4 - Zat’u Envat Hadisi
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 27 Kasım 2020, 01:01:49


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: 4 - Zat’u Envat Hadisi  (Okunma Sayısı 5618 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
buhari
Ziyaretçi
« : 04 Nisan 2009, 12:17:40 »


 
 "Kendisine hüccet yani, kitap ve sünnet ulaşmış ve Kur’an’ı Kerim’deki hükümleri öğrenebilecek güce sahip olduğu halde, küfür olduğunu bilmeden küfür bir inanca sahip olan veya küfür bir amel işleyen kimse cehaleti sebebiyle mazeret sahibidir, kafir olmaz" diyerek buna Zatu Envat hadisini delil getirmek büyük bir hatadır ve delili saptırmaktır.

Ebu Vakid el Leysi radiyAllahu anh’den şöyle dediği rivayet edilmiştir:

"Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem ile birlikte Huneyn’e çıkmıştık. Biz küfürden yeni uzaklaşmıştık. Müşriklere ait bir sidre ağacı vardı. Onun altında ibadet niyeti ile oturur ve ona silahlarını asarlardı. Ona zatu envat denirdi. Biz de bir sidre ağacının yanından geçtik. Dedik ki:

"Ey Allah’ın Rasulü! Bize, onların zatu envatı gibi bir zatu envat tayin et!"

Bunun üzerine Nebi aleyhisselam:

 "Allah’u Ekber! Nefsim elinde olana yemin olsun ki, israil oğullarının dediği gibi dediniz:

"Onlar Musa aleyhisselam’ya dediler ki: "Onların sahip olduğu ilah gibi bize de bir ilah yap!"

Musa aleyhisselam onlara dedi ki:

"Muhakkak ki sizler cahil bir kavimsiniz."

(Sonra Rasulullah şöyle dedi): "Muhakkak ki sizler, sizden öncekilerin gitmiş olduğu yola gidiyorsunuz." (Tirmizi tahric etti ve sahih dedi)
 
 
Allah’ın yardımıyla diyorum ki:
 
"Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’den za’tu envat talep eden bu kimseler küfürden yeni kurtulmuşlardı. Ayrıca onlar talepte bulunmuş fakat o şeyi yapmamışlardı. Alimlerin onlar hakkındaki görüşü şöyledir:

"Onlarla müşrikler arasındaki benzerlik sadece, üzerine silahlarını asacakları bir ağaç isteme konusunda idi. Onlar Allah-u Teâlâ'dan, bu ağaca indirdiği bereket sebebi ile, kendilerine yardım etmesini istiyorlardı. Onlar, bu ağaçtan yardım istemiyorlardı. Onlar Rasulullah’tan, yardım talep edecekleri bir ağaç istemediler. Bundan dolayı Nebi aleyhisselam’a şöyle dediler:

"Bize bir zatu envat tayin et."

Onlar Rasulullah’a danışmadan, kendi nefislerine göre bir ağacı zatu envat yapmadılar. Fakat Allah’ın nebisi ve seçkin kulunun vasıtasıyla Allah’ın bir ağaç tayin etmesini istediler. Daha önce söylediğim gibi, onlar ağaç vasıtası ile Allah-u Teâlâ'dan zafer istiyorlardı yoksa direkt olarak ağaçtan yardım istemiyorlardı.

Bu aynı, sahih olan; "falanca yıldız sebebiyle yağmur yağdı" hadisinde geçen olay gibidir. Yani: "Bize yağmurun yağması, yıldızlar sebebiyledir." Bu sözün manası: "Yıldızlar çıktığı için yağmur yağdı" demektir, "yağmuru yağdıran yıldızlardır" demek değildir.

 "Bize yıldız sebebi ile yağmur yağıyor" demek küçük şirktir. Fakat bir kimse: "Muhakkak ki yağmuru yağdıran yıldızdır" derse, o zaman bu kimse Rububiyette Allah-u Teâlâ'ya büyük şirk koşmuş olur.

Zatu envat isteyenlere gelince… Onlar ağaç vesilesiyle Allah-u Teâlâ'dan yardım isteyeceklerdi. Ağaçtan yardım istemeyeceklerdi. Fakat bu istekte, müşriklere benzeme sakıncası vardır. Bu sebeple Nebi aleyhisselam, benzeme eğilimini kökünden kesti ve dedi ki:

"Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, israil oğullarının dediği gibi dediniz. (Onlar Musa’ya şöyle dediler): "Onların ilahları gibi bize de bir ilah yap!"

Bilindiği gibi bir şeyin başka bir şeye benzetilmesi, tek bir yönden olabileceği gibi birkaç yönden de olabilir. Bir şeyin başka bir şeye benzetilmesi, her yönüyle benzemesini gerektirmez. Çünkü bir şeyin başka bir şeye her yönü ile benzemesi, ancak aynı cinsten olurlarsa olur. Bu, Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem’in şu sözleri gibidir:

"İçkiyi devamlı içen, puta ibadet eden gibidir." (Süneni İbn Mace)

"Muhakkak ki siz Rabbinizi, şu ayı görmede itişip kakışmadığınız gibi göreceksiniz" (Buhari)

Bilinen bir şeydir ki, bu hadiste yapılan benzetme, görme ve bunun açıkça olma meselesindedir. Şekil olarak ve her yönüyle görme değildir elbette. Aynı şekilde söz konusu hadiste (Zatu Envat hadisinde), israil oğullarının müşriklere benzeme isteği vardır. Fakat bu benzeme büyük şirk noktasındadır. (Zatu Envat hadisindeki) müslümanların benzeme isteği ise küçük şirk noktasındadır. Fakat bu, zamanla büyük şirke kadar gider. Çünkü bidatler zamanla büyük şirke götürür.

Yeryüzünde ilk büyük şirkin ortaya çıkışı, salih kişilerin suretinde putlar yapmakla olmuştur. Zamanla ilim unutulunca bu putlara ibadet edildi. Salih kişilerin suretinde putlar yapmak bizatihi büyük şirk değildir, fakat şirke yol açar. Zaten böyle oldu ve zamanla bu putlara ibadet edildi. Onun için Şeriatimizde kabirler üzerine mescid yapmak yasaklanmıştır. Çünkü büyük şirke yol açar.
 
 
Şöyle denilebilir:
 
"Onların istekleri, sadece bir benzeme isteği ise niçin Rasulullah  sallAllahu aleyhi ve sellem onlara şöyle dedi:

"Sizler beni israilin dediği gibi dediniz."
 
 
Bunun cevabı şudur:
 
"Burada, meselenin büyüklüğü göz önünde tutularak varacağı son noktaya göre hüküm verilmiştir. Bu, aynı Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’e:

"Allah ve sen dilersen" diyen adama, Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem’nin sert ve şiddetli davranması gibidir. Adam büyük şirk işlemediği halde Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem ona şöyle dedi:

"Sen beni Allah'a eş mi tutuyorsun?"
 
 
İmam Şatıbi şöyle dedi:
 
"Geçmiş ümmetlere özellikle ehli kitaba, bid’atlerinde tabi olma hakkında Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle dedi:

"Ümmetim, kendinden öncekilerin gittiği yolu takip edecek."

Bu hadis, onların yapmış olduğu şeyi bu ümmetin de yapacağına bir delildir. Fakat, illa onların yaptığı şeyleri her yönüyle aynen yapmaları şart değildir. Burada kastedilen; her yönüyle aynı şeyler olabileceği gibi sadece bir yönden benzerlik de olabilir. Birincisine (her yönüyle benzemeye) örnek, Rasulullah’ın şu sözüdür:

"Muhakkak ki, sizden öncekilerin sünnetine tabi olacaksınız." Çünkü Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem bu hadiste şöyle buyurmaktadır:

"Onlar bir keler deliğine girseler muhakkak siz de onları takip edeceksiniz."

İkincisine (bir yönüyle benzemeye) örnek, şu hadisi şeriftir:

"Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’a şöyle dediler:

"Ya RasulAllah! Bize zatu envat tayin et!"

 Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle dedi:

"Aynı, israil oğullarının: "Bize bir ilah yap" şeklindeki söylediği şeyi söylediniz."

Zatu Envat edinmek, Allah-u Teâlâ'dan başka bir ilah edinmeye bir yönden benzemektedir. Fakat aynısı değildir. Nasta, tamamen bütün yönleriyle benzediğini ifade eden bir şey yoksa, her yönden benzediğine hüküm vermemek gerekir. En iyisini Allah bilir." (El İ’tisam c: 2, s: 245-246)
 
Ben de diyorum ki:
 
"İşte Usül İmamlarından İmam Şatıbi’nin, zatu Envat isteyenler hakındaki görüşü:

"Onlar büyük şirk olan bir şey istemediler. Onların isteği, Müşriklere ve israil oğullarının isteğine sadece bir yönden benzemekte idi. Yoksa aynısı değildi. Yani israil oğullarının istemesine her yönden benzememekte idi. Nasta bütün yönleriyle tamamen benzediğini ifade eden bir şey yoksa, her yönden benzediğine hüküm vermemek gerekir."
 
 
Şeyh Muhammmed b. Abdulvahhab, ağaç, taş ve bunlar gibi şeyleri yüceltme konusunda bu hadisi zikrettikten sonra şöyle dedi:
 
"Bu konuyla alakalı bir çok mesele vardır... Üçüncü meseleye gelince… Onlar, talep ettikleri şey ile amel etmediler.

Onbirinci mesele ise; şirk, hem büyük hem de küçük olabilir. Çünkü onlar, zatu envat istedikleri halde mürted olmadılar. Demek ki, büyük değil küçük şirk işlediler." (Tevhid Kitabı / Ağaç, taş vb. şeyleri yüceltme babı)

Ben de şöyle diyorum:

"Şeyh’ten nakledilen bu sözden, o topluluğun istediği şeyin küçük şirk olduğu apaçık anlaşılmaktadır."
 
 
İbn Teymiye şöyle dedi:
 
"Müşriklerin, üzerine silahlarını astıkları bir ağaçları vardı. Buna zatu envat diyorlardı. Müslümanlardan bazıları şöyle dedi:

"Ey Allah’ın rasulü! Bize, onların zatu envatı gibi zatu envat tayin et!"

Rasulullah buyurdu ki:

"Allah’u Ekber! Sizler, Musa’nın kavminin Musa’ya söylediği gibi söylediniz: "Onların ilahları gibi bize de bir ilah yap!" Muhakkak ki sizler, sizden öncekilerin yolunu ta kip edeceksiniz."

Burada Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem, sadece kafirlere benzeyerek silahlarını üzerine asacakları ve altında ibadet edecekleri bir ağaç edinmek istedikleri için onlara çok kızdı. Büyük şirk olmayan, kafirlere benzeme isteğine karşı tavır böyle ise büyük şirk olan benzemeye karşı tavır acaba nasıl olur?

Kim, sevap almak niyetiyle bir yere gitse fakat şeriat böyle yere gidilmesinde bir sevap görmüyorsa, yaptığı amel münker olur. Bu münkerlerden bazıları diğerinden büyük olabilir. Gidilen yer bir ağaç olabileceği gibi bir su kanalı veya bir dağ veya bir mağara da olabilir, farketmez, yine de münkerdir.

Kim, İslam şeriatinin tayin etmediği belli bir yer tayin ederek namaz kılmak, Kur’an okumak, Allah’ı zikretmek ya da herhangi bir ibadeti yapmak gayesiyle oraya gider ve bu şeyin şeriatçe iyi olduğunu söylerse yaptığı iş bir münker olur."  (İktida es Sırat-ı Mustakim s: 314-315)
 
İmam İbni Teymiye’nin bu sözünden apaçık anlaşılıyor ki, o topluluğun sadece istemesinde müşriklere benzetme vardır. Yoksa, bizzat şirkte benzetme kastedilmememiştir.

İbn Teymiye’nin bu açıklamasının ardından zikrettiği misallere bir bak!

Bunların hepsi bidat konusundadır, büyük şirk konusunda değildir. Bu, kulun bir yeri, bir ağacı veya bir su kanalını Allah-u Teâlâ'dan bir delil olmaksızın, bereketli sayarak daha çok sevap almak gayesi ile orada Allah-u Teâlâ'ya ibadet yapmasıdır. İşte bu, bidatin ta kendisidir.

Çünkü tevhid: Tek olan Allah-u Teâlâ'ya, Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in diliyle emrettiği şeylere göre ibadet etmektir.

Şirk ise; Allah-u Teâlâ'dan başkasına, O’nunla beraber ibadet etmektir.

Küfre götürmeyen bidat ise; Allah’ın genel olarak emrettiği şeylere bağlı kalarak, Şeriate uygun olmayan belli konularda sadece O’na ibadet etmektir. (Örneğin; hakkında delil olmadığı halde bir ağacı bereketli sayıp daha çok sevap almak için onun altında Allah için Rasulullah’ın gösterdiği namazı kılmak gibi…)

İşte böylece kafir ile bidatçi arasındaki fark ortaya çıkmıştır.

Birincisi (kafir); şeriatin hem tafsilatında hem de genelinde Şeriate tabi olmayı terk etmiştir.

İkincisi ise (bidatçi); Şeriate genel olarak tabi olmuştur. Fakat tafsilatlı konularda hatası vardır. Genel olarak Şeriate tabi olması, tafsilatlı konulardaki hatasını affettirir, yani; İslam dininden çıkartmaz.

Mesela; "Beyt’ül Haram’da sadece Allah-u Teâlâ'ya ibadet eden kimse, en büyük sevabı istemektedir. İşte bu kişi, sünnete göre muvahhiddir. Çünkü Allah bu mekanı diğer mekanlardan üstün kılmıştır. Ancak ölülere ibadet eden kimseye gelince... O, müşriktir. Çünkü o, ibadeti Allah-u Teâlâ'dan başkasına yapmıştır. Ancak kabirlerin yanında sadece Allah-u Teâlâ'ya ibadet eden ve ona hiçbir şeyi şirk koşmayan kimseye gelince… İşte o, muvahhiddir. Çünkü Allah-u Teâlâ'ya, başkasını şirk koşmamıştır. Fakat aynı zamanda o, bir bidatçidir. Çünkü, şeriatten bir delil olmaksızın bir mekanı üstün tutmuştur. Bu sebeple sünnetten çıkmış, bidate sapmıştır.

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’den zatu envat isteyen topluluk, kesinlikle büyük şirk istememiştir. Çünkü, öğrenilmesi gereken şeyin öğrenme zamanını geciktirmek caiz değildir. Bu, alimlerin ittifak ettiği şer’i bir kaidedir. Bilinen bir şeydir ki, kul İslama ilk girdiği andan itibaren, ondan tevhidi sağlaması ve büyük şirkten uzak durması istenir. Buna göre, tevhid ve büyük şirkin öğretilmesinin geciktirilmesi nasıl caiz olur?

Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem’in, ümmetine ilk andan itibaren ve gecikmeden büyük şirk hakkında bilgi vermediği, onlara bunu açıklamadığı, onlara bunu yasaklamadığı zannedilebilir mi?

Rasulullah, ümmeti şirke düştüğü zaman sadece, düştükleri şirki açıklamıştır. Mesela; ümmeti Allah-u Teâlâ'ya ibadette şirke düştüğü zaman, onun şirk olduğunu söyler ve sakındırırdı. Hakimiyyet konusunda şirke düştüğü zaman, onun şirk olduğunu söyler ve sakındırırdı. Vela konusunda şirke düştüğü zaman onun şirk olduğunu söyler ve sakındırırdı. Yani bu şirklere düşmeden onları sakındırmazdı. Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in böyle yaptığı düşünülebilir mi?"
 
 
Ben diyorum ki:

"Allah’ın seçkin kıldığı Nebisi hakkında böyle düşünmek, onun görevini yerine getirmediğini düşünmek demektir ve ona büyük bir iftiradır. Bundan Rasulullah’ı tenzih ederim. Muaz radiyAllahu anh’ı ehli kitaba gönderdiği zaman:

"Onları ilk önce tevhide davet etmesini, Allah’ı, tevhid ve şirk arasındaki farkı bildiren Allah’ın ilmini öğreninceye kadar diğer ibadetlere geçmemesini emrettiği halde nasıl olur da kendisi bunu yapmaz?

Muhakkak ki biz, nebimizi ve bütün nebilerle rasulleri bu tür noksanlıktan ve iftiradan uzak tutuyoruz. Ayrıca Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem hakkında böyle düşünmek, sahabelerin çoğunun tevhid ve şirkin hakikatini tam öğrenmeden ve tam yerine getirmeden ölmüş olmalarını gerektirir. Böyle düşünen kişi, imanını tekrar gözden geçirsin ve kabirde Rasulullah  hakkında sorguya çekilmeden Allah-u Teâlâ'dan korksun! Yoksa, kabirde Rasulullah  hakkında sorulduğunda şöyle diyecektir:

"Ha! Ha! Bilmiyorum. Duydum, insanlar bir şey söylüyordu, ben de onu söyledim."

Ben kesinlikle inanıyorum ki, her İslama girmek isteyen kula, daha İslam’a girmeden önce Nebi aleyhisselam tevhidi ve onun iyiliğini, şirki ve onun kötülüğünü öğretmiştir.

Bütün İslam alimleri, şeriatin feri meselelerinin bile ihtiyaç anında öğretilmesinin, öğretiminin geciktirilmesinin caiz olmadığı konusunda ittifak etmişlerdir. Durum böyleyken, temellerin temeli olan tevhidin ve tevhidi bozan büyük şirkten nasıl uzak durulacağının öğretilmesinin geciktirilmesi nasıl caiz olur?

Bu açıklamalardan apaçık anlaşılıyor ki, zatu envat isteyenlerin bu isteklerindeki benzerlik, büyük şirk konusunda değil, sadece müşriklere benzeme konusundadır.
 
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |