HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 23 Haziran 2017, 04:38:43


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Yapılan amel ramazanla alay sayılırmı  (Okunma Sayısı 1004 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ubeyde
Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 14


« : 27 Eylül 2007, 01:02:59 »

s a  1. soru Günümüz insanları ALLAH  cchunun ramazandaki orucu farz kıldıgını  biliyorlar bu sebeble tutmayanlari bıle yerine göre kınıyorlar  
 Bir kimse bu ayın ramazan oldugunu bildigi halde oruc tutmuyorsa ya mazeretlidir şeri manada mazeretlidir yani yolcudur veya hastadır vb lerigibi  oda acıktan yemek yemez veya ALLAH ın farz kıldıgı emrini önemsemeyen bir kafirdir  bu önemsememek acıktan insanların içinde yemek yeme halini aldıgı  zaman ramazanla alay olurmu **

 2 Bir arkadaş 100m kare bir işyerinde calışıyor oruc tutanlar oldugu gibi tutmayanlarda var mesela karşısındaki kişi oruc tutmuyan bir kişi tatlı sakız cıynıyor veya sigara iciyor işyerinde Müslüman bu kişiyi uyarmaya degmeyecek bir kişi olarak görüyor Buyüzden onu uyarmadan kalben bugz ediyor ve aynı ortamda calışmaya devam ediyor Bu kimse bu amele rıza göstermiş olurmu ve yaptıgı kendisini kurtarırmı  Bu kimse nisa 140 eyetinin hükmünü alırmı
Eger karşısındaki insanı uyardıgı halde oda aynı ameline devam ederse bu noktada arkadaş  o kişiye  kalben bugz etse  gine aynı ortamda calışsa sorumlu olurmu  Yoksa kalben bugz etmekle beraber işyerinimi degiştirmesimi gerekir  ALLAH  a emnet olun

Kayıtlı
Alkame
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 503



« Yanıtla #1 : 31 Mayıs 2017, 11:37:34 »

s a  1. soru Günümüz insanları Allah  cchunun ramazandaki orucu farz kıldıgını  biliyorlar bu sebeble tutmayanlari bıle yerine göre kınıyorlar  
 Bir kimse bu ayın ramazan oldugunu bildigi halde oruc tutmuyorsa ya mazeretlidir şeri manada mazeretlidir yani yolcudur veya hastadır vb lerigibi  oda acıktan yemek yemez veya Allah ın farz kıldıgı emrini önemsemeyen bir kafirdir  bu önemsememek acıktan insanların içinde yemek yeme halini aldıgı  zaman ramazanla alay olurmu **

Aleykum selam

Cevap: Alimler, Ramazan da orucu sebepsiz olarak açıktan yiyen kişinin İslam’ın en büyük şiarlarından olan Ramazan ayına hürmetsizlik ve Allah (c.c)’ın “oruç tutun” emrini alaya ve hafife almak demek olduğuna hükmetmişlerdir. Çünkü bu kişi gerçekten iman etmiş olsaydı, bu yaptığının açık bir şekilde Ramazan ayıyla, Allah (c.c)’ın emriyle ve Müslümanların uygulamasıyla alay etmek olacağını bilirdi. Buna ilk önce imanı, sonra da hayâsı müsaade etmezdi.


2 Bir arkadaş 100m kare bir işyerinde calışıyor oruc tutanlar oldugu gibi tutmayanlarda var mesela karşısındaki kişi oruc tutmuyan bir kişi tatlı sakız cıynıyor veya sigara iciyor işyerinde Müslüman bu kişiyi uyarmaya degmeyecek bir kişi olarak görüyor Buyüzden onu uyarmadan kalben bugz ediyor ve aynı ortamda calışmaya devam ediyor Bu kimse bu amele rıza göstermiş olurmu ve yaptıgı kendisini kurtarırmı  Bu kimse nisa 140 eyetinin hükmünü alırmı
Eger karşısındaki insanı uyardıgı halde oda aynı ameline devam ederse bu noktada arkadaş  o kişiye  kalben bugz etse  gine aynı ortamda calışsa sorumlu olurmu  Yoksa kalben bugz etmekle beraber işyerinimi degiştirmesimi gerekir  Allah  a emnet olun


Cevap: Eğer bu gibi meselelerde kaide doğru anlaşılırsa, hüküm de doğru verilir ve Allah’ın izniyle benzer meselelerde tekrar tekrar şüpheye düşülmez.
 
Kaide şudur: Küfre bakmak veya onu işitmek, her zaman küfre rıza değildir.

1 – Daru’l harpte her küfre karşı gelmemek, ses çıkarmamak, küfür işleyenlerle aynı ortamı paylaşmak küfre rıza değildir.

Nisa suresi 140. ayetteki genel hükmü tahsis eden başka naslar da vardır. Başka ayetler ve Rasulullah (s.a.s)’ın sünneti bunu tahsis etmiş, sınırlarını belirlemiştir. Bu sebeple çizilen sınırlar çerçevesinde, belli şartlar dâhilinde kâfirlerin küfrüne sessiz kalmak küfür olmaz.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Kalbi imanla dolu olduğu halde inkâra zorlanan hariç kim iman ettikten sonra Allah’ı inkâr eder, kalbini inkâra açık tutarsa işte Allah’ın gazabı onların üzerinedir. Bunlara büyük bir azap da vardır. Bunun sebebi dünya hayatını ahirete tercih etmeleri ve Allah’ın kâfirleri doğru yola sevk etmemesidir.” (Nahl:106-107)

Allah (c.c) bu ayette kalbin imanla dolu olması şartıyla ikrah (zorlama) altında küfür sözü söylenmesine veya küfür ameli işlenmesine izin vermiştir.

İslam’ın olmadığı bir ortamda, kâfirler İslam’la alay etmedikleri veya alay ettiklerinde onlara karşı koyabildiği müddetçe Müslümanın yeme, içme, birlikte çalışma, alışveriş, yolculuk vs. sebeplerden dolayı kâfirlerle bir arada bulunması, akidesinden taviz vermemek şartıyla caizdir.

İslam’ın hâkim olmadığı dönemlerde Müslümanların akidelerinden taviz vermemek şartıyla, kâfirlerle bir arada bulunup onlarla günlük ilişkilerini sürdürmeleri bunun açık bir örneğidir.

Mekke’de ki Müslümanlar gizlilik yani metottan dolayı kâfirlerin küfürlerine karşı koymuyorlardı. Müşrik topluluğuna girip oturmak, onlarla beraber olmak her zaman küfür değildir.

Nisa 140 ve benzeri ayetlerin hükmü ve delalet ettiği mana her küfür için olsa idi Mekke’de küfürden kurtulan bir kişi dahi kalmazdı ve 13 yıl boyunca gizlenmiş Müslümanların hepsi kâfir olurdu. Demek ki her küfre karşı koymak ve onu imha etmek her zaman mümkün değildir. Müslümanlar için küfür olup kâfirler için hayat tarzı ya da inanç biçimi olan durumlarda sözlü olanı sözle bozmak, hareketle olanı hareketle bozmak, yazıyla olanı yazıyla bozmak yeterlidir orayı terk etmek gerekmez.

Kâfirlerin içinde zaruretten dolayı bulunan Müslümanlar o topluma uymamak şartıyla o toplumun içinde bulunmaları gizlilik döneminde oldukları için Müslümanlara zarar vermez. Tıpkı sahabelerin gizli dönemde müşrikler şirk işlerken bulundukları gibidir.

Rasulullah (s.a.s) ve sahabeleri 3 sene gizli dönemde kâfirlerle beraber oldukları ve küfrü gördükleri halde gizlilik icabı karşı gelmediler. Çünkü karşı gelirlerse gizlilik ihlal olacaktı ve Müslümanlar zarar göreceklerdi.

Günümüzde belki de Mekke’dekinden daha fazla gerek sözlü, gerek yazılı ve gerekse hareket olarak, yanımızda küfürler işlenmesine rağmen her küfre müdahale edemiyoruz. Mekke müşrikleri Mekke’de açık açık küfürlerini icra etmelerine rağmen, Müslümanlar gizlilik yani metottan dolayı onların küfürlerine karşı koymuyorlardı. Rasulullah’ın başına deve işkembesi konduğunda bu durumu gören Abdullah b. Mesud müdahale edememiştir. Bu arada kızı Fatıma’ya haber verilmiş, o da gelmiş ve deve işkembesini kaldırmıştır. Ve bu süre içerisinde Abdullah b. Mesud’un müdahale etmemesi küfre rıza sayılmamıştır.

Şayet her küfre ses çıkarmamak küfür olsa idi, Abdullah b. Mesud müdahale etmediği için tekfir edilirdi, ancak böyle bir şey vuku bulmuş değildir. Daru’l harpten dolayı her küfre karşı gelmemek, ses çıkarmamak, küfür işleyenlerle aynı ortamı paylaşmak küfre rıza değildir. Müslümanların bunlara karşı koyacak güçleri olmadığı için onlara karşı fiili harekete geçememektedirler. Bundan dolayı da Müslümanlara küfre rıza gösterdiler denilemez.  

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Biz hiç kimseye güç yetiremeyeceğinden fazlasını yüklemeyiz...” (A’raf: 42)              

“Hiç kimse gücünün üstünde bir şeyle mükellef tutulamaz.” (Bakara: 233)


Tabi ki bunların bu durumdan kurtulma ve çabaları olmalıdır. İslam’ın aziz olması için çabaları yoksa sadece kendilerini dünya hayatına adamış, işten, aştan, göbek büyütmekten ve ticaretten başka düşünceleri yoksa Seyyid Kutub’un da dediği gibi bunlar ancak cahiliye dişlisidirler. Ve bunlar sofra mücahitleri, magazin tacirleridir.

Daru’l harpte kâfirlerin küfürlerine ses çıkarmamak, her zaman küfre rıza demek değildir.

Küfre rıza, yani küfürden razı olma küfürdür.

Başkasının küfrüne sessiz kalmak; o kimsenin küfrünü caiz veya onu iyi gördüğünde ancak küfür olur. Şayet onu caiz ve iyi görmezse küfür olmaz.

Mekke’deki Müslümanlar, Allah (c.c)’ın ayetlerini inkâr ve onlarla alay eden kâfirlerle beraber aynı mecliste zaruret sebebiyle bir arada bulunuyorlardı. Küfür işleyen kâfirlerin yaptıklarından hoşlanmayan, güç ve imkânları olmadığı için zaruretten dolayı onlarla beraber oturan, onlardan ayrılamayan ve onların küfürlerine karşı koyamayan Müslümanlara kafir hükmü verilmemiştir.(*) Çünkü onlara karşı gelebilme ve onları inkâr edebilme güç ve imkânları yoktu. Kâfirlere düşmanlık gösterdiği zaman onların kendisine eziyet edeceklerinden korkarak, kalben onlara düşmanlık ve kin beslemek şartıyla, onlarla beraber bir arada bulunmak zorunda kalan Müslümanlar onlarla aynı hükmü almazlar. İşte böyle bir incelik sebebiyle Müslümanlar küfür işleyen kâfirlerin küfürlerine rıza göstermiş olmazlar.

Küfür sistemlerini yok etmek için bütün gücüyle çalışan Müslümanlar kâfirlerle birlikte yaşamak veya bulunmak zorunda kaldıklarında şirk, küfür ve haramlarında meyletmez, bu gibi konularda onlara yardım etmezlerse kâfir olmazlar.

Fakat Allah (c.c)’ın ayetlerini inkâr ve onlarla alay edilen yerlerde ayrılma imkânları olduğu halde, geçerli bir sebep olmaksızın kâfirlerle birlikte bulunan ve müdahale etmeyen Müslümanlar Nisa 140 ayetinin hükmüne girerler.
 
2 – Kâfirlerin ibadet ettikleri putlarının ve heykellerinin olduğu yerde durmak ya da bulunmak ona tazim sevgi ve kabul olmadığı sürece küfre rıza değildir.

Rasulullah (s.a.s)’ın Mekke’deki hayatı buna en güzel örnektir. Rasulullah (s.a.s) Kâbe’de 360 put olduğu halde orayı tavaf etmiş ve gücü olmadığı için onları kıramamıştır.  Fakat Medine’de gücü elde edince hepsini kırmıştır.

Küfre rıza ne zaman söz konusu olur, ne zaman olmaz, bunu genişçe izah ettikten sonra inşeAllah bu konudaki soru işaretleri gider ve benzeri durumlarda hükmün nasıl olacağı bilinir. Bu nedenle sorduğunuz meseleleri, "Küfre bakmak veya onu işitmek, her zaman küfre rıza değildir." kaidesinin açıklamasında anlatılanlara göre değerlendirmek gerekir.

Bu nedenle sorduğunuz meseleleri, "Küfre bakmak veya onu işitmek, her zaman küfre rıza değildir." kaidesinin açıklamasında anlatılanlara göre değerlendirmek gerekir.




(*) Burada kastedilen zaruret; ölüm tehlikesi veya ikrahı mülcidir. Ayrıca "Küfre rıza küfürdür" kaidesinin geniş açıklaması için; Şeyh Seyfuddin el-Muvahhid: Davetçinin Tefsiri - En'am 68 ayetinin tefsirine bakabilirsiniz.




Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |