Tağutu Tekfir Meselesinin Saptırılmasına reddiye
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 26 Kasım 2020, 23:36:53


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Tağutu Tekfir Meselesinin Saptırılmasına reddiye  (Okunma Sayısı 8200 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
buhari
Ziyaretçi
« : 04 Nisan 2009, 11:55:58 »

 
 
 
Hudaybi şöyle diyor:

"Tağutu inkar ederek reddetmemiz, onu çirkin görmemiz, onu yalanlamamız, ona tabi olmamamız ve ona itaat etmememiz ile ona kafir hükmünü vermemiz arasında büyük bir fark vardır. Bu ayrı ayrı iki meseledir, birbirine karıştırmamak gerekir.Tağut hakkında zikrettiğimiz ayetler ve ona benzer ayetler, bize tağutu (ille de) tekfir etmemiz gerektiğini bildirmemektedir. Bu naslar sadece, onu reddetmemiz, onun Allah’ın razı olmadığı bir şey olduğunu, yaptığı amellerin iyi olmadığını, ona itaatin vacip olmadığını, Allah’ın sınırları dışında emirler verdiğini bilmemiz, ve pratikte ona itaat etmememiz gerektiğini bildirmektedir.

Tağut bir put olduğu zaman üzerimize düşen görev; bu putun gerçekten saygınlığını ve yüceliğini inkar etmemiz, onun hiçbir zarar ve fayda vermeyeceğine kesin olarak inanmamız, ona saygı göstermememiz, onu yüceltmememiz, dini vecibeleri onun için yapmamamız veya ondan bereket istemememizdir. Kim bunları yaparsa Allah’ın emirlerini tam olarak yerine getirmiş olur.

Puta kafir hükmü verme inancına gelince; naslarda buna dair bir şey yoktur. Bilakis Allah-u Teâlâ putun cansız olduğunu, akıl sahibi, mümeyyiz ve mükellef olmadığını kesin olarak bildirmiştir. Dolayısıyla ona küfür veya İslam hükmü verilemez."  (Duatun la kuda sayfa:162)
 
Allah, Allah! Şu sözlere bir bak!

Allah’ın şeriatini bir kenara atıp beşeri kanunlarla hükmeden ve İslam şeriatinin tatbik edilmesini isteyenlerle savaşan, hüküm sahibi tağutu tekfir etme konusu nasıl da bulandırılıyor, tahrif ediliyor ve değiştiriliyor!

Aslında biraz düşünecek olursak, şaşılacak bir şey olmadığını görürüz. Çünkü bu, tağutların alimlerinin görevidir. Zaten tağutların alimlerinin en önemli uğraşısı; tağutlara ve bağlılarına verilen kafir hükmünü onlardan uzak tutmaktır.

Ey Hudaybi!

Taşların, hayvanların veya razı olmadıkları halde kendilerine ibadet edilen kabir sahiplerinin tekfir edilip edilmemesi meselesi hakkında seninle kim ihtilafa düşmekte?

Tekfir edilen, vela gösterilmeyen ve tabi olunmayan tağutun; insanları kendisine ibadete çağıran veya Allah’la birlikte ya da Allah-u Teâlâ'dan başka kendisine ibadet edilmesine rıza gösteren kimse olduğunda asla şüphe yoktur. Allah’ın kitabını iyice okuyan kişi, tağutun ve ona tabi olanların kafir olduklarını, İslam’ı terk ettiklerini, küfrün ve dalaletin karanlığında olduklarını kesin bir şekilde anlar.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"İman edenlerin velisi Allah’tır. Onları karanlıklardan nura çıkarır. Küfredenlerin velileri ise tağutlardır. Onları nurdan karanlıklara sokarlar. İşte onlar ateş ehlidirler ve orada ebedi kalıcıdırlar." (Bakara: 257)


Bu ayet; tağutun ve ona dostluk gösterenlerin kafir olduklarını, müslüman olmadıklarını apaçık göstermektir.
 
 
Hudaybi’nin tağutu nasıl açıkladığına bakalım:

Hudaybi şöyle diyor:

"Tağut, bazen bir şeriat olabilir. Fakat, bu şeriate bağlı olan ve kabul eden kimse kafir, asi veya fasık olmaz. Bilakis Allah katında ecir alacak muhsin kişi olur. Mesela; takva sahibi müctehid bir alim, fetvalarından birisinde hakka isabet edemese, onun bu hatası bize açık ve belirgin olarak görünse işte o zaman onun fetvasının tağutun şeriati olduğunda şüphe edilmez. Bu fetvanın açık ve belirgin olduğu bilinmesine rağmen hala ona tabi olunursa işte o zaman tağuta tabi olunmuş olur. Fakat bu fetvayı veren müctehid, ictihad yaparken bütün gücünü kullandığı için Allah katında muhsindir ve bu ictihadından dolayı bir ecir alır." (Duatun La Kuda: s: 162)
 
 
Allah sana hidayet etsin!

Tağutları müdafa eden kişinin ne hale düştüğüne bir bak!

Hudaybi, müctehidin hatalı ictihadını bir tağut olarak tanımlıyor.

Bunun sebebi ise; tağutu tekfir etmenin hatalı olduğunu ispat etmektir.

Ben diyorum ki:

"Müctehidin hatalı ictihadının tağut olduğunu söyleyen hangi alim vardır?

İctihad hakkında şeraitte naslar vardır. Muhakkak ki tağutu ve koyduğu kanunları, fıkhi meselede ictihad eden müctehide kıyas etmek, insanları yanıltmak için demogoji yapmaktan, kelimeleri yerinden oynatmaktan, müşrikleri ve tağutları müdafa etmekten ve husumeti onlardan uzaklaştırmaktan başka bir şey değildir. Oysa Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

"Hainlerin lehine hasım olma." (Nisa: 105)

Yani; hainleri müdafa etme, demektir.
 
 
İmam Şankıti, hükmeden hakimler ve hükmolunanlar hakkında şöyle dedi:
 
"Bize bildirilen bu semavi naslar apaçık göstermektedir ki, şeytanın kendi dostlarının diliyle Allah’ın şer’iatine muhalefet olarak koyduğu beşeri kanunlara tabi olanların kafir ve müşrik oldukları konusunda şüphe eden kimseler, ancak bu kafir ve müşrikler gibi Allahın gözlerine perde indirdiği ve vahiy nuru karşısında kör ettiği kimselerdir." (Edvau’l Beyan c: 4 s: 83-84)
 
 
Muhammed b. Abdulvahhab rahimetullahi aleyh şöyle demiştir:

 
"Allah için ey kardeşlerim!

Dinimizin temeline, onun evveline, sonuna ve başına sımsıkı tutunun!

Dinin temeli ise; Allah-u Teâlâ'dan başka ibadete layık ilah olmadığına şehadet etmektir. Onun manasını öğrenin, onu sevin, onun ehlini de sevin, uzak olsalar bile onları kardeşleriniz bilin.

Tağutları ve onların yardımcılarını tekfir edin, onlara düşman olun. Onları sevenlere, müdafa edenlere, tekfir etmeyenlere ve "onlardan dolayı bana bir sorumluluk yoktur", "Allah beni onlara karşı bir şey yapmakla mükellef kılmadı" diyenlere de buğzedin.

Böyle kimseler ancak Allah adına yalan söylemiş ve iftira etmişlerdir. Çünkü Allah-u Teâlâ bizleri onlara karşı birşeyler yapmakla mükellef kılmış, bu kimseler kardeşlerimiz ve çocuklarımız olsalar bile onları tekfir etmemizi, onlardan uzak durmamızı bize farz kılmıştır." (Mecmuatu’t Tevhid c: 1 s: 141)
 
 
(Muhammed b. Abdulvahhab rahimetullahi aleyh) Bir başka yerde de şöyle demiştir:
 
"Tağutu reddetmek; Allah-u Teâlâ'dan başkasına yapılan ibadetin geçersizliğine inanmak, Allah-u Teâlâ'dan başkasına ibadet yapmamak, Allah-u Teâlâ'dan başka ibadet edilenlere buğzetmek, Allah-u Teâlâ'dan başkasına ibadet edenleri tekfir etmek ve onlara düşman olmak, demektir." (Mecmuatu’l Fetava ve Er-Resail ve’l Ecube)
 
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |