Yedinci Görev: İlim Ehline Teslim Olmak‎
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 22 Mayıs 2019, 16:11:52


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Yedinci Görev: İlim Ehline Teslim Olmak‎  (Okunma Sayısı 558 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Alkame
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 795


« : 04 Ocak 2019, 00:16:34 »


Metin:‎
Yedinci Görev: İlim ehline teslim olmak‎

Avam olan kimsenin, kendisine gizli olan bu müteşabih ‎lafızların gerçek mana ve sırlarının Rasulullah sallAllahu ‎aleyhi ve sellem’e, Ebu Bekir el-Sıddık’a, sahabelerin ‎büyüklerine, evliyalara ve ilimde derinleşmiş olan âlimlere ‎gizli olmadığına inanması gerekir. Bununla birlikte ‎bunların ilminin kendisine gizli kalmasının sebebi, kendi ‎acziyetinden ve bilgisinin yetmemesinden dolayıdır. Bu ‎sebeple kendisini başkalarıyla mukayese etmemelidir. Zira ‎melekler demirciyle kıyaslanmaz. Yoksul yaşlı kadınların ‎sandığında bir şey bulunmuyorsa bu, kralların ‎hazinelerinde de olmamasını gerektirmez. Allah-u Teâlâ ‎insanları farklı farklı yaratmıştır, tıpkı madenler gibi. Altın, ‎gümüş ve diğer mücevherler gibi insanlar da değişiktirler. ‎Bu mücevherler her ne kadar maden olmaları yönüyle ‎aynı olsalar da aralarındaki şekil, renk, özellik ve değer ‎farklılıklarını görmez misin? Aynı şekilde kalpler de bilgi ‎cevherlerinin madenidirler. Bazıları nübüvvet, velayet, ‎ilim, Allah-u Teâlâ’yı bilme madenidirler; bazıları hayvani ‎şehvetlerin ve şeytani ahlakların madenidirler.‎
İnsanların meslek ve sanatlarda olan farklılıklarını ‎görürsün. Bir kimse işindeki el becerisi ve sanatındaki ‎ustalığıyla öyle şeyler yapabilir ki diğer bir kimse bütün ‎ömrünü o işi öğrenmekle geçirse bile, bırakın onun ustalık ‎zamanında yaptığını yapmayı, ilk zamanlarında yaptığını ‎dahi yapamaz. İşte Allah-u Teâlâ’yı bilmek de böyledir. ‎Yine insanlar korkaklık ve acizlik bakımından da çeşit ‎çeşittir. Bazıları sahilde olduğu halde birbirine çarparak ‎kıyıya vuran deniz dalgalarına bakmaya bile dayanamaz, ‎korkar. Bazıları da buna bakar fakat sahilde, suyun içinde ‎ayakları üzerinde dursa bile yüzmeye güç yetiremez. ‎Bazıları da bunu yapar fakat yüzmesine güvenerek ‎ayaklarını yerden kaldırmaz. Bazıları da kıyıya yakın olan ‎yerlerde yüzebilir fakat denizin dalgalı ve boğulma ‎tehlikesi olan kısımlarında yüzemez. Yine bazıları böyle ‎yerlerde yüzer fakat değerli mücevherlerin bulunduğu ‎derin denizlere dalamaz. İşte marifet denizi ve insanların ‎bu denizdeki farklılıkları da böyledir. Aynı şekilde diğer ‎meselelerdeki farklılıklar da böyledir.‎
‎“Arif olanlar (Allah’ı çok iyi bilenler), Allah’ın ‎marifetinin kemalini kuşatmışlardır, öyle ki hiçbir şey ‎onlara gizli değildir.” denirse şöyle cevap veririz: ‎
Heyhat! Buna ulaşılması imkânsızdır. “El-Maksadi’l-‎Esnâ Fi Maani Esmâillâhi’l-Husnâ” kitabında kesin ‎delillerle açıkladığımız üzere, Allah’ı tam manasıyla bilen ‎O’nun dışında hiçbir varlık yoktur. Mahlukların marifetleri ‎ne kadar genişlerse genişlesin, ilimleri ne kadar artarsa ‎artsın, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın ilmiyle mukayese ‎edildiğinde “onlara ilimden ancak az bir kısım verildiği” ‎anlaşılmış olur. Fakat bilinmesi gerekir ki Hadratu’l-‎İlahiyye, varlıkta olan her şeyi ihata etmiştir; çünkü ‎varlıkta sadece Allah ve O’nun fiilleri mevcuttur. Her şey, ‎Hadratu’l-İlahiyyeye aittir. Şuna benzer; askeri bölgedeki ‎bütün vilayetlerin komutanları ve askerler, hatta bekçiler ‎bile Hadratu’l-Sultaniyyeye tabidir. Sen Hadratu’l-‎İlahiyyeyi ancak Hadratu’l-Sultaniyye örnek verilerek ‎anlayabilirsin. ‎
Bil ki varlıkta ne varsa hepsi Hadratu’l-İlahiyyeye aittir. ‎Fakat sultanın mülkünde kendisine özel bir sarayı ve bu ‎sarayın da misafirleri karşılamak için geniş bir salonu ‎vardır. Bu geniş salonun dışında bir bölge vardır ki ‎sultanın raiyeleri (ona tabi olan halk) burada ‎toplanmaktadır ve onların bu bölgeyi geçmelerine, hatta ‎salonun kenarına bile yaklaşmalarına izin verilmez. Sonra ‎bazı has olan kişilerin bu bölgeyi geçip salona girmelerine ‎ve sultana olan yakınlık ya da uzaklıklarına göre salonda ‎oturmalarına izin verilir. Sultanın özel sarayına ise belki ‎de sadece vezir girebilir. Sultan, mülküyle ilgili sırlardan ‎dilediğini vezirine bildirir, bazı sırları ise kendisine has ‎kılıp hiç kimseye bildirmez. ‎
Halkın Hadratu’l-İlahiyyeye olan yakınlık veya ‎uzaklığının derecesini de bu misale göre anla. İşte ‎salonun kapısı dışında olan bu bölge, bütün avamların ‎durdurulduğu ve geçmelerine izin verilmediği yerdir. Eğer ‎bu bölgeyi geçmeye çalışırlarsa azarlanmayı ve cezayı hak ‎ederler. Fakat arifler (Allah’ı çok iyi bilenler) bu bölgeyi ‎geçip Hadratu’l-İlahiyyeye olan yakınlık ya da uzaklık ‎mertebelerine göre salonda dolaşmaktadırlar. Onlar ‎avamın geçemediği bölgeyi geçseler ve salona girseler de ‎aralarında elbette mertebe farklılıkları bulunmaktadır.
Bir de bu salonun tam ortasında “Hazîratu’l-Kuds” ‎vardır. Burası ariflerin ayaklarını basamayacağı kadar ‎yüce, bakan kimselerin bakışlarının ulaşamayacağı kadar ‎yüksektir. Büyük veya küçük olsun her kim bu yüce ‎makama bakmaya kalkışırsa dehşet ve hayretten dolayı ‎hemen gözleri kapanır ve hüsrana uğramış olarak ‎gözlerini başka tarafa çevirir. ‎
Buraya kadar anlatılan görevler, her avamın tafsilatlı ‎olarak bilmese de mücmel olarak iman etmesi vacip olan ‎şeylerdir. Bu, sorduğun müteşabih haberler hakkında ‎avamın yerine getirmesi gereken yedi görevdir. İşte bu ‎yedi görev selefin mezhebidir. Şimdi selefin mezhebinin ‎hak olduğuna dair delilleri açıklayalım. ‎

Açıklama: ‎
Kur’an ayetlerinin muhkem ve müteşabih olarak ikiye ‎ayrıldığını bildiren Âli İmran: 7 ayetinin وَمَا يَعْلَمُ ‏تَأْوِيلَهُٓ اِلَّا اللّٰهُ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ ‏يَقُولُونَ اٰمَنَّا بِهِ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ رَبِّنَاۚ kısmında, ‎durak yerinin“ ‎اِلَّا اللّٰهُ‎ (sadece Allah)” sözünden sonra ‎mı olduğu yoksa “‎وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ‎ (ilimde ‎derinleşenler)” sözünden sonra mı olduğu konusunda ‎âlimler ihtilaf etmişlerdir. ‎
Bazı âlimlere göre durak yeri, “ ‎وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ‎ (ilimde ‎derinleşenler)” sözünden sonradır. Buna göre ayetin ‎manası şöyle olur: Müteşabih ayetlerin gerçek ‎manasını Allah ve ilimde derinleşenler bilir. Onlar, ‎şöyle derler: “Biz bunlara (müteşabih ayetlere) iman ‎ettik, (muhkem ve müteşabih ayetlerin) hepsi ‎Rabbimizin katından indirilmiştir.”‎
Bazı âlimlere göre ise durak yeri, “ ‎اِلَّا اللّٰهُ‎ (sadece Allah)” ‎sözünden sonradır. Zira eğer ilimde derinleşenler, Allah ‎lafzına atfedilmek istenseydi “ ‎يَقُولُونَ آمَنَّا بِهِ‎  (‘İman ettik.’ ‎derler)” sözünün vav atıf harfi ile (‎وَيَقُولُونَ آمَنَّا بِهِ‎ şeklinde) ‎söylenmesi gerekirdi. Ayrıca ayette, müteşabihin tevilini ‎isteyen kimseler kötülenmiştir; ilimde derinleşenler ‎müteşabih ayetlerin tevilini (manasını) biliyorlarsa ‎kötülenmek bir yana, övülmüşlerdir, bu ise birbirine ‎zıttır.(‎50) Buna göre ayetin manası şöyledir: Müteşabih ‎ayetlerin gerçek manasını yalnız Allah bilir ve ‎ilimde derinleşenler şöyle derler: “Biz bunlara ‎‎(müteşabih ayetlere) iman ettik, (muhkem ve ‎müteşabih ayetlerin) hepsi Rabbimizin katından indirilmiştir.”‎
İmam Gazali birinci görüşü tercih ettiği yani durağı, ‎‎“ilimde derinleşenler” sözünden sonra kabul ettiği için ‎bazı müteşabih ayetlerin manasını sadece Allah bilse de ‎bazılarının manasını nebi, veli, sahabe gibi birtakım ‎kimselerin de bileceğine inanmaktadır. Buna göre, ‎avamın bu müteşabih ayetlerin manasını kendisi ‎bilmediğinde, rasul dâhil hiç kimse bilemez şeklinde bir ‎düşünceye kapılmaması gerekir. ‎
Ardından İmam Gazali meseleyi açıklamak için ‎misaller vererek madenler gibi insanların da akıl, yetenek, ‎seviye bakımından farklı olduklarını söyleyip bazı ‎müteşabih ayetlerin manalarını büyük âlimlerin, büyük ‎sahabelerin, velilerin bilebildiğini ifade etmektedir. ‎
Sonra başka bir misal vererek insanların yüzme ‎becerisi ve denizdeki durumlarının farklı olması gibi ilim ‎ve anlayış bakımından da mertebeli olduklarını ‎söylemektedir. Böylece herkes kendi mertebesini ve ‎haddini bilsin, bundan öteye geçmesin; başkalarının ‎haddini de inkâr etmesin. Haddini aşan kişi ise ‎azarlanmalıdır. ‎
İmam Gazali her ne kadar müteşabih ayetlerin ‎manasını rasullerin, âlimlerin, velilerin bilebileceğini ‎söylese de onların her şeyi bileceklerini söylemiyor, bilakis ‎bazı şeyleri bilemeyeceklerini ve bu şeylerin ilminin ‎sadece Allah’a ait olduğunu ifade ediyor. Ayrıca Allah’ın ‎mahiyetini (gerçeğini) ve O’nun sıfatlarının mahiyetini ‎sadece Allah bilir, mahlukattan hiç kimsenin Allah’ın ‎zatının ve sıfatlarının mahiyetini idrak etmesi ‎düşünülemez. Bu konuda bütün Müslümanların icmaı ‎vardır. ‎
İmam Gazali müteşabih naslar konusunda avama farz ‎olan bu yedi görevi açıkladıktan ve bunları yerine ‎getirmesinin avama vacip olduğunu bildirdikten sonra bu ‎sayılanların selefi salihinin mezhebi olduğunu belirtip ‎selefi salihinin mezhebinin hak olan mezhep olduğunu ‎delillendirmeye geçmektedir. ‎



(50) Bak. İbni Kudame, Ravdatu’l-Nâzır ve Cennetu’l-Munâzır.‎
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |