kimseyi Ali'den daha üstün tutanları tekfir ederler.

    6 - El-İmamiyye: Yeryüzünde Hüseyin'in neslinden gelen bir imam'ın devamlı var olacağına, bu imama Cibri'in öğrettiğine, ölen imamın yerine Hüseyin'in sülalesinden başka birinin imam olarak geçeceğine, böyle bir imam gelmediğinde ise kıyamet'in kopacağına inanırlar.

    7- Ez-Zeydiyye: Hüseyin'in bütün çocuklarının imam olduğuna, takva sahibi olsun, günahkar olsun, onlardan birisi varken başkasının arkasında namaz kılmanın caiz olmadığına inanırlar.

    8 - El-Abbasiyye: Rasulullah'tan sonra hilafete en layık kişinin amcası Abbas olduğuna inanırlar.

    9 - Et-Tenasuhiyye: Ruhlar'ın birbirine geçtiğine, iyi kimsenin ruhunun öldükten sonra başkasına geçtiğine inanırlar.

    10 - Er-Rac'iyye: Ali ve arkadaşlarının tekrar dünyaya gelip düşmanlarından intikam alacağına inanırlar.

    11 - El-Laine: Osman'a, Talha'ya, Zübeyr'e, Ebu Musa ElEş'ari'ye, Aişe'ye ve başkalarına lanet ederler.

    12 - El-Mutarabbısa: Rahibler gibi giyinirler ve her asırda, kendisine mehdi dedikleri bir imam seçerler. O imam ölünce yerine başkasını geçirirler.


    F) ELCEBRIYYE:


    1 - El-Muttariyye: İnsanın fiili olmadığına, her şeyi Allah yaptığına inanırlar.

    2 - El-Ef'aliyye: İnsanın fiilleri olduğuna ancak, muhayyer olmadığına yani; hayvanlar gibi seçim hakları olmadığına inanırlar.

    3 - El-Mefruğiyye: Her şey'in yaratılmış olduğuna, bundan sonra artık hiçbir şeyin yaratılmayacağına inanırlar.

    4 - En-Necceğriyye: "Allah (c.c) insanlara, yaptıkları fiillerden dolayı değil, kendi yaptığı fiillerden dolayı ceza verir" derler.

    5 - El-Mennaniyye: Kalplerine göre hareket ederler. Yani, kişi kalbiyle bir şeyin iyi olduğuna kanaat getirir de o şeyi yaparsa bu, kötü bir iş olsa bile o işin yapana zarar vermeyeceğine inanırlar.

    6 - El-Kesbiyye: Kul için sevab ve günah diye bir şeyin olmadığını iddia ederler.

    7 - Es-Sabıkiyye: "İsteyen yapsın isteyen yapmasın. Mutlu olacak olana işlediği günah zarar vermeyeceği gibi mutsuz olacak olana da işlediği sevap fayda vermez" derler.

    8 - El-Hibbiyye: Allah'ın sevgi bardağından içen kimseler ibadetlerden sorumlu değildir.

    9 -El-Havfiyye: "Allah'ı seven O'ndan korkmamalıdır. Çünkü seven; sevdiğinden korkmaz" derler.

    10 - El-Fikriyye: Kişinin ilmi arttıkça o nisbette ibadetlerin kendisinden sakıt olacağını iddia ederler.

    11 - El-Haşebiyye: Komünistler gibi, dünya metaında insanların eşit ve ortak olduğuna inanırlar; "çünkü babamız Adem herkese eşit olarak miras bırakmıştır" derler.

    12 - El-Meniye: Fiilleri kulların yarattığına inanırlar.

    Bu taifeler hakkında zikrettiğimiz şeyler, bu taifelerin en belirgin görüş ve inançlarıdır. Bunlar dışında daha bir çok sapık görüşleri vardır.

    Ayrıca burada zikri geçen taifeler dışında zamanla yeni yeni taifeler ortaya çıkmış ve bunların bir kısmı da kaybolmuştur. Fakat zamanımızda isimleri değişik olsa bile aynı görüşlere sahip sapık taifeler halen mevcuttur.

Şunu vurgulamakta fayda vardır: Zikredilen bu taifeler Rasulullah (s.a.s)'in hadislerinde kastettiği sapık 72 fırka olmayabilir fakat bu zikredilen fırkaların Rasulullah (s.a.s)'in kastettiği "fırkayı naciye" (kurtulan toplum) olmadıkları da kesindir. Çünkü bu taifelerin görüşlerinin çoğu Kur'an, sünnet ve sahabelerin anlayışına zıttır.

    Şu da iyi bilinmelidir ki: Sapık taifelerin sayısı önemli değildir. Önemli olan hangi taifenin hak üzere olduğudur. Hak üzerinde olan taife ise; Kur'an ve sünneti kendisine temel ve yegane ölçü edinmiş, bu iki kaynağa gerektiği gibi sımsıkı bağlanmış olan, Kur'an ve sünneti sahabelerin ve selefi salihin'in anladığı şekilde anlayan ve inanan taifedir.


    İman Kardeşliği:


    “Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Bir zamanlar düşmandınız, kalplerinizi birbirine ısındırdı ve O'nun bu nimeti sayesinde kardeş oldunuz.”

    Ayetin bu kısmı Rasulullah (s.a.s) zamanında, ensarilerin birbirleri ve ensarilerle muhacirler arasında meydana gelen kardeşliğe işaret etmektedir.

    Evs ve Hazrec, 120 sene boyunca çok şiddetli bir şekilde birbirleriyle savaşmış, aralarındaki düşmanlık ve kin en üst seviyeye çıkmıştı. Fakat İslam'a girdikleri zaman bu din, aralarındaki düşmanlık ve kini yok etmekle kalmadı aynı zamanda onları birbirlerine kardeş olmada en üstün seviyeye çıkardı.

    Bu, öyle bir kardeşlikti ki onları; mallarını, mülklerini birbirleriyle paylaşabilecek, kendileri ihtiyaçlı iken kardeşlerini tercih edebilecek ve hatta en sevdikleri hanımlarını boşayıp müslüman kardeşleriyle nikahlayabilecek duruma getirdi.

    İşte bu, kalplerine yerleşmiş olan imanın semeresi olan kardeşliğin, iman kardeşliğinin bir eseridir.

Böyle bir kardeşliği ne Rasulullah (s.a.s)' in şahsı, ne de dünya dolusu malların harcanması meydana getirebilir. Bu ancak Allah (c.c)'nun rahmeti ve nimetiyle meydana gelmiş bir kardeşliktir.

    Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

    "Ve (Allah) onların kalplerini birleştirdi. (Ey Muhammed!) Sen, yeryüzünde bulunan şeylerin hepsini birden harcasaydın yine de onların kalplerini birleştiremezdin. Fakat Allah, onların arasını birleştirdi. Muhakkak ki O, Aziz'dir, Hakim'dir." (Enfal: 63)

    Böyle bir kardeşliği meydana getirmek ve bunu muhafaza etmek için yapılacak tek şey; Allah'a ve Allah'ın ipi olan Kur'an'a iman etmek, bu ipe sımsıkı tutunmak ve onunla amel etmektir.

    Bu şartın sağlanmasıyla meydana gelen iman kardeşliği sadece Rasulullah (s.a.s) zamanındaki Evs ve Hazrec toplumuna has değildir. Bu, kıyamete kadar Allah'ın kitabına gerektiği gibi iman eden, buna ve rasulün sünnetine sarılan her asır ve her toplumun fertleri arasında oluşacak bir kardeşliktir.

    “Siz, bir ateş çukurunun kenarındaydınız sizi oradan kurtardı.”

    Allah (c.c) ayetin bu kısmında müslümanlara şöyle hitab ediyor:

    "Allah'ın nimetini hatırlayın ve iman nimetine bütün gücünüzle sarılın. Bu nimetin unutulmasına veya elinizden çıkmasına izin vermeyin. Bu iman nimetinin kıymetini bilin! Çünkü bu nimet size verilmeden önce cehennemle aranızda sadece ölüm vardı. Adeta çukurun kenarında idiniz. Her an gelebilecek ölüm sizin bu ateş çukuruna düşmenize sebep olacaktı. İşte sizler bu haldeyken Allah (c.c), size imanı öğreten bir rasul göndererek merhamet etti. Ancak o rasule bağlanarak cehennem çukuruna yuvarlanmaktan kurtulabilirsiniz. Sakın Allah'ın bu nimetini unutarak, ne sebeple olursa olsun, ondan uzaklaşmayın!"

    “İşte bu şekilde Allah, doğru yola erişesiniz diye ayetlerini size açıklamaktadır.”

    Allah (c.c), yahudi ve diğer İslam düşmanlarının sizler için ne tuzaklar hazırladıklarını açıkladıktan, sizlere olan emir ve yasaklarını bildirdikten, cahiliyyedeki ve İslam'dan sonraki halinizi gözler önüne serdikten sonra, Rasulünün vesilesiyle hidayete ulaşmanız, hidayet üzere sabit kalmanız, tekrar cahiliyyeye dönmemeniz ve hakkı daha iyi anlamanız için ayetlerini böylece açıklamakta ve açıklamaya devam etmektedir.


    İslam Ümmetinde Çıkan İhtilafların Özeti:


    Ebu Bekir, Ömer (r.a)'nın hilafetlerinde ve Osman (r.a)'nun hilafetinin ilk dönemlerinde müslümanlar arasında Allah (c.c)'nun yasakladığı hiç bir ihtilaf olmamıştı. Fakat Osman (r.a)'nun hilafetinin son dönemlerinde kafirlerin, münafıkların ve yahudilerin çalışmaları ve teşviki sonucu müslümanlar arasında ihtilaflar baş gösterdi. Bu ihtilafı körükleyen bazı kimseler Osman (r.a)' yu şehid ederek daha da çoğalmasını sağladılar. Sonuç olarak müslümanlar birbirleriyle Sıffin savaşını yaptılar.

    Ali (r.a)'nun hilafeti döneminde ise Ali (r.a) ve Muaviye (r.a), aralarındaki ihtilafı çözmek için hakem tayin etmede anlaştılar. Fakat Ali taraftarlarından Havariç ismi verilen bir grup bu sebeple Ali'den ayrıldı ve hem Ali'yi, hem Muaviye'yi, hem de onlara bağlı olanları tekfir etti.

    Şiiler de Ali (r.a) zamanında ortaya çıktı. Bu taife Ali'ye ve müslümanlara gerçek niyet ve inançlarını açıklamadılar. Bunlar üç fırkaya ayrılmışlardı:

    1 - Ali'nin İlah Olduğuna İnananlar: Ali (r.a) bunların gerçek niyetini öğrendiği zaman onları yakarak cezalandırdı.

    2 - Ebu Bekir ve Ömer'e Sövenler: Ali (r.a) onlardan Ebi's Sevde denilen bir kişinin Ebu Bekir ve Ömer'e sövdüğünü öğrenince onu cezalandırmak için çağırttı. Fakat o kaçtı.

    3 - Ali (r.a)'yu Ebu Bekir ve Ömer'den daha üstün tutanlar: Ali (r.a) onlara şöyle dedi:

    "Nebi (s.a.s)'den sonra bu ümmetin en hayırlısı Ebu Bekir ve Ömerdir." (Buhari)

    Sahabelerin son dönemlerinde Kaderiyye ve Mürcie taifeleri çıktı. Daha sonraki dönemlerde de yavaş yavaş diğer sapık fırkalar çoğalmaya devam etti.

    Sahabeler (r.a) Kur'an ve sünnete bağlanmanın gerekliliği konusunda ihtilafa düşmediler. Çünkü onlar hakkı istemekte, Kur'an ve sünnete bağlanmakta idiler.

    Fakat sahabelerden sonraki İslam ümmetinde meydana gelen ihtilaf ve gruplaşmaların sebebi; Kur'an ve sünneti temel kabul etmemeleri, her şeyi bu iki kaynağa göre düzenlememeleri, hükümleri, görüşleri ve düşünceleri bu kaynaklardan almadıkları içindi. Onların bağlandıkları ve tabi oldukları şey Kur'an ve sünnet değil, heva ve heveslerinden çıkarttıkları, şeyhlerinin tespit ettiği temeller idi.

    Onlar, Kur'an ve sünneti bu temellere oturtmaya çalıştılar. Heva ve heveslerden kaynaklanan temellere uyan Kur'an ayetlerini ve hadisleri kendilerine delil alıp onlara yapıştılar. Bu temellere zıt nasları ise sapık bir şekilde te'vil ettiler. Kur'an ve sünnette görüşlerine uygun bir ayet veya hadis bulduklarında diğer ayet ve hadislere bakmadan, onlara istedikleri gibi mana verdiler.

    Bu kimseler ortaya bir görüş atarlar ve bunu desteklemek için Kur'an ve sünnetten delil ararlardı. Onların Kur'an ve sünnetten delil göstermeleri tabi olmak için değil karşı tarafı yenmek içindi. Halbuki Allah'a ve İslam dinine gerçekten iman eden bir müslüman meseleler hakkında hüküm vermeden veya görüş belirtmeden önce heva ve heveslerden arınmış hakkı isteyen bir kişi olarak Kur'an ve sünnete bakar, Kur'an ve sünnetteki hükümlere göre konuşur, heva ve heveslerden değil, hakkı isteyerek Kur'an ve Sünnetten emir alır.

    İşte! sahabeler (r.a), onlara uyan tabiin ve gerçek İslam alimlerinin yolu budur. Bundan dolayı hiçbirisi bilerek Kur'an ve sünnete zıt, heva ve hevesten kaynaklanan hükümler vermemişlerdir.

    Dini konularda ilim yapmak isteyen, bir görüş belirtecek olan önce Kur'an ve sünnete bakar, Kur'an ve sünnetin hükmü ne ise onu öğrenir ve ona göre hüküm verir. İşte! Fırkayı Naciye (kurtulacak olan taifenin) nin yolu budur.
DAVETÇİNİN TEFSİRİ.
 
Kayıtlı
İmamHuseyin
Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 32


« Yanıtla #18 : 18 Nisan 2011, 00:19:29 »

Darimi Kardeşim vermiş olduğunuz delillerde doğrular ile birlikte hatalar ve taraflı bakışlar mevcut lakin sizinle tek hususta münazara etmek isterim bu hususta Yezit ve Muaviye şahıslarıdır Nassa aykırı o kadar tavır ve davranışlarına rağmen halen Allah'ın onlardan razı olmasını diliyorsanız sizinle hiçbir hususta anlaşamam Muaviyenin küfre düşme mevzuunda sözüm yok Küfre düşmemiştir ama iş Yezite gelince KÜFRE düştüğü hususunda tekfir ederim hemde tüm kalbim ile buyrun yapmış oldukları çürümler ile ne olduklarını konuşalım Mutezile Fırkasına ithamınız ağırdır asla kabul etmiyorum Kuranın mahluk olduğu fikrine katılmasamda emin olun islam tarihi içerisinde zalimlere karşı dik duruşlarını sergilemiş bir fırkadır...
Kayıtlı
İmamHuseyin
Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 32


« Yanıtla #19 : 18 Nisan 2011, 00:20:48 »

Muaviye’nin bilinen cürümleri neydi ?
1.)Nassa aykırı olduğu halde,evlilik dışı çocukla normal bir kardeşlik kurulabileceği iddiasıyla Ziyad b.Sümeyye’yi etkileyip,nesebine geçirmek.
2.)Hicr B Adiy ve arkadaşlarını İmam Ali’ye yöneltilen lanetlemeye karşı çıktıkları için öldürtme.
3.)Sıffin öncesi ve sonrasında İmam Ali ve taraftarlarına karşı düzenlediği hileli çalışmalar neticesinde ona Akıl hocalığı yapan Amr B As’a mükafat olarak Mısırı verdi.
4.)Şefaat ve yakınlık yoluyla hadlerin uygulanmasını durdurdu.
5.)Ümmet’in malı zekat gelirleri üzerinde yapılan keyfi harcamalar
6.)Yönetimi Fasık oğlu Yez İtin zimmetine geçirme.
7.)Muhammed B Ebubekiri öldürtüp Eşşeğin karnında yaktırma
Kayıtlı
DARİMİ
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 999


« Yanıtla #20 : 18 Nisan 2011, 20:15:30 »

Sunduğumuz delillerin hepsi sağlam kaynaklara dayanan güvenilir delillerdir, yani şahsi çıkarımlarımız değildir,bu nedenle taraflı davrandığımızı  düşünmek yanlış olur. Bu olaylar hakında tarih boyunca çoğu kesim tarafından istediğimizden fazla araştırmalar ve tartışmalar olmuştur, ancak bu konu üzerinde ümmetin ihtilafları bitmemiştir, kaldı ki biz bu konuya son noktayı koyalım! Bu konularda istemediğin kadar yazı ve kaynak verebilirim ancak bu meseler gerçekten çok geniş meselerdir,
bunun yanında Hz.Ali ile Hz.Muaviye olumlu veya olumsuz yaptıklarının hesabını şüphesiz ki
Allah a vereceklerdir, bize düşen ikisini de hayırla yad etmektir,çünkü sağlam ve sahih kaynaklar bize bunu göstermektedir,kur"an ve sünneti ölçü edinenler bundan başka sonuca da ulaşmayacaklardır.hz peygamber den sonraki gerek sahabe gerek tabiin,tebai tabiin günümüze kadar gelen insan neslinden  hiç kimse günah ve hatalardan korunmuş değildir,bu nedenle bu geçmiş ümmetin hatalarını araştırmak ve bunlardan bazılarını masum ilan etmek bizim hedefimiz değildir öyle bir idamızda yoktur, onlar bir ümmetti günah ve sevaplarıyla kıyamet gününde rableri ile başbaşa kalacaklardır.
-----------
Hz.Ali ile Hz.Muaviye arasındaki olaylarda,Ehli Sünnet'e göre hak olan taraf ve meşru olan Hz.Alidir.Aralarındaki geçen olayları Allah'a havale ederiz.
Hz.Alinin şehid edildikten sonra ,oğlu Hz.Hasan halife oldu.Hz. Muaviye ona biat etmedi daha sonra iki taraf savaşın eşiğine geldiler. Bunun üzerine,Hz. Hasan ümmetin kanı dökülmesin,yeni fitneler zuhur etmesin diye  Hz. Muaviye ile anlaşarak,hilafetten çekildi ve hilafeti Hz.Muaviyeye devretti.
Ümmet Hz. Muaviyenin hilafetinde birleştiler.Ümmetin birliği sağlandı,anlaşmazlıklar ortadan kalktı, korkular gitti,emniyet geldi.
İslam toplumunda huzur,sekinet ve birlik sağlanmış oldu. Hz. Muaviyenin hilafetinin sonlarına doğru,Mugire b. Şu'be gibi siyaset ve stareteji  sahibi kişilerin telkiniyle ki şöyle söylediler: Senden sonra,tekrar bir belirsizlik ve kaos ortamı oluşur,hilafet için insanlar birbirine düşer,fitne çıkar ve kanlar heder olur,ümmetin birliği ve gücü zarar görür.Bu tür hadiselere meydan vermemek için "sen oğlunu halifeliğe aday göster ve onun için şimdiden biat al" gibi gerekçeler ileri sürdüler ve Hz. Muaviye bu doğrultuda hareket ederek oğlunu,halifeliğe aday gösterdi ve onun için  biat alınmasını valilerine emretti.Yezid b. Muaviyenin yetersizliğini bilen,onun ümmeti temsil ve idare edecek ilme ,beceriye sahip olmadığını bilen hatta onun Allahın emirlerini yerine getirmedeki gevşekliği,takva ve salih amellerden uzak oluşu,kaba ve haşin tabiatlı oluşunu bilenler Yezid'in Halifeliğe daylığına ve ona biat edilmesine karşı çıktılar.Önemli sebepler biride hiç şüphesiz Hz. Muaviyenin bu girişimi ,İslam devletindeki,Halifenin seçim sistemine aykırıydı,bid'atti ve  İslam devletinde,SALTANAT SİSTEMİNİN  başlangıcıydı.Oysa ki İslam toplumun da ,Halifelik sıfatlarına haiz,ümmetin maslahatını bilen,koruyacak olan,idareci ,alim ,fazıl,muttaki,salih kimseler vardı ve bunlar ümmetin idare vazifesini,bu zor ve yüce vazifeyi üstlenmeye ehil sahabe ve sahabe çocukları hayattaydılar ve  mevcuttullar.Bu girişim hiç şüphesiz Hulafa'yı Raşidin dönemin de uygulaması olmayan ,o yüce sahabilerin yapmadıkları ki onlar,Kur'anı sünneti ve idare hukukunu bilen sahabeler böyle bir uygulamada bulunmamışlardır.Tabikii bu uygulamalar tepkiyle karşılandı.Yezid'in halifelik adaylığına sıcak bakılmadı hele Mekke -Medine halkı şiddetle karşı çıktılar,biat etmeye yanaşmadılar ve özellikle sahabe çocukları arasında,Yezid'i tanıyanlar arasında büyük infialler uyandı.
Hz. Muaviye,siyasi dehasını kullanarak,devletin maddi imkanlarını kullanarak ve devletin askeri gücünün korkutucu ve ürkütücü yönünü kullanarak zorla,tehditle ,karşı çıkanları sindirerek biat alma işlerini sürdürdü.
Bu gelişmelerin neticesinde korkarak,sinerek zorla biat edenler oldu.Bir de herşeye rağmen ve herşeyi göze alarak biat etmeyenler vardı. İşte onlar Medine ehlinden çoğunluktaydı ve ileri gelen sahabe çocuklarıydı.Abdullah b. Zübeyir,Abdullah b. Hanzala,Abdullah b. Ömer,Hz. Ebu Bekirin oğullarından da vardı. Hz. Hüseyinde bunların ileri gelenlerinden ve Hz Muaviyey en çok korkutan ve Yezid'in halifeliği yolunda en amansız muhaliflerindendi.Çok uzatmayalım çünkü bu meseleler uzun ve tafsilatlıdır.Uzun uğraşlar neticesinde halkın çoğunluğunun biatı alındı.
Hz. Muaviye ölüm döşeğindeyken de oğlu Yezid'e vasiyyette de bulundu Hz. Hüseyine,Abdullah b. Zübeyre çok dikkat etmesi gerektiğini hatta ayaklanma olursa hangi komutanlara görev vermesi gerektiğinide söyledi. Hz. Muaviye ölünce  fili olarak Yezid ümmetin halfeliğini, babası ve etrafındakilerin  yoğun gayretleriyle elde etmiş oldu.
Yezid halife olup icrata başlayınca halk daha iyi tanımaya başladı.
Namazları savsaklaması,
İçki kullanıyor olması,
Şarkıcı muganniyeleri dinlemesi,
Eğlence işlerine düşkün olması, gibi bir çok şeylerle itham edilmişdir.Sahabeler den ve ileri gelen ilim sahibi kimseler Şam'a gittiler Yezid b. Muaviye görüştüler.Bu tür  iddiaların doğruluğunu gördüler.Bir çokları biatalarını geri aldılar .Günden güne Yezid'in icratlarıyla,fıskları ve zulümleri yayılmaya başladı ve dilden dile dolaştı.Halkta hoşnutsuzluk vardı.Kufe halkıda bu konularda çok rahatsız olduklarını,zulüm gördüklerini,Ubeydullah b. Ziyad'ın zulümlerini mektuplarla Hz. Hüseyine ulaştırdılar ve hatta o kadar ileri gittiler ki onu Kufeye gelmeye ikna ettiler ,gelmemesi durumunda  ahirette Allah katında kendisinden davacı olacaklarını yeminlerle pekiştirerek ısrarcı oldular.Hz. Hüseyin, bunları tahkik için amcasının oğlunu Küfeye gönderdi.Müslim b. Akil,Kufeye gitti halkla temasa geçti ve Küfelilerden Hz. Hüsey'ine bi'at aldı. Mektup yazarak"durma gel,buradaki durumlar senin için uygundur,halk seni desteklemektedir" diye olayları bildirdi.Hz. Hüseyin bunun üzerine ailesi,yiğenleri,yakın akrabaları ile yola çıktı.Her kim ile karşılaştıysa ,kendisine gitmemesini söylediler.Küfe halkına güvenilmeyeceğinn ve hatta o halk babasına da ihanet ettiğini anlattılar.
Hz. Hüseyin ,amcasını oğlu Müslim b. A'kil'in ,Kufede , vali Ziyad tarafından öldürüldüğünden,zoru ve baskıyı gören halkın tekrar Ziyad tarafına geçtiğinde habersiz bir şekilde Kerbela çölüne doğru ilerliyor ve Allah'ın takdiri,kazası,kaderi an be an tahakkuk ediyordu. Neticede İslam tarihinin en hazin,en me'şum ,ümmeti derinden üzen ve sarsan,yaralayan,hala günümüzde kanayan bir yara olarak devam eden ,çok büyük fitnelere,kutuplaşmalara ,kamplaşmalara ,siyasi hadiselerin oluşmasına sebep olan hadiseler meydana gelmiştir.
1-Hz.Hüsey'in,ümmetin ittifakıyla seçilen meşru bir halifeye karşı gelmemiştir.
2-Yezid b. Muaviye, daha önceki halifelerin tayin şekliyle iş başına gelmiş değildi.
3-Yezid b. Muaviye zulüm ve fısk sahibi ,zorba bir sultan idi.
4-Halifeliği, zorba bir saltanata dönüştürmüşlerdi.
5-Yezid b. Muaviye ,İslam dinini ihya eden,islam toplumunun maslahatını gözeten,alim ,fazıl bir kimse değildi
6-Adil,muttaki,fazıl, ümmetin maslahatını düşünen,zulüm ve fısktan uzak duran bir halife olsaydı,elbette Hz. Hüseyin O'na karşı gelmez,itaat eder ve hatta ümmetin işlerinde ,ona yardımcı olurdu.
7-Hz. Hüseyin,onun zulmune son vermek,dinin ve islam toplumunun maslahatını korumak, hakkı ve adaleti ikame edip güçlendirmek için bu işlere kalkışmıştır.
8-Hz. Hüseyin  alimdi,liderlikte ve idarecilikte eşzizdi,Yezid'le kıyaslanamazdı.Ümmetin Hlifelik emanetini üstlenmeye ve yerine getirmeye  daha ehildi.Lakin ,ezelde mukadder olunmamış.
9-Hz. Hüsey'in ,haşaa fitne çıkarmak,islam toplumunu kaosa sürüklemek,zayıflatmak için kalkışmamış,dünyalık makam mevki,için asla ve asla bu işlere tevessül etmemişti.
İzah ettiğimiz gibi O,dini mübinin desteklenmesi,islam toplumun maslahatı için kendisine yapılan çağrılara icabet etmişti.Hz. Hüseyin ,şer'i ölçüler içinde hareket etmiş,hasımlarına dahi Kur'an ve sünnet çerçevesinde davranmış,lakin hasımları ona insaflı,merhametli olmamamış,şer'i ölçüler içerisinde davranmamışlar,ona zulmetmiş ve şehit etmişlerdir.Hz. Hüseyin ,Ehli sünnet tarafından hayırla,rahmetle,her türlü övgüyle anılmış,onun acısı, her zaman yüreklerde tazeliğini korumuş,hasımları lanetle anılmıştır.Allah, onu şehit edenlere lanet etsin.(SEYYİT)
-------------
Muaviye döneminde hz hüseyin
hazreti hasanın hilafeti “muaviye leyhine terk etmesinden sonra, hüseyin ağabeyiyle birlikte medineye gitti, muaviye hem dostlarını hemde düşmanlarını elindeki maddi imkanlarla kendisine bağlamayı bilen mahir bir siyasetçiydi, hilafeti ele geçirdikten sonra kendisi için hilafet hakkında vaz geçen hz hasana atiyye verdiği gibi hz hüseyinede atiyye vermekte cimrilik etmedi ve ona ikaram da bulunarak değer verdiğini gösterdi, muaviyenin hz peygamberin torunlarına bir günde 100.000 dirhem caize verdiği ihafade edilmektedir (İbni Kesir)
 Hz Hasan muaviyenin verdiği caizeleri aldığı gibi hazreti hüseyinde alıyordu (zehebi)
Hz Hasanın vefatından sonra Hüseyin her sene Muaviyenin yanına gidiyor oda kendisine ikramda bulunuyordu.(ibn Kesir)
Bir rivayete göre Muaviye Hüseyin’e mal ve hediyeler dışında her sene 1.000.000 dinar para gönderiyordu (ebu mihnef  )
Şabi den nakledilen bir rivayete göre Ali b.el hüseyin veya bizzat hüseyin hz  peygamberin oğlu ibrahimin annesini mısırdaki köyünün cizyeden muaf tutulması için muaviye nezdinde girişimde bulunmuş bunun üzerine muaviye bunları cizyeden muaf tutmuştur(belazuri)
Hazreti hüseyin yezidin komuta ettiği istanbul seferine iştirak ettiği söylenmektedir(ibn manzur)  
Muaviye dönemin de hz hasanın vefatından sonra muaviyeye yaptığı biatı terk edip ona karşı çıkması için kendisine bazı teklifler yapılmışsada hüseyin bu teklifleri kabul etmemiştir.(dineveri)(.ibn kesir)
rivayete göre basra valisi ziyad muaviyenin emriyle kufedeki şiilerden olan muslim b.zümeyr ve Abdullah b. Nuca isimli iki kişiyi asarak idam etmiş bunun üzerine hz hüseyin muaviyenin  bu idamları kınayan bir mektup göndermiştir(ibn habib)
kufelilerin hz hüseyine ilgileri hucr b. Adiy nin h.51 yılında öldürülmesinden sonra su yüzsüne çıkmış ve hucr un öldürülmesinin üzerine kufenin ileri gelenlerinden bazıları hz hüseyin yanına gitmişlerdi bu sırada medine valisi olan mervan b. El-hakem  durumu muaviyeye bildirerek yapılması gerekenleri sormuş muaviye hüseyine karışmamasını kensddisine bıat ettiğini ve bu biatı reddetmeyeceğini  kendisine bildirmişti (dineveri)
ardından muaviye durumu hz hüseyine bildirmiş ve bir anlamda nazikce dikkatini çekmiş ,Hüseyinde onunla savaşmak ve muhalefet etmek istemediğini yazmıştır (dineveri)
bu mektuplaşmanın hz hasanın vefatından sonra kufelilerin hz hüseyini ayaklanmaya davet etmelerinin ardından yapıldığınıda nakledilmektedir(ibn kesir)
Ebu mihnefte geçen  bir rivayete göre hz hasanın vefatından sonra suleymen b. Suradın evinde toplanan ehli beyt taraftarları hz hüseyine bir mektup yazarak baş sağlığı dilediler yazdıkları mektupda kendisini destekledilklerini ve emrini beklediklerini söylemişlerse de açıkça ona biat etmeyi teklif ettiklerine dair bir ifade yoktur, bu rivayete göre söz konusu mektuptan sonra muaviye , hüseyine bir mektup yazmış kendisine bazı haberlerin ulaştığını ve bunlara inanmadığını belirttikten sonra ümmeti bölmeme hususunda dikkatini çekmiştir, bunun üzerine hz hüseyin muaviyeye cevabi bir mektup yazarak ona yaptığı biatı reddetmekten Allaha sığınmış ve kendisine ulaşan haberlerin cemaatlerin arasını bölmek isteyenlerce uydurulduğunu ve yalan olduğunu ifade etmiştir(ebu Mihnef)  
Bununla birlikte muahhar şii kaynaklarda hz hüseyine hz hasanın vefatından sonra biat edildiğine dair malumat bulunmaktadır (fiğlalı,imamiye şiası) ancak ilk kaynaklar incelendiğinde böyle böyle bir bilgiye rastlanmamaktadır.



YEZİDE LANET MESELESİ
yezide lanet edilip edilmeyeceği meselesinde alimler arasında farklı görüşler ortaya çıkmıştır,gerek ibni teymiyye gerekse ibn es-salah insanların yezid hakkında üç guruba ayrıldıkları bunlardan bir gurubun yezidi sevdiğini bir gurubun ona sövdüğünü ve üçüncü bir gurubun ise bu iki görüş arasında kalarak onu ne sevdiğini nede sövdüğünü söylerler.
Yezide lanet okumayı gerekli gören alimler arasında ebul –ferac ibn el cevzi ve kiya  el-herrasiyi zikredebiliriz, taftazanide Allah ın laneti yezidin üzerine ve onun yardımcılarının üzerine olsun diyerek onu lanetleyenlerden birisidir.yafi i hz hüseyinin ölümünü helal görerek onu öldüren veya oldürülmesini emreden kimsenin kafir olduğunu ancak onu öldürmeyi helal görmeden oldürenin fasık ve facir olduğunu söyler.

MUTEZİLE
Kur’an’ın mahluk olduğunu ilk olarak çıkaranlar Mu’tezile âlimlerinden Ca’d b. Dirhem ve Cehmiye’den Cehm b. Safvan’dır. Daha sonraki dönemlerde de bunların görüşlerine tabi olanlar olmuştur.  Bişr el-Merisi de bunlardandır.
Bunlardan Ca’d b. Dirhem, Kufe Valisi Halid b. Abdullah tarafından zındık ilan edilerek öldürülmüştür.  Cehm b. Safvan ve Bişr el-Merisi de aynı şekilde bu fikirlerini yaymaları ve yöneticilere karşı gelmeleri sebebiyle öldürülmüşlerdir.
Kur’an mahluk meselesi kısmen Ebu Hanife zamanında çıkarılmış ve bu imam, zamanında meseleye güzelce cevaplar vermiştir.
Kur’an mahluk fitnesine kapılıp Kur’an’ın mahluk olduğunu iddia eden kimseler bir kısım âlimler tarafından kafir görülürken, bir kısmı da getirdikleri teviller sebebiyle onlara sapık hükmünü vermişlerdir. Bu konuda kâfir görülenler ise Cehm b. Safvan gibi Allah (c.c)’ın ayetlerini inkâr eden kimselerdir. Zira bu kimse Kur’an mahluktur demekle kalmamış, Kur’an’daki bazı ayetleri de inkar etmiştir.
O halde bu şekilde iddiayla gelen kimse tıpkı Cehm b. Safvan gibi ayetleri inkar ederek Kur’an mahluktur derse, bu kimse küfür işlemiştir. Fakat Mutezilenin dediği gibi tevil yaparak: “Kur’an mushafın iki kapağı arasında bulunan, bize mütevatir olarak gelen şeydir, dolayısıyla Mushaflarda yazılma, dillerde okunma ve kulaklarla işitilme sonradan olmayı ifade ettiği için Kur’an mahluktur” şeklinde söyleyen ve ayetleri inkar etmeyen kimse ancak sapık hükmünü hak eder.  
İşte bu sebeple Kur’an mahluktur, diyen ve bu sözleri fasit de olsa bir teville tevil etmeyen, bununla da kalmayıp Kur’an ayetlerini inkar eden kimseler Allah (c.c)’ın kelam sıfatının mahluk olduğunu da söylemiş oldukları için Allah (c.c)’ı mahluka benzetmiş sayılırlar. İşte böyle yapmak küfürdür.
Bu sözü fasit teville tevil etmek ise küfür değil, dinde bid’at çıkarmak ve dolayısıyla sapıklıktır. Dolayısıyla böyle yapanlar sapık kimseler olarak isimlendirilmiştir.
Kayıtlı
İmamHuseyin
Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 32


« Yanıtla #21 : 19 Nisan 2011, 02:29:13 »

Darimi kardeşim sizin sunmuş olduğunuz son kısmın yüzde seksenine katılmadığımı izah edeyim size şu sorum olacak Hz Kriterleriniz Katiller için geçerlimi yada ''Haklı bir sebep olmadıkça bir cana kıymayın'' Ayeti kerimesine göremi sunmuş olduğunuz deliller içerisinde Kuran hükümlerinin önüne geçen geleneksel sünni kafa anlayışıdır bu hususta şianın katı tutumunu benimsemediğim gibi sünninin toz pembe sunumunuda kabul etmemekteyim Allah aşkına size sunmuş olduğum tarihte yaşanmış olan cürümlerin hangisi Kuran nizamına ahlakına siyasetine toplumuna uygun tavır ve davranışlar?

Muaviye hususunda tekrar belirteyim Zalim ve Fasıktır zerre şüphem yoktur bu fikri a veya b den değil direk Kuran'i kavramların öğretisinden beslenere elde etmişimdir taassupçu değilim aksine doğru kimden olursa alırım hatada kimden olursa reddederim: 

Yezide gelince ''Lanetullahi Aleyh'' tir aksini iddia eden varsa Kuran'i kavramlar bazında yapmış olduğu cürümleri tek tek değerlendirebiliriz

Kafir-Fasık-Zalim-Münafık-Mücrim vb kavramlar ekseninde yapmış olduğu icraatları değerlendirebiliriz ...

Şunuda izah etmek isterim Alim tarafgirliğim yoktur kimseyi kutsamam ve ortaya hakikatleri koymaya çalışır iken kimseyi kendime PUT edinmem temel çizgim ve yaklaşımım KURAN/SÜNNET'TİR gerisi sadece ve sadece tarih sosyoloji vb yaşamsal alanlarda bilgi edinmeden öteye geçmez kendi fikrimi kendim ortaya koyarım o veya bu ne demiş fikrimin önüne geçtiği an silerim ...
Kayıtlı
DARİMİ
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 999


« Yanıtla #22 : 19 Nisan 2011, 12:20:37 »

Yazdıklarıma katılır veya katılmazsın bu sizin sorununuzdur, eğer tarafsız davranırsanız ki (davranmadığınız alenidir )hem Sünni hem de Şii kaynaklardan size bilgiler sunduğumu göreceksiniz, eğer Hz muaviyeye karşı söyledikleriniz sadece adam öldürmekten ibaret ise bu kavramlar içine Hz Ali yide katmış oluyorsunuz,
Çünkü hz Ali de Müslüman öldürdü, bu iki sahabe döneminde ki savaşlarda tarafsız kalıp sesiz kalmayı tercih eden önde gelen sahabeler mevcuttur, bu bilginin doğruluğunu hem Sünni hem de Şii kaynaklarında teyit edebilirsiniz.
Yazdıklarınızı incelediğimizde mutezili mantığınızı net bir şekilde ortaya koyduğunuzu görmekteyim her ne kadar Alim tarafgirliğim yoktur deseniz bile.
Nereye bakarsan bak hangi kaynağa bakıyorsan bak mutezile akla müracaatı her zaman ön planda tutmuştur.
İslam adına yaptıkları hizmet ve mücadeleler ayrı meselelerdir, eğer İslam adına yaptıkları mücadeleyi ön plana alıp kuran mahluktur gibi fikirlerini görmemezlikten gelirseniz o zaman Hz muaviyeye zalim ve fasık demenizde Allah a sığınmanız gerekir, çünkü Hz muaviyenin İslam adına yaptığı hizmetler gerek Allah resulü s.a.s zamanın da gerekse rasulüllah tan s.a.s sonraki dönemde hiçbir kesim tarafından inkar edilemez.
Neredeyse bütün yazdıklarınız da tarafgirlik yaptığımızı idda ediyor kendi yazdıklarınıza ise toz kondurmuyorsunuz, hep kur”an sünnet çerçevesinde olaya bakıp ve buna göre değerlendirme yaptığınızı ida ediyorsunuz, öyle bir değerlendirme yapıyorsunuz ki mutezile fırkasını muaviyeye bile kıyas edecek bir seviyeye indirmiyor ve savunuyorsunuz el-insaf!
şahsınız hakkında bizde hasıl olan bu görüşümüzü boşa çıkarmak için muaviyeyi idanıza göre nasıl kuran ve sünnet çerçevesinde değerlendiriyorsanız o zaman mutezile bundan müstağnimi! Mutezile fırkasını neden buna göre değerlendirmiyorsunuz! yoksa kuran mahluktur inancı kuran ve sünnete uygun bir kavram mıdır?!!
Taraf tutmadığınızı ve hakikatleri ortaya koyarken kimseyi tabirinizce put edinmediğinizi söylüyorsunuz, ancak idda ettiğinizi dikkat ederseniz hep değer ve önem vermediğiniz tarih sosyoloji gibi bilgilere dayanıyorsunuz, ilk astığınız yazınız buna delildir, bu düşüncenizde düştüğünüz tezatı ortaya koymaktasınız ve  bu durum gösteriyor ki bir puttan kaçarken başka bir puttun ağına takılmışsınız oda aklınızdır, çünkü fikrinizin önüne geçeni siliyorsunuz!!!!
Kayıtlı
İmamHuseyin
Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 32


« Yanıtla #23 : 19 Nisan 2011, 13:36:16 »

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.

Darimi kardeşim sizde iyi bilirsiniz İslam dininde iki kavram vardır Hakk Yada Batıl ikisinin ortası bir anlayış olamaz bu mücadele sürdürülürken biri hak biri batıl olur bizler haktan yana durmak zorundayız ve batıla karşı dik durmalıyız şimdi siz İma Alininde adam öldürdüğünü ve o kapsama girebileceğini demişsiniz bu söyleminizi hangi hakikate göre değerlendirmemiz gerekir eğer İmam Ali ve Muaviye aynı kefede değerlendirecek olursak Kurani kavramları yeniden sorgulamamız gerekecek ...

Şimdi sırası ile Kurani kavramları ele alalım:

Evvela tağut’un kelime anlamına bakalım.

"Allah'ın indirdiği hükümlere karşı gelen ve onların yerine geçmek üzere sahte din ve sapık düzenler icat eden herkes ve her şey tağuttur."

Allah'ın dinine ve Kur'an disiplinine aykırı olarak, bozuk ve batıl şeyler uyduranların insan veya şeytan olması tağutun mahiyetini değiştirmez.

Bir memleket’te hırsızlık,adeletsizlik,fuhuş,faiz,zulüm vs şeyleri yapan veyahut destekleyen insanlar Allah’ın indirdiği hükümlere karşı gelmekle tağut’lar zümresi içinde olmaktan kaçınamazlar.

Müslüman’ın dediğimiz vakit ,imani olarak tağut’u ve destekcilerini reddetmek vazifemiz olmalı ve kendimize şiar edinmeliyiz.

Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir.
(BAKARA SURESİ 256)

Allah, iman edenlerin velisi (dostu ve destekçisi)dir. Onları karanlıklardan nura çıkarır; inkâr edenlerin velileri ise tağut'tur. Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda süresiz kalacaklardır. (BAKARA SURESİ 257)

Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Onlar, tağuta ve cibt'e inanıyorlar ve diğer inkar edenler için: "Bunlar, iman edenlerden daha doğru bir yoldadır" diyorlar.
(NİSA SURESİ 51)

cibt " İnsanları Haktan saptıran kahin ve sihirbazlar ve batıl yollar uyduran "düzenbazlar" dır.

Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar, tağut'un önünde muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardır. Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister.
(NİSA SURESİ 60)

İman edenler Allah yolunda savaşırlar; inkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır.
(NİSA SURESİ 76)

De ki: "Allah katında, 'kesinleşmiş bir ceza olarak' bundan daha kötüsünü haber vereyim mi? Allah'ın kendisine lanet ettiği, ona karşı gazablandığı ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldığı ile tağuta tapanlar; işte bunlar, yerleri daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok sapmışlardır."
(MAİDE SURESİ 60)

Andolsun, biz her ümmete: "Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının" (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün.
(NAHL SURESİ 36)

Tağut'a kulluk etmekten kaçınan ve Allah'a içten yönelenler ise; onlar için bir müjde vardır, öyleyse kullarıma müjde ver.
(ZÜMER SURESİ 17 )

KURAN’i kerimde müminler için apaçık olarak, belirtilen tağutlara karşı yapabileceğimiz öncelikli görevimiz Allah’ın kitabı KURAN’i kerimin arapçasını bilmiyorsak meal’ini yada tefsirini okumakla bize söylenmek istenen hakikatleri anlamaya gayret ederek mümin kullar arasında yerimizi alabilmeliyiz.

Biz kendi kitabımız olan KURAN’ı anlamadıkça ,ve anladıklarımızı anlatmadıkça hayatımıza yön verecek olan uygun prensiplerle ,yaşamadıkça layık olduğumuz şekillerde yönetilmeye mahkum oluruz. Örnek olarak bir üniversite ,veya herhangi bir sınava,hazırlandığımızda kitaplara ,çalıştığımız kadar ömrümüzde hiç olmassa bir defa, KURAN’i kerimin anlamını anlayarak okur isek gerçek manada hakka yönelmemize vesile olacaktır .
Kayıtlı
DARİMİ
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 999


« Yanıtla #24 : 19 Nisan 2011, 15:22:32 »


Öncelikle verdiğim cevapların konumuzla ilgili olmasına özenle dikkat ediyorum, aynı şekilde sizinde konumuzla ilgili cevaplar vermenizi ve ona göre yazmanızı isterim, kaçamak cevaplar verilirse münazaranın bir anlamı kalmaz. Bir önceki yazımın içinde sorduğum veya dikkatinizi çekmek istediğim konulara cevap vermenizi istiyorum.

Dediğiniz gibi hak ve batıl kavramları var olan kavramlardır, İslam adına verilen mücadeleler hep bunun üzerinde olmuştur, verdiğiniz ayetlerde bu gerçekler net bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Hz Ali ve muaviyeyle aralarında geçen mücadelelerde her iki tarafta Müslüman öldürmüştür hem de binlerce! Siz bunu inkâr mı ediyorsunuz! Bu ayrı bi meseledir.
Bu olayda kimin haklı kimin haksız olduğu meselesi de ayrı bir meseledir bu konuda yukarıda görüşümüzü söyledik ve bu konuda tartışmakta kimseye fayda vermez.
İmam Âlinin kullandığınız kavramlar içine girdiğini ben idda etmiyorum bu tamamen idda etiklerinizin içinden çıkmaktadır, bunun nedeni de olaylara tek taraflı yaklaşmanızdan dolaysıyla insaflı bir bakış açısıyla bakmamanızdan kaynaklanmaktadır.
Kur”an i kavramları yeniden sorgulamaya acaba ilminiz yeter mi? Her işine gelmeyen kesim kur”an i kavramları tekrar tekrar sorgulamaya kalkarsa acaba Yahudi ve Hıristiyanlardan ne fark kalır?Yahudi ve Hıristiyanlar Tevrat ve incilin heva ve heveslerine uymayan ayetlerini heva ve heveslerine göre tevil ve tahrif ettiler sonuç ortada!!!!
Kayıtlı
İmamHuseyin
Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 32


« Yanıtla #25 : 19 Nisan 2011, 17:08:01 »

Sayın darimi kardeşim kaçamak cevap vermediğime inanıyorum Elbette İmam Ali ve Muaviye arasında geçen savşlarda Müslümanlar ölmüştür bunda sizinle hemfikirim Kavramları sorgulayalım derken haşa kavramlarda sıkıntı var anlamında kullanmadım değinmek istediğim mevzuu Kurani kavramlarda var olan karakterlerin kime uyup uymadığı hususu idi emin olun taraflı davranmamak için elimden geleni yapmaktayım...

Benim sorguladığım sıffin cemel vb savaşlar değil İmam Alinin hilafetinin meşruluğuna rağmen gaspedilmesinde oynanan oyunlardır  ve Yönetimi gasp ettikten sonra Muaviyenin yapmış olduğu Nassa aykırı tutum va davranışlardır en basit örnek Hz Ebubekir Ömer Osman ve İmam Alinin ortaya koymuş oldukları ortada bunlara rağmen Nassa aykırı tutum ve davranışlar sergileyen kendine krallık düzeni kuran Fakirin yetimin vb kesimlerin hakkını iç eden Muaviyeye Hz denmesi  günümüz ile karşılaştıralım hiçbir katliam yapmayıp kendi üretmiş oldukları anlayışlara hakikat kisvesi giydiren Tarikat ve cemaatleri hemen tekfir ediyor iken nasıl olurda bu kadar zulme rağmen halen birileri bunlara laf dememiş diye bizlerde körü körüne onlara uymak zorundamıyız?

Müslüman iki kesimin savaşması esnasında neler yapılması gerektiği Ayetle sabittir..Ve anlayışımızı ona göre belirlemek zorundayız haklı kesimden yana tavır koyarak şimdi her zaman söylenen İmam Ali haklıdır söylemine göre karşı durmamız gereken kesim Muaviye ve tarafları değilmi o dönemde olsa idiniz ve İmamın haklılığını bilse idiniz ve karşınıza Muaviye çıksa idi ne yapardınız emin olun ben olsa idim karşımda haksız olan Babam dahi olsa idi hiç gözümü kırpmadan vururdum Bedir savaşı bu tavra en büyük örnektir baba oğul vb karşı karşıya gelmişleridir...

Sizin sormuş olduğunuz Mutezile fırkası hakkında görüşüm şudur asla hiç bir fırka arasında ayrım yapmadan Hakikat kimden olursa benimserim hatalı söylem ve eylemleride reddederim ....Sorularınız tüm cevapları deliller ile sunmaya devam edeceğim İnşaAllah amacım tefrika vb değildir dikkat ederseniz taasupçu yaklaşımım olsa idi Maide suresi 67 ayeti hakkında birilerinin söylemini esas alarak devam etmem gerekirdi ama hakkı hakk adına ortaya koymak için hakk olandan taraf oldum ve Nass ile olmadığını açıkça kabul ettim ...

Kayıtlı
mümin34
Aktif Üye
**
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 75


« Yanıtla #26 : 19 Nisan 2011, 20:53:15 »

DARİMİ kardeşim muaviye ile Hz.Ali (r.a) yı aynı kategoride değerlendirmeminiz doğrusu kabul edilir bir durum değildir. Eğer iki müslüman toplum bir konu hakkında ihitlaf edip savaşa girmişlerse bu iki toplumda haklıdır mantığı tamamen tarafgirliktir. Şunu demek daha doğru değilmidir?Hz.Ali (r.a) haklıydı muaviye haksızdı.

Muaviye islama çok faydalı işler yapmıştır diyorsunuz peki muaviyenin islama verdiği zararlar ne olacak bunuda düşünmek gerekmezmi? Nedense şunu hep hep unutuyoruz islam devletinin başındaki halifenin zaten asıl görevi islama faydalı işler yapmak değilmi?

Asıl görevi hayır işlmek olan, müslümanların arasında Allah’ın kitabı ile hüküm vermek olan adalet ile hüküm etmek olan adam kayırmacılığından uzak bir idare şekli değilmidir? Bunları neden muavyenin artısı olarak sunmaya çalışıyoruz bunu anlamıyorum. Eğer muavaiye hiçbir günahı yoksa bile yezid gibi bir zalimi islam toplumunun başına bela etmesi ona yeter. O kendi oğlunu bilmiyormuydu? Onu tanımıyormuydu? bunu bile bile yezide biat etmek istemeyn müslümanları kılıç zoruyla o fasıka biat etmelerine zorlaması günah olarak muaviyeye yeter.

Yezide gelince onun zülümleri onun cürümleri Allaha hesap vereceği bir meseledir. Rabbim ona karşı olan içimdeki kini nefreti azaltmasın inşAllah. İçki içmeği hovardalık yapmayı müslüman öldürmeyi ibadetlerinde bile adam olamamış günah hayatını kuşatmış bir insanın saflarında bulunmayıda rabbim bana nasip etmesin.
“Bir de dediler ki: “Bize ateş, sayılı birkaç günden başka asla dokunmayacaktır.” Sen onlara de ki: “Siz bunun için Allah’tan söz mü aldınız? -Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez-. Yoksa siz Allah’a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”

“Hayır; kim bir kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa, (artık) onlar, ateşin halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır.” Bakara/80-81

Keyfi olarak mümin kadınların ırzına geçmek müminleri öldürmek sonrada bunlar devletin bekası içindir demek Allahın kitabına peygamberin sünnetine aykırı şeylerdir.

“Hani birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan sürmeyeceksiniz diye de sizden söz almıştık. Kendi tanıklığınızla bunu kabul etmiştiniz.”

Ama siz, birbirinizi öldüren, içinizden bir kesime karşı kötülük ve zulümde yardımlaşarak; size haram olduğu hâlde onları yurtlarından çıkaran, size esir olarak geldiklerinde ise, fidye verip kendilerini kurtaran kimselersiniz. Yoksa siz Kitab’ın (Tevrat’ın) bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir. Bakara/84-86

“Kim bir mü'mini kasıtlı olarak (taammüden) öldürürse cezası, içinde ebedi kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gazaplanmış, onu lanetlemiş ve ona büyük bir azab hazırlamıştır.”Nisa/93

Yezid ve yezid gibi daha zihniyetlerin daha hayata yeni gözlerini açmış kız ve erkek çocukların mümin erkek ve kadınları saltanatları uğruna nasıl öldürdüklerinin hesabını bu ayetlere nasıl muhalefet ettiklerinin ahirette versinler. Eğer iki müslüman toplum karşı karşıya gelmişlerse bu iki toplumdan biri haksızdır. Bizler müslüman olarak olayları analiz ederken muaviyede haklıydı Hz.Ali de haklıydı gibi yaklaşımlar doğru bir analiz şekli değildir. Haksıza haksız haklıyada haklı demesini bilmek lazımdır.

Evet iki müslüman toplum arasında ihtilaf çıkabilir bu ihtilaf savaşlada sonuçlanabilir,bu savaşta insanlarda ölebilir,fakat saltanat için makam için mevki için keyif için suçsuz insanlarıda sanki mürted olmuşlarcasına kılıçtan geçirmek yada boğmak islam dininin kabul etmeyeceği ve bu suçun karşılığının da ebediyyen cehennem olduğu bir gerçektir.
Kayıtlı
İmamHuseyin
Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 32


« Yanıtla #27 : 19 Nisan 2011, 23:11:59 »

Hasan El Basri: Ümeyye zalimleri ile sıkı ilişkiler içinde olan bazı fıkıhçıları eleştirirken onların Beni Ümeyye’nin fasıklığına ve zulümlerine göz yumarak halkı anlamsız meseleler ile uğraştırmalarına kızdığı dönemde şöyle bir olay nakledilir:

‘’Vaki b. Ebu-l Esved’’ Hasan Basri ye bir şu soruyu sormakta: Eğer elbisene bit kanı bulaşırsa o elbise ile namaz kılınabilirmi?

Cevap: Müslümanların kanlarını susamış köpekler gibi içen birinin gelip bit kanının hükmünü sorması çok garip değil mi? Bu cevap üzere meclisi terk eden Vaki b Ebu-l esvede işaret ederek ‘’Allah’ım sen bizleri verdiğin nimetler ile şımarıp isyan edenlerden eyleme!
(Cahız el hayavan cilt 1 sh 225)

Bugün İslam’ı din olarak benimseyenlerin yeniden tevhidi inanca dönmeleri bütün batıl bidat ve hurafeleri reddetmeleri İmani bir sorumluluktur, hâlihazırda var olan tüm siyasi yapılanmalar dinsizliği esas aldıkları için. Egemenliği Allah’ın hükümlerine vermeyip/düşünmeyip gasp etmiş oldukları halkın malları üzerinde saltanat sürdürmektedirler.

Adalet’ten ve Tevhid’ten uzak fasık olan iktidar ve yöneticilere karşı ayaklanmak -mümkün olduğunda- Müslüman’ın diyenler üzere vaciptir. Günümüz de yönetici olanlar zahiren ne mülhit ne zındık ve nede peygamberliğe itiraz etmemişlerdir. Devralmış oldukları Beni Ümeyye Fasıklarının mirasını devam ettirmektedirler.

Beni Ümeyye Yöneticileri, Muaviye ile başlayıp ‘’Lanetullahi Aleyh’’ olan oğlu Yez it ile devam edegelmiş olan zahiren iyi halleri dünya sevgisine aşırı muhabbetleri sayesinde batırmışlardır.

Gerçek şu ki, Biz (akıl ve irade) emaneti(ni) göklere, yere ve dağlara sunmuştuk; ama (sorumluluğundan) korktukları için onu yüklenmeyi reddettiler. O (emanet)i insan üstlendi; zaten o, daima haksızlığa ve akılsızlığa son derece meyyal biridir.
(Ahzab-72)

(İşte böylece) Allah, ikiyüzlü erkek ve kadınlara ve kendisine eş koşan erkek ve kadınlara azab edecektir. Ve mümin erkeklere ve mümin kadınlara rahmetiyle yönelecek olan (da) Allah'tır. Allah gerçekten çok bağışlayıcıdır, bir rahmet kaynağıdır!
(Ahzab-73)

Değerli ipekli kumaşlara bürünüp gayet ince elbiseler giyenler, daha fazla güç ve iktidar sahibi olmak için verilmiş olan emaneti yerine getirmeyip, halka zulüm ederek halkın inançları ile alay edercesine göbeklerini büyütmek ile meşguldürler.

Kendilerini Adalete Hakka Eşitliğe Tevhid’e davet eden insanlar üzerinde terör estirmekten geri durmayanlar, dünyalıklarını genişleterek mezarlarını daralttıklarını görmemektedirler. Heva ve Hevesleri uğrunda dinlerini zedeleyenler, mazlumların haklarını gasp edip yanları üzere yayıla-yayıla yatmaktadırlar.

''Zorbalık ve gasp ile elde etmiş oldukları, nimetler sayesinde keyifleri için karşılıksız hizmet ettirirler. Acıdan sonra tatlı, soğuktan sonra sıcak, kurudan sonra yaş meyveler ile tıka basa doldurdukları karınlarından dolayı kımıldayamaz hale gelirler ve cariyelerinden hazım ilacı isterler.

Cariyelerden biri şöyle cevap verir:

Hayır, vAllahi sen yediklerini değil ancak dinini eritebilirsin, nerede komşuların, nerede yetimler, nerede yoksullar nerede Allah’ın sana vasiyet ettiği’’
(Murtaza, Emali’l-Murtaza, sh 154-155)
Kayıtlı
DARİMİ
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 999


« Yanıtla #28 : 20 Nisan 2011, 11:58:20 »

Mümin34
DARİMİ kardeşim muaviye ile Hz.Ali (r.a) yı aynı kategoride değerlendirmeminiz doğrusu kabul edilir bir durum değildir. Eğer iki müslüman toplum bir konu hakkında ihitlaf edip savaşa girmişlerse bu iki toplumda haklıdır mantığı tamamen tarafgirliktir. Şunu demek daha doğru değilmidir?Hz.Ali (r.a) haklıydı muaviye haksızdı.
DARİMİ
Mümin34 “Yazılarımızı okumadan ve anlamadan bazı itmahlarda bulunmayın! Lütfen yazdıklarıma dikkat edin!!Siz hangi yazıma dayanarak böyle bir şey yazdınız doğrusu anlayamadım!oysa ki ben bu konudaki görüşümü net ve anlaşılır bir şekilde yazmıştım,buna rağmen böye ithamda bulunuyorsanız işimiz var demektir.  
Şöyle yazmıştım”Hz.Ali ile Hz.Muaviye arasındaki olaylarda,Ehli Sünnet'e göre hak olan taraf ve meşru olan Hz.Alidir.Aralarındaki geçen olayları Allah'a havale ederiz.Geriye dönüp bakarsan bu cümleleri daha teferuatlı bir şekilde yazdığımızı göreceksiniz.


Mümin34
Muaviye islama çok faydalı işler yapmıştır diyorsunuz peki muaviyenin islama verdiği zararlar ne olacak bunuda düşünmek gerekmezmi? Nedense şunu hep hep unutuyoruz islam devletinin başındaki halifenin zaten asıl görevi islama faydalı işler yapmak değilmi?

DARİMİ
Elbette ki islam devletinin başındaki idarecinin görevi islam ve müslümanların maslahatını gözetmek ve bu yolda hıyırlı ve faydalı şeyler yapmaktır, ancak tarihi iyi biliyorsanız adil sıfatından yoksun,idaresi altında ki müslümanları inim inim inleten çokça idareci göreceksiniz!
bu konulara dikat çekmemin sebebi insanlar bu konuda konuşurlarken adalet terazisinden yoksun olmamalarıdır.

Hz muaviye elbette islama çok faydalı işler yapmıştır,bunu kimse inkar edemez Hz hüseyin bile!Siz inkar ediyorsanız diyecek bir şey yok,bunun yanında muaviye sütten çıkmış akkaşıktır demiyorum öyle bir idamda olmadı biz sadece bu konu hakında konuşmak ve tartışmak istemiyoruz çünkü bu tartışmanın kimseye fayda vereceğine  inanmıyoruz
 Sapık fırkaların kuran mahluktur fikirlerini islam adına mücadele ettiler diye  göz ardı etmek veya es geçmek islami bir yol değildir eğer sapık fırkaların İslam adına yaptıkları bir takım mücadeleyi ön plana alıp kuran mahluktur gibi fikirlerini görmemezlikten gelirseniz o zaman Hz muaviyeye zalim ve fasık demenizde Allah a sığınmanız gerekir, çünkü Hz muaviyenin İslam adına yaptığı hizmetler gerek Allah resulü s.a.s zamanın da gerekse rasulüllah tan s.a.s sonraki dönemde hiçbir kesim tarafından inkar edilemez,dolaysıyla bazı insaf sahibi kimselere!!!!!diyorum ki muaviye mutezileden övülmeye daha layıktır.
Neredeyse bütün yazdıklarınız da tarafgirlik yaptığımızı idda ediyor kendi yazdıklarınıza ise toz kondurmuyorsunuz, hep kur”an sünnet çerçevesinde olaya bakıp ve buna göre değerlendirme yaptığınızı ida ediyorsunuz, öyle bir değerlendirme yapıyorsunuz ki mutezile fırkasını muaviyeye bile kıyas edecek bir seviyeye indirmiyor ve savunuyorsunuz el-insaf!

Bize şu an fayda verebilecek yegane şey insanların kulla kuluktan kurtulup     Allah a yönelmeleri için gerçek islamı tebliğ etmek, yoksa muaviyeye sövmek, kötülemek, iman, “aliyi yüceltmek imanın şartlarından değildir!
Kayıtlı
İmamHuseyin
Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 32


« Yanıtla #29 : 20 Nisan 2011, 13:22:02 »

Darimi kardeşim Kur’anın Mahlûk olup olmaması bizi çok ilgilendirmez size bir soru soracam cevabınıza göre konuya devam edeceğiz…Sapık fırka nitelemeniz insafsızca Evet Mutezileyi benimsemekteyim ve İslam ekolleri arasında takdir ettiğim bir çizgide durmuştur…Saray mollalığı ile Muaviye Fasık/Zalimine yardakçılık yapmamışlardır…

Yaradılan her şey hadismidir? Yaradılan her şey yok olmaya mahkumudur Cennet cehennem dahi ?
Kuran Allah tarafından indirildiğine göre nasıl bir tabiata sahiptir kağıt sahifelerinden öte özelliği canlı bir hitaba sahipmidir?
Kayıtlı
Sayfa: 1 [2] 3 4 5   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Sitemiz üzerinden erişilebilen şeylerde Allah'ın razı olmadığı şeyler varsa, bunları reddediyoruz.


.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |