HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
E-posta adresinize aktivasyon iletisi gelmediyse lütfen buraya tıklayın.
17 Eylül 2014, 03:29:34


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Haram ve Günahín arasindaki Fark nedir ?  (Okunma Sayısı 5759 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Cavi
Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 12


« : 20 Ocak 2009, 00:53:01 »

Haram ile Günahin arasindaki fark nedir?
Kayıtlı
Muhacir
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 23 Ocak 2009, 03:14:49 »

Cevap: Bir amelin bir sözün yada bir hareketin haram olduğu kati delillerle bilinir. Örneğin içki içmek, adam öldürmek, humar oynamak ve buna benzer meseleler hakkında kati delil olan meselelerdir. Bu ameller aynı zamanda büyük günahlardır. Bazı alimler Büyük günahlar ve küçük günahlar diye ikiye ayırmışlar ama büyük haram yada küçük haram diye ikiye ayırmamışlardır. Sadece Tahrimen mekruha harama yakın demişlerdir.

- Eğer Allah’ın yasakladığı büyük günahlardan kaçınırsanız suçlarınızı affederiz ve sizi güzel ve şerefli bir yere yerleştiririz.
(Nisa:31)[/b]   
        
        Allah (c.c) daha önceki ayetlerde mü’minleri; zulmederek yetimlerin malını yemek, miras konusunda haksızlık yapmak, fahişelik yapmak, zulmederek kadının mehrini almak, haksız yere insanların malını yemek, haksız yere nefsi öldürmek gibi bazı büyük günahlardan sakındırdıktan sonra bu ayette büyük günahlardan uzak durup işlemeyen kişileri bir rahmeti olarak işledikleri küçük günahları affedeceğini ve onları cennete sokacağını bildiriyor.
    Allah (c.c) bu ayette mü’minlere şunu vaat ediyor:
    “Allah’ın yasakladığı büyük günahlardan kaçınır, onlardan hiçbirini işlemezseniz ve Allah’ın farz kıldığı şeyleri yerine getirirseniz Allah, daha küçük günahlarınızı bağışlayacak ve sizi güzel olan, mutluluk veren cennetine sokacaktır.”
    Ayette geçen “kebair” kebirenin çoğuludur. Kebire ise. büyük günah manasındadır. Seyyiat, seyye’nin çoğuludur. Seyyie ise işleyene veya başkasına dünyada veya ahirette zarar veren ameldir.

    Bu ayet büyük ve küçük günahların olduğunu gösteriyor. Günahların büyük ve küçük olduğunu açık bir şekilde şu ayet göstermektedir:
    “Amel defteri ortaya konunca, suçluların onda yazılı olanlardan korktuklarını görürsün. Vah bize, eyvah bize! Bu defter nasıl olmuş da küçük büyük bir şey bırakmadan hepsini saymış!” derler, işlediklerini hazır bulurlar. Rabbin kimseye haksızlık etmez.” (Kehf: 49)
    Büyük günahları sınırlandıran açık bir delil yoktur. Sahabeler ve alimlerden büyük günahlar konusunda bize değişik tarifler intikal etmiştir. Büyük günahların bazılarını bildiren hadislere baktığımızda Ehli sünnet ve’l cemaatin çoğunun kabul ettiği tarifin en doğru tarif olduğunu anlamış oluruz.

    Ehli sünnet ve’l cemaatin çoğu büyük günahları şöyle tarif ederler: 

  “Kitap, sünnet, icma ile büyük günah olarak adlandırılan veya onu yapana şiddetli ceza bildirilen veya had uygulanılan veya şiddetli bir şekilde sakındırılan her günahtır. Buna göre bir günahın büyük günah olabilmesi için Kur’an’da sahih veya hasen hadislerde hakkında fısk veya lanet veya tehdit varit olması gerekir.”

    Usul alimleri bu konuda şunları söylemektedirler: 

  “Büyük günahlardan sakınmak küçük günahların affedilmesini gerektirmez. Ancak galip olan zanna, büyük bir umuda ve Allah’ın sabit olan dilemesine göre bunların affedilebileceği ancak muhtemel olan bir şeydir. Şayet “büyük günahlardan kaçınmak küçük günahları kesin olarak affettirir.” dersek o zaman küçük günahları işlemenin mubah olduğunu iddia etmiş oluruz. Oysa ki bu İslam şeriatına ters düşmektedir. Bize göre küçük günah diye bir şey yoktur.”

    Kuşeyri Abdurrahman şöyle demiştir: 

  “Sahih olan görüş küçük günahların büyük günahlara dahil olduğudur. Ancak bazı günahların diğer günahlardan daha büyük olduğu bir gerçektir. Büyük günahların sınırlandırılmamasının hikmeti kulun bütün günahlardan kaçınması içindir.”
    Kadı Ebu Bekir b. Tayyib, Ebu Ishak el-Esfehani, Ebu Muali, Ebu Nasr Abdurrahim el-Kuşeyri ve başkaları şöyle demiştir:
    “Bazı günahlara, ondan daha büyük olanlara nispetle küçük günah denmiştir. Mesela zina küfre nispetle daha küçük günahtır. Haram olan öpüş, zinaya nispetle daha küçük bir günahtır. Bize göre hiçbir günah, başka bir günahtan kaçınmak suretiyle bağışlanmaz.
    Çünkü her günah büyüktür. Onu işleyenin küfür ve şirk dışında affedilmesi Allah’a kalmıştır.

    Çünkü Allah (c.c) şöyle buyurmuştur:
    “Allah kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz. Bundan başkasını dilediğine bağışlar.” (Nisa: 116)

    Bu alimler Nisa: 31 ayetinin bir başka okuyuşunu kendi görüşlerine delil gösterdiler. Ayetteki “kebair (yani büyük günahları) kebire (yani; büyük günah) olarak okumuşlardır.     Buna göre ayetin manası şöyle olmaktadır: “Yasaklandığınız büyük günahtan sakınırsanız.” Ayetteki büyük günahtan kasıt, şirk ve şirkin çeşitleridir.
    Nisa: 116: ayetinde hüküm sınırlandırılmıştır. Nisa: 31’de ise hüküm geneldir. Hükmü genel olan nas, hükmü mukayyed (sınırlandırılmış) nassa göre tefsir edilir. Buna göre Nisa: 31’ deki büyük günahtan kasıt; şirk ve şirkin çeşitleridir. Nisa: 116: ayetine göre şirk ve şirkin çeşitlerinden kaçınıldığında diğer günahların affolunması Allah’ın dilemesine bağlıdır. Bu görüşlerini desteklemek için şu hadisi delil gösterdiler:

    Ebu Umame (r.a)’dan Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: 
  “Bir müslümanın malını yeminle haksız yere alana Allah ateşi vacip kıldı ve cenneti haram kıldı.” Orada bulunanlar şöyle dediler:
    “Ey Allah’ın Rasulü! Aldığı bu şey çok az olsa bile mi?”

    Rasulullah (s.a.s):
    “Arak ağacından misvak için alınan dal bile olsa...” buyurdu.” (Müslim)    Bu hadise göre alınan şey az bile olsa şiddetli bir tehdit söz konusudur.

Bir adam İbn-i Abbas’a:
    “Büyük günahlar kaç tanedir, yedi tane midir?” diye sordu. İbn-i Abbas:
    “Yedi değil, yedi yüze yakındır. Fakat istiğfar etmekle büyük günah kalmayacağı gibi ısrarla da küçük günah büyük günah olur.” dedi.
(İbn-i Cerir, İbn-i Ebi Münzir, İbn-i Ebi Hatim)

    İbn-i Abbas (r.a) şöyle dedi:
    “Kulun ısrar ettiği her günah büyük günahtır. Kulun tövbe ettiği hiçbir günah büyük günah sayılmaz.” (Beyhaki)
    Allah (c.c)’nun yasakladığı her günahın büyük ve küçük tarafı vardır. Allah (c.c)’nun yasakladığı günaha karşı laubalilik, küçümseme, ısrar olursa bu günah ne kadar küçük olursa olsun büyür, hatta küfür noktasına kadar varır.
    Büyük ve küçük günahları bu şekilde anladığımızda hem ayeti hem de sahabelerin ve usûl alimlerinin görüşlerini daha iyi anlamış oluruz.
    Elbette bazı günahlar diğer günahlara nazaran daha büyüktür. Örneğin; zina, haram öpüşten daha büyük günahtır. Haksız yere adam öldürmek haksız yere dövmekten daha büyüktür, insanın durumuna göre işlediği günah büyük veya küçük olabilir, insanın kızdığı, korktuğu veya şehveti aşırı olduğu zaman işlediği günah ile aynı günahı önemsemeyerek, küçümseyerek işlemesi arasında elbette fark vardır. Çünkü birinci durumda insan kendine geldiği zaman pişman olur ve tövbe eder. Günah ne kadar küçük olursa olsun küçümseyerek önemsemeyerek işlendiğinde bu günah büyük günah olur.

    Allah (c.c): “Tartıda haksızlık yapanlara yazıklar olsun.” (Mutaffifin: 1) buyuruyor. 
  Bu ayet hem küçük hem de büyük haksızlık yapıldığında azap olduğunu bildiriyor.
    Aynı şekilde Allah (c.c): “Dedikodu yapanlara, insanları kötüleyenlere, ayıplayanlara veyl vardır.” (Humeze: 1) buyuruyor. Bu ayet az da olsa çok da olsa insanları ayıplayan, namuslarına laf atan kişinin azabı hak edeceğini bildirmiştir.
    Günahları işleyen kişinin durumuna göre büyük ve küçük olabilir.

    Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: 
  “Beş vakit namaz, cumaya kadar cuma, Ramazana kadar Ramazan büyük günahların dışında arada işlenen günahlar için keffarettir. Üç günah hariç... Bunlar; Allah’a eş koşmak, sünneti terk etmek ve yapılan anlaşmayı bozmaktır.”   
      Sahabeler:
    “Ey Allah’ın Rasulü! Allah’a eş koşmanın ne olduğunu biliyoruz. Fakat yapılan anlaşmayı bozmak ve sünneti terk etmek ne demektir?” Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
    “Bir adama sağ elinle bayat ettikten sonra ona karşı çıkıp onunla kılıcınla savaşmak, sünneti terk etmek ise cemaati terketmektir.” (Ahmed, Beyhaki, Hakim rivayet etti ve sahih dedi.)

    Abdullah b. Mesud (r.a) şöyle dedi:
 “Bir adam Rasulullah’a gelerek şöyle dedi: “Ey Allah’ın Rasulü! Medine’nin uzağında bir kadına rastladım. Cima hariç her şeyi ona yaptım. Sana geldim. Bana dilediğin hükmü ver...” dedi. Ömer (r.a) ona:
    “Günahını saklasaydın, Allah (c.c) seni saklardı” dedi. Rasulullah (s.a.s) ona cevap vermedi. Bunun üzerine adam ayağa kalkarak uzaklaşmaya başladı. Bir müddet sonra Rasulullah (s.a.s) onu çağırmak için bir adam gönderdi. Rasulullah’ın yanına geldiğinde   
  Rasulullah (s.a.s) ona:   
 “Haseneler seyyieleri siler” ayetini okudu. Bunun üzerine sahabelerden biri şöyle dedi:
    “Ya RasulAllah! Bu, o adama özel midir?” Rasulullah: “Hayır. Bu bütün müslümanlar içindir.” (Müslim)
    İyi amellerin kötü amelleri silmesi, kötü amellerin nefisteki kötü etkisini gidermek suretiyle olur. Kötü amellerin nefisteki etkisi, nefsin kötü şeylerden hoşlanması, onlardan zevk almasıdır.
    Büyük günahlardan uzaklaşmak suretiyle küçük günahların affedilmesi şu şekilde olur:
    Büyük günahlardan kaçınan kişi, küçük bir günahı işlemeye tamamen karar verdiğinde büyük günahlardan kaçınması, küçük günahın kalpteki etkisini sildiğinden dolayı pratikte uzak durduğu zaman artık küçük günahları işlemeye meyli azalır. Nefsi, küçük günah işlemek istediğinde büyük günahlardan uzak durduğu için, o küçük günahı işlemeye meyli olmaz.
    Bunu daha iyi anlamak için şöyle bir örnek verelim: Bir kişi bir adamın malını çalmak için o adamın evine girer. Sonra Allah’tan korkup o evden çıkarsa hırsızlık günahını işlemediği için Allah (c.c) onun başkasının evine izinsiz girme günahını affeder. Büyük günah olan hırsızlıktan kaçınması o kişinin kalbindeki imanın fısk işleme hissini yendiğini gösterir. Fakat hırsızlık için değil, sırf üzmek için bir insanın evine izinsiz girerse hırsızlık yapmasa bile bu, kalbinde o kişiye karşı beslediği hakkını küçümseme hissini silmez. Bu yüzden hırsızlık yapmaması eve girme günahını silmez. Aynı şekilde bu kişinin içkiden veya zinadan kaçınması, hiçbir zaman izinsiz eve girme günahını silmez. Nice fasıklar vardır ki bazı günahları işler, bazı günahlardan şiddetle kaçınırlar. Kaçındıkları büyük günahlar, hiçbir zaman ısrar edip devamlı işledikleri küçük günahları affettirmez, işledikleri bu küçük günah bir tane olsa bile...
    İşlenen günahların affedilmesi için o günahtan pişman olup, tevbe edilmesi gerekir, insan büyük günahlardan kaçındığı ve iyi ameller işlediği zaman artık nefsinde öyle bir kuvvet oluşur ki küçük günahlara karşı olan meyli, sevgisi, isteği kalkar. Küçük günah işlemesi azalır veya işlediğinde ne kadar küçük olursa olsun ısrar etmez. İşte bu şekilde hadisi şerifte geçen büyük günahlardan kaçınıldığında bir namazdan diğer namaza, bir Ramazan’dan diğer Ramazan’a kadar işlenen günahların affedilmesi daha iyi anlaşılmış olur.
    Vücudun her hastalığına karşı o hastalığı yenecek özel bir ilacı vardır,. O hastalığı bu ilaçtan başka hiçbir ilaç iyileştirmez. Fakat hastalığın etkisine sık sık maruz kalmamak şartıyla iyi beslenme, spor, temiz hava, vücudu bütün hastalıklara karşı kuvvetli kılar, işte nefsin hastalıkları da buna benzer. Her hastalığın ayrı ilacı vardır, ilaç kullanıldığında bu hastalık gider. Başka bir ilaç bu hastalığı gidermez. Fakat büyük günahlardan sakınmak ve Allah’ın farz kıldığı amelleri yerine getirmek suretiyle nefiste öyle bir kuvvet oluşur ki artık onu küçük günah işlememeye, işlediğinde hemen ondan dönmeye ve ısrar etmemeye sevk eder. Tıpkı iyi beslenme ve temiz havanın vücudu bütün hastalıklara karşı kuvvetlendirdiği gibi...

    Büyük Günahlar Hakkında Bazı Hadisler: 
   Ebu Bekr’e (Nüfeyl) (r.a)’den şöyle rivayet olunmuştur:
    “Bir kere Rasulullah (s.a.s) (ashaba) üç defa:
    “Büyük haramların en büyüğünü size bildireyim mi?” buyurdu.
    Ashab: “Evet, bildir, ya RasulAllah!” dediler.
    Rasulullah (s.a.s):
    “Allah’a ortak koşmak, anababaya eziyet etmektir.” buyurdu. Sonra dayanmakta iken doğrulup oturdu. Hemen:
    “iyi dinleyin, bir de yalan yere şahadettir” buyurdu. Rasulullah (s.a.s) bu sözü durmayıp tekrar ediyordu. O kadar çok tekrarladı ki biz: “Keşke sussa” dedik. (Buhari, Müslim)
    Abdullah b. Mes’ud (r.a)’den şöyle rivayet edilmiştir:
    Bir kere Rasulullah (s.a.s)’e:
    “Ya RasulAllah! Allah indinde hangi suç en büyüktür?” diye sordum. Rasulullah (s.a.s):
    “Allah seni yarattığı halde O’na eş koşmandır” buyurdu. Ben:
    “Hakikaten bu büyük haramdır” dedim.”Sonra hangi suç büyüktür?” diye sordum.         Rasulullah (s.a.s):
    “Seninle beraber yemek yemesinden korkarak çocuğunu öldürmendir” buyurdu. “Bundan sonra hangisi büyüktür?” dedim. Rasulullah (s.a.s):
    “Komşunun hanımı ile zina etmendir” buyurdu.
    Sonra Allah (c.c) bu sözleri destekleyerek şöyle buyurdu:
    “Onlar ki Allah’tan başka bir ilaha tapmazlar, Allah’ın haram kıldığı canı haram yere öldürmezler, ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa ağır bir ceza ile karşılaşır.” (Furkan: 68) (Buhari, Müslim)
    Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
    “Büyük günahlar, Allah’a eş koşmak, anababa haklarına riayet etmemek, nefsi öldürmek ve yalan yere yemindir.” (Buhari, Müslim)    Abdullah b. Amr (r.a)’dan rivayete göre şöyle demiştir:
    Bir kere Rasulullah (s.a.s):
    “Haramların en büyüğünden birisi kişinin anasına babasına lanet etmesidir.” buyurmuştur. Mecliste bulunanlar tarafından:
    “Ya RasulAllah! Kişi anasına, babasına nasıl söver diye soruldu. Rasulullah (s.a.s):
    “O kimse birisinin babasına söver, o da buna karşılık onun babasına söver, yine o kişi birisinin anasına söver, o da buna karşılık onun anasına söver” buyurdu. (Buhari, Müslim)

    Allah’ın rahmetinden ümit kesmek, azabından emin olmak ve Allah hakkında kötü düşünmek insanı İslam dininden çıkaran büyük günahlardandır. Allah’ın rahmetinden ancak kafirler ümit keser. Allah’ın azabından ancak kaybedenler emin olur.
    Zina, livata, içki içmek, domuz eti yemek, hırsızlık, gıybet, haset, haksız yere insanların malını yemek, haksız yere müslümanlara saldırmak, müslümana sebepsiz lanet etmek veya sebepsiz yere “kafir” veya “ey Allah’ın düşmanı” demek veya mü’min erkek ve kadınlara sebepsiz eziyet etmek büyük günahlardandır.
    Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
    “Sebepsiz yere mü’min erkeklere ve kadınlara eziyet edenler açık bir günahı ve haksızlığı yüklenmişlerdir.” (Ahzab: 58)
    Rasulullan (s.a.s) şöyle buyurdu:
    “Müslümana sövmek fısk, ona karşı silahla çıkmak küfürdür.” (Buhari, Müslim)
    “Mü’mine lanet etmek onu öldürmek gibidir.” (Buhari, Müslim)
    “Kim bize karşı silah kullanırsa bizden değildir. Kim kandırarak malımızı yerse bizden değildir.” (Müslim)
    “Kıyamet gününde ben üç kişinin düşmanıyım: Beyat verdikten sonra gadr (kalleşlik) yapan, bir hürü satıp onun parasını yiyen, bir işçi tutup işini bitirdikten sonra onun ücretini vermeyen.”  (Buhari)
    “Allah kıyamet gününde üç kişiyle konuşmaz, onlara bakmaz ve onları temize çıkarmaz. Onlar için acıklı bir azap vardır: Kibir içinde elbisesini yere salan, iyiliği başa kakan, malını yalan yeminle satan...” (Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesei)
    İbn-i Abbas (r.a)’dan Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
    “Allah’tan başkasına kurban kesene, arazilerin hudut taşını değiştirene, kör olan birisinin yolunu şaşırtana, ana babasına sövene, lutilik yapan ve hayvanlarla zina yapana Allah lanet etti.” (Ahmed)
    “Peruk takan ve taktırana, dövme yapan ve yaptırana, kaşlarını incelten ve incelttirene, güzellik için dişlerini ayıran ve ayırtana, Allah’ın yarattığını bu şekilde değiştirene Allah lanet etsin.” (Buhari, Müslim)
    Rasulullah (s.a.s), büyük günahlar hakkındaki sözlerini büyük günahları saymak ve sınırlandırmak için söylememiştir. Duruma ve ihtiyaca göre bunları bildirmiştir.
    Büyük Günah İşleyenlerin Durumu:
    Allah (c.c)’ya iman edip şirk koşmayarak ölen kimse muhakkak cennete girecektir. Allah (c.c), günah işleyen, işlediği günahı meşrulaştırmadan ve işlediği günah sebebiyle ölmeden önce tevbe eden kimseyi affeder ve onu direk olarak cennetine sokar.     Günahından tevbe etmeden ölen kişinin durumu da Allah (c.c)’ya kalmıştır. Dilerse günahı nispetinde o kimseye azap eder, dilerse onu affeder. Fakat o kimse, cehennemde asla sonsuza kadar kalmaz.
    Tevhid ehli olup Allah (c.c)’ya şirk koşmayan, Allah’ın helal ve haram sınırlarını değiştirmeyen, günah işlediğinde meşrulaştırma izlenimi vermeyen ve işlediği günahtan dolayı sıkıntı duyan kişi cehennemde ebedi olarak kalmayıp mutlaka cennete girecektir.
Allah (c.c)’ya şirk koşan, Allah (c.c)’nun haram kıldığı amelleri meşru kılan ve böylece tevhid ehli olma sıfatını hak etmeyen kimse ne kadar hayır amel işlerse işlesin cennete giremeyecek ve cehennemde ebedi olarak kalacaktır.
    Kitap ve sünnette bu konu ile ilgili bir çok deliller vardır.
    Osman (r.a)’dan Rasulullah (s.a.s)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
    “Kim La ilahe illAllah’ın manasını bilerek ölürse cennete girer.” (Müslim)
    Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
    “Ey Eba Hureyre! Şu bostanın arkasında kalbi yakinen şeksiz inanarak La ilahe illAllah’a şehadet eden her kime rastlarsan onu cennetle müjdele.” (Müslim)
    Ubade b. Samid (r.a)’den Rasulullah (s.a.s)’in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur:
    “Kim La ilahe illAllah’a şehadet edip Allah’ın tek olup ibadette O’na hiçbir ortak olmadığına, Muhammed (s.a.s)’in O’nun kulu ve rasıılü olduğuna, İsa (a.s)’ın’ O’nun kulu, rasulü ve O’ndan bir ruh olduğuna, “Ol” kelimesinin Meryem’e yöneltildiğine, cennet ve cehennemin hak olduğuna şehadet ederse, ne yaparsa yapsın Allah onu cennete sokar.” (Buhari, Müslim)
    Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
    “Allah (c.c)’yu Rab, islam’ı din, Muhammed (s.a.s)’i O’nun rasulü olarak kabul eden kişi imanın tadına varmıştır.” (Müslim)
    Enes b. Malik (r.a) şöyle demiştir:
    “Rasulullah (s.a.s)’in şöyle buyurduğunu işittim:
    “Kıyamet günü geldiğinde ben şefaat eder ve ya Rabbi! Kalbinde hardal tanesi kadar imanı olanları cennete koy” diye dua ederim. Bunlar cennete girerler. Sonra ben: “Ya Rabbi! Hardal tanesinden az imanı olanları da koy” diye şefaat ederim.”
    Enes b. Malik (r.a) der ki:
    “Az bir imam” dediği sırada ben Rasulullah (s.a.s)’in parmaklarına bakar gibiyim.     Parmaklarını birbirine bitiştirerek işaret ediyordu.” (Buhari, Müslim)
    Ebu Zer (r.a)’den Rasulullah (s.a.s)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
    “Bana Rabbim tarafından gelen Cibril bir kere daha gelmiş ve;”ümmetinden her kim Allah (c.c)’ya hiçbir şeyi ortak tanımayarak ölürse, o kimse cennete girer” diye haber verdi.” Ben:
    “Ya RasulAllah! O adam zina ettiği ve hırsızlık yaptığı halde cennete girer mi?” diye sordum. Rasulullah (s.a.s):
    “Evet, zina ettiği ve hırsızlık yaptığı halde de cennete girer” diye cevap verdi. (Buhari, Müslim)
    Bazı hadislerin zahirinden; büyük günah işleyenlerin imanı olmadığı, bazılarından     Rasulullah (s.a.s)’in büyük günah işleyenlerden beri olduğunu, bazılarından ise büyük günahların küfür veya şirk olarak isimlendirildiği anlaşılır.”bu gibi hadisler başta belirttiğimiz temel kaideye uygun olarak tevil edilmesi gerekir. Bu hadislerin bazılarını aşağıda zikredeceğiz.
    1 - Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
    “Müslümana sövmek fısk, onunla savaşmak küfürdür.” (Buhari, Müslim)
    Hadiste söz konusu olan fiili, helal saymamak suretiyle işleyen bir müslüman İslam milletinden çıkmaz.
    2 - Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
    “Benden sonra birbirinizin boyunlarını vuran kafirler gibi olmayın.”
    Bu gibi amelleri işleyen bir müslüman, bunları haram kabul ettiği müddetçe kafir olmaz.
    3 - Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: “Allah’tan başkası adına yemin eden kişi şirke girmiştir.” (Ahmed, Tirmizi, Hakim)
    4 - Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: “insanlar arasında yaygın iki şey vardır ki küfürdür. Soya sövmek ve ölülere karşı feryat etmek.” (Müslim)
    5 - Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
    “Zina eden kişi mü’min olarak zina etmez. Hırsızlık eden kişi mü’min olarak hırsızlık etmez, içki içen kişi mü’min olarak içki içmez. Sonra tevbe için ihtimal vardır” (Buhari, Müslim)
    6 - Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: “Bize silah çeken bizden değildir. Bizi aldatan bizden değildir.” (Müslim)
    Hadisteki; “bizden değildir” ibaresi “bizim yolumuza uygun hareket etmemiştir” anlamındadır.
    7 - Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
    “Ölülerin arkasından yanaklarını döven, elbiselerini yırtan, feryat ederek ağlayan, cahiliyye adetlerini yapan bizden değildir.” (Buhari, Müslim)
    Bunlara benzeyen hadisler çoktur. Bu hadislerin zahirini yalnız Hariciler almışlardır. Fakat ehli sünnet bunu daha önceki kaideye göre tevil etmişlerdir.
    Ehli sünnete göre; bu gibi hadislerde geçen küfür kelimesi islam dininden çıkarmayan küfranı nimettir. Bazı hadisler ise günah işleyeni korkutmak ve günahı büyük göstermek içindir. Yoksa İslam’dan çıkartmak manasında değildir. Ancak bu fiilleri helal sayarak işleyen kişi kafir olur.
    Alimlerin ittifakına göre günah işleyen mü’minin işlediği günah ne onu kafir yapar ne de imanı ondan kaldırır.
    Allah (c.c) ayetlerde ve hadislerde imanı bozan şeyleri açıklamıştır, imanı bozan şeylerin dışında kalan büyük günahları yapan mü’min bu günahları helal saymadığı ve pişman olduğu müddetçe kendisinden ancak imanın kemali ve ihlası kaldırılır, iman kaldırılmaz.
    Şöyle bir soru akla gelebilir: “Bir kişiden iman ismini kaldırmaksızın; “sen mü’min değilsin” demek nasıl olur?
    Mü’min olan kişiye; “mü’min değildir” demek o kişiden imanın çıkması demek değildir. Araplar bunu çokça kullanırlar.
    Mesela sanatkar olan bir kişi işini güzel yapmadığında ona; “sen sanatkar değilsin” deriz. Burada kastedilen bu kişinin sanatkar olmadığı değil, yaptığı işin iyi olmadığıdır. Veya bir çocuk babasına karşı gelince ona; “sen onun çocuğu değilsin” denildiğinde kastedilen çocuğun onun hakiki öz çocuğu olmadığı değildir. Aynı şekilde hadislerde Rasulullah (s.a.s)’in büyük günah işleyenler hakkında buyurduğu: “Bizden değildir” sözlerinden kastedilen şey “bize itaat eden, bizim yolumuza uyan, yolumuzu muhafaza edenlerden değildir” demektir. Yoksa “kafirdir” anlamında değildir.
    Bazı günahları işleyen kimse hakkında zahirinden: “imanı yoktur”, “küfür işlemiş” veya “Rasululah’tan beri olmuştur” şeklinde anlaşılan hadislerde kastedilen küfrün; imanı kaldıran, islam’dan çıkartan küfür olmadığını, tevil edilmesi gerektiğini gösteren deliller vardır. Bunlar;
    1 - Büyük günah işleyenlerin, hatta hadislerde belirtilenlerden daha büyük günahları işleyen kimselerin cehennemde sonsuza kadar kalmayacağına dair deliller vardır. Mesela zina, hırsızlık; müslümanlara sövmekten ve ölü üzerine ağlamaktan daha büyük günahtır:
    2 - Bu alametler küfür alameti olsaydı, bunları işleyen kişiler mürtet olup, mürtedin dünyadaki hükmü olan öldürülmeyi hak ederlerdi. Halbuki bu günahları işleyen kişilerin cezası ölüm değildir. Mesela hırsızın eli kesilir, zina eden bekar ise dövülür. Kazf eden veya içki içen dövülür. Bu kişilerin cezalarının bu olduğu ayet ve hadisle sabittir. Bunlar kafir olsalardı cezalan ölüm olurdu. Çünkü Rasulullah:
    “Dinini değiştireni öldürün” buyurdu. (Buhari)
    3 - Kur’an ayetlerinde, büyük günah işleyen kimseler mü’min olarak isimlendiriliyor ve mü’minlerle olan iman kardeşliğinin devam ettiği bildiriliyor.
    Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
    “Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi tarafından bağışlanırsa, artık (onun hemen) iyiye yönelmesi ve öldürülenin velisine (diyeti) güzellikle ödemesi gerekir. İşte bu (hüküm) Rabbinizden size bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan (diyeti aldıktan) sonra (öldürenin halkına) tecavüzde bulunursa, ona acıklı bir azap vardır.” (Bakara: 178)
    Allah (c.c) bu ayette müslümanı öldüren kişiyi müslümanlardan ayrı tutmadı ve ölen kişinin mü’min kardeşi olarak vasıflandırdı.
    “Büyük günahları işlemek, insanı sonsuza kadar cehennemde bırakmaz” diyen ehli sünnet, “bunlara azab edilmez” diyen Mürcie gibi değildir. Mürcie “imanla beraber hiçbir şey zarar vermez” düşüncesindedir. Mürcie’nin bu sözü Kur’an ve sünnete muhaliftir. Çünkü günah işleyenlere azab edileceğine dair ayetler vardır. Allah (c.c) korkuttuğu azabla muhakkak azap edecektir. Hatta çok fazla günah işlemek kişinin küfür ve irtidadına sebep olabilir. Kişinin heva ve hevesine uyarak günah işlemesi onu Allah (c.c)’nun emrini ve Rasulullah (s.a.s)’in sünnetini inkara götürebilir. Devamlı günah işlemek kalbi öldürür. Kişi artık o hale gelir ki işlediği günahlara kılıf uydurarak haramı helal görmeye başlar ve bu yüzden mürted ve kafir olur.
    Mürcie; “Kim La ilahe İIAllah’ın manasını bilerek ölürse cennete girer” hadisindeki cennete girmeyi azapsız olarak ele almıştır. Halbuki cennete girmek için ille de azab görmemek şart değildir.
    Mürcie, görüşlerinin doğruluğunu ispat etmek için aşağıdaki ayeti delil almıştır:
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
    “İman eden ve iyi işler yapanlara; hakkıyla sakınıp iman ettikleri ve iyi işler yaptıkları, sonra yine hakkıyla sakınıp iman ettikleri, sonra da hakkıyla sakınıp yaptıklarını, ellerinden geldiğince güzel yaptıkları taktirde (haram kılınmadan önce) tattıklarından dolayı günah yoktur. Allah iyi davrananları sever.” (Maide: 93)
    Halbuki bu ayet, içki haram kılınmadan önce içki içmiş olup da bu hal üzere ölen sahabeler hakkında inmiştir. Daha önce öldükleri için onlara günah yoktur.
    Bu ayal indikten sonra Kudame İbn Abdullah içki içti. Bazı kişiler de onunla beraber içtiler. Bu yaptıklarına delil olarak da bu ayeti gösterdiler. Bunların durumu Ömer b. Hattab (r.a)’ya ulaşınca, Ömer b. Hattab, Ali b. Ebi Talib ve diğer sahabeler onlar hakkında şöyle hüküm verdiler:
    “İçkinin haramlığını kabul ederlerse dövülürler, bu ayeti te’vil edip helal olduğunu iddia ederlerse mürted olarak öldürülürler.” Ömer (r.a), Kudame’ye:
“Sen Allah (c.c)’dan korkup iman edip salih amel işleseydin içki içmezdin” dedi. (Taberi)
    İçki, Uhud savaşından sonra haram kılındı. Bazı sahabeler içki haram kılınmadan önce içki içip ölen sahabelerin durumunu sordular, bunun üzerine Maide: 93 ayeti nazil oldu.
    Büyük veya küçük günahları işleyen kimseler kafir olmasalar bile mü’min bir kimse, Allah (c.c) korkusundan dolayı büyük veya küçük günah işlemekten devamlı uzak durmalıdır. “Bunlar küçüktür, zarar vermez” demesi doğru değildir.
    Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
    “Ne sizin kuruntularınız ne de ehli kitabın kuruntularıyla olur. Kim bir kötülük yaparsa onun cezasını görür. Ve kendisi için Allah’tan başka veli de yardımcı da bulamaz.” (Nisa: 123)
    Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
    “Bir kul bir günah işlerse, kalbinde siyah bir nokta olur. Tevbe ederse bu siyah nokta temizlenir. Tevbe etmeyip de günah işlemeye devam ederse bu siyah nokta büyür ve nihayet bütün kalbi kaplar.” (Tirmizi, Nesei, İbn-i Mace, Tirmizi bu hadis için “Hasen, sahih” dedi.)
    İşte aşağıdaki ayette geçen ve kalbin siyah noktalarla kaplanması anlamında olan “Ran” kelimesiyle anlatılmak istenen budur.
    Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
    “Hayır, hayır onların kazandıkları kalplerini paslandırıp köreltmiştir.” (Mutaffifin: 14)
    Hasan el-Basri şöyle dedi:
    “Günahı terk etmek tevbeyi istemekten daha iyidir.” (Ez-Zevacir an-Ertikap el-Kebair c: l s: 12)
    Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
    “Size yasakladığım şeylerden uzak durun, emrettiğim şeyleri gücünüz yettiği kadar yapın.” (Buhari, Müslim)
    Hadise dikkat edilirse Rasulullah (s.a.s) yasakladığı şeyler için; “gücünüz yettiği kadar” dememiş, fakat emrettiği şeyler için böyle demiştir. Bunlardan uzak durmak şarttır, çünkü onlar tehlikelidir.
    Fudayl ibn iyad dedi ki:
    “Senin katında günah ne kadar küçülürse Allah (c.c) katında o kadar büyür. Senin katında ne kadar büyürse Allah (c.c) katında o kadar küçülür.
    Selef şöyle dedi:
    “Günahlar küfrün postasıdır. Çünkü: “Küçük günahların çoğu kalbi sertleştirir. Her hayır kalpten çıkar ve bunu devamlı işlediğinde şeytanın dostu olmuş olur ve sonuçta şeytan onun küfründen başka şeye razı olmaz ve onu küfre sokar. Şüphesiz Rasulullah (s.a.s) bazı günahlar konusunda daha şiddetli davranmış ve bunları yapanların daha çok azabı hak ettiklerini söylemiştir. Bazı günahları helak edici olarak zikretmiş ve büyük günah olarak isimlendirmiştir.   
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.19 | SMF © 2013, Simple Machines

.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |