Müşrikleri Tekfir Etmemek, Onların Kafir Olduklarından Şüphe Etmek
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 24 Kasım 2020, 14:29:43


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Müşrikleri Tekfir Etmemek, Onların Kafir Olduklarından Şüphe Etmek  (Okunma Sayısı 35423 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ιвηι тєумιуує
Girişimci Üye
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 158


« : 27 Mart 2011, 01:35:22 »

Müşrikleri Tekfir Etmemek, Onların Kafir Olduklarından Şüphe Etmek veya Onların doğru Yolda Olduklarına İnanmak
 
Kur’an-ı Kerim’de ve Rasulullah’ın sünnetinde mü’min ve kafirlerin sıfatları mevcuttur.

Bu sıfatlara göre insanlar hakkında mü’min veya kafir diye hüküm verilir.

Allah ve rasulünün kafir ve müşrik olarak vasıflandırdığı kişileri müslüman olarak kabul etmek veya onların küfründe ve şirkinde şüphe etmek veya onları tekfir etmeye yanaşmamak Allah ve rasulünün hükmüne karşı çıkmak olacağından böyle düşünen kimse küfre girer.
 
Kafirleri tekfir etmek demek, sadece onların yüzlerine “siz kafirsiniz” diye haykırmak değildir. Bu, ancak kişinin durumuna göre söz konusu olur. Zamanımızda bu konuda öncelikle yapılması gereken şey; kafirlerin kim olduğunu bilmemiz, kafir olan kimselere Allah ve rasulünün bildirdiği şekilde davranmamız, dostluk ve düşmanlığı ona göre yapmamızdır.

Tekfir, şer’i bir hükümdür. Diğer bütün şer’i hükümler gibi kitab ve sünnetin naslarına uygun olması gerekir. Kitap ve sünnette küfür ve şirk işleyenin kafir olduğu kesin olarak bilinen konularda, örneğin;

Allah’tan başkasına ibadet etmek veya kendisinde uluhiyet özelliklerinden birinin var olduğunu iddia etmek veya yalnız Allah’a ait olan mutlak teşri hakkını kendi nefsinde görerek nefsini Allah’a ortak koşmak gibi, böyle kişileri tekfir etmek gerekir. Böyle bir durumda, tekfir etmede duraklamak kesinlikle caiz değildir. Çünkü böyle yapmak, Allah’ın hükümlerini red ve yalanlamak demektir. Bu yüzden, kafiri tekfir etmemek veya onun küfründe şüphe etmek, Allah’ın hükmüne karşı çıkmak ve reddetmek manasına geldiği için alimler buna, sahibini İslam milletinden çıkaran küfür hükmünü vermişlerdir.
 
Ne yazık ki zamanımız da küfür işleyen veya La İlahe İllAllah’ı bozan bir amel yapan kişi hakkında hüküm vermek, çirkin görülen garip bir iş oldu ve bu konuda konuşan, sanki küfür söz söylüyormuş gibi itham edildi. Bundan Allah’a sığınırız. 

Öncelikle şunu belirtelim ki tağutu reddedip Allah’a iman etmiş bir müslümanı küfürle damgalamak, küfürdür.

İman esaslarına riayet ederek müslüman olmuş ve hayatında “elfaz-ı küfür” ile “efal-i küfür” meydana gelmemiş bir kişi, sırf bir, başkasının “sen kafirsin” sözüyle kafir olmaz. Aksine böyle birisine “sen kafirsin” diyen kişi kafir olur. Bakınız bu konuda Şanlı önderimiz Hz. Muhammed (s.a.v) şöyle buyuruyor:

“Kim bir insanı kafir diye çağırırsa, yahut öyle olmadığı halde, “Ey Allah düşmanı” derse, söylediği söz kendisine döner.” (Sahih-i Müslim)

“Mü’mine lanet etmek onu öldürmek gibidir. Bir mü’mini küfür ile itham eden onu öldürmüş gibi olur.” (Sahih-i Buhari)

“Bir insan (müslüman) kardeşine: “Ey kafir” diye hitabettiği zaman, ikisinden biri bu sözü üzerine almış olur. Şayet söylediği gibi ise küfür onda kalır, değilse söyleyene döner.” (Sahih-i Buhari) 

“Bir kimse müslüman kardeşini tekfir ederse küfür (tekfir edilen veya edenden) biri üzerine döner.” (El Müsned (Ahmed b. Hanbel) C: 2)

Bu hadis-i şerifleri dikkate alan İslam uleması, müslümana karşı ileri sürülen tevilsiz tekfirin küfür olduğu hususunda görüş birliği içerisindedir. Müslümanı tekfir etmenin küfür olmasının birçok sebebi vardır. Ancak en büyük sebep, imana taarruzdur.

Her kim bir mü’mini sebepsiz yere kafirlikle damgalarsa şüphesiz kafir olur. Mü’min olan kişi küfür olan bir söz söylerse hemen tekfir edilmez şartlar tahakkuk etmeli ve engeller ortadan kalkmalıdır. 

İbn-i Manzur (Rh.a) bu konuda şöyle diyor:

“Müslüman kardeşine kafir diyen ya doğru söylemiştir veya yalan söylemiştir. Doğru söylemişse tekfir ettiği şahıs kafir olur. Eğer yalan söylemişse müslaman olan kardeşini tekfir ettiğinden, küfür kendine döner ve kendisi kafir olur.” (Lisanü’l Arab İbn-i Manzur) C: 5, Sh: 146, Beyrut/1955)

Bu münasebetle haksız yere yani elfaz-ı küfür ve efal-i küfür hayatında meydana gelmemiş bir müslümanı küfürle damgalayıp tekfir etmek küfürdür. Bu küfrü  işlemeye teşebbüs eden de kafirdir.
 
Günümüzde bazı insanlar, davetçinin vazifesinin sadece İslama davet olduğunu, insanlar hakkında hüküm vermenin doğru olmadığını iddia etmektedirler. Onların iddiasına göre insanlar hakkında hüküm vermek, davetçinin değil kadının (hakimin) vazifesidir.

Bu görüşün kötülüğünü, kitap ve sünnete nasıl muhalif olduğunu ve bu görüşü ortaya atanların ne kadar kötü vehimler içinde bulunduğunu, Allah (c.c)’nun izni ve tevfiki ile açıklığa kavuşturalım.   
 
 
Allah (c.c), insanları iman etme veya küfrü seçme konusunda zorlamamış bilakis onları, hidayete yönelme veya hidayetten sapma yeteneği üzere yaratmıştır. Allah (c.c.) insanoğlunu yaratmış ve ona cüz’i bir irade vererek hayrı emredip şerri yasaklamıştır. Bu emir ve yasaklamayla birlikte iyi ve kötüyü ayırt edebilecek kabiliyet vermiştir. Kendi cüz’i iradeleriyle onları başbaşa bırakarak yaptıkları amellerde onları zorlamamıştır.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

“Ona iyi ve kötü iki yol gösterdik” (Beled: 10)

“Sonrada ona gideceği yolu gösterdik. Kimi şükrederek bu yoldan gider kimi de kafir olarak ondan sapar.” (İnsan: 3)

 “Her nefis ölümü tadacaktır. Bir imtihan olarak sizi  şer ve hayırla deneriz. Zaten yine bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya: 25)


Allah (c.c.) hayır ve şer amelleri Kur’an ve sünnet de belirtmiş hayrın iman, hayrı seçenlerinde Müslüman, şerrin küfür, şerri seçenlerinde kafir olacağını bildirmiştir. Allah (c.c), küfürden razı değildir. Bu sebeble küfür işlemeği yasaklamış ve küfür ameller işleyenlere ceza vereceğini bildirmiştir. Allah (c.c.) kafirin, müşriğin, münafığın, mü’minin sıfatlarını insanlara bırakmamış insanlar daha imanı küfrü seçmeden neyin iman neyinde küfür olduğunu bizzat kitap ve sünnette açıklamıştır.

Bir kimsede kafirin, müşriğin, münafığın sıfatları tahakkuk ederse o kimse Allah’ın kitabında ve Rasulünün sünnetin de belirttiği kafir hükmünü alır. Allah (c.c.) insanları kafir ve müşrik yapmaz. Çünkü Allah (c.c.)’un küfre rızası yoktur. İnsanlar kendilerine Allah (c.c.) tarafından verilmiş olan cüz’i iradeyle imanı ve küfrü seçerler. Allah (c.c.) hükmünü daha önceden kendilerine haber verdiği için kafir ve müşrik olmayı bizzat kendiler seçmiştir, Allah (c.c.) onları zorlamamıştır.  Şayet Allah (c.c.) küfrü seçenlerin kafir olduğunu, kafirlerinse ebediyyen cehennemde kalacağını bildirmeseydi bu kimselerin Allah’a karşı bir mazeretleri olabilirdi. Ama Allah (c.c.) bunu kendilerine daha önceden bildirdiği için bu kimselerin mazeretleri ortadan kalkmıştır. Bunlar kendi iradeleriyle küfrü seçip satın almışlardır. Bu gibi amelleri işlemeye bizzat kendi nefisleri zorlamıştır.
 
Allah (c.c.) Kur’an-da kafir, müşrik ve mü’minin sıfatlarını belirtmiştir. Bu sıfatların içine giren kimselere Allah’ın insanlar hakkındaki verdiği hükmü verilir. Bir kimse bir kimseyi kafir yapamadığı gibi müslümanda yapamaz. Çünkü böyle bir yetki insana verilmemiştir. Allah (c.c.) böyle bir yetkiyi Rasulüne bile vermemiştir. Allah’ın vermediği bir yetkiyi kendisinde görenin durumu ise açıktır.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

“Rasulüm! Şüphesiz sen doğru yola hidayet edersin.” (Şura: 52)

“Gerçek şu ki, sen sevdiğini hidayete erdiremezsin. Ancak Allah dilediğini hidayete erdirir. O; hidayete erecek olanları daha iyi bilendir.” (Kasas: 56)[/
color]

Biz, insanların kalbine imanı koymakla memur kılınmadık. Biz ancak insanlara, Allah’ın insanlar hakkındaki verdiği hükmü tebliğ ederiz. Hidayet ise Allah’tandır. Bizim insanlara kafir ve müşrik dememiz de yine Allah’ın çizdiği sınırlar çerçevesindedir.
 
 
Bir kimseye kafir veya müşrik derken mutlaka Kur’an ve sünnette o kimsenin kafir ve müşrik olduğuna delalet eden bir delil bulması gerekir ki; o kimseye kafir ve müşrik diyelim. Buna bir örnek verecek olursak; Allah (c.c.) bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor:

“Kim Allah’ın indirdikleriyle hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kendileridir.” (Maide: 44)

 Allah’ın hükümleriyle hükmetmeyen bir kişi; bir grup, bir toplulluk hakkında kafir dediğimiz zaman bu kimseleri biz kafir yapmıyoruz. Biz sadece Allah’ın bu kimseler hakkında verdiği kafir hükmünü söylemiş oluyoruz. Bu kimselerin kafir ve müşrik olmalarında bizim herhangi bir etkimiz yoktur. Burada hükmü insanlar değil, Allah veriyor. İnsanlara düşen sadece Allah’ın hükmünü söylemektir.
 

Mü’minlerin kafirlere peşkeş çekildiği, müslüman-kafir ayrımının ortadan kaldırılmaya çalışıldığı bir zaman diliminde yaşıyoruz. Şu hakikatı bilmekte fayda vardır; doğruları doğru zamanlarda konuşmayanlar, doğru bir hayat yaşamaktan mahrum kalırlar.

Doğru zamanlarda konuşulamayan doğrulardan birisi de, “müslüman” ve kafir” ayrımıdır. İnsanları müslüman ve kafir olarak taksim edip isimlendiren Allah-u Teala’dır. Allah-u Teala değişmez hayat programımız Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

“İnsanları Allah’a davet eden, salih amel işleyen ve “şüphesiz ben müslümanlardanım” diyen kimselerden daha güzel sözlü kim olabilir?” (Fussilet Suresi 41/33)

Dikkat edilirse müslümanlardan olmak, övülmüş ve övülmeye layık olan bir durumdur. İslam’a teslim olmayan ve müslümanlardan olmayı kabul etmeyenler de kafirdirler.

İnsanlar iki kısımdır. Kafir ve müslüman.

Evet, Müslüman ve kafir ayırımı, Rabbani bir ayırımdır. Allah-u Teala değişmez hayat mektebimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

“Muhammed Allah’ın Resulüdür. Onun beraberinde bulunanlar kafirlere karşı şiddetli, kendi aralarında ise merhametlidirler.” (Fetih suresi: 29)

Şimdi bu ayrımı yapan Allah’u tealaya rağmen, “Müslüman” ve “Kafir” şeklinde insanları sınıflandırıp taksim etmek doğru değildir” diyenler, şeksiz kafir olmuş olurlar. Esasen “İnsanları Kafir ve Müslüman şeklinde ayırmak şer bir harekettir” iddiasında bulunanlar, doğrudan doğruya Allah’a karşı Rabb’lık iddiasında bulunan iman mahrumlarıdır.

Yeryüzündeki insanların taksimatı konusunda “Müslüman” ve “kafir” ayırımından vazgeçmek sıratı mustakimden sapmadır. Müslüman ve kafir ayırımını yapmayanlar, Allah’ın arzında Allah’ın dinini yaşama hakkını kaybederler. Çünkü böyle bir durumda kafirlerle müşterek bir hayatı kafirlerle paylaşma ve yaşama, başlı başına bir küfürdür. Bu böyle biline.

“De ki: Bizim günahımızdan siz mesul olmayacaksınız, sizin yaptığınızdan da biz sorumlu tutulmayacağız.” (Bakara Suresi: 134)
 
 
Küfür küfürdür, İslam da İslam’dır. Küfre küfür, İslam’a İslam demek, Allah’a imanın alametidir. Açıktan iman esaslarını red ve inkar edenlere kafir demekten kaçınmak, kafirleri küfürleriyle birlikte sevip saygı duymak demektir. Küfrü ve kafiri sevip saygı duymak ise, Allah-u Teala’yı inkar etmekle eşdeğerdir.

Allah-u teala, kafir olan kitap ehline, müşriklere, ateistlere, mürtedlere ve bütün kafirlere kitabında küfür hükmü vermiştir. Buna göre kesin bir şekilde onların kafir olduğuna inanmak gerekir. Bu ise tevhidin gereğidir.

Allah’a iman edebilmek yani Tevhidi sağlamak için iki şart gerekir:

Birincisi: Tâgutu reddetmek.

İkincisi: Allah-u teala’ya iman etmek.

İşte bu, “Lâ ilâhe illAllah” ın manasıdır.

“Lâ ilahe” Allah-u teala’dan başka ibadet edilenleri ve tâgutun her türünü reddetmektir.

“İllAllah” sadece Allah-u teala’ya ibadet etmektir.

Allah-u teala bu manayı şu ayette beyan buyurmaktadır:

“Kim tağutu reddedip Allah’a iman ederse kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa tutunmuştur...” (Bakara: 256)

Bu ayette İslam’a göre iman iddiasında bulunanlar, tağutu inkar etmekle mükelleftirler. 

Allah-u Teala’nın inzal ettiği nizama mukabil ve onun yerine geçmek üzere hukuk ve nizam vaad edenlere tağut dememek, kendilerini reddetmemek, tağutluktur. Dolayısıyla “Kafirleri küfürleriyle vasıflandırmaktan kaçınmak küfürdür” hükmü Kur’an’a muvafık olan bir hükümdür.

Allah’u Teala şöyle buyuruyor:

“Ey Muhammed! Sana indirilen kur’an-a ve senden önce indirilenlere inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Onlar Tağutun (İslam’la çatışan ve çarpışan şahıs, ilke, anayasa ve rejimlerin ölçüleriyle) muhakeme olmak istiyorlar. Oysa tağutu (daha önce) reddetmekle emrolunmuşlardı. Şeytan onları derin bir sapıklığa saptırmak ister.” (Nisa: 60)

Kafirleri tekfir etmemek/küfür ile damgalamamak, şehadet davasını bozar. Yani imanı bozan durumlardandır.

Şehadet kelimesini reddedenleri kafir saymamak, şehadet davası ile çelişen bir durumdur. Bu konudaki genel kaide şudur:

KAFİRİ TEKFİR ETMEYEN/KAFİR SAYMAYAN ŞÜPHESİZ KENDİSİ KAFİR OLUR. HER KİM DE KAFİRİN KÜFRÜNDE ŞÜPHE EDERSE ŞÜPHESİZ O DA KAFİR OLUR.

Kafirin, kafirliğine şüphe ile bakmanın veya onun inanç sistemini doğru görmenin ya da bu inanç sistemini küfre götürücü saymanın küfre yol açması da, bu tutumun Allah’ı ve Peygamberimizi yalanlama anlamına gelmesinden, ötürüdür. 

Evet, Allah-u Teala’yı ve Allah-u Teala’nın inzal ettiği sistemi açıktan red ve inkar edenlere kafir dememek başlı başına bir kafirliktir. Çünkü Allah’ı ve Allah’ın kanunlarını açıktan reddedenlere kafir demeyen kişi, bu işi yapanın küfrüne rıza göstermektedir. kafir olan bir kimseye müslüman ismini vermektedir. Bu da, müslümanı kafir yapacak bir cinayettir.
 
 
Küfürleri açık olmasına rağmen müşrikleri veya kitap ehlini tekfir etmeyen veya tekfirleri konusunda duraklayan kimse bu ameliyle; Allah-u teala’yı, kitabını, Rasulü sallAllahu aleyhi ve sellem’i inkar etmiş ve Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in bütün insanlara kıyamete kadar gönderilmiş bir rasül olduğunu yalanlamıştır.

Oysa müslüman olabilmek için müşriklerin ve kitap ehlinin kafir olduklarına kesinlikle inanmak gerekir.

Bu sebeble;

“kitap ehli olan yahudi ve hiristiyanlar semavi şeriate sahiptirler. Üzerinde bulundukları dinde içtihad yapıyorlar. Onlar hak üzerindedir” diyen kimselerin küfrü elbette yukarıdakilerden daha şiddetlidir.

Aynı şekilde;

“Dileyen istediği dine; ister yahudilik, ister hristiyanlık, ister İslam dini olsun, girmekte serbesttir. Çünkü bunların hepsi hak dindir” diyen kimse de bu görüşüyle Allah-u teala’yı inkar etmiş ve küfür işlemiştir.

Bu küfür olan görüş maalesef zamanımızda yaygın hale gelmiştir. Zira zamanımızdaki tâgutların, Allah-u teala’nın basiretlerini kör ettiği alimlerinin (!) ve sahte din adamlarının bu sapık fikri yaydıklarına şahit olmaktayız. Öyle ki onlar; güya din hürriyetini, dinde bütünleşme ve yakınlaşma fikrini yaymakta ve bütün dinlerin hak olduğunu söylemektedirler.

Yine onlar; İslam ehli ile diğer din mensuplarının aralarında hiçbir düşmanlık olmadığını dile getirmekte, İslam’da dost ve düşmanlık meselesinin üzerinde durmanın ise dinde aşırılık olduğunu ve ümmetler ile halklar arasında kin ve düşmanlığı ortaya çıkardığını söylemektedirler.

İşte onların bu görüşleri İslam’ı yıkmaya yönelik, kasıtlı olarak planlanmış bir harekettir. Oysa bu; küfürdür, İslam’dan irtidattır, tevhide zıttır ve bütün rasullerin davetine aykırıdır.

Zira bu görüş sahipleri gerek müşrikleri ve gerekse kitap ehlini tekfir etmemek için değişik ibareler kullanmakta, kavramlar geliştirmekte ya da müşriklerin ve kitap ehlinin küfrü konusunda değişik şüpheler ortaya atmaktadırlar.

İşte ortaya attıkları şüphelerden bazıları;

- Bütün insanlar tek bir sözde birleşmelidir.

- Bütün milletler, halklar birbirlerini sevmelidir.

- Bütün insanlar birbirlerine karşı buğz ve kini unutmalıdır. 

- Bütün insanlar kardeş olmalıdır.

- Genel dünya barışı sağlanmalıdır...


Bu düşünce sahipleri bu düşünceleri ileri sürmekle Allah’a, rasulüne ve İslam dinine iftira atmayı göze alırcasına, cesur bir şekilde ve pervasızca tagutların istedikleri fetvaları vermişlerdir ve vermektedirler.

Gerçekten basiretleri körelmiş olan bu kimseler, kendilerini İslam’dan çıkartan bu çelişkili düşünceye sahip olmakla, hatadan münezzeh olan Allah-u teala’nın şeriatini; halkı ifsad eden, fitnelere sebep olan ve insanlar arasında buğzu yayan bir uygulama olarak itham etmiş ve bu şeriatin uygulanmasında müslümanın bir maslahatının olmadığını iddia etmişlerdir.

Allah-u teala’nın gazabı ve laneti üzerlerine hak olan bu gibi kimseler, bu iddia ve ithamlarını açık bir şekilde sözle söylemeseler bile, onların hal, davranış ve fikirleri kendilerini ele vermektedir.

Oysa Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:

“Kim Lâ ilahe illAllah der ve Allah’tan başka ibadet edilenleri reddederse kanı ve malı haram olur, hesabı Allah’a aittir.” (Müslim)

Bu hadise göre bir kimsenin kanının ve malının haram olabilmesi için “Lâ ilâhe illAllah”ı söylemesi yetmez. Bununla birlikte Allah-u teala’dan başka ibadet edilenleri ve onlara ibadet edenleri de reddetmesi gerekir. Eğer Allah-u teala’dan başka ibadet edilenleri reddetmezse kanı ve malı haram olmaz. Çünkü İbrahim aleyhisselam’ın milletinin aslından olan önemli bir esası yerine getirmemiş olur.

Oysa Allah-u teala İbrahim aleyhisselam’ın milletine tabi olmayı ve onun çizdiği yolda eksiltmeksizin ve gevşeklik göstermeksizin yürümeyi, Allah-u teala’nın düşmanlarının arzularına uymadan bu yola tabi olmayı emretti.

Allah-u teala şöyle buyuruyor:

“İyilik yaparak kendisini Allah’a teslim eden ve İbrahim’in hanif dinine tabi olandan din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah İbrahim’i bir dost edinmişti.” (Nisa: 125)

“İbrahim ve beraberinde olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani bir zaman onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: “Biz sizden ve sizin Allah’tan başka ibadet ettiklerinizden uzağız. Sizi reddettik. Yalnız Allah’a iman etmenize kadar bizimle sizin aranızda ebedi bir düşmanlık ve kin ortaya çıkmıştır.” (Mümtehine: 4)
İşte bu ayetlerde İbrahim aleyhisselam’ın milleti zikredilmektedir ve Allah o milleti örnek almamızı emretmektedir.

Bu nedenle her kim İbrahim aleyhisselam’ın milletini örnek almayıp kendisini bu milletten soyutlar, ondan yüz çevirirse ve onların takındığı tavrı takınmazsa aslında o kimse gerçekten kendisini aşağılıkların aşağılığı kılmıştır.
 
 
Ahkâm-ı şirk’in istilası altındaki İslam coğrafyasında kafirleri tekfir etmeme hastalığı, Şeriat düşmanı Laik (sözde) Müslüman(!) tiplerin çoğalmasına sebep olmuştur. Şu bir hakikattır ki hem laik, hem müslüman olmak mümkün değildir. Çünkü bir insan ya laiktir ya müslümandır. “Laik Müslüman(!)” iddiası, iki ayrı ilaha teslimiyetin bir ifadesidir. Bu da tamamen müşrikliktir. Bunun için diyoruz ki, ‘Devlet ayrı, din ayrı, Devlet dine hükmedecek fakat din devlete karışmayacaktır” diyen laiklerin müşrikliklerini gizleyip ikrar etmemek imanı bozar.

Yeryüzünde Allah-u Teala’nın gönderdiği şeriat nizamını çirkin görüp reddedenlere “müslüman” ismini verme konusunda hiçbir müslüman muhayyer  değildir. Yine hiç bir müslüman şeriat nizamını çirkin görerek ona mukabil ve yerine geçmek üzere kanun, yasa, anayasa ihdas edenlerin küfründen şüphe etme konusunda muhayyer değildir. Şeriat nizamını reddettiğini ilan ve iddia edenleri kafirlikle isimlendirmekten kaçınmak kafirliktir. Kur’an-ı Kerim’de kafirlerin yollarının daha doğru olduğunu iddia eden gavur kayırıcıları tağut’a iman edenler olarak takdim edilmişlerdir. Nitekim Allah’u Teala şöyle buyuruyor:

“Kendilerine kitaptan nasib verilmiş olanların cibte ve tağut’a iman edip, küfredenlere: “Bunlar mü’minlerden daha doğru yoldadırlar” dediklerini görmedin mi?” (Nisa Suresi: 51)

Şunu unutmayalım ki;

Demokrasiyi şeriata tercih edenleri,

hakimiyet kayıtsız şartsız halkındır ilkesine sarılanları,

laiklik ilkesine iman edenleri,

karısını kızını meydanlarda açık saçık dolaştıran deyyusları,

faizi serbest eden vampirleri,

parlamentolarda Allah’ın şeriatına muhalif anayasa metinlerini uyduran sahte ilahları,

ahkâmda Avrupa’ya dilencilik eden Avrupaperestleri,


Şeriatı Demokrasi’ye tercih edenden, hakimiyet kayıtsız şartsız Allah’ındır düsturuna iman edenden, laiklik ilkesini red ve inkar edenden, karısını kızını İslami tesettüre büründürenden, faizi yasaklayan savaşçılardan, Parlamentolarda uydurulan anayasa metinlerine toptan La/hayır diyenden ve Avrupa Topluluğuyla bütünleşmeyi reddedenden daha doğru yolda görenler, cibt ve tağut’a iman etmiş gavur kayırıcılarıdırlar. Bu böyle biline...

 
 
Allah’ın hükmünün verilmesi gereken yerde Allah’ın hükmünü vermeyen, Allah’ın hükümleriyle hükmetmemiş, Kur’an-ın ifadesiyle kafir olmuş olur. Allah’ın hükmünün verilmesi gereken yerde vermeyenler Allah’dan daha merhametli olduklarını iddia etmiş olurlar. Neticede kendileri kafir oldukları gibi kafir tağutların ekmeğine de yağ sürmüş olurlar. Buda onları ancak cehenneme götürür. İnsanları kırmamak için sözde iyi niyet taşıyarak, Allah’ın hükümlerini açık ve net bir şekilde insanlara tebliğ etmeyenler Allah’ı kızdırmış, şeytan ve yandaşları olan tağutları sevindirmiş olurlar.

Allah’ın hükümleriyle hükmetmeyen kafirdir. Burada imanımızı kurtarmak için kafire kafir demek zorundayız. Buradaki kazanç imanımızı korumaktır.
 
 
Bir kimse namaz kılsa, oruç tutsa, zekat verse, hacca gitse bununla birlikte Allah’a ait sıfatı, yetkiyi yaratıklardan birisine verse bütün amel ve ibadetleri boşa çıkar ve kafir olur. Burada insanların kafir olduğu hükmünü biz değil Allah veriyor. Bizde Allah’ın insanlar hakkında vermiş olduğu hükmü söylüyoruz.

Alim olarak geçinenlere gelince; bu kendilerini alim sanan belamlar, Allah’ın hükümleriyle hükmetmeyen yöneticilerin kafir olduklarını halka açıklamayıp gizlediklerinden ve bu tağutlara itaat ettiklerinden helali haram, haramı da helal yaptıklarından dolayı Maide 44, Bakara 159, Tevbe 31 ayetlerine göre kafir olmuşlardır. Bu kimselerin kafir olduğunu bizzat Allah (c.c.) kitabında açıklıyor. Bize düşen ise Allah’ın bu kimseler hakkında vermiş olduğu hükmü söylemektir. Yoksa onları kafir yapma gibi bir niyetimiz olsa, o anda kafir olmuş oluruz. Çünkü Allah (c.c.) şunu kafir yapın, bunu müslüman yapın diye bize bir yetki vermemiştir. Eğer böyle bir yetki olsaydı önce yaratılmışların en hayırlısı olan peygamber efendimize verirdi ki  ona bile böyle bir yetki verilmemiştir.

Mesele, tepeden atma ve uç olma damga vurma meselesi değildir. Mesele Allah (c.c.)’nun Kur’an-da kafir, müşrik, mü’min diye belirttiği sıfatların içine giren kimselere Allah’ın hükmünü verip vermeme meselesidir. Bir kimse bir kimseyi kafir yapamadığı gibi müslüman da yapamaz. Çünkü böyle bir yetki insana verilmemiştir. Bir kimse kolayına geldiğinden dolayı hüküm veremez. Ancak Allah (c.c.) o kimseler hakkında Kur’an ve sünnette bir hüküm belirtmişse müslümana düşen kolayına da gelse zorunada gelse Allah’ın hükmünü, kınayanın kınamasından korkmadan çekinmeden vermektir.
 
 
Maide: 44 ayetiyle ilgili ehl-i sünnet alimleri burada geçen kim kelimesinin şart edatı olduğunu söylemişlerdir. Yani kim olursa olsun ister bir fert, ister bir topluluk, isterse bir devlet olsun hiç farketmez. Kim de Allah’ın indirdikleriyle hükmetmezse hem zalimdir, hem fasıktır, hem de kafirdir. Bu kimselerin isminin müslüman, mücahid olması gerçeği değiştirmez. Sadece Allah’a inanıp bir takım amel ve ibadetleri yapmak insanları Allah katında kurtarsaydı, yahudi ve hristiyanları kurtarırdı. Çünkü onlar da Allah’a inanıp, birtakım amel ve ibadetleri yapmaktaydılar.   
 
 
Rasullerin tümü, hem kadı hem de davetçi olarak gönderilmişler ve kavimlerindeki fertler hakkında kafir (küfür) hükmünü vermişlerdir. Bundan sonra onları hak dine davet etmişler, dinlerine giren ve inandıkları şeylere inananlara müslüman (İslam), bu inançtan çıkanlara mürted (irtidat) hükmünü vermişlerdir. Bu konu hakkında Kur’an’ı Kerim’de bir çok delil mevcuttur.

Bunlardan bazıları şunlardır:
 
 
1- Kur’anı Kerim, yaratılmışların efendisi Muhammed (s.a.s)’in, kavmini İslama davet ettiğinde onlar icabet etmeyince, kendisine icabet etmeyenlere küfür hükmünü verdiğini bizlere şöyle bildirmektedir:   

Allah (cc) şöyle buyuruyor:

“De ki: Ey kâfirler! “Ben sizin İbadet ettiklerinize ibadet etmem. Siz de benim ibadet ettiğime ibadet etmezsiniz. Ben de sizin ibadet ettiklerinize (asla) ibadet edecek değilim. Siz de benim ibadet ettiğime ibadet edecek değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim banadır.”
(Kafirun: 1-6)

 Özür beyan etmelerine rağmen, Allah’ın ayetleri ile alay edenler hakkında kafir hükmünü vermesi de bunun gibidir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor : 

“Onlara sorsan, elbette; “biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk” derler. De ki: “Allah, ayetleri ve O’nun Rasulü ile mi alay ediyordunuz? Özür beyan etmeyin. Çünkü iman ettikten sonra küfre girdiniz. Sizden bir gurubu affetsek bile, suçlu olduklarından dolayı bir guruba azap edeceğiz.” (Tevbe:  65-66)
 
 
2-  Efendimiz İbrahim (a.s) putlara ibadet eden babası ve kavmi hakkında sapık ve küfür hükmünü vermiştir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“İbrahim, babası Azer’e demişti ki: “Sen bir takım putları ilah mı ediniyorsun? Doğrusu ben, seni de kavmini de apaçık bir sapıklık içinde görüyorum.” (En’am: 74)
 
 
3-  Efendimiz Nuh (a.s) kavmine, mü’minleri küçük görmeleri ve kovmaları sebebi ile cahil ve sapık hükmünü vermiştir.

Allah (cc) şöyle buyuruyor :   

“And olsun ki biz, Nuh’u kavmine gönderdik. Onlara şöyle demişti: “Muhakkak ki ben, sizin için apaçık bir uyarıcıyım. Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Çünkü ben, sizin için acıklı bir günün azabından korkuyorum. Kavminden ileri gelen kafirler dediler ki: “Biz seni sadece, bizim gibi bir insan olarak görüyoruz. Sana bizim basit görüşlü, alt tabakamızdan başkasının uyduğunu görmüyoruz. Sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Bilakis, sizin yalancılar olduğunuzu zannediyoruz. (Nuh) dedi ki: Ey kavmim! Eğer ben Rabbimden açık bir delil üzerinde isem ve O, bana kendi katından bir rahmet vermiş de bu size gizli tutulmuşsa, buna ne dersiniz? Siz onu istemediğiniz halde biz sizi ona zorlayacak mıyız? Ey kavmim! Allah’ın emirlerini bildirmeme karşılık sizden herhangi bir mal istemiyorum. Benim mükafatım yalnız Allah’a aittir. Ben iman edenleri kovacak değilim. Muhakkak ki onlar, Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizi, cahil bir kavim olarak görüyorum.” (Hud: 25-29)
 
 
4-  Efendimiz Yusuf (a.s) da kavmine küfür hükmünü vermiştir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Muhakkak ki ben, Allah’a inanmayan bir kavmin dinini terk ettim. Onlar ahireti de inkar edenlerin kendileridir.” (Yusuf: 37)
 
 
5-  Ashab’ı Kehf de kavimlerine, şirk ve küfür hükmünü verdikten sonra kavimlerinden uzaklaşmışlardır.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:   

“İşte şu bizim kavmimiz, Allah’tan başka birtakım ilahlar edindi! Bari onların ilahlıkları hakkında açık bir delil getirseydiler ya. Allah hakkında yalan uydurandan daha zalim kim vardır.” (Kehf: 15)
 
 
Rasulullah (s.a.v)’in siretini inceleyen kişi, bu konuda apaçık deliller görecektir.

İşte onlardan bazıları:
 
1- Rasulullah (s.a.v), dedesi Abdulmuttalib için cehennemde sonsuza dek kalacağı hükmünü vermiştir. Kureyş, amcası Ebu Talib’in vefatından sonra Rasulullah (s.a.s)’i himayesine alan Ebu Leheb’in himayesini ortadan kaldırmak için, Ebu Leheb’in Rasulullah’a, Abdulmuttalib hakkında sormasını istedi. (Ebu Leheb de bunu Rasulullah’a sorunca) Rasulullah  (s.a.s), dedesi Abdulmuttalip hakkında “Abdulmuttalib ve onun gibi olanlar cehenneme girerler.” buyurdu. (İbn-i Cevzi)
 
 
2- Babasının hanımı (üvey annesi) ile evlenen kişi hakkında Rasulullah (s.a.s), küfür ve irtidat hükmünü vermiştir.

Bera (r.a) şöyle rivayet etmiştir:

“Dayım Ebu Bureyde elinde sancak olduğu halde yanımdan geçti. “Nereye gidiyorsun?” diye sordum. Dedi ki: “Rasulullah (s.a.s) beni, babasının hanımıyla evlenen birini öldürüp malını da ganimet  olarak almam için gönderdi.” (Ebu Davud, Tirmizi, Nesei, İbni Mace, Ahmed)

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Geçmişte olanlar hariç, artık babalarınızın nikahladıkları kadınlarla (üvey annelerle) evlenmeyin. Muhakkak ki o; bir edepsizlik, (Allah’ın hışmına sebep olan) çirkin bir davranış ve kötü bir yoldur.” (Nisa: 22)

Hadisteki kişi, üvey annesiyle cinsi münasebette bulunarak haram bir fiil işlediğinden dolayı öldürülmemiştir. Çünkü üvey annesiyle cinsi münasebette bulunan, yani zina eden bir kişinin malı ganimet olarak alınmaz. Ancak kafir olan kimselerin malı ganimet olarak alınır. Bu kişi, Allah (c.c) onun üvey annesiyle cinsi münasebette bulunmasını haram kılmasına rağmen, bu münasebeti helal kılan evlilik akdini yaptığı için kafir olmuştur. Zira üvey annesiyle cinsi münasebette bulunan kişi kafir değil günahkar olur. Bu kişi üvey annesiyle, nikah yapmayıp da cinsi münasebette bulunsaydı ona kafirlere uygulanan hüküm uygulanmazdı. O halde bu kişinin kafir olmasının sebebi; üvey annesiyle cinsi münasebette bulunması değil, onunla cinsi münasebeti helal (meşru) kılan bir hareket olan evlilik akdini yapmasıdır.
 
 
3- Rasulullah’ın ashabı, birbirine küfür ve nifak hükmünü verdikleri zaman, Rasulullah (s.a.s) onların hüküm vermelerine karşı gelmemiş fakat, doğru olan hükmü onlara öğretmiştir.

Zühri’den, demiştir ki: “Bana Muhammed b. Rebi’ dedi ki: “İtban b. Malikten işittim. O, şöyle dedi:

“Bir adam Rasulullah (s.a.s)’e geldi ve şöyle dedi:

“Malik b. Led Haşebe nerededir?” Bizden bir adam dedi ki: “O münafıktır, Allah ve Rasulünü sevmez.” Bunun özerine Nebi (s.a.s) şöyle buyurdu:

“Allah’ın rızasını umarak la ilahe illAllah diyor mu?” Adam:

“Evet” dedi. Rasulullah (s.a.s) da:

“Bununla hiç bir kul vefat etmiş olmasın ki, Allah (c.c) da ona ateşi haram kılmış olmasın.” buyurdu.” (Buhari)
 
 
4- Yine bunun gibi meşhur bir kıssada Rasulullah, Ömer b. Hattab’ın, Hatıb b. Ebi Belta’ya karşı takındığı tavra ve ona hüküm vermesine kızmamış, fakat verdiği yanlış hükmü reddetmiştir.

Ömer (r.a) dedi ki:

“Ya RasulAllah! O, Allah’a, Rasulüne ve mü’minlere ihanet etmiştir. Bana emret de onun boynunu vurayım.” (Buhari)
 
 
Ayrıca buna ek olarak, Allah (c.c) müslümanlar üzerine bir çok şeyi vacip kılmıştır.

Onlardan bazıları:
 
 
Müslümanları dost edinmek ve kafirlere düşmanlık beslemek... Bu, müminlerle kafirleri ayırt etmeden, küfrü ve küfrün sınırlarını, kafiri ve kafirin sıfatlarını bilmeden mümkün olmaz.
 
 
Yine Allah (c.c) müslümanların müslümanlarla evlenmesini, kafirlerle evlenmemesini emretmiştir. Bu da kafirlerle mü’minleri ayırdetmeden mümkün olmaz.   
 
 
Yine Allah (c.c) ehli kitap dışındaki müşriklerin ve mürtedlerin kestiklerini haram kılmıştır. Bu yüzden kimin müslüman, kimin kafir, kimin müşrik, kimin mürted ve kimin ehli kitap olduğunun bilinmesi gerekir.
 
 
Yine Allah (c.c) bize kafirlerle cihad etmemizi, onlara sert davranmamızı ve onlarla savaşmamızı emretmiştir. Bu yüzden kafirlerle müslümanları birbirinden ayırt etmemiz gerekir.
 
 
Allah’u teala, kafir olan kitap ehline, müşriklere, ateistlere, mürtedlere ve bütün kafirlere kitabında küfür hükmü vermiştir. Buna göre kesin bir şekilde onların kafir olduğuna inanmak gerekir. Bu ise tevhidin gereğidir.

Allah’ın şu ayeti kafirlerin tekfir edilmesi gerektiğinin en açık örneğidir:

“İbrahim ve beraberinde olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani bir zaman onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: “Biz sizden ve Allah’tan başka ibadet ettiklerinizden uzağız. Sizi reddettik. Yalnız Allah’a iman etmenize kadar bizimle sizin aranızda ebedi bir düşmanlık ve kin ortaya çıkmıştır.” (Mümtehine: 4)

“İyilik yaparak kendisini Allah’a teslim eden ve İbrahim’in hanif dinine tabi olandan din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah İbrahim’i bir dost edinmişti.” (Nisa: 125)


İşte bu ayetlerde İbrahim aleyhisselam’ın milleti zikredilmektedir. Ve Allah o milleti örnek almamızı emretmektedir. Bu nedenle her kim İbrahim aleyhisselam’ın milletini örnek almayıp kendisini bu milletten soyutlar, ondan yüz çevirirse ve onların takındığı tavrı takınmazsa aslında o kimse gerçekten kendisini aşağılıkların aşağılığı kılmıştır.
 

Ayrıca her müslümanın mutlaka imanı bozan şeyleri bilmesi gerekir. Büyük küfürleri ve sınırlarını bilmeyen kişi, bu küfürlere çok kolay düşebilir. Bu yüzden Allah (c.c) ayetlerinde kafirlerin yolunu, bütün şirk ve küfür çeşitlerini açıklamıştır. Ta ki onlardan kaçınabilelim, onlardan ve onları işleyenlerden sakınabilelim. 

Allah (c.c) şöyle buyurdu:

“Böylece (mücrimlerin) suçluların yolu belli olsun diye ayetleri açıklıyoruz.” (En’am: 55)

Ayrıca tağutu inkar etmek de imanın gereklerinden ve sıhhatinin şartlarındandır. Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Kim tağutu reddedip Allah’a iman ederse kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa tutunmuş olur.”   (Bakara: 256)

Daha önce de belirttiğimiz gibi tağutu inkar etmek, onu tekfir etmeyi ve ondan kaçınmayı gerektirir. Allah (c.c)’ın buyurduğu gibi:

“Biz her ümmete yalnız Allah’a kulluk edin ve Tağuttan kaçının diyen Rasuller gönderdik.”
(Nahl: 36)

O halde, ümmetin bütün fertlerine farz ve imanın gereklerinden olmasına rağmen, bu nasıl ümmetin alimlerinin önde gelenlerinden başkasının bilemeyeceği kadar zor bir mesele olabilir?
 
Bu açıklamalardan açık ve net olarak anlaşılan şudur; zamanımızdaki beşeri sistemlerde kendilerini İslam’a nisbet eden yöneticiler aslında azılı birer kafirdir. Zira bu yöneticiler; müşrikleri dost edindiler, onlara yakınlaştılar, onları yücelttiler ve aralarındaki ilişki ancak kardeşler arasında olabilen ilişki kadar kuvvetlendi. Öyle ki İbrahim aleyhisselam’ın milletine gerçek manada tabi olan muvahhidler’e karşı bile düşmanlık gösterdiler, onlara eziyet ettiler ve onları hapse attılar ve her türlü zulüm ve işkencenin gerek yaptırımcısı, gerek ortağı ve gerekse seyircisi oldular. 

O halde yaptıkları bütün bunca amellerden sonra hala onların İslam’da kaldıklarını, müslüman olduklarını söylemek ve hatta İslam’da bir eserlerinin olduğunu dile getirmek söz konusu olabilir mi?

Şu iyice bilinmelidir ki; müslüman olabilmek için mutlaka müşrikleri tekfir etmek, onlara düşman olmak, onlara buğzetmek, onları sevenlere ve müdafa edenlere buğzetmek gerekir.

İşte İbrahim aleyhisselam’ın milleti budur… İşte İslam budur… İşte ancak böyle müslüman olunur ve müslüman kalınır…

Sonuç olarak: Müslümanın dinini koruması için, günümüzdeki toplumlardan hangisinde yaşarsa yaşasın etrafındaki her şeye karşı belli bir tavır takınması gerekir; Hakimlere, cemaatlere, insanlara, topluluklara, eğitime, cami imamlarına, kurulu müesseselere ve toplumun tüm görünen değerlerine...
[/font]
 
Kayıtlı
Bulkînî
Girişimci Üye
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 122


« Yanıtla #1 : 30 Mart 2011, 19:33:08 »

Ziyaeddin el-Kudsi

‎"Allah ve rasulünün kafir ve müşrik olarak vasıflandırdığı kişileri müslüman olarak kabul etmek veya onların küfründe ve şirkinde şüphe etmek veya onları tekfir etmeye yanaşmamak Allah ve rasulünün hükmüne karşı çıkmak olacağından böyle düşünen kimse küfre girer." (İşte Tevhid - sf: 49)

Abdurrahman b. Hasan:

“Rasuller, kendilerine uyanların tümüne bütün müşriklerden uzak kalmalarını, onlarla ilgi ve bağlarını koparmalarını, onları tekfir etmelerini istemişlerdir.” (Fethu’l-Mecid ala Şerhu Kitabi’t-Tevhid)


Ebu Hanife'ye "Bir kimse kafiri kafir olarak bilmem derse?" diye soran kişiye,

"O kafir gibidir" cevabını vermiştir. (Ebu Hanife'nin Beş Eseri - sf: 40)

Ebu Hanife bir başka yerde şöyle dedi:

Said b. Müseyyeb'den bana ulaştığına göre, kafirleri bulundukları mevkie indirmeyen onlar gibidir" (Ebu Hanife'nin Beş Eseri - sf: 43)

Kaadı İyaz:

“Hıristiyan ve Yahudilerden, İslam dininden ayrılanlardan birini tekfir etmeyenler veya onları tekfir etmekte sûküt edenler veyahud şüphe edenlerin hepsi kafir olduğuna dair icma vardır.” (Şifa-i Şerif – sf: 703)

Süleyman b. Abdullah:

“Allah'ın Kitabında ve Rasulü'nün Sünnetinde kafirlerin tekfir edilmesinin şart olduğu açıklanmıştır. Bundan sonra hala onları tekfir etmeyenleri tekfir etme konusunda tereddüt ederse, alimlerin icmaıyla kafir olur. Çünkü; küfrü açık olan kimsenin küfründen şüphe etmek küfürdür.” (el-Vela ve el-Bera – sf: 67)

Muhammed b. Abdulvahhab:

‎"Kim müşrikleri tekfir etmez veya onların küfürlerinde şüphe duyarsa ya da onların yolunun doğru olduğunu kabul ederse kâfir olur." (Tevhid Risaleleri - sf: 48)

İbn Teymiyye Mumtehine 4 ayeti hakkında şunları söylemektedir.

“Burada yüce Allah, müşrikler tek ve ortaksız Allah’a iman edinceye kadar, onlara karşı düşmanlıklarını ve nefretlerini ortaya koyan İbrahim ve beraberindekilerin mü’minler tarafından örnek alınmasını emrediyor. Şimdi bu emir nerede, iyiye iyi ve kötüye de kötü demeyenlerin çarpık anlayışları nerede!..” (İbn Teymiyye Külliyatı – c: 8, sf: 357)

Şeyh Hamd b. Ali b. Atik:

"Yüce Allah müşriklere düşmanlık göstermeyi vacip kılmış, onlarla bağları kesmeyi ve onları tekfir etmeyi emretmiştir." (Mürted ve Müşriklerle Dostluktan Kurtulmaının Yolu - sf: 55, 56)

"Muhammed b. Abdu'l Vehhab şöyle diyor:

"Bir takım kimseler de yalnızca Allah'a (c.c.) ibadet ettikleri halde, müşrikleri tekfir etmiyor ve onlara düşmanlık beslemiyorlar."

Şurası bilinen bir gerçektir ki, müşrikleri tekfir etmeyen bir kimse tevhidi bilmiyor ve yaşamıyor demektir. Çünkü tevhid; ancak, müşrikleri ve tağutu tekfir etmekle gerçekleşir." (Süleyman b. Abdullah / el-Vela ve el-Bera - sf: 35)
Kayıtlı
teymiye
Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 4


« Yanıtla #2 : 31 Mart 2011, 22:22:16 »

Allah razi olsun cok guzel bir konu vede aradigim bir konuydu
Kayıtlı
mümin34
Aktif Üye
**
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 76


« Yanıtla #3 : 01 Nisan 2011, 04:56:48 »

“Bismillahirrahmanirrahim”
Kur'an Kerimin tamamını yahut bir kısmını süre olsun ayet olsun ,Kur'an da zikredilen şeylerin varlığına inanmamak ,Kur'an'a bir şeyler ilave etmek ,bir harfi bile inkar etmek ve değiştirmek küfürdür. Küfür: ke-fe-ra fiil kökünden mastar olup sözlükte bir şeyi örtmek demektir.

İslam dini gelmeden evvel Arabistan da çiftçiler-e küffar (kafir) denilirdi. Arabistan da çiftçiler toprağı eşeleyip tohumu atarlardı,sonra bu tohumun üzerini toprakla örterlerdi bundan dolayı onlar kafir olarak isimlendirilirdi,bu sebeple aydınlığı örttüğü için geceye,yıldızları örttüğü için buluta,kılıcı örttüğü için kınına tohumu toprağa atarak üzerini örttüğü için çiftçiye kafir denilirdi.

Günümüzde İslam terimleri o kadar gerçek çok manalarının dışında kullanılmaktadır bunları yeniden Kur’anın kast ettiği manalarda telafus ettiğimizde insanlar da hayretlik uyandıran bir durum haline gelmiştir.
Küfre sapan kafir çoğulu küffar, kafirun, kefere denir.
Küfür imanın zıddıdır,kafirde müslümanın zıddıdır,küfür bir hastalıktır mikrop gibidir,arıza ve anormalliktir.Normalin dışına çıkmak demektir.Küfür bir insanın iman etmesi gereken Kur’an'i bilgilere iman etmemesidir.Küfür hakkı örtmektir.

Bu öylesine bir hastalıktır ki tedavi edilmediği taktirde vucudun tüm hücrelerini kontrol altına alarak insanı nefsini kulu durumuna düşürür.

Bu öyle bir hastalıktır ki insana apaçık olan Allah'ın ayetlerini görememe yada yanlış görme yada yanlış yorumlama ve inkara kadar kötürür.

Bu öylesine bir hastalıktır ki manaları açık olan Allah'ın ayetlerini bırakıp manalarını sadece Allah'ın bildiği müteşabbih ayetlerin peşine düşmek demektir.

Bu hastalık insana bulaştımı artık insan ne dostunu,nede düşmanını tanımaz bir hale gelir,Allah'ın dost dediklerini düşman,düşman dediklerini kendisine dost edinir.Küfürde olan insan Rabbinin tüm nimetleri karşısında nankördür,her şeyi kendi becerileri ile elde etiklerini sanır.

Allah insanı zengillik ve fakirlikle imtihan eder,kafir eğer zengin olursa bunu sadece kendi becerisne bağlar,eğer fakir olursa Allah'a isyan eder,halbuki müslüman her iki durumdada Allah’a şükranlarını sunar cenabbi Allah müslümanların kafirlerin mallarından çok fazla etkilenilmemesi gerektiğini şu ayette bizlere buyurmaktadır.

""Eğer insanlar (Allah'a karşı isyanda birleşip) tek bir ümmet olacak olmasaydı, Rahmana (Allah'a karşı) küfredenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerinde çıkıp-yükselecekleri merdivenler yapardık.

Evlerine kapılar ve üzerinde yaslanıp-dayanacakları koltuklar,
Ve (daha nice) çekici-süsler (de verirdik) . Bütün bunlar, yalnızca dünya hayatının ****ıdır. Ahiret ise, senin Rabbinin katında muttakiler içindir.""Zuhruf/33-35 e kadar

Kur’an’da takriben iman etmek fiili (811) kafir olmak fiilide (697) ayette geçmektedir. Allah'ın verdiği nimetlere karşı insanın nankörlüğü Allah'ın ayetlerine karşıda yapılmaktadır.Kur’an da,küfrün her türünde nankörlük var olduğunu zikir etmesi manidardır.İmandaki tasdik ve itiraf yerini inkar ve nankörlüğe bırakır.Bunun içindir kur’an bu nankör karakteri hayvanlardan daha aşağı bir seviyede olduklarını haber vermektedir.

Şuur ve Allah'ın verdiği nimetleri teperek hayvanlardan aşağı olmayı tercih etmek,Allah'ın koymuş olduğu sınırları tanımayıp demokrasi adı altında Allah'ın helal haramlarını görmezlikten gelmek kafirliğin zirveye vurmuş tanımlarından biridir.

""Allah katında canlıların en kötüsü, şüphesiz küfre sapan olanlarıdır. Onlar artık inanmazlar.""
Enfal/55

Durum böyle olduğuna göre kafirlerin dünyada sahip oldukları imkan ve olanaklara sahip olmalarını,kemal ve mutluluk olarak görmemek onlara dostluk sevgi velayet verememek gerekmektedir.

Tekfir tarafını belli ettirmek kafirlerin tarafının ortaya çıkmasını sağlamaktadır. İslam saf tutmak saflarını belli ettirmek kafirlerden ayrışmaktır buda ancak Müslüman olmayanı tanımlamakla mümkündür. Bu ayrışma kuranın ilk inen ayetleri ile başlamaktadır.Alak suresinde namazı kılanı engelleyeni gördün mü? ibaresi namaz kılan mümin,namazı engelleyen kafir motifleri ile karşılaşmaktayız ayetlere bakalım.

“Gördün mü şu men edeni? Namaz kılarken bir kulu. Gördün mü? ya o kul doğru yolda ise? Yahut kötülüklerden sakınmayı emir ederse. Gördün mü, ya bu adam yalanlar, yüz çevirirse. O, Allah'ın gördüğünü bilmiyor mu ?ALAK/9-14

Allah (c.c) henüz ilk inen surede insanoğlunun iki ayrı karakterini ortaya koymuştur. Allah'a gereği gibi iman eden ve Allaha gereği gibi iman etmeyen yani kafir ve Müslüman tanımları belirgin bir şekilde ortaya çıkmıştır.

3:12 - )O inkârcı kâfirlerede ki, siz mutlaka yenilgiye uğrayacak ve toplanıp cehenneme doldurulacaksınız. Orası ne fena bir döşektir.
8:36 -) Mallarını, Allah yolundan engellemek için sarf eden o kâfirler, hiç şüphesiz yine onu sarf edecekler. Varsın sarf etsinler, sonra o yüreklerine inen bir acı olacak, sonra da mağlup olacaklar. Zaten kâfirler toplanıp cehenneme gönderilecekler.


Bu ayetlerde anlaşıldığı gibi tekfir Allahın ayetleri ile sabittir. Genel olarak Allah kafir sıfatını herhangi bir şahısa yönelik kullanmamıştır bu sıfatı anlam ve mana mahiyeti ile birlikte fiil ve fail olarak kullanmıştır. Fiil işlenen fail işleyen olarak kur’an da zikir edilmiştir.

O halde bu anlam evrensel olduğuna göre yaşanan tüm zaman dilimlerinde kullanılmak zorunluluğu vardır. Kur’an da müminlerin sıfatları ve kafirlerin sıfatları mevcuttur. Mümine mümin kafire de kafir demek farzı ayndır. Tekfir Allahın kulu ve  rasulu Hz.Muhammed (sav) sünnetidir.
Enes’ten nakledilen sahih bir rivayette de şöyle anlatılmaktadır: “Birisi:

“Ya Rasulullah babam nerededir?” diye sordu. Rasulullah (s.a.s): “Cehennemdedir.” buyurdu. Adam arkasını dönüp gidecekken Rasulullah (s.a.s) onu çağırdı ve: “Benimde senin de baban cehennemdedir.” buyurdu.
(Müslim, İman: 347)
Peygameber efendimiz (sav)in amcası Ebu Talip Nebiye dönerek şöyle dedi.
“Ey kardeşimin oğlu! Sen kavmine büyük bir işle geldin. Onunla kavmimizin birliğini dağıttın,onların akıllarınıakılsızlıkla itham ettin, ilahlarını ve bağlı oldukları dinlerini küçülttün ve onların ölmüş olan atalarımızı tekfir ettin .”
(Siyeri İbn-i Hişam
Bu rivayetten açıkça anlaşıldığı üzere Allah’ın Rasulu (sav) Mekke putperestlerinin atalarını kafir kendilerini akılsızlıkla ilahlarının birer puttan başka bir şey olmadığını ortaya koymuştur.

Hz.Muhammed (sav) efendimiz Taif dönüşünde şehre tekrar girebilmesi için amcası Ebu Lehebin himayesine girmiştir. Bunun üzerine Ebu cehil ve bir takım fetbaz kişiler Ebu Lehebi peygamberimize karşı kışkırtarak ona git sor bakalım Muhammed (sav) sizin dedeniz Abdulmüttalib için ne diyor.
Ebu Lehep  dedemiz nerdedir diye Rasulullah (s.a.s)'e gelip sorduğunda Rasulullah (s.a.s.):
“Abdulmuttalib ve onun gibi olanlar cehenneme girerler.”
Buyurdu. (İbn-i Cevzi)
Yüce Allah şöyle buyumaktadır.

3:12 -)O inkârcı kâfirlere de ki, siz mutlaka yenilgiye uğrayacak ve toplanıp cehenneme doldurulacaksınız. Orası ne fena bir döşektir.

“Çünkü onlar atalarını sapık yolda buldular.”
“Öyle iken yine de düşünmeden atalarının peşinden koşuyorlardı.”
“Andolsun onlardan öncekilerinin çoğu da sapmıştır.”
“Biz onların içine de uyarıcılar göndermiştik.”
Saffat/69-70-71-72

“`Ya da şöyle diyemeyesiniz diye; "Vaktiyle atalarımız müşrik olmuşlardı, biz onlardan sonra gelen kuşaklardık, bizi eğri yola sapanların yaptıklarından dolayı mı mahvedeceksin?"ARAF 173-

O halde tekfir Allah’ın hükümlerine göre hüküm vermektir. Bazı düşüncelere tekfir
Hz.Ali döneminde hariciler tarafından ortaya atılmıştır demek hiçte doğru bir yaklaşım değildir. Yukarıda da belirttiğim gibi tekfir kuranın ilk inen ayetlerinde vardır

İslam dini dostluk kardeşlik ve diyalog dini olduğuna göre tekfir etmek itici gelmektedir. İnsanların bu dinden uzaklaştırmasını ortaya çıkarmış olmaz mı? Gibi bir takım safsatalarla Müslümanları itici yobaz gerici olarak değerlendirmek küffarın kalbe vurmuş dile yansımış halidir.

Bu söylem İslam dini açısından doğru bir söylem değildir. Bu yaklaşıma Şeyhül İslam İbn-i Teymiyye bakın nasıl cevap veriyor.

Yumuşak sözlü olmaktan ve en güzel şekilde konuşmaktan söz ettiniz. Aslında biliyorsunuz ki, ben bu yolu en çok kullananlardan biriyim. Ama her şey yerinde güzeldir. Şöyle ki;
Allah ve Resulü, Kitab ve Sünnet'e tecâvüz edildiği, düşmanca tavır takınıldığı zaman muhataba karşı sert ve katı davranılmasını emretmiştir. Biz böylelerine karşı çıkmakla emrolunduk, en güzel şekilde konuşmakla emrolunmadık. Buna göre mü'minin bütün düşüncesi ancak Rabbinin rızâsını kazanmak, gazabından çekinmek olacaktır, akıbet de ona güler. Güç, kuvvet ancak Allah iledir.İBN-İ TEYMİYYE mecmuu!l fetava


"Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer inanıyorsanız mutlaka siz üstün geleceksiniz"
(3 ÂI-İ İmrân 139)
İslam dinini muamelat dinidir İslam dini dostunu düşmanını tanımlayan onun üzerine hukukunu bina eden bir dindir.
18:102 - ) ”O kâfirler, beni bırakıp da kullarımı dostlar edineceklerini mi sandılar? Doğrusu biz cehennemi o kâfirlere bir konukluk olarak hazırladık.”

Allah’ın helal ettiğine helal haram ettiğini de haram kafir dediğine kafir müslüman dediğine müslüman demedilçe iman etmiş olmazsınız. İmanın gerçekleşebilmesi Allah’ın hükümleri ile hüküm vermek gerekmektedir.
Bakın yüce Allah şu ayetlerde ne buyuruyor.
(Maide 44) “Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir.”
O halde kafir-e kafir demek Allah’ın kitabına ve Rasulullahın sünnetine göre haktır.

Şimdi meselenin asıl yüzü şu olsa gerek, kimlerin bu terimi hak edip hak etmediği meselesidir. Kişinin öncelikle müslüman sayılabilmesi için islam dinine göre "lailaheillAllah"-ı gerçek manada ikrar etmesi ve bunu bozucu fiil ve amellerden uzak durması dini sadece Allah’a has kılınması gerekmektedir.
Kişi bu eylemi gerçekleştirdiği takdirde o kişinin tekfir edilmesi artık belirli şartlara bağlanmıştır. Bu şartlar şöyle özetlenebilir.

1-) Kişinin akıl baliğ olması yani çocukluk evresini tamamlamış aklını sağlıklı kullanabilmesi çağına gelmiş olmasıdır.
2-) kişinin melekelerini tam olarak kullanabilmesidir. Yani deli (mecnun) yada beyin hastalıklarından kusurlu olmaması gerekmektedir.

3-) Kişinin ikrah altında olmamasıdır. Yani can tehlikesi olmaması gerekmektedir. Eğer kişinin canına kasıt var ise kişi o anki durumu savuşturmak için şirk veya küfür sözü söyleyebilir.Ancak küfür ve şirk olan ameli yada sözü daimi bir şekilde devam ettirmesi o kişinin ikrah durumunu bozmuş olduğu anlamına gelir.

Örneğin: Şirk küfür günah amellerde süreklilik olmaz. Kişi nefsine mağlup gelerek zina hırsızlık şarap vs. haramlara işleyebilir bu haramları genelleştirip karakter haline getirmedikçe ve helal saymadığı müddetçe o kişi tekfir edilmez. Şirk ve küfür amellerde aynen böyledir. Kişi şirk ve küfür işlediğini sezdiği andan itibaren derhal tevbe edip onu terk etmelidir.

4-) hüccetin hasıl olması. Yani kişinin tekfir edilebilmesi için hayatında şirk ve küfür amelinin çok açık bariz bir şekilde gözükmesidir. Bu gözükme ancak zahire göre olmalıdır. Kişileri zan ile yada o konunun şirk yada küfür olup olmadığı ihtilaflı bir konu olduğu halde o konuyu kati kabul ederek tekfir etmek yanlıştır.
Eğer işlenen fiil şirk ve küfür bir amel ise bunu işleyen (fail) bunu küfür olarak kast etmemişse olsa bile yinede tekfir edilmesi gerekmektedir.
Kayıtlı
Bulkînî
Girişimci Üye
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 122


« Yanıtla #4 : 07 Mayıs 2011, 20:13:37 »

Ziyaeddin el-Kudsi

‎"Allah ve rasulünün kafir ve müşrik olarak vasıflandırdığı kişileri müslüman olarak kabul etmek veya onların küfründe ve şirkinde şüphe etmek veya onları tekfir etmeye yanaşmamak Allah ve rasulünün hükmüne karşı çıkmak olacağından böyle düşünen kimse küfre girer." (İşte Tevhid - sf: 49)

Abdurrahman b. Hasan:

“Rasuller, kendilerine uyanların tümüne bütün müşriklerden uzak kalmalarını, onlarla ilgi ve bağlarını koparmalarını, onları tekfir etmelerini istemişlerdir.” (Fethu’l-Mecid ala Şerhu Kitabi’t-Tevhid - sf: 271)


Ebu Hanife'ye "Bir kimse kafiri kafir olarak bilmem derse?" diye soran kişiye,

"O kafir gibidir" cevabını vermiştir. (Ebu Hanife'nin Beş Eseri - sf: 40)

Ebu Hanife bir başka yerde şöyle dedi:

Said b. Müseyyeb'den bana ulaştığına göre, kafirleri bulundukları mevkie indirmeyen onlar gibidir" (Ebu Hanife'nin Beş Eseri - sf: 43)

Kaadı İyaz:

“Hıristiyan ve Yahudilerden, İslam dininden ayrılanlardan birini tekfir etmeyenler veya onları tekfir etmekte sûküt edenler veyahud şüphe edenlerin hepsi kafir olduğuna dair icma vardır.” (Şifa-i Şerif – sf: 703)

Süleyman b. Abdullah:

“Allah'ın Kitabında ve Rasulü'nün Sünnetinde kafirlerin tekfir edilmesinin şart olduğu açıklanmıştır. Bundan sonra hala onları tekfir etmeyenleri tekfir etme konusunda tereddüt ederse, alimlerin icmaıyla kafir olur. Çünkü; küfrü açık olan kimsenin küfründen şüphe etmek küfürdür.” (el-Vela ve el-Bera – sf: 67)

Muhammed b. Abdulvahhab:

‎"Kim müşrikleri tekfir etmez veya onların küfürlerinde şüphe duyarsa ya da onların yolunun doğru olduğunu kabul ederse kâfir olur." (Tevhid Risaleleri - sf: 48)

İbn Teymiyye Mumtehine 4 ayeti hakkında şunları söylemektedir.

“Burada yüce Allah, müşrikler tek ve ortaksız Allah’a iman edinceye kadar, onlara karşı düşmanlıklarını ve nefretlerini ortaya koyan İbrahim ve beraberindekilerin mü’minler tarafından örnek alınmasını emrediyor. Şimdi bu emir nerede, iyiye iyi ve kötüye de kötü demeyenlerin çarpık anlayışları nerede!..” (İbn Teymiyye Külliyatı – c: 8, sf: 357)

Şeyh Hamd b. Ali b. Atik:

"Yüce Allah müşriklere düşmanlık göstermeyi vacip kılmış, onlarla bağları kesmeyi ve onları tekfir etmeyi emretmiştir." (Mürted ve Müşriklerle Dostluktan Kurtulmaının Yolu - sf: 55, 56)

"Muhammed b. Abdu'l Vehhab şöyle diyor:

"Bir takım kimseler de yalnızca Allah'a (c.c.) ibadet ettikleri halde, müşrikleri tekfir etmiyor ve onlara düşmanlık beslemiyorlar."

Şurası bilinen bir gerçektir ki, müşrikleri tekfir etmeyen bir kimse tevhidi bilmiyor ve yaşamıyor demektir. Çünkü tevhid; ancak, müşrikleri ve tağutu tekfir etmekle gerçekleşir." (Süleyman b. Abdullah / el-Vela ve el-Bera - sf: 35)


Şeyh Abdurrahman b. Hasen'in, İnsanı İslâm dîninden çıkaran şeyler nedir? sorusuna verdiği cevaplardan biriside şudur:

"Müşrikleri tekfir etmemek ve onları kâfir olduklarında şüphe etmek veya onların doğru yolda olduklarına inanmak." (Tevhidi İnanç - sf: 80)
Kayıtlı
At Taymiyyah
Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 6


« Yanıtla #5 : 14 Ağustos 2011, 15:39:39 »

Ziyaeddin el-Kudsi

‎"Allah ve rasulünün kafir ve müşrik olarak vasıflandırdığı kişileri müslüman olarak kabul etmek veya onların küfründe ve şirkinde şüphe etmek veya onları tekfir etmeye yanaşmamak Allah ve rasulünün hükmüne karşı çıkmak olacağından böyle düşünen kimse küfre girer." (İşte Tevhid - sf: 49)

Abdurrahman b. Hasan:

“Rasuller, kendilerine uyanların tümüne bütün müşriklerden uzak kalmalarını, onlarla ilgi ve bağlarını koparmalarını, onları tekfir etmelerini istemişlerdir.” (Fethu’l-Mecid ala Şerhu Kitabi’t-Tevhid - sf: 271)


Ebu Hanife'ye "Bir kimse kafiri kafir olarak bilmem derse?" diye soran kişiye,

"O kafir gibidir" cevabını vermiştir. (Ebu Hanife'nin Beş Eseri - sf: 40)

Ebu Hanife bir başka yerde şöyle dedi:

Said b. Müseyyeb'den bana ulaştığına göre, kafirleri bulundukları mevkie indirmeyen onlar gibidir" (Ebu Hanife'nin Beş Eseri - sf: 43)

Kaadı İyaz:

“Hıristiyan ve Yahudilerden, İslam dininden ayrılanlardan birini tekfir etmeyenler veya onları tekfir etmekte sûküt edenler veyahud şüphe edenlerin hepsi kafir olduğuna dair icma vardır.” (Şifa-i Şerif – sf: 703)

Süleyman b. Abdullah:

“Allah'ın Kitabında ve Rasulü'nün Sünnetinde kafirlerin tekfir edilmesinin şart olduğu açıklanmıştır. Bundan sonra hala onları tekfir etmeyenleri tekfir etme konusunda tereddüt ederse, alimlerin icmaıyla kafir olur. Çünkü; küfrü açık olan kimsenin küfründen şüphe etmek küfürdür.” (el-Vela ve el-Bera – sf: 67)

Muhammed b. Abdulvahhab:

‎"Kim müşrikleri tekfir etmez veya onların küfürlerinde şüphe duyarsa ya da onların yolunun doğru olduğunu kabul ederse kâfir olur." (Tevhid Risaleleri - sf: 48)

İbn Teymiyye Mumtehine 4 ayeti hakkında şunları söylemektedir.

“Burada yüce Allah, müşrikler tek ve ortaksız Allah’a iman edinceye kadar, onlara karşı düşmanlıklarını ve nefretlerini ortaya koyan İbrahim ve beraberindekilerin mü’minler tarafından örnek alınmasını emrediyor. Şimdi bu emir nerede, iyiye iyi ve kötüye de kötü demeyenlerin çarpık anlayışları nerede!..” (İbn Teymiyye Külliyatı – c: 8, sf: 357)

Şeyh Hamd b. Ali b. Atik:

"Yüce Allah müşriklere düşmanlık göstermeyi vacip kılmış, onlarla bağları kesmeyi ve onları tekfir etmeyi emretmiştir." (Mürted ve Müşriklerle Dostluktan Kurtulmaının Yolu - sf: 55, 56)

"Muhammed b. Abdu'l Vehhab şöyle diyor:

"Bir takım kimseler de yalnızca Allah'a (c.c.) ibadet ettikleri halde, müşrikleri tekfir etmiyor ve onlara düşmanlık beslemiyorlar."

Şurası bilinen bir gerçektir ki, müşrikleri tekfir etmeyen bir kimse tevhidi bilmiyor ve yaşamıyor demektir. Çünkü tevhid; ancak, müşrikleri ve tağutu tekfir etmekle gerçekleşir." (Süleyman b. Abdullah / el-Vela ve el-Bera - sf: 35)


Şeyh Abdurrahman b. Hasen'in, İnsanı İslâm dîninden çıkaran şeyler nedir? sorusuna verdiği cevaplardan biriside şudur:

"Müşrikleri tekfir etmemek ve onları kâfir olduklarında şüphe etmek veya onların doğru yolda olduklarına inanmak." (Tevhidi İnanç - sf: 80)




İmam Nevevi der ki: Kim, İslam dininden başka dinlere mensup olan kimseleri tekfir etmez veya onları tekfir etme hususunda şüpheye kapılır ya da onların yollarının (dinlerinin) doğru olduğunu kabul ederse Müslüman olduğunu ortaya koysa veya İslam inancını kabul ettiğini söylese dahi yine de kâfir olur. (Ravdatu’t-Talibîn, 10/70)

Ebu Batîn der ki: Âlimler Yahudi ve Hıristiyanları tekfir etmeyenin veya onların küfründen şüphe edenlerin kâfir olacağı hususunda icma‘ etmişlerdir. (el-İntisâr li Hizbillahi’l-Muvahhidîn, sf. 32.)
Kayıtlı
At Taymiyyah
Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 6


« Yanıtla #6 : 14 Ağustos 2011, 15:48:23 »

Ziyaeddin el-Kudsi

‎"Allah ve rasulünün kafir ve müşrik olarak vasıflandırdığı kişileri müslüman olarak kabul etmek veya onların küfründe ve şirkinde şüphe etmek veya onları tekfir etmeye yanaşmamak Allah ve rasulünün hükmüne karşı çıkmak olacağından böyle düşünen kimse küfre girer." (İşte Tevhid - sf: 49)

Abdurrahman b. Hasan:

“Rasuller, kendilerine uyanların tümüne bütün müşriklerden uzak kalmalarını, onlarla ilgi ve bağlarını koparmalarını, onları tekfir etmelerini istemişlerdir.” (Fethu’l-Mecid ala Şerhu Kitabi’t-Tevhid - sf: 271)


Ebu Hanife'ye "Bir kimse kafiri kafir olarak bilmem derse?" diye soran kişiye,

"O kafir gibidir" cevabını vermiştir. (Ebu Hanife'nin Beş Eseri - sf: 40)

Ebu Hanife bir başka yerde şöyle dedi:

Said b. Müseyyeb'den bana ulaştığına göre, kafirleri bulundukları mevkie indirmeyen onlar gibidir" (Ebu Hanife'nin Beş Eseri - sf: 43)

Kaadı İyaz:

“Hıristiyan ve Yahudilerden, İslam dininden ayrılanlardan birini tekfir etmeyenler veya onları tekfir etmekte sûküt edenler veyahud şüphe edenlerin hepsi kafir olduğuna dair icma vardır.” (Şifa-i Şerif – sf: 703)

Süleyman b. Abdullah:

“Allah'ın Kitabında ve Rasulü'nün Sünnetinde kafirlerin tekfir edilmesinin şart olduğu açıklanmıştır. Bundan sonra hala onları tekfir etmeyenleri tekfir etme konusunda tereddüt ederse, alimlerin icmaıyla kafir olur. Çünkü; küfrü açık olan kimsenin küfründen şüphe etmek küfürdür.” (el-Vela ve el-Bera – sf: 67)

Muhammed b. Abdulvahhab:

‎"Kim müşrikleri tekfir etmez veya onların küfürlerinde şüphe duyarsa ya da onların yolunun doğru olduğunu kabul ederse kâfir olur." (Tevhid Risaleleri - sf: 48)

İbn Teymiyye Mumtehine 4 ayeti hakkında şunları söylemektedir.

“Burada yüce Allah, müşrikler tek ve ortaksız Allah’a iman edinceye kadar, onlara karşı düşmanlıklarını ve nefretlerini ortaya koyan İbrahim ve beraberindekilerin mü’minler tarafından örnek alınmasını emrediyor. Şimdi bu emir nerede, iyiye iyi ve kötüye de kötü demeyenlerin çarpık anlayışları nerede!..” (İbn Teymiyye Külliyatı – c: 8, sf: 357)

Şeyh Hamd b. Ali b. Atik:

"Yüce Allah müşriklere düşmanlık göstermeyi vacip kılmış, onlarla bağları kesmeyi ve onları tekfir etmeyi emretmiştir." (Mürted ve Müşriklerle Dostluktan Kurtulmaının Yolu - sf: 55, 56)

"Muhammed b. Abdu'l Vehhab şöyle diyor:

"Bir takım kimseler de yalnızca Allah'a (c.c.) ibadet ettikleri halde, müşrikleri tekfir etmiyor ve onlara düşmanlık beslemiyorlar."

Şurası bilinen bir gerçektir ki, müşrikleri tekfir etmeyen bir kimse tevhidi bilmiyor ve yaşamıyor demektir. Çünkü tevhid; ancak, müşrikleri ve tağutu tekfir etmekle gerçekleşir." (Süleyman b. Abdullah / el-Vela ve el-Bera - sf: 35)


Şeyh Abdurrahman b. Hasen'in, İnsanı İslâm dîninden çıkaran şeyler nedir? sorusuna verdiği cevaplardan biriside şudur:

"Müşrikleri tekfir etmemek ve onları kâfir olduklarında şüphe etmek veya onların doğru yolda olduklarına inanmak." (Tevhidi İnanç - sf: 80)




İmam Nevevi der ki: Kim, İslam dininden başka dinlere mensup olan kimseleri tekfir etmez veya onları tekfir etme hususunda şüpheye kapılır ya da onların yollarının (dinlerinin) doğru olduğunu kabul ederse Müslüman olduğunu ortaya koysa veya İslam inancını kabul ettiğini söylese dahi yine de kâfir olur. (Ravdatu’t-Talibîn, 10/70)

Ebu Batîn der ki: Âlimler Yahudi ve Hıristiyanları tekfir etmeyenin veya onların küfründen şüphe edenlerin kâfir olacağı hususunda icma‘ etmişlerdir. (el-İntisâr li Hizbillahi’l-Muvahhidîn, sf. 32.)



Kadı Iyaz :Biz, İslam dininden başka dinlere mensup olan kimseleri tekfir etmeyenleri veya onlar hakkında kararsız kalıp duraksayanları ya da şüphe edenleri yahut onların yollarının (dinlerinin) doğru olduğunu kabul edenleri tekfir ederiz. Böyleleri -her ne kadar Müslüman olduğunu ortaya koysa, İslam inancını kabul ettiğini söylese ve İslam’ın dışındaki tüm yolların/dinlerin batıl olduğuna inansa da- içindeki inancın hilafını ortaya koyduğu için kâfir olmuş olur. (Şifa i şerif sf; 707 )
Kayıtlı
Bulkînî
Girişimci Üye
***
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 122


« Yanıtla #7 : 14 Ağustos 2011, 18:13:58 »

‎"Allah'ın kafir dediği kimseleri kafir saymayanlar, Allah'ın hükmüne muhalefet etmiş ve kafir olmuş olurlar." (Seyfuddin el-Muvahhid / Davetçinin Tefsiri - c: 3, sf: 45)
Kayıtlı
ebu-hanife
Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1


« Yanıtla #8 : 24 Haziran 2013, 08:35:04 »

Allah razı olsun kardeşler
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |