Tağutun Mahkemesinde Boşanma
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 18 Kasım 2019, 07:07:49


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Tağutun Mahkemesinde Boşanma  (Okunma Sayısı 6066 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
DARİMİ
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1021


« : 27 Temmuz 2012, 11:44:56 »

Resmi nikah aktine cevaz veren mantık resmi boşanmaya da cevaz vermelidir...Bu iki durum arasında çokta fark yoktur...

Cevap: Belli nedenlerden dolayı resmi muamele yapmak isteyen kişiler, eğer bu muameleden sonra bir birine helal olacaklarına inanıyorlarsa bu küfürdür.
Ancak İslami nikâhtan sonra bir takım zorlukları aşmak için İslami nikâhlarını kâğıt üzerinde yazdırmak amacıyla belediyeye gidip bu evrakı istemek onlara hiçbir yetki, velayet, vermeksizin onların kendi yanlarında yaptığı resmi muameleye itibar etmeksizin almak küfür değildir.
Müslüman bu evrakı isterken, bizler İslam’a göre zaten evlenmişiz, sizden istediğimiz, önümüze gelen bazı sıkıntılardan dolayı bize yazılı bir belge vermenizdir der, Müslüman zaten bu belgeyi almadan önce gerçek nikâhını kıymış hatta cima olayı gerçekleşmiştir, dolaysıyla Müslüman’ın nezdinde bu belgenin nikâh konusunda hiçbir geçerliliği yoktur.
Bu şekilde bir belge almak ile boşanmak için tağutun mahkemesine başvurmak elbette’ki aynı şeyler değildir ve aralarında hiçbir benzerlik yoktur. Çünkü mahkeme hüküm verme merciidir, belediye ise hüküm verme mercii değildir.
Mahkemenin belli şartları vardır, hâkim, savcı, davalı, davacı, avukat gibi, hâlbuki belediye memuru evlilik cüzdanı verirken bu saydıklarımızdan hiç birisi yoktur.
 Belediye memuru sadece çıkarılmış bir kanunu uygulamakta, hâkim ise daha ortada olmayan yeni bir hüküm vermeye çalışmaktadır ve bu yetkiye sahiptir, belediye memurunun ise böyle bir yetkisi yoktur ancak çıkarılmış bir kanunu uygulamakla memurdur aksi bir karar vermesi söz konusu değildir.
Aslında bu meseleler çok açık meselelerdir bu kadar izaha da gerek yoktur, buna rağmen çoğu sözde İslami gurupların hata edip küfre düşerek bu meseleyi mahkemeyle aynı görmeleri hayret verici bir durumdur.!!!
Tağutların çıkarıp’ta yürürlükte olan, Allah ın hükümlerine ters düşmeyen çok kanunlar vardır, Müslümanlar ancak bu meselelerde aralarında ihtilaf olsa bile mahkemeye götürmeden bu kanunlardan faydalanabilirler.
Allah resulü ve sahabeleri bu tür kanunlardan faydalandılar bunun delilleri çoktur ancak bu kanunları İslam’a uygun kanunlardır diyerek ihtilaf ettiklerinde veya resmileştirmek istediklerinde bunu tağutun mahkemesine götürdüklerine dair hiçbir delil yoktur, bilakis bunu yapmak isteyenlerin, şeytanın tuzağına düştüklerini şeytan onları derin bir sapıklığa düşürmek istediğine dair muhkem nas vardır. Nisa 60.  


2- Resmi boşanma şekli şu şekildedir.....
Tarafalardan biri yada her ikisi bir dilekçe yazarlar...Bu dilekçeyi aile mahkemesine harçaları yatırmak şartıyla müracaat ederler...Daha sonra taraflara bu mahkeme tarafından gün ve saati belirtmek ve boşanma sebebine ilişkin bir tebliğat gelir....Sonra muhakeme saati gelir...Hakim yada hakime eşlere niçin boşanmak istediklerini dilekeçeden tarafların yüzüne karşı okur...İlave edeceğiz birşey varmı der....Eğerki her iki tarafta boşanmayı peşinen kabul ediyorlarsa birinci yada en fazla ikinci celsede işi bitirir....Bu durum takriben 15 20 dakikada sürer...Daha sonra eşler bir müddet sonra gerekli yere gidip boşanmaya dair bir belge alırlar ve iş biter...
Şimdi size soruyorum bu iki durum arasında ne fark


Cevap: Şu iyice bilinmelidir ki tağutun mahkemesi, hakimi, gerek boşanma meselesinde gerekse İslam’a muhalif olmayan ve hatta İslam’da hükmü kesin nas ile sabit olan diğer meselelere uygun hüküm verirken Allah c.c  hükmü olduğu için değil bilakis, verdiği hükmü kendisine nispet ederek, benim verdiğim hükümdür, benim içtihadımdır diyerek, Allah'ı değil kendisini yüceltip hüküm koymada yetkili görmektedir .
Gerek boşanma meselesinde gerekse buna benzer diğer meselelerden dolayı tağutun mahkemesine başvurmak onlardan hüküm vermelerini istemektir, boşanma meselesinde hâkim isterse kamu düzenini gözeterek farklı bir hüküm verebilir, bu onun yetkisindedir.
Dikkat edilmesi gereken nokta şudur ki.! Hâkim belediye memuru gibi sadece çıkarılmış kanunları tatbik etmekle yetkili değildir. Hâkim hüküm vermekle yetkilendirilmiştir. Hâkimler tağut oldukları gibi onlara hüküm verme yetkisini veren tağutlar bile kendilerini bu hâkimlerden sakındırmaktadırlar.

2-Allah’ın hükmüyle hüküm vermeyen merciye muhakeme olan kafirlerin ta kendisidir.

Cevap: Burada sözün doğrusunu söylemişsiniz ancak boşanma meselesinde hâkim Allah cc hükümleriyle hükmetmediğini, kendi verdiği hükümlerini içtihadını uyguladığını neden anlamıyorsunuz? Hâkimin verdiği hüküm İslam’da sabit olan bir hüküm olsa bile hâkim bu hükmü kendisine nispet ederek Allah'ı değil kendisini yüceltip hüküm koymada yetkili görmektedir, dolaysıyla bu mahkemelere her ne sebeple olursa olsun başvurmak kişiyi İslam dininden çıkarır.

Gerek kafirler tarafından gerekse müslümanlar tarafından olsun,ister örften gelen bir mesele olsun ister tağuti rejimler tarafından konulan bir kanun olsun hiç fark etmez..Burada konunun özü yapılan işin İslam dinine ters olmamasıdır..İslam dinine uygunluk arz eden herhangi mesele inslanlar tarafından konulmuş olsa bile buna uymak kesinlikle tağuta yönelik ibadet olarak değerlendirilmemelidir.
Bunun çokça delilleri vardır.. Himaye olayıda böyledir..Himaye arapların kültüründe var olan bir kanundur,bu kanun islama ters olmadığı için İslam bunu benimsemiştir...
Sonuç olarak diyorum ki ister kanun ister örf ister gelenek olsun hiç farketmez asl o işin islama uygunluğudur...



Ceva: Böyle bir düşünceye sahip olan bir kimse ne İslam’dan anlamıştır nede tağuta muhakeme olma meselesini anlamıştır! Bu düşünceye göre İslam’a muhalif olmayan bütün meselelerde tağutun mahkemesine gidilebilir sonucu çıkmaktadır.
Himaye kanunu gibi meseleler tağuta muhakeme olmaya delil değildir, pratikte tağutların İslam’a muhalif olmayan kanunlarından faydalanmak başkadır, bu kanunlara pratikte uymanın sebebi Allah c.c cevaz verdiğinden dolayıdır, Bu gibi kanunlarda çıkan ihtilafların çözümü için tağutun mahkemesini hakem tayin etmek başkadır, Allah c.c bu konuda cevaz vermemiştir.

Resmi evlilikte İslama aykırı hiçbir şey görmüyorum...Boşanmada ise herhangi bir ihtilafı tağuta götürmek tağutun hakmeliğini kabul etmek gibi değildir...İki taraf evet demiş tağut hakim bu durumda bende onaylıyorum demiştir...Durum aynen böyledir...

Cevap: Resmi muamelelerde tağutların koymuş olduğu kanun ve kuralara harfiyen uymak küfürdür İslam’a aykırıdır.
Bundan dolayı diyoruz ki Müslümanlar bu muameleyi yaparken onlara itibar etmeden, velayet vermeden ve onların yapmış oldukları resmi muamele dolaysıyla birbirlerine helal olduklarına inanmadan, bizler Allah c.c emrettiği şekilde nikâh kıymışız, sizden istediğimiz evlendiğimize dair cüzdan vermenizdir diyerek bu kaide kuralları çiğnemeleri gerekir, burada Müslüman onlardan doğru olan bir şeyi yazıya dökmelerini istemektedir,
Memurun ne düşündüğü önemli değildir, memur hüküm verme mercii olmadığı için farklı bir yazı vermesi söz konusu değildir kendisi kanunda belirtilen şekliyle cüzdan vermek zorundadır.çiftler farklı konuşsa farklı hareketlerde bulunsalar bile!!
Mahkeme ise böyle değildir, dediğiniz gibi iki taraf tamam demiş hâkimde onaylamış diye bir basitlik söz konusu değildir, hâkim dilerse kamu düzenini gözeterek boşamayabilir, yani belli bir vakit geçtikten sonra karı koca tekrar barışabilirler bu hem karıkoca için hem de toplum için daha iyi olabilir diyerekten hemen hüküm vermeyebilir.
Anlamadığınız konu! Velev ki hâkim karı kocanın arasında nasıl olsa ihtilaf yok ikisi de nasıl olsa boşanmak istiyorlar bende boşayayım diyerek bir celsede boşanmalarına hüküm verse bile bu verdiği hükümde Allah c.c değil tek yetkili merci olarak kendisini görmektedir. Böyle bir merci ye velev ki ihtilaf söz konusu olmazsa bile meseleleri götürmek bu mercii hakem tayin etmektir.

Yine diyorumki asl olan şey yapılan yada uyulan şeyin İslama uygunluğudur,yada İslama zıt olmayışıdır..Ben bunu söylüyorum...Müslümanın tağuti rejimlerde bu tarz uygulamalara riayet etmesi asla tağuta yönelik itaat olarak değerlendirilmemesi lazımdır...İslam dini pratiği olmayan bir din değildir...
Bunun İslam da çokça delilleri vardır....


Cevap: Tağutlar tarafından çıkarılmış ve İslam’a uygun olan kanunlar ancak İslam’ın cevaz verdiği şekilde uymak caizdir asl olan budur, dolaysıyla bu tür itaatler tağutlar istediği için değil Allah cc müsaade ettiği içindir.
Asl olan bu tür itaatlerde çıkan sorunların hal edilmesi için kendisini tek yetkili gören tağutun mahkemesine götürmemektir, Allah c.c buna müsaade etmemiştir.
Söylemiş olduğunuz deliller hüküm vermede kendisini tek yetkili gören tağutun mahkemesine meseleleri götürmeye delil değildir zaten çoğu sapık, kâfir gurupların düştükleri yanlış burasıdır.

En doğrusunu Allah bilir...Acizane fikrim budur...Delili olan varsa inşAllah beni teslim olmuşlardan bulacaksınız...
Allah’a emanet olunuz...


Cevap: Bahsi geçen konuda yanlışlık içerisindesiniz ve bu düşünce küfürdür. Yanlışınızın sebebi düz mantık yürütmenizden dolayıdır. H.z Ali r.a eğer din mantık olsaydı ayakların üstü değil altı mesh edilmesi gerekirdi zira kirlenen bölge ayakların altıdır.
Dinde mantık yürütülse bile bu mantık nasların önüne geçmemelidir. Çok açık olan bir meseleyi mantıkla hareket etiğiniz için, sizin için içinden çıkılmaz bir hal almıştır, en basit bir insan bile mahkeme ile tağutun çıkarmış olduğu uygun kanunlara pratikte uymanın arasında fark olduğunu bilir ve hatta izah bile eder!
Ancak şeytanın saptırmış olduğu kişiler bir türlü bu meseleyi anlamıyor ve himaye kanunu, imar kanunu, trafik kanunu gibi kanunlara pratikte uymayı tağuta muhakeme olmaya delil veriyorlar! DOLAYSIYA HEM KENDİLERİ SAPIYORLAR HEMDE AVANELERİNİ SAPTIRIYORLAR!! Tabi niyetinizin halis olduğu zannıyla sizi bu tür sapıklardan ayrı görüyor ve bir an önce hakka tabi olmanızı yüce Allah tan diliyoruz.
Hidayete tabi olanlara selam olsun.
Kayıtlı
DARİMİ
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1021


« Yanıtla #1 : 03 Ağustos 2012, 00:19:03 »

Resmi nikah aktine cevaz veren mantık resmi boşanmaya da cevaz vermelidir...Bu iki durum arasında çokta fark yoktur...

Cevap: Belli nedenlerden dolayı resmi muamele yapmak isteyen kişiler, eğer bu muameleden sonra bir birine helal olacaklarına inanıyorlarsa bu küfürdür.
Ancak İslami nikâhtan sonra bir takım zorlukları aşmak için İslami nikâhlarını kâğıt üzerinde yazdırmak amacıyla belediyeye gidip bu evrakı istemek onlara hiçbir yetki, velayet, vermeksizin onların kendi yanlarında yaptığı resmi muameleye itibar etmeksizin almak küfür değildir.
Müslüman bu evrakı isterken, bizler İslam’a göre zaten evlenmişiz, sizden istediğimiz, önümüze gelen bazı sıkıntılardan dolayı bize yazılı bir belge vermenizdir der, Müslüman zaten bu belgeyi almadan önce gerçek nikâhını kıymış hatta cima olayı gerçekleşmiştir, dolaysıyla Müslüman’ın nezdinde bu belgenin nikâh konusunda hiçbir geçerliliği yoktur.
Bu şekilde bir belge almak ile boşanmak için tağutun mahkemesine başvurmak elbette’ki aynı şeyler değildir ve aralarında hiçbir benzerlik yoktur. Çünkü mahkeme hüküm verme merciidir, belediye ise hüküm verme mercii değildir.
Mahkemenin belli şartları vardır, hâkim, savcı, davalı, davacı, avukat gibi, hâlbuki belediye memuru evlilik cüzdanı verirken bu saydıklarımızdan hiç birisi yoktur.
 Belediye memuru sadece çıkarılmış bir kanunu uygulamakta, hâkim ise daha ortada olmayan yeni bir hüküm vermeye çalışmaktadır ve bu yetkiye sahiptir, belediye memurunun ise böyle bir yetkisi yoktur ancak çıkarılmış bir kanunu uygulamakla memurdur aksi bir karar vermesi söz konusu değildir.
Aslında bu meseleler çok açık meselelerdir bu kadar izaha da gerek yoktur, buna rağmen çoğu sözde İslami gurupların hata edip küfre düşerek bu meseleyi mahkemeyle aynı görmeleri hayret verici bir durumdur.!!!
Tağutların çıkarıp’ta yürürlükte olan, Allah ın hükümlerine ters düşmeyen çok kanunlar vardır, Müslümanlar ancak bu meselelerde aralarında ihtilaf olsa bile mahkemeye götürmeden bu kanunlardan faydalanabilirler.
Allah resulü ve sahabeleri bu tür kanunlardan faydalandılar bunun delilleri çoktur ancak bu kanunları İslam’a uygun kanunlardır diyerek ihtilaf ettiklerinde veya resmileştirmek istediklerinde bunu tağutun mahkemesine götürdüklerine dair hiçbir delil yoktur, bilakis bunu yapmak isteyenlerin, şeytanın tuzağına düştüklerini şeytan onları derin bir sapıklığa düşürmek istediğine dair muhkem nas vardır. Nisa 60.  


2- Resmi boşanma şekli şu şekildedir.....
Tarafalardan biri yada her ikisi bir dilekçe yazarlar...Bu dilekçeyi aile mahkemesine harçaları yatırmak şartıyla müracaat ederler...Daha sonra taraflara bu mahkeme tarafından gün ve saati belirtmek ve boşanma sebebine ilişkin bir tebliğat gelir....Sonra muhakeme saati gelir...Hakim yada hakime eşlere niçin boşanmak istediklerini dilekeçeden tarafların yüzüne karşı okur...İlave edeceğiz birşey varmı der....Eğerki her iki tarafta boşanmayı peşinen kabul ediyorlarsa birinci yada en fazla ikinci celsede işi bitirir....Bu durum takriben 15 20 dakikada sürer...Daha sonra eşler bir müddet sonra gerekli yere gidip boşanmaya dair bir belge alırlar ve iş biter...
Şimdi size soruyorum bu iki durum arasında ne fark


Cevap: Şu iyice bilinmelidir ki tağutun mahkemesi, hakimi, gerek boşanma meselesinde gerekse İslam’a muhalif olmayan ve hatta İslam’da hükmü kesin nas ile sabit olan diğer meselelere uygun hüküm verirken Allah c.c  hükmü olduğu için değil bilakis, verdiği hükmü kendisine nispet ederek, benim verdiğim hükümdür, benim içtihadımdır diyerek, Allah'ı değil kendisini yüceltip hüküm koymada yetkili görmektedir .
Gerek boşanma meselesinde gerekse buna benzer diğer meselelerden dolayı tağutun mahkemesine başvurmak onlardan hüküm vermelerini istemektir, boşanma meselesinde hâkim isterse kamu düzenini gözeterek farklı bir hüküm verebilir, bu onun yetkisindedir.
Dikkat edilmesi gereken nokta şudur ki.! Hâkim belediye memuru gibi sadece çıkarılmış kanunları tatbik etmekle yetkili değildir. Hâkim hüküm vermekle yetkilendirilmiştir. Hâkimler tağut oldukları gibi onlara hüküm verme yetkisini veren tağutlar bile kendilerini bu hâkimlerden sakındırmaktadırlar.

2-Allah’ın hükmüyle hüküm vermeyen merciye muhakeme olan kafirlerin ta kendisidir.

Cevap: Burada sözün doğrusunu söylemişsiniz ancak boşanma meselesinde hâkim Allah cc hükümleriyle hükmetmediğini, kendi verdiği hükümlerini içtihadını uyguladığını neden anlamıyorsunuz? Hâkimin verdiği hüküm İslam’da sabit olan bir hüküm olsa bile hâkim bu hükmü kendisine nispet ederek Allah'ı değil kendisini yüceltip hüküm koymada yetkili görmektedir, dolaysıyla bu mahkemelere her ne sebeple olursa olsun başvurmak kişiyi İslam dininden çıkarır.

Gerek kafirler tarafından gerekse müslümanlar tarafından olsun,ister örften gelen bir mesele olsun ister tağuti rejimler tarafından konulan bir kanun olsun hiç fark etmez..Burada konunun özü yapılan işin İslam dinine ters olmamasıdır..İslam dinine uygunluk arz eden herhangi mesele inslanlar tarafından konulmuş olsa bile buna uymak kesinlikle tağuta yönelik ibadet olarak değerlendirilmemelidir.
Bunun çokça delilleri vardır.. Himaye olayıda böyledir..Himaye arapların kültüründe var olan bir kanundur,bu kanun islama ters olmadığı için İslam bunu benimsemiştir...
Sonuç olarak diyorum ki ister kanun ister örf ister gelenek olsun hiç farketmez asl o işin islama uygunluğudur...



Ceva: Böyle bir düşünceye sahip olan bir kimse ne İslam’dan anlamıştır nede tağuta muhakeme olma meselesini anlamıştır! Bu düşünceye göre İslam’a muhalif olmayan bütün meselelerde tağutun mahkemesine gidilebilir sonucu çıkmaktadır.
Himaye kanunu gibi meseleler tağuta muhakeme olmaya delil değildir, pratikte tağutların İslam’a muhalif olmayan kanunlarından faydalanmak başkadır, bu kanunlara pratikte uymanın sebebi Allah c.c cevaz verdiğinden dolayıdır, Bu gibi kanunlarda çıkan ihtilafların çözümü için tağutun mahkemesini hakem tayin etmek başkadır, Allah c.c bu konuda cevaz vermemiştir.

Resmi evlilikte İslama aykırı hiçbir şey görmüyorum...Boşanmada ise herhangi bir ihtilafı tağuta götürmek tağutun hakmeliğini kabul etmek gibi değildir...İki taraf evet demiş tağut hakim bu durumda bende onaylıyorum demiştir...Durum aynen böyledir...

Cevap: Resmi muamelelerde tağutların koymuş olduğu kanun ve kuralara harfiyen uymak küfürdür İslam’a aykırıdır.
Bundan dolayı diyoruz ki Müslümanlar bu muameleyi yaparken onlara itibar etmeden, velayet vermeden ve onların yapmış oldukları resmi muamele dolaysıyla birbirlerine helal olduklarına inanmadan, bizler Allah c.c emrettiği şekilde nikâh kıymışız, sizden istediğimiz evlendiğimize dair cüzdan vermenizdir diyerek bu kaide kuralları çiğnemeleri gerekir, burada Müslüman onlardan doğru olan bir şeyi yazıya dökmelerini istemektedir,
Memurun ne düşündüğü önemli değildir, memur hüküm verme mercii olmadığı için farklı bir yazı vermesi söz konusu değildir kendisi kanunda belirtilen şekliyle cüzdan vermek zorundadır.çiftler farklı konuşsa farklı hareketlerde bulunsalar bile!!
Mahkeme ise böyle değildir, dediğiniz gibi iki taraf tamam demiş hâkimde onaylamış diye bir basitlik söz konusu değildir, hâkim dilerse kamu düzenini gözeterek boşamayabilir, yani belli bir vakit geçtikten sonra karı koca tekrar barışabilirler bu hem karıkoca için hem de toplum için daha iyi olabilir diyerekten hemen hüküm vermeyebilir.
Anlamadığınız konu! Velev ki hâkim karı kocanın arasında nasıl olsa ihtilaf yok ikisi de nasıl olsa boşanmak istiyorlar bende boşayayım diyerek bir celsede boşanmalarına hüküm verse bile bu verdiği hükümde Allah c.c değil tek yetkili merci olarak kendisini görmektedir. Böyle bir merci ye velev ki ihtilaf söz konusu olmazsa bile meseleleri götürmek bu mercii hakem tayin etmektir.

Yine diyorumki asl olan şey yapılan yada uyulan şeyin İslama uygunluğudur,yada İslama zıt olmayışıdır..Ben bunu söylüyorum...Müslümanın tağuti rejimlerde bu tarz uygulamalara riayet etmesi asla tağuta yönelik itaat olarak değerlendirilmemesi lazımdır...İslam dini pratiği olmayan bir din değildir...
Bunun İslam da çokça delilleri vardır....


Cevap: Tağutlar tarafından çıkarılmış ve İslam’a uygun olan kanunlar ancak İslam’ın cevaz verdiği şekilde uymak caizdir asl olan budur, dolaysıyla bu tür itaatler tağutlar istediği için değil Allah cc müsaade ettiği içindir.
Asl olan bu tür itaatlerde çıkan sorunların hal edilmesi için kendisini tek yetkili gören tağutun mahkemesine götürmemektir, Allah c.c buna müsaade etmemiştir.
Söylemiş olduğunuz deliller hüküm vermede kendisini tek yetkili gören tağutun mahkemesine meseleleri götürmeye delil değildir zaten çoğu sapık, kâfir gurupların düştükleri yanlış burasıdır.

En doğrusunu Allah bilir...Acizane fikrim budur...Delili olan varsa inşAllah beni teslim olmuşlardan bulacaksınız...
Allah’a emanet olunuz...


Cevap: Bahsi geçen konuda yanlışlık içerisindesiniz ve bu düşünce küfürdür. Yanlışınızın sebebi düz mantık yürütmenizden dolayıdır. H.z Ali r.a eğer din mantık olsaydı ayakların üstü değil altı mesh edilmesi gerekirdi zira kirlenen bölge ayakların altıdır.
Dinde mantık yürütülse bile bu mantık nasların önüne geçmemelidir. Çok açık olan bir meseleyi mantıkla hareket etiğiniz için, sizin için içinden çıkılmaz bir hal almıştır, en basit bir insan bile mahkeme ile tağutun çıkarmış olduğu uygun kanunlara pratikte uymanın arasında fark olduğunu bilir ve hatta izah bile eder!
Ancak şeytanın saptırmış olduğu kişiler bir türlü bu meseleyi anlamıyor ve himaye kanunu, imar kanunu, trafik kanunu gibi kanunlara pratikte uymayı tağuta muhakeme olmaya delil veriyorlar! DOLAYSIYA HEM KENDİLERİ SAPIYORLAR HEMDE AVANELERİNİ SAPTIRIYORLAR!! Tabi niyetinizin halis olduğu zannıyla sizi bu tür sapıklardan ayrı görüyor ve bir an önce hakka tabi olmanızı yüce Allah tan diliyoruz.
Hidayete tabi olanlara selam olsun.
Kayıtlı
DARİMİ
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1021


« Yanıtla #2 : 03 Ağustos 2012, 00:21:27 »

Hiç bir yazı  satırımda da çözüm ortağı tağuti rejimdir demedim... ...
Şimdi resmi evlenmeye cevaz veren mantık resmi boşanmaya küfür diyorsa bunun kadar saçma ve çelişkili birşey olduğunu objektif ve deliller ışığında bakan herkes görür.....Miras hukukuyla ilgili onca ayet varken tağuti rejim kendisi miras hukukunu yazmıştır...Ve mirascı resmi hakkını elde etmek için  sembolikte olsa dava açmak durumundadır...Buna bay Abdullah bey cevaz verirken hak yayınları boşanmaya hayır dediği için oda ezbere ezbere hayır diyor....

Mümin 34 adlı üyemiz! Anlamanız için meseleyi güzel bir şekilde izah etiğimiz halde anlamıyor ve yanlışınız dan hala ısrar ediyorsunuz,!şu iyice bilinsin ki ister ihtilaf olsun ister olmasın bir meselenin hükme bağlanması için hüküm verme yetkisine sahip olan bir kişiye veya merciye müracaat etmek ona muhakeme olmaktır.
Karı koca aralarında anlaşmışlarsa bile boşandıklarını hükme bağlamak istedikleri için hâkimin karşısına çıkmaktalar sonuç olarak karı koca anlaşıp boşanmışlarsa bile tağutun hakimi kendi içtihadına göre hüküm verecektir..işte dikkat etmeniz gereken nokta burasıdır!
Siz idianızda tamamen çelişki içerisindesiniz, mantığınıza göre İslam’a uygun olan bir mesele ne olursa olsun eğer taraftarlar kendi aralarında anlaşmışlarsa bunu bir hükme bağlamak için tağutun mahkemesine gidebilirler, eğer ihtilaf varsa gidemezler demektesiniz! Yani ihtilaf varsa hükme bağlamak için tağutun mahkemesine gitmek küfür ancak ihtilaf yoksa tağutun mahkemesine bu meseleyi götürüp hükme bağlanılmasını istemek veya deyişinizle tasdik ettirmek ise küfür değildir demektesiniz, bu düşünce tamamen yanlış ve küfürdür.
Çünkü ister fertler kendi aralarında anlaşsınlar isterse anlaşmasınlar tağutun mahkemesi şahısların anlaşmalarını dikkate alıp almamakta serbestir ve içtihad yetkisi vardır dolaysıyla tek yetkili olarak kendisini görmektedir. Fertler kendi aralarında anlaşmışlarsa bile hâkim ancak dilediği zaman onları boşar.
Böyle meselelerde hâkim tek yetkili olarak Allah c.c görüyorsa ve ona göre Allah’ın verdiği hükmü kabul edip öyle uygularsa bu başka, bunun izahatı daha önce zaten davetçinin tefsiri Bakara 256 ayetinde geçmişti.
Tağut Miras hukukunu yazdığı gibi boşanma hukukunu da aynı şekilde kendisi yazmıştır. Burada yine çelişkiler içerisindesiniz Allah c.c boşanma yetkisini kocaya vermişken tağutlar erkeğin başvurusunu asıl olarak kabul etmeyip daha çok kadının durumunu göz önünde bulundurur ve ona göre boşanma hukukunu yazmışlardır.
 Kadının durumu hâkimin vereceği hükmü belirgin bir şekilde etkilemektedir. Yani anlayacağın her iki hukuku da tağut yazmıştır yazmış olduğu prosedüre göre hareket etmektedir ve her iki mesele arasında bir fark yoktur çünkü miras meselesi İslam’da hükme bağlandığı gibi boşanma da aynı şekilde bir hükme bağlanmıştır.
Böyle olmasına rağmen tağut ayrı bir hüküm yazmış ve ona göre hüküm vermektedir.
Siz bu mantıkla hareket ettiğiniz müddetçe resmi muameleyi, tağutun mahkemesine başvurup resmi olarak boşanmayı aynı göreceksiniz ve mantığınıza göre her iki mesele arasında bir fark olmayacak. Tağutun mahkemesine baş vurmanın küfür olduğuna dair hüküm ayetlerini yazıyorsunuz,bu gibi yazdıklarınız doğrudur ve haktır ancak yanlış bir mantığa ve anlayışa sahip olduğunuz için hak söyler batıl kast ediyorsunuz.!dolaysıyla hakim karı kocanın istediği gibi hüküm verse bile yinede tağutun mahkemesine nasıl olsa bizim istediğimiz gibi hüküm verecek diyerek baş vurmanın küfür olduğunu anlamıyorsunuz.inşaAllah anlarsınız.

Şuan da 4 yıl önce boşanmış iki müslüman eş vardır..Bunlar her ne kadar islama göre ayrılmışlarsa da resmiyette evlilik devam ediyor gözüküyor..Adam gitti evlendi..Şimdi bu bayana talip var fakat kadın toplumun gözünde başkasının eşi...

Birde adamın evlendiği yeni eşinin çocuğu oldu şimdi bu adam yada bu kadın çocuğu kimin adına kayıt edecek..Çünkü tc yasalarına göre iki resmi nikah olmaz..O halde bu durum nasıl olacak..
Bu insanlar dünyanın neresine hicret ederlerse etsinler bu durumdan kurtulabilmeleri için mecburen resmi boşanmayı gerçekleştirmeleri lazım...



Bu yazınızla kanatları indirmiş tağutun hükümlerine teslim olmuşsunuz. Bir Müslüman için toplumun ne düşündü önemli değildir önemli olan Müslüman’ın Allah c.c hükmüne teslim olmasıdır çünkü İslam: kayıtsız şartsız Allah c.c emirlerine boyun eğip zahiren ve batinen bu emirlere teslim olmaktır.
Bir Müslüman Allah c.c belirlediği bir şekilde boşanmışsa mesele bitmiştir, kınayan toplumun kınamasından korkarak ta küfre kadar gidebilecek bir Müslüman portresi düşünülemez.
Zaten müşrik toplum, Müslümanları inançlarından dolayı sapık, tekfirci, harici, yoldan çıkmış olarak görmektedir, başkasının eşini görmek bunların yanında basit kalır, kaldı ki zina ve dost hayatı yaşamanın kanunen serbest olduğu bir topluma göre resmiyete başkasının eşi ama gerçekte başkasının nikâhında olmak basit bir meseledir çünkü böyle durumlar toplum içinde yaygındır .
Müslüman inancını sadece fikir olarak değil yaşayarak ortaya koymak zorundadır dolaysıyla müşrik toplumun her türlü kınamalarına maruz kalabilir ve kalırsa bu onun ancak imanını artırır.
Kâfirlerin yasalarında zina helal olduğu için birçok insanlar gayrimeşru çocuk edindiler dolaysıyla tağutlar buna da çözüm buldular kadın isterse çocuğu kendi adına kaydedebilir bunda bir sıkıntı yoktur.
Konu gereksiz tartışmalara yol açtığı için gereksiz yazıları silip kilitlemek zorunda kaldım
Hidayete tabi olanlara selam olsun.
Kayıtlı
Huzeyfe.arslan
Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 32


« Yanıtla #3 : 06 Ocak 2018, 02:08:04 »


Soru: Kişinin; "Ben hanımımı boşadım. Mahkemeye başvurmamın sebebi boşadığımı tasdik ettirmektir. Yoksa mahkemenin hükmünü istemek değildir." diyerek mahkemeye başvurup hakimin boşamayı gerçekleştirmesini istemesinin hükmü nedir?

 Cevap: Kişinin; "Ben hanımımı boşadım. Mahkemeye başvurmamın sebebi boşadığımı tasdik ettirmektir. Yoksa mahkemenin hükmünü istemek değildir." diyerek mahkemeye başvurup boşamayı gerçekleştirmesini istemesi de küfürdür. Çünkü burada boşama yetkisi fertlerin elinde değil hakimin elindedir. Fertler arasında geçen, İslami usülde boşama gibi şeyler, onun için önemli değildir. Dolayısıyla niyet ne olursa olsun bu şekilde mahkemeye başvurmak, tasdik ettirmek değil bilakis tağutun hüküm verme yetkisini tanımak demektir.

Müslümanın İslam'a göre verilmiş bir hükmü, küfür olmayacak şekilde tağutun mahkemesine tasdik ettirmesine gelince; bu, ancak lafızların ve istenilen şeyin açıkça belirtilmesiyle olur.

Mesela; miras meselesi... Müslüman kardeşler mirası aralarında İslamın hükmüne göre paylaştırdıktan sonra: "Biz mirası bu şekilde yani, 2 erkeğe, 1 kıza olacak şekilde paylaştırdık. Bununla ilgili işlemlerin yapılmasını istiyoruz" diyerek tağutun mahkemesine başvurmaları bu hükmü tasdik ettirmeyi istemek demektir. Tabiiki bu konuda tağutun mahkemesinin, fertler arasındaki anlaşmayı kabul edici özellikte olması da şarttır. Bu durumda hükmü tağutun mahkemesi değil fertler vermiş, tağutun mahkemesi ise sadece fertlerin verdiği bu hükmü kabul edip tasdik etmiş olmaktadır.

Hanımını boşamış olan kişinin, verdiği bu hükmü taguta tasdik ettirmek için; "Ben hanımımı boşadım. Gerekli işlemlerin yapılmasını istiyorum" diyerek tağutun mahkemesine başvurması ve mahkemenin de erkeğin başvurusunu asıl kabul edip uygulamaya sokması şarttır. Ancak bu şekilde yapılan başvuru tasdik ettirme manasına gelir.

Yoksa, kişinin; "Niyetim tağutun hükmünü istemek değil tasdik ettirmektir. Çünkü ben hanımımı İslami usule göre boşayarak zaten ondan ayrıldım. Tağutun hakimi de eğer bizi boşarsa benim verdiğim bu kararı tasdik etmiş olur. Fakat hakim bizi boşamazsa bu sefer de ben yine hanımıma dönmeyeceğim için tağutun hükmünü kabul etmiş sayılmam. Ben hakimin bu kararına uyarak tekrar hanımıma dönecek olursam, işte o zaman tağutun mahkemesini kabul etmiş ve küfre girmiş olurum" diyerek boşama yetkisini hakime tanıyıp mahkemeye başvurması tasdik ettirmek değil, tağuttan hüküm istemek demektir.

Bu iddiayı ileri sürenlerin bu şekilde yanlış bir sonuca varmalarının sebebi; çok önemli olan bir noktayı gözardı etmelerindendir. Tağutun mahkemesine başvurmanın bizzat kendisi küfürdür. Mesele, tağutun verdiği hükme uyup uymama meselesi değildir. Kişi tağutun verdiği hükme uymayacak olsa dahi onun mahkemesine başvurmakla küfür bir amel işlemiş ve İslam milletinden çıkarak kafir olmuş olur. Çünkü bu mahkemelere başvurmakla yalnız Allah'a ait olan hüküm verme yetkisi tağutlara tanınmış olmaktadır.


                         
Kayıtlı
Muvahhide Rana
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : 06 Ocak 2018, 23:50:35 »

Bu cevabi kim vermis? Kime sorulmus bu soru?
Kayıtlı
Alkame
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 820


« Yanıtla #5 : 06 Ocak 2018, 23:58:56 »


Yazı, Şeyh Seyfuddin el-Muvahhid'in Davetçinin Tefsiri'nde geçmektedir fakat soru ve cevap şeklinde değil. Aşağıdaki linkten ilgili yazıya ulaşabilirsiniz.
http://www.davetulhaq.com/tr/mkportal/kategoriler/kitaplik/okuma_salonu/tefsir/3/256_Dinde_Zorlama_Yoktur_.htm
Kayıtlı
Huzeyfe.arslan
Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 32


« Yanıtla #6 : 07 Ocak 2018, 00:24:17 »

Hangi kitaptan nakil yaptığımı attığım yazının altına yazmış idim. Fakat kitapta soru-cevap  şeklinde geçmediği için kaynağı silmeye karar verdim. Soru- cevap şeklinde atarsam insanların daha iyi anlayacağını düşündüm . Alkame’nin de dediği gibidir. Kaynak: Davetçinin Tefsiri 3. Cüz Bakara 256.cı ayet. 
Kayıtlı
Muvahhide Rana
Ziyaretçi
« Yanıtla #7 : 08 Ocak 2018, 08:56:48 »

Su sekilde olmasinda bi sakinca  olurmu peki benim yukarda yazida Anladigim kadariyla olmaz

Resmi muamelesi olan kari koca,koca karisini bosadi ve tagutun muhakmesine tasdik amacli kagit uzerindede bitmesi icin basvurdu ben karimi bosadim gerekli islemleri yapin dedi

Yazida sole bi bolum var

Hanımını boşamış olan kişinin, verdiği bu hükmü taguta tasdik ettirmek için; "Ben hanımımı boşadım. Gerekli işlemlerin yapılmasını istiyorum" diyerek tağutun mahkemesine başvurması ve mahkemenin de erkeğin başvurusunu asıl kabul edip uygulamaya sokması şarttır. Ancak bu şekilde yapılan başvuru tasdik ettirme manasına gelir. 




Kayıtlı
Alkame
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 820


« Yanıtla #8 : 06 Şubat 2018, 13:18:08 »

Su sekilde olmasinda bi sakinca  olurmu peki benim yukarda yazida Anladigim kadariyla olmaz

Resmi muamelesi olan kari koca,koca karisini bosadi ve tagutun muhakmesine tasdik amacli kagit uzerindede bitmesi icin basvurdu ben karimi bosadim gerekli islemleri yapin dedi

Yazida sole bi bolum var

Hanımını boşamış olan kişinin, verdiği bu hükmü taguta tasdik ettirmek için; "Ben hanımımı boşadım. Gerekli işlemlerin yapılmasını istiyorum" diyerek tağutun mahkemesine başvurması ve mahkemenin de erkeğin başvurusunu asıl kabul edip uygulamaya sokması şarttır. Ancak bu şekilde yapılan başvuru tasdik ettirme manasına gelir.


Verdiğim linki baştan sona kadar okursanız, sorunuzun cevabına ulaşırsınız. Size tavsiyemiz yazıyı cımbızlayarak değil, bir bütün olarak okuyun.

Şunu da belirtmek istiyorum: Hakkın karşısında daima şeytanın uşakları bulunmaktadır. Hakkın üstünü örtmeye, hak ehlini kötü göstermeye çalışan batıl ehlinin her zaman yaptığı şey ise, alimlerin sözlerini cımbızlayarak insanlara nakletmektir. Böylece o kıt akıllarıyla bir iş başardıklarını zannederler. Ama Allah'ın izniyle hiçbir zaman muvaffak olamazlar, olamayacaklardır da. Anlayıştan nasibi olmayan bazı kimseler, yukarıda linkini verdiğimiz tefsirdeki sözleri cımbızlayarak "bakın Davetulhaq/Hak Yayınları nasılda tağuta muhakeme olmaya cevaz veriyor" diyorlar. Şu iftiraya çocuklar bile güler. Kafası çalışmayan, basireti kapalı, okuduğunu anlamayan zıplayıcı güruhlar da buna eşlik ediyorlar. Bu kişilerin basireti o kadar kapalı ki "Allahtan başkasından şefaat istemek şirk olmakla beraber, yapan kişinin niyetine göre bunda tafsilat olabilir" diyorlar ve bu sözlerinin küfür olduğunu anlamıyorlar. (Meselenin geniş açıklamasına http://www.davetulhaq.com/tr/forum/index.php?topic=12815.0 buradan ulaşabilirsiniz.) Sonra o kıt akıllarıyla yazıları ancak bu kadar anlıyorlar. Daha kendi sözlerinin ne manaya geldiğini bilmeyen bu güruhlar, bizim sözlerimizi nasıl anlasınlar. Hakka, hak ehline olan düşmanlıkları onları öyle zelil bir duruma düşürdü ki çocukların bile inanmayacağı iftiralar atmaya başladılar. İşte zerre ilmi, anlayışı olmayan üç beş çocuk toplanıp İslam adına bir şey söylerse, ortaya böyle şaklabanlıklar çıkıyor.

Kayıtlı
isbatnefy
Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 0


« Yanıtla #9 : 07 Şubat 2018, 21:08:58 »

Bismillah

Haksızlık etmemek için linkteki yazıyı , muradıňızı anlamak için sorgulamaksızın okudum. Şu bölüm gerçekten konunun özeti olmuş. Yazıdaki bölüm:

"Müslümanın İslam'a göre verilmiş bir hükmü, küfür olmayacak şekilde tağutun mahkemesine tasdik ettirmesine gelince; bu, ancak lafızların ve istenilen şeyin açıkça belirtilmesiyle olur. "

"tağutun mahkemesine  "
"küfur olmayacak şekilde"

zatı itibarıyla küfur olan bir şey, küfur olmayacak , şekilde nasıl olacak.

tasdik ettirmek için tağutun mahkemesine başvurmak gerekir ve adını tasdik ettirmek , şeklinde kullanmak yapılan amelin hükmünü değiştirir mi.

taguta muhakeme olmanın başlangıcı taraflardan ikisinin ya da birinin başvurmasıyla diğerinin de katıılmasııyla olmaz mı.

tağutun mahkemesine başvurmadan tarafların/tarafın kararı nasıl tasdik ettirilecek. mahkemenin tasdik etmesi, onun hüküm,karar vermesinden uygulatmasından başka nedir ki.

Sanırım resmi nikahla ilgili itikadınızı boşanmada da uyguluyor ve tasdik ettirmek lafzını kullanıyorsunuz.
Resmi nikahı tasdik ettirmeniz sırasında tağutun mahkemesine başvurmuyorsunuz. Boşanmada ise kendiniz de tağutun mahkemesinden lafzını kullanmışsınız ki küfur olan tağutun mahkemesinden bir karar istemek/çıkartmaktır ki  isterseniz hüküm isteyin isterseniz  kararınızı tasdik ettirmek isteyin.

Aslında bu durum, sizin iftiraya uğrayan bir kişinin bu iftirayı defetmek için tağutun mahkemesine başvurması orada tağutu reddettikten ve hükmü de söz ile istemediğini belirttikten sonra iftirayı defetmek ile ilgili itikadınıza uyuyor.

Ancak tağuta muhakeme olmak ne demek,  neleri kapsar bu konudaki yanlışlıktan kaynaklanıyor, bu çelişkiniz.
Tağutun mahkemesine başvurmak size göre  ondan hüküm istemediğinizde küfür olmuyor ama tasdik için de tağutun mahkemesinin karar vermesi gerekir. Ve karar vermesi , hüküm vermesidir velev siz hüküm istemediğinizi söylemiş olun. Küfur bazen sözle bazen fiille yani amelle olur ki tağutun mahkemesine başvurmak her durumda ameli bir küfürdür ki isterseniz orada tağutu reddedin, hüküm istemiyorum..... deyin.

Allahu Teala hakkı hak olarak göstersin ve hakka tâbi olmakla rızıklandırsın ve batılı batıl olarak göstersin ve batıldan uzaklaştırsın.

Bencilce bir duyguyla öylesine çok isterim ki çevrede Müslimler olsun ve sayıları artsın.

saadetimiz, kurtuluşumuz Kendisine yakın olmamıza , O'nu sevmemize, bu sevgimizi isbat etmemize bağlı olan Allahu Teala'nın uğruna biraz cefa çektiğimizde O'na naz mı edeceğiz ki bu cefa olan şeyler de yine O'nun izniyle ve takdiriyle olmuyor mu ve kalkmıyor mu.

dolayısıyla resmi kayıtlarda boşanma mahkeme kararı dışında bir yolla olmadığından kişiler evli gözükselerde muslim iseler islam şeriatına uygun    boşanmıışlarsa, artık yapılacak birşey yok. Kayıtlarda evli gözükecekler.

Sevdiğimizi isbatlamamız , Allahu Teala'nın razı olduğu ve istediği şeylerde eksiltmeye, istisna yapmaya gitmeden bağlılık göstermekle gerçekleşmeyecek mi.
Kayıtlı
Alkame
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 820


« Yanıtla #10 : 08 Şubat 2018, 18:05:23 »

Bismillah

Haksızlık etmemek için linkteki yazıyı , muradıňızı anlamak için sorgulamaksızın okudum. Şu bölüm gerçekten konunun özeti olmuş. Yazıdaki bölüm:

"Müslümanın İslam'a göre verilmiş bir hükmü, küfür olmayacak şekilde tağutun mahkemesine tasdik ettirmesine gelince; bu, ancak lafızların ve istenilen şeyin açıkça belirtilmesiyle olur. "

"tağutun mahkemesine  "
"küfur olmayacak şekilde"

zatı itibarıyla küfur olan bir şey, küfur olmayacak , şekilde nasıl olacak.

tasdik ettirmek için tağutun mahkemesine başvurmak gerekir ve adını tasdik ettirmek , şeklinde kullanmak yapılan amelin hükmünü değiştirir mi.

taguta muhakeme olmanın başlangıcı taraflardan ikisinin ya da birinin başvurmasıyla diğerinin de katıılmasııyla olmaz mı.

tağutun mahkemesine başvurmadan tarafların/tarafın kararı nasıl tasdik ettirilecek. mahkemenin tasdik etmesi, onun hüküm,karar vermesinden uygulatmasından başka nedir ki.

Sanırım resmi nikahla ilgili itikadınızı boşanmada da uyguluyor ve tasdik ettirmek lafzını kullanıyorsunuz.
Resmi nikahı tasdik ettirmeniz sırasında tağutun mahkemesine başvurmuyorsunuz. Boşanmada ise kendiniz de tağutun mahkemesinden lafzını kullanmışsınız ki küfur olan tağutun mahkemesinden bir karar istemek/çıkartmaktır ki  isterseniz hüküm isteyin isterseniz  kararınızı tasdik ettirmek isteyin.

Aslında bu durum, sizin iftiraya uğrayan bir kişinin bu iftirayı defetmek için tağutun mahkemesine başvurması orada tağutu reddettikten ve hükmü de söz ile istemediğini belirttikten sonra iftirayı defetmek ile ilgili itikadınıza uyuyor.

Ancak tağuta muhakeme olmak ne demek,  neleri kapsar bu konudaki yanlışlıktan kaynaklanıyor, bu çelişkiniz.
Tağutun mahkemesine başvurmak size göre  ondan hüküm istemediğinizde küfür olmuyor ama tasdik için de tağutun mahkemesinin karar vermesi gerekir. Ve karar vermesi , hüküm vermesidir velev siz hüküm istemediğinizi söylemiş olun. Küfur bazen sözle bazen fiille yani amelle olur ki tağutun mahkemesine başvurmak her durumda ameli bir küfürdür ki isterseniz orada tağutu reddedin, hüküm istemiyorum..... deyin.

Allahu Teala hakkı hak olarak göstersin ve hakka tâbi olmakla rızıklandırsın ve batılı batıl olarak göstersin ve batıldan uzaklaştırsın.

Bencilce bir duyguyla öylesine çok isterim ki çevrede Müslimler olsun ve sayıları artsın.

saadetimiz, kurtuluşumuz Kendisine yakın olmamıza , O'nu sevmemize, bu sevgimizi isbat etmemize bağlı olan Allahu Teala'nın uğruna biraz cefa çektiğimizde O'na naz mı edeceğiz ki bu cefa olan şeyler de yine O'nun izniyle ve takdiriyle olmuyor mu ve kalkmıyor mu.

dolayısıyla resmi kayıtlarda boşanma mahkeme kararı dışında bir yolla olmadığından kişiler evli gözükselerde muslim iseler islam şeriatına uygun    boşanmıışlarsa, artık yapılacak birşey yok. Kayıtlarda evli gözükecekler.

Sevdiğimizi isbatlamamız , Allahu Teala'nın razı olduğu ve istediği şeylerde eksiltmeye, istisna yapmaya gitmeden bağlılık göstermekle gerçekleşmeyecek mi.



Cevap: Maalesef konuyu bir bütün olarak ele almıyorsunuz. Konunun tamamını okumuş olsanız bile, ısrarla cımbızlayarak anlamaya çalışıyorsunuz. Doğal olarakta yazıdaki muradı anlamıyorsunuz. Eğer ki tefsiri bir bütün okuyarak değerlendirmiş olsaydınız, orada birçok kaide ve şartlardan bahsedilmiş olduğunu görürdünüz ki, bunlar çok açık bir şekilde yazılmıştır.

Yine iki (ya da daha fazla) farklı meseleyi birbirine katıp değerlendirmeniz, konuyu anlamanıza engel oluyor. Tağutun mahkemesine hakkındaki iftirayı reddetmek için gidip “ben buraya muhakeme olmaya gelmedim, size muhakeme olmak istemiyorum ve size muhakeme olmayı kabul etmiyorum, bana iftira atıldı ben bu iftirayı ret etmek için geldim” diyerek kendisini savunması (http://www.davetulhaq.com/tr/forum/index.php?topic=13330.msg36136#msg36136) başka, tefsirde geçen: "Hanımını boşamış olan kişinin, verdiği bu hükmü taguta tasdik ettirmek için; "Ben hanımımı boşadım. Gerekli işlemlerin yapılmasını istiyorum" diyerek tağutun mahkemesine başvurması ve mahkemenin de erkeğin başvurusunu asıl kabul edip uygulamaya sokması şarttır. Ancak bu şekilde yapılan başvuru tasdik ettirme manasına gelir.” konusu başkadır.

Siz bu iki meseleyi bir sanıp değerlendiriyor, dolayısıyla asıl bahsi geçen konuyu anlamıyorsunuz.

Tefsirde yazılan mesele şudur:

Eğer boşama kararı erkeğe ait ise ve erkek hanımını boşadığı zaman artık hüküm geçerli oluyorsa, işte böyle bir durumda erkek hanımını boşadıktan sonra mahkemeye gider;

"Ben hanımımı boşadım, bununla ilgili sizden bir kağıt istiyorum" der. Bunun ismi ise; hüküm istemek değil, tasdiktir. Çünkü hükmü veren kendisi ve hükmü tasdik ettirmek istemiştir. Bu anlatılanlar, şeri mahkemelerin olduğu bazı Arap ülkeleri içindir. Her yer için bu hüküm genelleştirilemez.

Bu şuna benzer: Hüküm veriyorsun sonra Notere gidip tasdik ediyorsun. Çünkü Noter hüküm vermez, yapılanları tasdik eder resmi şahit olarak...

Ama Türkiye'de, Avrupa'da ve bazı Arap ülkelerinde bunun pratiği yoktur. Bu ülkelerde boşama hükmü verme yetkisi, ne erkeğe ne de kadına aittir, boşama yetkisi hâkime aittir. Bu sebeple bu gibi ülkelerde boşama için mahkemeye başvurmak, ister kadın tarafından yapılsın, isterse erkek başvursun, hükmü küfürdür. Bu gibi yerlerde mahkemeye başvurmak, tasdik değil, boşama hükmü almaktır. Şeri mahkeme dışında, erkeğin karar vermesi boşama için yetmez. Ama şeri mahkeme, şeriata uygun olduğu için erkek boşadığı zaman şeri mahkeme kadısı "hayır boşaman geçerli değil” diyemez.

Bahsi geçen Arap ülkelerindeki şeri mahkemelere hanımını boşayarak giden kimse: "Hanımımı ben boşadım. Ama sizin defterinizde hanımım olarak kayıtlıdır, bunu silin" diyecektir. Çünkü kadın boş olmuştur, “buna dair bana kâğıt verin” der. Yani kadını boşandığına dair bir kâğıt ister. Mecbur kâğıt verip defterden sileceklerdir.

Kadı diyemez ki: “Sen bu yetkiye sahip değilsin, benim boşamam lazım.” Çünkü şeri mahkemede boşama yetkisi kadıya ait değildir.

Ama şunu yine belirtelim: Türkiye, Avrupa ve bazı Arap ülkelerinin kanunlarında ise böyle değildir. Karı koca ikisi de boşanmayı isterlerse, hatta ayrılsalar bile senelerce boşanma davası sürer. Hâkim belki barışırlar boşanmazlar diye mahkemeyi uzatır. Yani boşama yetkisi, birinin istemesiyle olmuyor, hâkimin kararıyla olur. Yani, kadında erkekte istese yeterli değildir. Hâkimin kararıyla boşama gerçekleşir.

İşte bu sebeple: Türkiye, Avrupa ve bazı Arap ülkelerinde ki bir adam hanımını boşadıktan sonra mahkemeye gidip dese ki: “Sizin kanunlarınızı, hükmünüzü kabul etmiyorum size de muhakeme olmak istemiyorum. Ben hanımımı boşadım bunun tasdikini sizden istiyorum” der ve mahkemeyi reddetmiş olsa bile kafir olur. Çünkü hem reddediyor hem de hüküm istiyor demektir. Bunun ismini tasdik diye adlandırsa da bir şey değişmez, bu tasdik değildir. Çünkü kadının veya kocanın söylediğine göre hüküm verilmez, hüküm veren hâkimdir. Bu ülkelerde ne erkeğin nede kadının hakkı yoktur.

Bazı Arap ülkelerindeki şeri mahkemelere hanımını boşadığını ve bunun tasdik ettirmek için giden kişinin yaptığının küfür olmadığına dair delilimiz şu rivayettir:

وَأَخْبَرَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ الْحَارِثِ الْفَقِيهُ , أنا أَبُو مُحَمَّدِ بْنُ حَيَّانَ , أنا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ إِدْرِيسَ , ثنا مُحَمَّدُ بْنُ الْحَجَّاجِ الْحَضْرَمِيُّ الْبَصْرِيُّ , ثنا الْمُعَلَّى بْنُ الْوَلِيدِ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ الْقَعْقَاعِ الْعَبْسِيُّ , ثنا عُتْبَةُ بْنُ السَّكَنِ الْفَرَارِيُّ , ثنا الْفَرَجُ بْنُ يَزِيدَ الْكَلَاعِيُّ , قَالَ: قَالُوا لِعَلِيٍّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ: حَكَّمْتَ كَافِرًا وَمُنَافِقًا , فَقَالَ: مَا حَكَّمْتُ مَخْلُوقًا مَا حَكَّمْتُ إِلَّا الْقُرْآنَ

 
Ali (r. anh)’ye şöyle dediler: "Sen bir kâfiri ve münafığı hakem tayin ettin." Ali (r.anh) şöyle dedi: "Ben bir yaratılmışı asla hakem tayin etmedim. Ben ancak Kuran'ı hakem tayin ettim." (Beyhaki: Esma ve Sıfat 525. hadis)

Buradan birçok hüküm çıkmaktadır. Bunlardan konuyla alakalı olan ise; Eğer ki bir kişi Kur’an’ın hükmünü istiyor ve alıyorsa, şahsı değil Kur’an’ı hakem tayin etmiş demektir. Bundan dolayı diyoruz ki: Günümüzdeki bazı kâfir Arap ülkelerinde bulunan şer’i mahkemelerde ki kişiler Kur’an ile hükmedeceklerse, bu mahkemeye İslam’da hükmü belli olan bir meselenin hükmünü istemek için gitmek; kâfiri değil, Kur’an’ı hakem tayin etmektir. Çünkü istenilen hüküm, Allah’ın hükümleridir. Bu aslında hüküm istemek değil, hükmü tasdik ettirmektir. Ali (r.anh)’in sözü ise bunun açık delillerinden birisidir. Yine Bakara: 213 ve Ali İmran 23 ayetleri de bu konunun delilidir.

Tefsirde geçen: “Hanımını boşamış olan kişinin, verdiği bu hükmü taguta tasdik ettirmek için; "Ben hanımımı boşadım. Gerekli işlemlerin yapılmasını istiyorum" diyerek tağutun mahkemesine başvurması ve mahkemenin de erkeğin başvurusunu asıl kabul edip uygulamaya sokması şarttır. Ancak bu şekilde yapılan başvuru tasdik ettirme manasına gelir.”

Bu mesele Türkiye gibi erkeğin boşamasını asıl kabul etmeyen medeni tağuti mahkemeler değil, erkeğin boşamasını asıl kabul edip hükmü uygulamaya sokacak olan Arap ülkelerinde bahsi geçen şer’i mahkemelerdir.

Şimdi bu anlatılanlardan sonra size soruyorum: Bu kişiler İslam’ın hükmünü istemesine rağmen yine tekfir mi ediyorsunuz? Tekfir ediyor iseniz; İslam’ın hükmünü isteyen kişileri neye dayanarak tekfir ediyorsunuz? Cevap olarak tağuta muhakeme olmanın şirk olduğuyla alakalı ayetleri getirmeyin. Zira bu ayetleri getirseniz yada bu anlatılanlara rağmen hâlâ tekfir ediyorsanız, maalesef konuyu anlamamışsınız demektir. Bundan sonra ise bizim elimizden gelecek olan şey; size Allah'tan anlayış vermesini dilemekten başka bir şey yoktur.

Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |