Fasıl
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 18 Ekim 2019, 18:55:12


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Fasıl  (Okunma Sayısı 1168 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Alkame
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 819


« : 02 Şubat 2019, 00:01:27 »


Metin:‎ FASIL

Eğer bir kimse şöyle derse: "Avam, araştırmaktan ve ince düşünmekten engellenirse ‎delili bilemez. Delili bilmeyen ise delilin gösterdiği şey konusunda cahil olur. Oysa Allah-u ‎Teâlâ bütün kullarına kendisini tanımalarını yani;‎
Birincisi: Allah’a iman edip varlığını tasdik etmelerini,‎
İkincisi: Hâdis (sonradan) olanların sıfatlarından ve başkasına benzemekten tenzih ‎etmelerini,‎
Üçüncüsü: O'nu birlemelerini,‎
Dördüncüsü: İlim, kudret, dilediği şeyin olması ve akılla idrak edilebilecek diğer ‎sıfatlarını bilmelerini emretmiştir.‎
Bu sayılanlar, zaruri ilimle bilinen şeyler değildir (zaruri ilim; kişinin araştırma yapmadan ‎elde ettiği ilimdir.) Yani bu sayılanlar araştırmadan elde edilemez, mutlaka bunları ‎öğrenmek için çaba sarf etmek gerekir. Buna göre; öğrenmek için araştırmak, bakmak, ‎düşünmek gerekir. Herhangi bir ilmi elde etmek ve ona sahip olmak için birçok delile ihtiyaç ‎duyulduğu gibi bu delillere bakmak, neye delalet ettiğini araştırmak ve delalet ettiği şeylere ‎dikkat etmek, istenilen şeylere delalet edip etmediğini, bu delillerden istenen şeyin çıkıp ‎çıkmadığını da bilmek gerekir. Ve bunların hepsi ancak delillerin şartlarını ve delillerden ‎nasıl ilim elde edileceğini; şöyle ki mukaddimelerin konuluşunu ve bu mukaddimelere ‎dayanarak sonuç elde etme metodunu bilmekle mümkün olur. Bu ilme kişi, ta ki araştırma ‎konusunda belli bir seviyeye ulaşıncaya kadar yavaş yavaş sahip olur. İşte bu, kelam ilminin ‎bahsettiği meselelerdir ve insan bu ilmi öğrenerek bakmak ve düşünmekle aklın idrak ‎edebileceği en yüksek şeylere ulaşır. ‎
Aynı şekilde avamın Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'i getirdiği her şeyde tasdik etmesi ‎vaciptir. Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in doğru sözlü olması ise zaruri (araştırmadan, ‎çabalamadan elde edilecek) bir ilim değildir. Zira o da diğer mahlukatlar gibi bir beşerdir. ‎Onu yalancı nebilik iddiasında bulunan kimselerden ayırt etmek için mutlaka bir delil ‎gerekir. Bu ise mucizeye bakmak, mucizenin hakikati ve nübüvvetle ilgili diğer şartları ‎bilmekle ancak mümkün olur. İşte bu, kelam ilminin özüdür.” ‎
Buna şöyle cevap veririz: ‎
Her mükellefin yukarıda zikredilen bu dört şeye iman etmesi vaciptir. İman; şek ve ‎tereddüt içermeyen kesin bir tasdiktir. Bu imana sahip olan kişi, iman ettiği şeylerde hata ‎olduğunu asla düşünmez. ‎

Bu kesin olan tasdik (doğrulamak) altı mertebede hâsıl olur:‎
Birinci mertebe: Bu, kesin tasdikin en üstün mertebesidir. Bu tasdik; konuyla ilgili her ‎şeyi kapsayan, hiçbir ihtimal ve şüphe kalmayıncaya kadar şartları tamamlanmış, asılları ve ‎mukaddimeleri derece derece, kelime kelime bilinen delillerle elde edilen tasdiktir. İşte bu, ‎ulaşılması istenen en üstün gayedir. Her asırda bu mertebeye ancak bir ya da iki kişi ‎ulaşabilir, hatta bu mertebeye hiç kimsenin ulaşmadığı asırlar da olur. Eğer cehennemden ‎kurtuluş bu mertebeye ulaşanlara has olsaydı, kurtuluş da o kurtuluşa erenler de çok az ‎olurdu. ‎

İkinci mertebe: Büyük âlimler arasında meşhur olduğu, bu sebeple reddedilmesi çirkin ‎görünen, karşı gelmek veya hakkında tartışmaktan nefsin nefret ettiği meselelerin doğru ‎olduklarına dair teslimiyete götüren vehmî ve kelamî delillerle hâsıl olan tasdik. Bu tür ‎deliller de bazı meseleler ve bazı insanlar hakkında, sahibinin aksini mümkün görmediği ‎kesin bir tasdik ifade eder.‎

Üçüncü mertebe:
Hitabî delillerle hâsıl olan tasdik. Bundan kastım; bazı insanlarda ‎bulunan, konuşma ve tartışma esnasında kullandıkları ikna kabiliyetidir. Bu delil çoğu kişi ‎için, daha önce edindiği kanaat ya da anlayışa uygun düştüğünden kesin tasdiki ifade eder. ‎Ancak içi taassupla dolu olan veya delilin gerektirdiği şeye muhalif bir inancı kabul eden ya ‎da her söylenene karşı çıkma âdeti olup kendini göstermek için akaid konusunda ‎cedelleşme meyli olanlar müstesna.  ‎
Kur’an delillerinin çoğu bu cinsten (akla ve selim fıtrata hitap eden) delillerdir. Örneğin; ‎‎“Bir evde iki idareciyle düzen olmaz.” sözü, kişiyi hemen tasdike sevk eder. ‎

لَوْ كَانَ فِيهِمَا آلِهَةٌ إِلَّا اللَّهُ لَفَسَدَتَا ﴿٢٢﴾‏
‎"O ikisinde (yerde ve gökte) Allah’tan başka gerçek ilahlar olsaydı muhakkak ‎düzenleri bozulup yok olurdu." (el-Enbiya: 22) ayeti de böyledir. ‎
Selim fıtrat üzerinde sabit kalan ve cedelcilerin gösteriş yapmasından uzak duran her ‎kalp, bu delili duyduğunda hemen yaratıcının vahdaniyetinin (zatında, sıfatlarında, ‎fiillerinde, hak ve yetkilerinde bir olduğunun) kesin bir şekilde tasdik edileceğini anlar. ‎
Fakat batıl cedelleşme yapan bir kişi: "Âlemi idare ve düzen konusunda birbiriyle anlaşıp ‎ihtilafa düşmeyen iki ilah neden olmasın?” dese, bu kadarını duymak bile tasdik konusunda ‎onun aklını karıştırır. Sonra anlayışı az olan bazı kişiler şüpheye kapılırlar ve bu şüpheyi def ‎etmeleri imkânsız olur. ‎
Selim aklın kabul ettiği açık ve mantıklı delillerden biri de şudur: “Yoktan var etmeye ‎kadir olan, var olan bir şeyi yok olduktan sonra iade etmeye elbette daha kadirdir.” Allah'ın ‎Yasin suresi 79. ayette buyurduğu gibi: “De ki “Daha önce o kemikleri kim bir araya ‎getirip inşa ettiyse, yeniden hayat verecek olan da O’dur.” Bu açık delili duyan her ‎avam, ister zeki ister aptal olsun, hemen bunu tasdik eder ve: "Evet, tekrar yaratmak elbette ‎başlangıçta yaratmaktan daha zor değildir, bilakis daha kolaydır." der.‎
Ancak bir soruyla yine bu kişinin aklını karıştırmak mümkündür ve cevabını anlamak ona ‎zor gelebilir. Oysa bütün soruları sorup cevaplarını verdikten sonra hiçbir şüpheye mahal ‎bırakmayacak şekilde tasdik ifade eden delili bilmeden önce de tasdik hâsıl olur. ‎

Dördüncü mertebe: Sırf, halk tarafından çok övülmesi sebebiyle hakkında iyi bir ‎inanca sahip olunan bir kimseden duymakla hâsıl olan tasdik. Bir kimse; hakkında iyi bir ‎inanca sahip olduğu babası, hocası ya da fazilet sahibi meşhur bir adamdan bir şahsın ‎öldüğü veya gurbette olan bir kimsenin geldiği ya da başka bir şeye dair haber duyarsa, ‎kalbinde hemen söylenen şeylere karşı aksini mümkün görmeyeceği şekilde kesin bir tasdik ‎meydana gelir. Onun bu tasdike sahip olmak için dayandığı tek şey; haberi getiren kişinin ‎doğru sözlü, vera sahibi ve takvalı olmasının tecrübeyle sabit oluşudur. Örneğin; Ebu Bekir ‎el-Sıddık radıyAllahu anh: “Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu.” dediği zaman, ‎nice insan bu sözün doğruluğunu kesin tasdik ve mutlak bir şekilde kabul eder. Bu kabul ve ‎tasdikin dayanağı ise sadece Ebu Bekir hakkında sahip olunan iyi inançtır.‎
İşte böyle birisi avama: "Bu kâinatın yaratıcısı birdir; O her şeyi bilen, her şeye kadir ‎olandır. Muhammed sallAllahu aleyhi ve sellem’i rasul olarak göndermiştir.” gibi akaidle ilgili bir ‎inanç söylese, avam olan kişi hemen onun bu sözünü tasdik eder ve bu sözün doğruluğu ‎konusunda kendisinde herhangi bir şek ve şüphe de olmaz. ‎
Çocukların, babaları ve hocaları hakkındaki inançları da böyledir. Onlar babaları veya ‎hocalarından inançlarla ilgili bir şey duyarlarsa hiçbir delile ve hüccete ihtiyaç duymaksızın ‎söylenen şeyi hemen tasdik eder ve bu tasdikte devam ederler. ‎
Beşinci mertebe: Kalpte, bazı karine ve hallerle birlikte bir şey işitildiğinde meydana ‎gelen tasdik. Bu karine ve haller, muhakkikler (araştırmacılar) katında kesinliği ifade ‎etmese de avamın kalbinde kesin inanca sebep olur. ‎
Örneğin; avam, tevatür yoluyla köyün reisinin hasta olduğunu duysa, sonra onun evinden ‎bağırış çağırış sesleri yükselse, sonra da çocuklarından birinden öldüğü haberini duysa ‎kesinlikle reisin öldüğüne inanır ve buna dayanarak harekete geçer. Çocuğun bu haberi ‎korkudan veya yanlış anladığından dolayı vermiş olabileceği, evdeki bağırış çağırışların da ‎reisin bayılmasından veya hastalığının şiddetlenmesinden ya da başka bir sebepten ‎kaynaklanmış olabileceği avamın aklına hiç gelmeyebilir. Bu incelikler avamların aklına ‎gelmediğinden bu gibi karineler onların kalplerinde kesin inanç oluşturabilir. ‎
Nice bedeviler vardır ki Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in yüzünün ve latif kelamının ‎güzelliğine, davranışlarındaki inceliğe ve ahlakına bakarak Allah tarafından gönderildiğine ‎dair herhangi bir delil ve mucize istemeden ona iman etmiş ve doğru söylediğini kesin ‎olarak tasdik etmiştir. ‎

Altıncı mertebe: Sırf kendi tabiatına ve ahlakına uygun düştüğünden dolayı meydana ‎gelen tasdik. Bu tasdike sebep olan şey; söyleyen kişi hakkında iyi bir inanca sahip olmak ya ‎da şahit olunan bir karine değildir, sadece söylenen şeyin kendi tabiatına uygun olmasıdır. ‎Örneğin; düşmanın ölmesini veya öldürülmesini ya da azledilmesini arzulayan bir kimse, ‎bunlardan herhangi birine dair en basit bir söylenti duysa bile hemen bunu tasdik eder ve ‎inancı üzere kesin bir şekilde devam eder. Aynı haber arkadaşı hakkında verilse veya heva ‎ve hevesine muhalif bir şey haber verilse bu defa hemen inanmayıp duraklar. Belki de ‎tamamen reddeder.‎
İşte böyle bir tasdik, tasdik mertebelerinin en zayıfı ve derece bakımından en aşağısıdır. ‎Zira önceki mertebeler, her ne kadar bazıları zayıf da olsa bir karineye veya haber veren kişi ‎hakkındaki iyi inanca ya da bunlara benzer bir delile dayanmaktadır. Bunlar, avamın delil ‎zannettiği emarelerdir ve onda, kesin deliller kadar etki bırakır. ‎
Bu kesin tasdik mertebeleri bilindikten sonra, bil ki avamın imanı bu gibi sebeplere ‎dayanır. Avamın imanı konusunda dayandığı sebeplerin en üstün derecesi ise Kur’an ‎delilleri ve Kur’an gibi kalbi tasdike götüren diğer delillerdir.‎
Avam için en üstün mertebe bu olduğundan, ona kalpleri teskin edip rahatlıkla tasdike ‎sevk eden Kur’an delillerinden ve etkileme bakımından Kur’an gibi olan açık delillerden ‎başkasını vermek doğru değildir. Bundan ötesi avamın gücünü aşar. ‎
İnsanların çoğu, çocukken iman etmiştir. Onların tasdiklerinin sebebi, sırf babaları ve ‎hocaları hakkında besledikleri hüsnüzan sebebiyle onları taklit etmeleridir. Babalarının ve ‎hocalarının kendi nefislerini çok övmeleri veya başkaları tarafından övülmeleri, çocukların ‎gözleri önünde kendilerine muhalefet edenlere sert bir şekilde karşı çıkmaları, kendi ‎inançlarına sahip olmayanların başlarına neler geldiğine dair çeşitli hikâyeler anlatmaları, ‎‎“Filan Yahudi kabrinde köpeğe dönüştürüldü.” veya “Filan Rafizi domuza çevrildi.” ‎şeklindeki inanç ve sözleri veya rüyalar anlatmaları; işte bütün bu haller çocukların ‎nefislerinde, kötü olarak anlatılan şeylere karşı nefret ve bunların zıddına karşı meyil ‎meydana getirir. Nihayet onlardan inanmaları istenen inanca dair kalplerinde mutmainlik ‎oluşur ve tamamen şüphe kalkar. ‎
Küçüklükte öğrenmek, taşa nakşetmek gibidir. Sonra çocuk bu inanç üzere büyür ve ‎nefsindeki inanç kesin bir hâl alır. Buluğ çağına eriştiğinde de küçükken sahip olduğu kesin ‎inanç ve kesin tasdik üzerinde hiçbir şüphesi kalmayacak şekilde devam eder. Bundan ‎dolayı Hristiyanların, Rafizilerin, Mecusilerin ve Müslümanların çocuklarının hepsinin ‎buluğa babalarının inançları üzere eriştiklerini ve inançları ister batıl ister hak olsun, öyle ‎kesindir ki parça parça kesilseler yine de inançlarından dönmediklerini görürsün. Hâlbuki ‎onlar bu inançlarının doğruluğuna dair gerçek ya da değil, hiçbir delil duymadılar.  ‎
Aynı şekilde müşrikten alınan köle ve cariyeler de İslam’ı bilmedikleri halde ‎Müslümanlara esir olup onlarla bir müddet haşir neşir olduklarında onların İslam’a olan ‎meyillerini görünce onlar da İslam’a meylederler ve böylece Müslümanların inandığı gibi ‎inanmaya, onların ahlaklarıyla ahlaklanmaya başlarlar. Bütün bunlar, sırf tabi olunanlara ‎taklit ve benzemeden dolayıdır. İnsanların tabiatı, özellikle de çocuk ve gençlerin tabiatı ‎benzeme ve taklide meyyaldir. ‎
Bu gösteriyor ki kesin tasdik, araştırma ve delil olmaksızın da hâsıl olabilir.‎

Açıklama:‎
İmam Gazali rahmetullahi aleyh bu fasla, gelmesi muhtemel bir soru ile başlıyor. Soru ‎şöyledir: “Allah-u Teâlâ bütün kullarına kendisini tanımalarını farz kılmıştır. Yani Allah-u ‎Teâlâ kullarına; O’nun varlığını tasdik etmelerini, O’nu her türlü noksanlıklardan tenzih ‎etmelerini, O’nu birlemelerini ve O’na layık sıfatlara -ilim, kudret, dileme gibi- sahip ‎olduğunu bilmelerini emretmiştir. Herkesin bilmesi gereken bu şeyleri çaba göstermeksizin ‎bilmek mümkün değildir, bunların ilmine sahip olmak için mutlaka çaba göstermek gerekir. ‎Eğer avam bu gibi şeylerin delillerini araştırmaz ve üzerine düşünmez ise bu delillerin ‎delalet ettiği şeyleri bilmesi mümkün olmaz. Allah’ın ona bilmesini emrettiği şeyleri deliline ‎bakmadan, araştırmadan elde etmesi mümkün olmadığına göre bu durumda mutlaka delile ‎bakıp araştırması, o delillerden nasıl hüküm çıktığını, istenen şeyin delil olup olmadığını ‎bilmesi gerekir. Bunun için de kelam ilmini bilmesi lazım çünkü bu meselelerle kelam ilmi ‎ilgilenmektedir. Aynı şekilde avamın, Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in doğru söylediğini ‎kesin bir şekilde tasdik etmesi gerekir ki onun doğru söylediğini tasdik etmek delile dayanır. ‎Bu tasdik, araştırmadan kendiliğinden hâsıl olabilecek bir şey değildir. Çünkü Rasulullah ‎sallAllahu aleyhi ve sellem bir insandır, onun diğer insanlardan farkını anlamak için mutlaka ‎delile ihtiyaç vardır ve getirdiği mucizeler nebiliğine delil midir değil midir anlamak için ‎araştırma, bakma, düşünme gereklidir. İşte bu, kelam ilminin konusu budur. O halde neden ‎avama kelam ilmi yasaklansın?”‎
İmam Gazali rahmetullahi aleyh bu soruya, imanın tarifini yaparak cevap vermeye başlıyor. ‎Çünkü sayılan şeylere iman etmek vaciptir, bu nedenle önce imanın ne olduğunu bilmek ‎gerekir. İman; kesin bir şekilde, şüpheye yer bırakmadan, tereddüt barındırmayan bir ‎tasdiktir. Bu tasdikte, tasdik edilen şeyde hata olabileceği konusunda zerre şüphe ‎bulunmaz. İşte istenen tasdik budur ve bu tasdik, sadece tek yolla elde edilebilecek bir şey ‎değildir. Yani tasdikin, sadece kelam âlimlerinin sunduğu delillerle ya da onların bildirdiği ‎şekilde hâsıl olması gerekmez. Allah’ın her kuldan istediği tasdik şekli; hangi yolla olursa ‎olsun hakka, olduğu gibi ve hiçbir şüphe, tereddüt duymaksızın iman etmektir.‎
İmam Gazali rahmetullahi aleyh, Allah’ın kullarından istediği tasdiki tarif ettikten sonra ‎bunun tek yolla elde edilmeyeceğini, altı yolla da elde edilebileceğini; bu altı yol arasında ‎mertebe bakımından üstünlük olsa da her birinde istenen tasdikin hâsıl olabileceğini belirtip ‎bu altı tasdik mertebesini güzel bir şekilde anlatıyor:‎
Birinci mertebe: Kişi bu tasdike; delilleri araştırarak, derine inerek ve tasdik edilen ‎şeyin doğru olduğuna dair zerre kadar şüphe duymayarak erişmiştir. Bu mertebede kişi, ‎inandığı şeyler konusunda herkesle tartışmaya hazırdır ve hiçbir şüphe, hiçbir delil yoktur ki ‎onun tasdikini etkilesin. Bilakis o, tasdik ettiği şeyler konusunda herkese meydan ‎okumaktadır. Çünkü bu tasdike basit olan, ihtimalli yollarla ulaşmamıştır; bilakis bütün ‎gücünü kullanarak, derin ve büyük bir araştırmaya girerek ulaşmıştır. Yani bir şeyin doğru ‎olduğuna, onunla ilgili delilleri tek tek inceleyerek, en ince teferruatına inerek kanaat ‎getirmiştir. İşte bu, en yüksek derecede tasdiktir. Tabii herkesin bu mertebeye ulaşması ‎mümkün değildir; her asırda belki bir iki kişi ulaşabilir, bazı asırlarda ise hiç ulaşan olmaz. ‎Dolayısıyla cehennemden kurtulmak, zor olduğu ve çok az kişi ulaşabildiği için böyle bir ‎tasdikle sınırlı değildir.‎
İkinci mertebe: Kişi bu tasdike; herhangi bir araştırma yaparak, delilleri inceleyerek ‎ulaşmış değildir. Yaşadığı ortamda büyük, meşhur, muteber olan âlimler vardır ve bu ‎âlimlerin görüşleri yaygındır. Halk bu görüşleri kabul etmiş durumdadır; çünkü bunlar, ‎büyük âlimlerden gelmiş olan görüşlerdir. Dolayısıyla bu görüşlere karşı çıkmak çok kötü ‎görülür; karşı çıkan kişi, halk tarafından “Sen kimsin de âlimin görüşüne karşı çıkıyorsun? ‎Senin ne ilmin var?” gibi bir karşılık görebilir. Çünkü bu görüşlere karşı çıkmak; büyük ‎âlimlere, müçtehitlere muhalefet etmek demektir ki bu, halk nazarında kabul edilebilir bir ‎şey değildir. Aynı şekilde halk, bu gibi görüşler hakkında tartışmaktan, bir şey söylemekten ‎nefret eder durumdadır. İşte böyle bir toplumda yaşayan kişi, bu büyük âlimlerin görüşlerini ‎duyduğu zaman hemen teslim olur ve tereddütsüz bir şekilde o görüşlerin doğru olduğuna ‎inanır. O halde bu yolla da tasdik hâsıl olmaktadır, üstelik kesin bir şekilde.‎
Üçüncü mertebe: Kişi bu tasdike, hitabeti güzel olan kişiye tabi olarak sahip olur. Yani ‎kişi araştırma yapamaz, delillerin inceliğini düşünemez fakat hitabeti güzel olan bir kişiyi ‎dinler, hitabetinden etkilenir ve bundan dolayı onun söylediğinin hak olduğuna inanır. Tabii ‎onda, bu tasdike engel olacak birtakım etkenler yoksa… Eğer söylenenin zıddı bir şeye ‎inanıyorsa veya belli bir görüşe taassubu varsa ya da her söylenene karşı gelme âdeti varsa ‎yahut da söylenen şey nefsinin hoşuna gitmiyorsa elbette söylenen şeylere karşı çıkar. Fakat ‎bu gibi etkenler yoksa ve kişi gerçekten hakkı istiyorsa, karşı tarafın güzel üslubu, ikna edici ‎ve etkileyici hitabeti karşısında etkilenir ve onun doğru söylediğini ikrar eder. Çünkü aklı ‎olan kişi; mantıklı konuşan, birbirine zıt şeyler söylemeyen, meseleyi anlatma üslubu ‎etkileyici, ikna edici ve hitabeti iyi olan, akla hitap eden bir kimsenin anlattıklarını, eğer ‎sayılan etkenler kendisinde yoksa tasdik eder ve şüphesiz bir şekilde inanır. ‎
İşte Kur’an’ın delilleri böyledir. Kur’an’ın delillerini duyan kimse, eğer kendisinde ‎olumsuz etkenler söz konusu değilse “Bu, haktır.” der. Zira Kur’an; meseleleri oldukça etkili, ‎mükemmel bir şekilde sunmaktadır. Dolayısıyla elbette dinleyende veya okuyanda bir etki ‎bırakacaktır çünkü selim akla hitap etmektedir. Selim akıl bu hitabı duyduğunda doğru ‎olduğunu anlar ve kesin bir şekilde inanır. Örneğin “Evde iki idareci olursa güzel bir idare ‎söz konusu olmaz; çünkü her iki taraf da kendi istediği gibi idare etmeye kalkacak, ‎dolayısıyla aralarında ihtilaf olacak ve idarede kusur meydana gelecektir.” sözü, her aklın ‎kabul edeceği bir gerçektir. Bu, Kur’an-ı Kerim’den alınmış bir delildir: “Bu kâinatın düzenli ‎olması, bu düzenin hiç bozulmaması, dakik bir şekilde işlemesi; idarecinin bir olduğunu ‎gösterir. Eğer idareci bir olmazsa mutlaka ihtilaf olacaktır; çünkü herkes kendi iradesini ‎gerçekleştirmek isteyecek ki öne geçen kimin görüşü olacak?” ‎
Fakat bu deliler ne kadar mantığa uyup insanı doğruluğunu kabule götürse de şeytana ‎bağlı olan bir insan, bir şüphe atarak kişinin inancını etkileyebilir. Örneğin “İkisi de ‎anlaşırlarsa neden olmasın? Herkes kendi görevini bilir, kimse diğerinin görevine karışmaz ‎ve bu şekilde düzen sağlanabilir.” dediğinde eğer kişi böyle bir delile nasıl cevap vereceğini ‎bilmiyorsa şüpheye düşer. Araştırmacı kişi bu şüpheye rahatlıkla cevap verir. Fakat bu ‎şüpheyi kaldıracak kuvvetli ilme sahip olmayan kişi şüpheye düşer, fikri bulanır, vesveseye ‎kapılır. ‎
İmam Gazali bu mertebeyle ilgili her aklın kabul ettiği bir örnek daha veriyor: “Örneksiz ‎yaratan, elbette bu yarattıklarını iade etmeye kadirdir çünkü bu, ilkinden daha kolaydır.” Akıl ‎sahibi herkes, zekâsı ister normal ister düşük olsun, bu delili kabul eder. Çünkü aklın kabul ‎ettiği bir delildir. Fakat biri çıkıp ortaya bir şüphe atarsa kişinin kafası karışabilir. Ama bu ‎şüphe atılmadan önce o kişide istenen tasdik hâsıl olmuştur. Dolayısıyla bu yolla da tasdik ‎hâsıl olabilmektedir.‎
Dördüncü mertebe: Kişi; yalan söylemeyen, dürüst ve güvendiği birinden bir şey ‎duyduğunda onun söylediğine kesin bir şekilde inanır. İmam Gazali bununla ilgili güzel bir ‎örnek veriyor ve kesin tasdikin bu yolla da hâsıl olabileceğini ispat ediyor.‎
Beşinci mertebe: Kalp ve akıl, birtakım karinelere dayanarak bir şey duyduğu zaman ‎büyük ihtimalle o şeyin olduğuna inanır. Çünkü karineler kesin olmasa bile az olan ‎ihtimalleri unutturur ve kişiyi o şeye inanmaya sevk eder. Örneğin; çok hasta olduğu bilinen ‎bir kişinin evinden çığlıklar, ağlamalar duyulur, sonra da o evin yakınlarından gelen bir ‎çocuk: “Filan kişi öldü.” derse araştırmacı olmayan bir kişi çok hasta olduğunu bildiği kişinin ‎‎-ki bu bir karinedir- öldüğü haberine inanır. Çünkü büyük bir ihtimalle bu haber doğrudur; ‎zira söz konusu kişi çok hastadır, akabinde evinden çığlıklar, ağlamalar duyulmuş, sonra da ‎çocuktan öldüğü haberi gelmiştir, işte bu da kesin tasdike sebep olmuştur. Hâlbuki ince bir ‎araştırma yapılsa bu bir ihtimaldir ama kesin değildir. Adamın hasta olması, evinden ‎çığlıkların, ağlamaların gelmesi gibi birtakım karineler, ince ihtimalleri unutturur ve ‎öldüğüne dair haberin kesin olarak tasdik edilmesine sebep olur. Başka bir örnek; iyi ahlaklı ‎olduğu bilinen, güler yüzlü, yalan söylediğine şahid olunmayan bir kişi bir haber verdiğinde, ‎doğru olduğunu ispatlamasa bile, sırf bu ahlak ve özelliklere sahip olduğu için delil ‎sormadan verdiği habere inanılır. Bu kişinin yalan söyleme ihtimali az olduğu için akla ‎gelmez ve bir haber verdiğinde iyi ahlaklı ve güler yüzlü olması, yalan söylememesi gibi ‎karinelere dayanarak kesin tasdik hâsıl olur. ‎
Altıncı mertebe: Kişi; kendi tabiatına, ahlakına, âdetlerine, inancına, meylettiği şeylere ‎muvafık olan bir şey duyarsa o şeye kesin olarak inanır ve bu yolla da kesin tasdik hâsıl ‎olabilir. Tabii bu tasdik şekli, en düşük mertebedir. ‎
İmam Gazali rahmetullahi aleyh bu mertebeleri bir şeyi ispat etmek için anlatıyor, o da ‎şudur: Kesin tasdik, sadece kelam âlimlerinin sunduğu delillerle olmayabilir, başka yollarla ‎da olabilir. ‎
Akabinde İmam Gazali, avama karşı en iyi yolun, ona Kur’an’ın delillerini sunmak ‎olduğunu ifade ediyor. Çünkü Kur’an’ın delillerinde hem anlatım gücü vardır hem ikna ‎edicidir hem de kalbi mutmain eder. Bu sebeple avama kelam âlimlerinin delilleriyle değil, ‎Kur’an delilleriyle hitap etmek en iyi metottur. Kur’an delilleriyle hitap edildiğinde bu ‎delillerle, iman edilmesi istenen şeylere kesin ve şüphesiz bir iman hâsıl olur.‎
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |