FATİHA SURESİ TEFSİRİ
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 15 Ağustos 2022, 16:04:38


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: FATİHA SURESİ TEFSİRİ  (Okunma Sayısı 8545 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
davetci
Ziyaretçi
« : 12 Eylül 2006, 08:29:29 »

     FATİHA SURESİ

     Mekki'dir. İttifakla yedi ayettir.
     "Fatiha", bir şeyin başlangıcı demektir. Kur'an'ın başında bulunduğu için bu sureye «Fatiha» ismi verilmiştir.
Rasulullah (s.a.s) Ebu Said b. el Mualla'ya şöyle dedi:
      "Sana öyle bir sure öğreteceğim ki o, Kur'an'daki surelerin en büyüğüdür. İşte o Elhamdulillahi Rabbi'l-alemin diye başlayan Fatiha suresidir. O Seb'u'l-Mesani (tekrarlanan yedi) dir. Ve bana verilen yüce Kur'an'dır." (Buhari )
     Ebu Hureyre (r.a)'den Rasulullah (s.a.s)'in şöyle dediği rivayet olunmuştur:
     "Allah (c.c) bir hadisi kudsisinde şöyle buyurdu:
     "Ben, namazı benimle kulum arasında ikiye ayırdım. Kulum, kendisi ile ilgili kısmında dilediğini benden isteyebilir.     Namazı kılan kul:
     "Hamd alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur." dediğinde ben:"Kulum bana hamd etti." derim. Kul:
     "O, Rahman ve Rahimdir." dediğinde ben: "Kulum beni methetti, övdü" derim. Kul:
     "Din gününün malik (sahib)idir." dediğinde ben: "Kulum benim yüceliğimi kabul etti." derim. Kul:
     "(Ey Allah'ım) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz." dediğinde ben: "Bu dilek benimle kulum arasındadır. Kulum benden dilediğini isteyebilir." derim.Kul:
     "Bizi doğru yola ulaştır. Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna, gazaba uğramış ve sapmışların yoluna değil" dediğinde ben: "Bu istek de yalnız kulumundur. Kulum benden dilediğini ister." derim.
(Müslim)

     Fatiha suresi Kur'an'ın anasıdır. Çünkü Kur'an'ın ihtiva ettiği temel konuları ihtiva eder.
     Kur'an tevhidi ihtiva eder. Fatiha da tevhidi ifade eder. Fatiha'nın ihtiva ettiği tevhid şöyledir:
     "Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur."
     Bu ayette, vermiş olduğu nimetlerinden dolayı bütün övgü ve hamdların sadece Allah'a yapılması gerektiği bildiriliyor. Allah'ın verdiği en büyük nimet; bu alemleri yoktan varetmesi ve içindekileri hem genel hem de özel olarak nimetleriyle terbiye etmesidir. "Alemlerin Rabbi " cümlesi bu manayı ifade etmektedir.
     Allah (c.c) tevhidi:
     "(Ey Allah'ım) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz." ayetiyle tamamlamış ve şirki her çeşidiyle temelinden söküp atmıştır.
     Kur'an Allah'ın emrettiği şeyleri yapana mükafat ve cenneti vadeder. Allah'ın, emrettiği şeylerden yüz çevireni ve yasakladığı şeyleri yapanı ebedi azab ve cehennemle korkutur. Fatiha'da bu mana vardır.
     "Din gününün (ceza ve mükafat gününün) malik (sahib)idir."
     O gün, Allah'ın emirlerine itaat edenlere mükafaat, itaat etmeyenlere ise ceza vardır.
     Yine Kur'an'da kalpleri canlandıran, nefisleri huzura erdiren, tevhidi ve imanı arttıran ve halis olan ibadeti açıklayan ayetler vardır. Fatiha'da da bu mana vardır.
     "(Ey Allah'ım) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz."
     Kur'an dünyada ve ahirette insanı mutlu edecek yolu gösterir. Fatiha'da geçen:
     "Bizi doğru yola ulaştır" ayeti de bu manayı ifade etmektedir. Çünkü ancak bu yolda yürüyenler doğru yoldadırlar. Bu yolun dışındakiler ise sapık yoldadırlar.
     Kur'an'da Allah'ın emrine boyun eğenlerin ve onun emirlerinden yüz çevirenlerin haberlerini ihtiva eden ayetler vardır. Fatiha'da:
     "Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna..." ayeti, Allah'ın emirlerine boyun eğen ve onun gösterdiği yolda yürüyenleri ifade etmektedir.
     Bu ayette Allah bize bazı ümmetlerden haber veriyor. Onlara Allah (c.c) doğru yolu bildiren şeriat indirmiş, onlar da bu şeriate tabi olup gösterdiği yolda yürümüşlerdi. Bizler de Allah (c.c)'nun övdüğü bu kişileri örnek almalıyız.
Allah'ın emrinden yüzçevirip gazabını hakedenler ve Allah'ın yolundan sapanlar ise; "...gazaba uğramış ve sapmışların yoluna değil" ayetiyle ifade edilmiştir.



اَعُوذ بِاللّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجيمُِ 
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ
اَلْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمينَ 
اَلرَّحْمنِ الرَّحيمِ 
مَالِكِ يَوْمِ الدّينِ
 اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعينُ
 اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقيمَ
 صِرَاطَ الَّذينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَاالضَّالّينَ
 
     İSTİAZE (Allah'A SIĞINMAK)
     "Kovulmuş olan şeytanın şerrinden Allah'a sığınırım."
     Rasulullah (s.a.s) şöyle dua ederdi:
     "Kovulmuş şeytandan, onun büyüklenmesinden, sihrinden ve çarpmasından Semi (işiten) ve Alim olan (herşeyi bilen) Allah'a sığınırım." (Ebu Davud, Nesei, Tirmizi, İbni Mace, Ahmed)
     Euzu : "Sığınırım", "destek isterim", "yardım isterim" manalarına gelir. Sığınmak; bir kimsenin korkulan bir şeyden kaçarak, bu korkuyu üzerinden atabilecek birine baş vurmasıdır. Yalnız Allah'ın elinde olan meselelerde herhangi bir varlığa sığınmak, ona ibadet etmek demektir ve bu şirktir.
     Allah : Allah'ın en büyük isimlerindendir ve Allah'dan başka hiçbir varlığa bu isim verilemez. İmam Ebu Hanife Allah lafzını İsmi Azam olarak isimlendirmiştir.
     Allah; İbadeti hak eden yüce varlık manasındadır.
     İlah ise; İbadet edilen varlık demektir. Bu açıklamaya göre her ibadet edilen varlık Allah değildir, fakat ilahtır.
     Şeytan :
     Alimler şeytan kelimesi hakkında çeşitli görüşler zikretmişlerdir. Bu görüşler şunlardır:
     1 - Şeytan; "uzaklaştı" manasına gelen "şatane" kelimesinden türemiştir.
     2 - Şeytan; "günahından dolayı yanmak" manasına gelen "şiyt" kelimesinden türemiştir.
     3 - Şeytan; "helak oldu" manasına gelen "şa'ta" kelimesinden türemiştir.

     Şeytan Türleri:

     Şeytanlar iki çeşittir:
     1 - Cinlerden olan şeytanlar.
     2 - İnsanlardan olan şeytanlar.
     Allah (c.c)'nun şu sözü bunu açıklamaktadır:
     "Biz (sana yaptığımız gibi) her resule de insan ve cin şeytanlarını böylece düşman yaptık." (En'am: 112)
     Allah'a giden yolu kapatan, insanları Allah'ın yoluna gitmekten alıkoyan, onları saptıran ve Allah'ın yasakladığı şeyleri yapmaya teşvik eden cinlerden şeytanlar olduğu gibi insanlardan da şeytanların olduğu ayette de açıkça görülüyor.

     Şeytanlardan Korunma Yolları:
Cinden olan şeytanların zararı ancak ve ancak Allah'a sığınmakla engellenir. Çünkü Allah'tan başka hiçbir varlık bu şeytanların zararını engelleyemez.
     İnsanlardan olan şeytanlar tabiatları gereği şeytanlıklarından vazgeçebilirler. Bu sebeple onlardan gelebilecek zararlar, onlara bir takım maddi ve manevi faydalar sağlayarak engellenebilir.
     İnsanlardan olan şeytanların şerrinden korunabilmek için bu şekilde davranmak caizdir. Hatta onların şerrini engelleyebilecek güce sahip olan insanlardan yardım da istenebilir. Fakat bu konuda yapılması gereken en iyi şey; bütün tedbirleri aldıktan sonra yalnız Allah'a sığınmaktır.
     Raciym : "Taşlanmış" manasına gelebileceği gibi "kovulmuş", "öldürülmüş", "sövülmüş", "lanet edilmiş" manalarına da gelebilir.
     Kur'an'da bu manaların hepsini birden ifade eden Allah (c.c)'nun şu kavlidir:
"Dediler ki: "Ey Nuh! Sen (bu söylediğinden) vazgeçmezsen muhakkak ki recmedilenlerden olacaksın."
(Şuara: 116)
     Bütün bu açıklamalar ışığında "euzu"nun ifade ettiği manayı şöyle açıklayabiliriz:
"Ben batılı süslü göstererek insanları hak yoldan saptırmaya çalışan, şeytani sıfatlara sahip bütün şer güçlerden Allah'a sığınırım. Çünkü bu gibi şeytani güçlerden beni ancak Allah kurtarır."



     BESMELE
     "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla..."
     Bismillah : "Allah'ın adıyla başlıyorum" veya "Allah' ın adıyla başla" manasındadır. Her işe Allah'ın adıyla başlanması gerekir. Çünkü Allah'ın adıyla başlanmayan her amel eksiktir, bereketsizdir.
Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
    "Besmele ile bşlanmayan her iş eksiktir." (Ebu Davud)
Rahman ve Rahim kelimeleri rahmet kelimesinden türemişlerdir ve mübalağa ifade ederler.
    Er-Rahman : "fa'lan" kalıbındadır. Sürekliliği ifade etmeyen bir sıfattır. Yani bir müddet var olup sonra kaybolan sıfatlar için kullanılır. Örneğin; Susuzluk, açlık, kızgınlık gibi kelimeler arapçada bu kalıp ile ifade edilirler. Kişi devamlı susuz, aç veya kızgın olamaz. Bu sıfatlar devamlılık arzetmez. İşte Allah (c.c)'nun bu sıfatı (yani rahman sıfatı) da sürekli değildir. Sadece dünyada geçerlidir. Allah (c.c) bu sıfatını dünyada hem kafirler hem de müslümanlar için gösterir. Dolayısıyla Rahman sıfatı, Rahim sıfatından daha kapsamlıdır.
    Er-Rahim : "faiyl" kalıbındadır ve devamlılık ifade eden bir sıfattır. Allah (c.c)'nun bu sıfatı hem dünyada hem de ahirette sadece müslümanlara hastır.



     HAMD
     1 - "Hamd alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur."
     Hamd : Allah (c.c)'u noksan sıfatlardan ve mahlukata benzemekten uzak tutmak, O'nu herşeyden çok sevmek ve layık olduğu şekilde yüceltmek demektir.
     Allah hamdın yalnız kendisine has olduğunu belirterek, hamd etmenin bir ibadet olduğunu bildiriyor. Hamd sadece Allah'a yapılır. Çünkü burada tahsis (has kılma, özelleştirme) vardır.
     Hamd ile şükür arasında anlam bakımından fark vardır.
     Şükür : Herhangi bir varlığa bir şey karşılığı olarak yapılan övgüdür. Hamd ise; karşılık beklemeksizin, belli bir takım sıfatlardan dolayı bir varlığı övmektir.
     Rab : Sahip, efendi, yoktan var eden, yarattıklarının yegane sahibi, yarattıklarını nimetiyle terbiye eden, besleyen, yöneten, yardım eden ve hidayet edendir.
     Rab kelimesinin başına el takısı gelince ve tek başına kullanılınca yalnız Allah için kullanılan bir isim olur. Allah'tan başkası için kullanıldığı zaman rab kelimesinden sonra ona bağlı başka bir kelime daha getirilmelidir. Yani isim tamlaması yaparak kullanılmalıdır.
     Örneğin; "Evin sahibi manasına gelen" "rabbu'l-beyt" kelimesi gibi.
     Alem : "Alamet"ten türemiştir ve yaratılmış olan her-şeyi ifade eder. Çünkü mevcut olan bu alem Allah'ın varlığına bir alamettir, bir işarettir.



     ER-RAHMAN ER-RAHİM     
     2 -  O,  Rahman  ve  Rahimdir.
     Er- Rahman : Dünyada mü'minlere ve kafirlere merhameti bol olan demektir. Bu isim yalnız Allah'a mahsustur. Ondan başka hiçbir varlığa isim veya sıfat olarak verilemez.
     Er-Rahim : Dünya ve ahirette yalnız mü'minler için merhameti bol olan demektir. Bu isim başka varlıklar için sıfat olarak kullanılabilir. Örneğin; Falan kişi rahimdir denilebilir,  fakat  falan  kişi  rahmandır  denilemez.



     DİN GÜNÜNÜN SAHİBİ
     3 - Din gününün malik (sahib)idir.
     Din günü : Hesap (ceza ve mükafaat) günü demektir.
     Allah (c.c), ahirette güneşin doğuşuyla batışı arasındaki geçen süre içerisinde (ki bu süreyi Allah kendisi tayin edecektir) bütün insanları hesaba çekecektir.
     Malik : Sahib olan demektir. Malik kelimesi ahiret gününün sahibini bildirir.
     Allah (c.c) yalnız hesap gününün değil herşeyin sahibidir. Ayette özellikle hesap gününün sahibi olduğunun belirtilmesi; dünyadaki şeyler hakkında başkalarının da sahiplik iddiasında bulunma ihtimalinin söz konusu olmasındandır. Fakat kıyamet günü böyle değildir. O gün yalnız Allah'ındır ve o gün tek söz sahibi de  Allah'tır.



     İBADET VE TEVHİD
     4 - (Ey Allah'ım) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız  senden  yardım  isteriz.
     "İyyake" kelimesi mef'ul olduğu halde öne alınıp, fiil olan "na'budu"nun sonra gelmesi, ayrıca "iyyake" kelimesinin iki kez tekrarlanması hasr (sınırlandırma) ifade eder. Böylece mana: "hiçbir varlığa ibadet etmeyiz, ancak sana ibadet ederiz", "hiçbir varlıktan yardım istemeyiz ancak senden yardım isteriz" şeklinde olur. Bu mana; bağlılığın en son sınırını ifade eder. Dinin bütünü bu iki anlamın içinde toplanmıştır. Yani bu ayet; La ilahe illAllah'ın manasını ifade etmektedir. Allah dışında ibadet edilen tüm varlıkları reddetmek "La ilahe"dir. Yalnız Allah'a ibadet etmek ise "İllAllah"tır.
     Bazı selef alimleri bu ayet hakkında:
     "Fatiha Kur'an' ın sırrıdır. Fatiha'nın sırrı da bu ayettir" derler.
     Ayetteki "na'budu" kelimesi çoğulu ifade eder ve manası; "bütün uzuvlarımızla (göz, kulak, el, ayak v.s.) sana ibadet ederiz" demektir. Bu ayeti bu  manayla okuyan kişi, Allah'ın dışındaki ilahları bütün uzuvlarıyla reddetmiş olduğunu ve ibadeti sadece tek olan Allah'a has kıldığını belirtmiş olur. İşte ancak  bu şekilde yapılan ibadet  tamdır  ve  Allah  katında geçerlidir.
     İbadet : Kelime olarak; boyun eğmek, itaat etmek ve küçüklüğünü kabul etmek demektir.
     Şer'i manası ise; Allah'ın sevdiği, emrettiği, kabul ettiği ve razı olduğu bütün gizli ve açık amel ve sözlerdir. Bunlardan bazıları; iman, islam, ihsan, dua, korkmak, umut etmek, tevekkül etmek, ummak, gönülden saygı duymak, yönelmek, yardım istemek, sığınmak, yardımına çağırmak, kurban kesmek, adak adamak, hükmüne teslimiyet göstermek, namaz kılmak, zekat vermek, oruç tutmak,  hacca  gitmek,  tevbe  ve  istiğfar  etmek vs.
Bütün bu ve diğer ibadetler yalnız Allah'a yapılır. Melek de olsa nebi de olsa Allah'tan başka hiçbir varlığa ibadet yapılmaz. İbadet türlerinden bir tanesini Allah'tan başkasına veya Allah ile birlikte bir başkasına yapan kimse müşrik ve kafir olur. Allah, şirk üzere ölen kimseyi asla affetmeyecektir ve müşrik olarak ölenler cehennemde ebedi kalacaklardır.
     Yardım  İstemek:     
     "Ve  yalnız  senden  yardım  isteriz."
     Yalnız sana sığınıp yalnız senden yardım isteriz. Yalnız ibadete layık olan zata sığınılır ve yalnız ondan yardım istenir. İbadete layık olan zat ise sadece Allah'tır.
     Bir insan yalnız Allah'ın elinde olan bir konuda Allah'tan başka bir varlıktan yardım isterse müşrik olur.
İnsanlar Allah'a ibadet etme ve Allah'tan  yardım isteme konusunda şu hal üzere bulunurlar:
     1 - Allah'a  ibadet  eden  fakat  Allah'ın  istediği  şekilde  Allah'tan yardım istemeyenler.
     Bu kimseler; Allah'ın emirlerini yerine getirip yasak-larından kaçınırlar, bütün ibadetleri ihlaslı olarak sadece Allah'a yaparlar ve Allah'ın şeriatına boyun eğerler. Fakat Allah'a tevekkül etmek (tam anlamıyla O'na güvenmek) ve O'ndan yardım istemek konusunda eksiklikleri vardır. Bu sebeple bu kişiler herzaman düşmanlarına yenik düşerler. Böyle kimseler kendilerine hayır isabet etmediğinde veya bir şer isabet ettiğinde hep hallerinden şikayet  ederler.
Onlar bu duruma; Allah'ın şeriatine ve emirlerine uydukları halde Allah'ın kaza ve kaderini tam anlamıyla kavrayamamaları, hakkı istemelerine rağmen, hakka ulaşmak için takip edilecek yolu bilememeleri sebebiyle düşmüşlerdir.
     2 - Allah'tan yardım isteyen, O'na tevekkül eden, her zaman Allah'a ihtiyacı olduğunun şuurunda olan, Allah'ın kaza ve kaderine tam anlamıyla boyun eğen, fakat ibadeti Allah'a has kılma konusunda eksiklikleri bulunan ve şeriatin emir ve yasaklarına tam olarak uymayanlar.
     Bu kimseler Allah'ın kaza ve kaderine Allah'ın istediği şekilde boyun eğmezler. Onların boyun eğişleri sadece bir takım dünyevi menfaatler elde etmek içindir. Hatta yapmış oldukları ibadetleri Allah rızası için değil menfaat elde etmek için yaparlar ve ibadetlerinin Allah'ın istediği şekilde olup olmamasına önem vermezler.
 Bu müteellih (kendisinin Allah'a bağlı olduğunu iddia eden) ve bazı mutasavvıfların durumudur. Söz konusu olan bu kimseler; Allah'ın kaza ve kaderine boyun eğen, bu konuda teslimiyetleri tam olan fakat Allah'ın emir  ve yasaklarına tam olarak boyun eğmeyen kimselerdir. Böyle kimselerde keramet vb. gibi bazı harikulade olaylar görülebilir.  Bununla beraber bu kimseler şeriata zıt olan amelleri işlemekten de geri durmazlar. Öyleki bunlardan bazıları daha da aşırı giderek şeriatın haram kıldığı şeyleri kendilerine mübah kılarlar. Hatta tevhid konusunda sapıklığa düşerek bütün mahlukatı Allah olarak görmeye başlarlar ve yaratılanla yaratıcı arasında bir fark görmezler. Bunların kafir olduklarında şüphe yoktur.
     3 - Allah'a ibadetten ve  O'na tevekkül ederek yardım istemekten yüz çevirenler.
     Bu gruptaki insanlar iki türlüdür:
     a - Dünya Ehli: Sadece dünya için çalışıp ahretten yüz çeviren kimselerdir.
     b - Din Ehli: İbadeti yalnız Allah'a has kılmayan ve O'ndan yardım istemeyen sapık dinlere mensup olan kimselerdir.
     Allah (c.c) bu kimseler hakkında şöyle buyuruyor:
     "Onlar zanna ve nefislerinin isteklerine tabi olurlar. Halbuki Allah'tan onlara doğru yolu gösteren apaçık bir hidayet  rehberi  gelmiştir." (Necm: 23)
     4 - Allah'ın emirlerine boyun eğerek yasakladığı şeylerden kaçınan, Allah'a O'nun istediği ve razı olduğu şekilde ihlasla ibadet eden, O'na hiçbir konuda şirk koşmayan, kaza ve kadere tam olarak teslimiyet gösteren ve yalnız Allah'tan yardım isteyip yalnız Allah'a tevekkül edenlerdir.     
     İşte bu sıfatlar, gerçek müslümanların sıfatıdır.



     SIRAT-I MUSTAKİM
     5 - Bizi  doğru  yola  ulaştır. 
     Sırat-ı  Mustakim (Doğru yol) : Rasullerin gösterdiği ve Allah'ın rızasına ancak bununla ulaşılabilecek yoldur. Bu yol; yalnız Allah'a ibadet etmek ve O'nun resulü vasıtasıyla bildirdiği şeriate uymaktır. Kelime-i Şehadetin delalet ettiği mana da budur.
     "Bizi  doğru  yola  ulaştır"   diyen kimse şöyle demiş olur:
     "Ey Rabbimiz! Yalnız sana ibadet eder senden başka ibadet edilen varlıkları reddederiz. Yalnız senden yardım isteriz. Çünkü yalnız senden yardım istenir. Ey Rabbimiz! İman ettiğimiz bu hak yoldan bizi saptırma. Bizi bu yolda sabit kıl. Ve  bu  yolda  devamlı  kalmamız  için bize  yardım  et."



     NİMET VERİLENLER
     6 - Kendilerine  nimet  verdiklerinin  yoluna,
     Nimet  Verilenler: Nebi, sıddık, şehid ve salihlerdir.
     Allah'ın nimetleri iki çeşittir.
     1 - Genel olan nimeti; mahlukatı yaratması, onlara rızık vermesi, onların dünyada sağ kalmalarını ve menfaatlerini koruyabilecek yollar göstermesidir.
     2 - Has  olan  nimeti; hak eden kullarına hidayet etmesi, onları imanla terbiye etmesi, imanda muvaffak kılması, imanda sebat etmelerine yardımcı olması ve imana ulaşmalarına mani olan engelleri ortadan kaldırmasıdır.       Yani, onları hayırda başarılı kılıp şerden korumasıdır. Bu nimet; ancak ihlaslı olarak Allah'ın istediği şekilde yalnız Allah'a yönelen, yalnız Allah'a ibadet eden ve şirkin her çeşidinden uzak duran kişiler içindir.
Bu açıklamalara göre ayetin manası şöyle olur:
    "Ey Allah'ım! Bize; razı olup cennetle mükafatlandırdığın nebi, sıddık, şehid ve salihlerin yolunu açıkla, bize  bu yolu göster, bizi bu yola ulaştır ve bu doğru yolda sabit kıl."



     GAZABA UĞRAYANLAR VE SAPANLAR     
     7 - Gazaba  uğrayanların  ve  sapanların  yoluna değil...
     Gazaba  uğrayanlar; hakikat kendilerine ulaştıktan sonra, bunu bile bile reddedip  yüz çevirenlerdir. Bundan kasıt, yahudiler ve onların yolunda gidenlerdir.
     Sapanlar ise; hak kendilerine ulaşmadığı için bilmeyerek haktan ayrılanlardır. Bundan kasıt; hristiyanlar ve onlar gibi olanlardır.
     Buna göre ayetin manası şöyle olur:
     "Ey Rabbimiz! Bizi hakkı bildiği halde reddedenlerden veya bilmeyerek sapanlardan kılma. Bizi, hak kendisine ulaştığı zaman hemen ona tabi olanlardan, bilmeden sapmamak için hakkı öğrenmek isteyen ve bu yolda bütün gücünü kullanan kişilerden kıl."
     Allah'ın razı olmadığı iki grup vardır ve bunlar ahirette kaybedenlerden olacaklardır.
     Birincisi; hakkı öğrendikten sonra haktan yüz çevirip baba ve dedelerinin sapık dinine tabi olanlar.
     İkincisi ise; hakkı bilmediği veya eksik bildiği için hak ile batılı ayıramayan, bundan dolayı doğru yolu bulamayanlar.
     Burada bir kaide daha ortaya çıkmaktadır: Kişi hakkı öğrenmek için elinden geleni yapmalıdır. Öğrenmeye gücü yettiği halde hakkı öğrenmeyen ve bu şekilde bilmeyerek sapan kimseler Allah katında mazeretli değillerdir.
Amin: "Ya Rabbi! Kabul et",  "icabet et" demektir.
 
     Hayır Ve Şer Allah'tandır:
     Allah (c.c.) altıncı ayette: "Nimet verdiklerinin yoluna" buyurarak nimeti kendisine nisbet etmiş ve tüm nimetlerle hayırların kendisinden olduğunu bildirmiştir.
     Yedinci Ayette ise: "Gazaba  uğrayan  ve  sapanların yoluna değil..."  buyurarak gazaba uğramak ve sapıklık gibi şer olan şeyleri  kendisine değil, bunları hak edenlere nispet etmiştir.
     Bu manadaki ayetleri okuyan bazı kimseler, hayır olan şeyleri Allah'ın yarattığını, şer olan şeyleri ise Allah'ın yaratmadığını düşünebilirler. Fakat bu düşünce yanlıştır. Çünkü alemlerde mevcut olan bütün varlıkları, iyisiyle kötüsüyle Allah yaratmıştır.
     Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:
    "Allah  her şeyi  yaratmıştır."    (Furkan: 2)
     Ayette geçen "her şey" genel bir kavramdır. İçine hem hayır olan hem de şer olan her şey girer. Şer de bu kainatta olan şeylerden bir şey olduğuna göre Allah şerri de yaratmış demektir. Dolayısıyla, hayır ve şer Allah' tandır. Onları Allah yaratmıştır.
     Fakat şer konusunda açıklanması gereken bir incelik vardır:
Kainatta mutlak şer, yani her yönüyle şer olan ve içinde hiç hayır bulunmayan hiçbir varlık yoktur. Çünkü Allah (c.c) mutlak şer olan hiçbir şey yaratmamıştır. İblis'in varlığı bu konu için güzel bir örnektir.
     İblis insanlar için en büyük şerdir. Ancak İblis bile her yönüyle şer olan bir varlık değildir. Onun var olmasında da bir takım hayırlar vardır. Özellikle Allah'a iman edenler için İblis'in varlığı şer değil, bir hayırdır. Çünkü Allah (c.c) İblis'i insanlar ve cinler için bir imtihan olarak yarattı ve kendisine iman edip ona karşı gelenleri mükafatlandıracağını bildirdi. Eğer İblis olmasaydı, "ona karşı gelmek" diye bir şey olmayacağı için "İblis'e karşı gelme sevabı" da olmazdı.
     İşte bu yönüyle İblis'in varlığı mü'minler için şer değil hayırdır. Mü'minler ona karşı gelerek Rableri katındaki derecelerini yükseltirler. Bu ise onlar için bir hayırdır.
     Görülüyor ki; Allah (c.c), her yönüyle şer olan ve kendisinde hayır bulunmayan hiçbir şey yaratmamıştır. Yarattığı varlıklarda bazı şer unsurlar bulunsa bile, bunun yanında mutlaka bir takım hayırlar da vardır.
     İşte bu sebeple; "Kafirlerin ve mü'minlerin başına gelen her şey Allah'ın izni ve iradesiyledir. Allah'a duyulan saygı ve edepten dolayı, hayır olan şeyler Allah'a nispet edilir. Fakat içinde şer bulunan şeyler, her ne kadar Allah'ın izni ve iradesiyle yaratılmışlarsa da, yine saygı ve edepten dolayı Allah'a  değil, yapana nispet edilir." denir.



     FIKHİ HÜKÜMLER
     A - Besmele Kur'an'dan Bir Ayet  midir?
     Alimler besmelenin Neml suresinin bir ayeti olduğunda ittifak etmişlerdir.
     "O, Süleyman'dandır. O;bismillahirrahmanirrahimdir." (Neml: 30)
     Fakat Fatiha ve diğer surelerin başında geçen besmelelerin ayet olup olmadığında ihtilaf etmişlerdir.
     İmam Şafii'ye  göre hem Fatiha'nın hem de  diğer surelerin başında geçen besmeleler birer ayettir.
     İmam Şafii'nin bu konuda bir çok delili vardır. Bunlardan bazıları:
      Enes (r.a)'ya Rasulullah (s.a.s)'in namazda nasıl Kur'an okuduğu soruldu.
     Enes (r.a) dedi ki:
     "Onun okuması yavaş yavaş ve uzatmalıydı. Fatiha'yı şöyle okurdu:
     "Bismi'llahi'r Rahmani'r Rahim. El-hamdu lillahi Rabbi'l-alemiyn.Er-Rahmani'r-Rahim...(Fatiha:17)"
(Buhari)
     Enes (r.a) şöyle dedi:
     "Rasulullah (s.a.s) birgün aramızda iken uyudu. Sonra tebessüm ederek uykudan kalktı. Ona dedik ki:
     "Ya RasulAllah! Seni güldüren nedir?"
     Rasulullah (s.a.s):
     "Az önce bana bir sure indi» cevabını verdi ve şöyle okudu:
     "Bismi'llahi'r-Rahmani'r-Rahim. İnna a'teyna kelkev-ser....(Kevser: 1-3)" 
(Müslim, Nesei, Tirmizi)
     İmam Malik'e göre; Fatiha'nın ve diğer surelerin başında geçen besmeleler ayet değildir. Besmele sadece bereket olsun diye okunur. Bir işe başlanırken Allah'ın adıyla başlanır. Kur'an okurken surelerin başında besmele çekmek de bunun gibidir.
     Aişe (r.a) şöyle dedi:
     "Rasulullah (s.a.s) namaza tekbirle başlardı. Namazda okumaya ise:
     "El-hamdu lillah ile başlardı."
(Müslim)
     Enes b. Malik (r.a) dedi ki:
     "Ben Rasululah (s.a.s)'in, Ebu Bekir (r.a)'nun, Ömer (r.a)'nun ve Osman (r.a)'nun arkasında namaz kıldım. Namazlarına:
     "El-hamdu lillahi Rabbi'l-alemiyn» ile başlar, besmeleyi okumazlardı."
(Buhari-Müslim)
     Müslim'in rivayetinde:
     "Namazda okurken okuyuşun başında da sonunda da: "Bismi'llahi'r-Rahmani'r-Rahim" okumazlardı" şeklinde geçmektedir.
     İmam Ebu Hanife'ye göre; besmele Fatiha'dan bir ayet değildir. Fakat Kur'an'da geçen bir ayettir. Sureleri birbirinden ayırmak için gönderilmiştir.
     Hanefiler şöyle derler:
    "Besmelenin Kur'an'da yazılı olması Kur'an'dan bir ayet olduğunu gösterir. Yoksa her surenin başında bir ayet olduğunu göstermez. Namazda Fatiha'yı okurken besmele ile başlanmayıp el-hamdu lillah ile başlanması gerektiğini ifade eden deliller, besmelenin Fatiha'dan bir ayet olmadığını gösterir."
     Besmelenin ayetlerin bitişini gösteren bir ayet olduğunun delilleri şunlardır:
     Sahabeler şöyle derlerdi:
     "Biz bir surenin bittiğini ancak besmele söylendiği zaman anlardık."   (Ebu Davud)
     İbni Abbas (r.a) şöyle dedi:
     "Rasulullah (s.a.s) bir surenin bittiğini ancak ona:
     "Bismillahirrahmanirrahiym" indiği zaman anlardı."
(Ebu Davud, Hakim  sahih senedle )
     İmam Ahmed'in; besmelenin Fatiha'dan bir ayet olup olmadığına dair iki görüşü vardır. Bir görüşüne göre, besmele Fatiha'dan bir ayettir, diğer görüşüne göre ise Fatiha'dan bir ayet değildir.
     
     B - Fatihanın  Namazda  Okunmasının  Hükmü:
     İmam Şafii,  İmam Malik  ve  İmam Ahmed'e göre; namazda Fatiha okumak farzdır ve bu, namazın sıhhat şartıdır. Dolayısıyla imkanı olduğu halde namazda Fatiha okumayan kimsenin namazı batıl olur.
     Ubade b. Samit'ten Rasulullah (sav) şöyle buyurdu:
     "Fatiha'yı  okumayanın  namazı  yoktur." (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace)
     Ebu Hureyre (r.a)'den Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
     "Kim namaz kılar da Fatiha'yı okumazsa namazı eksiktir,  namazı  eksiktir,  namazı  eksiktir,  tam değildir."    (Tirmizi, Nesei, Malik)
     İmam Ebu Hanife'ye göre; Fatiha okumak tek başına namaz kılan için vaciptir. Bu sebeple namazda Fatiha okumayan kimsenin namazı batıl olmaz. İmamın arkasındaki kişinin hem sesli hem de sessiz namazlarda Fatiha'yı okuması mekruhtur. Şayet okursa iyi bir şey yapmamış olur.
     Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
     "Kur'an'dan  kolayınıza  geleni  okuyunuz" (Müzzemmil:20)
     Bu ayete göre farz olan, namaz kılarken Kur'an'dan kolay geleni okumaktır.
     "Fatiha okumayanın namazı yoktur" hadisinde "namazı yoktur"dan kasıt; "batıl" demek değil "eksik" demektir.
Bu şu hadise benzemektedir:
     "Mescide komşu olan kimse mescidde namaz kılmazsa namazı yoktur." (Ebu Davud, Tirmizi)
     Bu hadisteki "namazı yoktur"dan kasıt "fazilet ve sevap yönünden namazı yoktur" demektir. Yoksa "namazı batıl" demek değildir.
     "Namazda Fatiha okumayan kimsenin namazı eksiktir" hadisi ise Fatiha'nın farz olmadığını gösteriyor. Çünkü hadiste "eksiktir" deniyor "batıldır" denmiyor. Bir amelin eksik olması o amelin batıl olduğunu göstermez.
    
     C - Besmelenin  Namazda  Okunmasının  Hükmü:
     İmam Şafii'ye göre; namazda Fatiha'yı okumak farz olduğu ve besmele de Fatiha'dan bir ayet olduğu için, Fatiha'nın gizli okunduğu yerde gizli, açık okunduğu yerde açık okunması farzdır. Bu sebeble besmelesiz okunan Fatiha eksik olacağından kılınan namaz da batıl olur.
     İmam Malik; besmeleyi Fatiha'dan ve diğer surelerden bir ayet olarak görmediği için sadece nafile namazlarda okunmasını caiz görmüş, farz namazlarda ise gerek Fatiha'nın başında gerekse diğer surelerin başında gizli veya açık olarak okunmasını caiz görmemiştir.
     İmam Ebu Hanife'ye göre; besmele, kıraatin gizli veya açık  okunduğu namazların her rekatında, gizli olarak Fatiha suresiyle birlikte okunur. Diğer surelerin başında okumak ise iyi bir şeydir. Fakat ne Fatiha'nın ne de diğer surelerin başında okunması şart değildir.
     İmam Ahmed'e göre; ister sesli, ister sessiz namazda olsun besmelenin namazlarda gizli okunması gerekir. Sesli namazlarda besmelenin açık okunması sünnete muhaliftir.
     
     D - İmama Tabi  Olan Kimsenin Fatihayı  Okumasının  Hükmü:
     İmam Şafii ve Ahmed'e göre; imamın arkasında namaz kılan kimsenin imam gizli veya açık okusun hiç fark etmez, Fatiha'yı gizlice okuması farzdır. Çünkü namazda Fatiha'yı okumak farzdır. Bu sebeple Fatiha'yı okumayanın namazı batıl olur.
     Ubade b. Samit'ten Rasulullah şöyle buyurdu:
     "Fatiha'yı  okumayanın  namazı  yoktur." (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace)     
     Ebu Hureyre (r.a)'den Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
     "Kim namaz kılar da Fatiha'yı okumazsa namazı eksiktir,  namazı  eksiktir,  namazı  eksiktir  tam değildir."  (Malik, Tirmizi, Nesei) 
     İmam Malik'e göre; kıraatın gizli okunduğu namazlarda imama tabi olan kimsenin gizlice okuması, kıraatın sesli okunduğu namazlarda ise hiç okumaması gerekir. Sesli namazlarda imamın arkasında okuyan kimse iyi yapmış sayılmaz. Fakat imamın arkasında olan kimse Fatiha'yı hiç okumazsa, namazı batıl olmaz     
     "Kur'an okunduğunda derhal susun ve onu dinleyin. Ta ki (Allah'ın rahmetiyle) esirgenmiş olasınız."  (A'raf: 204)
     Bu ayete göre Kur'an okunduğu zaman dinlenilmesi gerekir. O halde İmam'ın açıktan okuduğu rekatlarda, cemaatin Fatiha'yı okumayıp dinlemesi gerekir.
     İmam Ebu Hanife'ye göre; ister sesli namazda ister sessiz namazda imamın arkasında namaz kılan kimsenin Fatiha okuması caiz değildir.
     "Kur'an okunduğunda derhal susun ve onu dinleyin. Ta ki (Allah'ın rahmetiyle) esirgenmiş olasınız." (A'raf: 204)
     Ebu Hureyre (r.a)'den Rasulullah (s.a.s)'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
     "İmamın okuyuşu, ona tabi olanların okuyuşu yerine de geçer." (İbni Ebi  Şeybe)  

    E - Amin Demenin Hükmü:
    Amin : Alimlerin ittifakıyla Kur'an'dan bir ayet değildir. Dua için kullanılan bir kelimedir ve Fatiha'dan sonra "amin" demek sünnettir.
     Şafii ve  Hanbeliler'e göre; İmam ve cemaatin sesli namazlarda sesli, sessiz namazlarda sessiz olarak "amin" demesi sünnettir.
     Ebu Hureyre (r.a.)'den Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:
     "İmam (namazda Fatiha okurken): "Gayril mağdubi aley him vele'd-dallin" dediği zaman siz de Amin deyiniz. Her kimin amin demesi meleklerin amin demelerine uyarsa, onun geçmiş günahları mağfiret olunur." (Buhari, Müslim)
     Vail İbn Hucr (r.a.) şöyle demiştir:
     "Rasulullah (s.a.s)'ın, "vele'd-dallin" dedikten sonra amin dediğini duydum. Sesini yükseltirken elifi çekerdi." (Ebu Davud, Tirmizi, Ahmed)
     Ebu Hureyre (r.a) şöyle dedi:
     "Rasulullah (s.a.s) namazda "veleddallin" dedikten sonra yüksek sesle amin derdi. Öyleki, birinci saftakiler bunu duyardı." (Ebu Davud, İbni Mace)
     Maliki ve Hanefiler'e göre; İmam ve cemaat hem sesli hem de sessiz namazlarda sessiz olarak "amin" der.
     İbni Mesud  (r.a) şöyle dedi:
     "İmam dört şeyi gizli söyler; euzu, besmele, amin ve rabbena leke'l-hamd." (İbni Ebi Şeybe, Fethul Kadir)

     F - Kur'an'a Bir Şey Eklemenin Veya Ondan Bir Şey Çıkarmanın Hükmü:
     Kur'an'dan herhangi bir şeyi çıkarmak veya ona bir şey eklemek küfürdür. Öyleyse alimler besmeleyi (veya buna benzer şeyleri) Kur'an'a eklemekle veya çıkarmakla kafir olmazlar mı? diye bir soru sorulabilir.
     Bu soruyu cevaplamadan önce şu kaideyi hatırlamak gerekir: Kur'an'dan olduğu ihtilafsız ve kesin olarak bilinen şeyleri Kur'an'dan çıkarmak veya Kur'an'dan olma-dığı ihtilafsız ve kesin olarak bilinen şeyleri Kur'an'a eklemek küfürdür. Ancak Kur'an'dan olup olmadığında ihtilaf olan şeyleri Kur'an'a eklemek veya Kur'an'dan çıkarmak küfür değildir.
     Alimler arasında besmelenin, Fatiha ve diğer surelerin başında geçen bir ayet olup olmadığı hakkında ihtilaf vardır. Bu sebeple Kur'an'dan olduğu kesin değildir. Dolayısıyla besmeleyi delillere dayanarak, surelerin başında geçen bir ayet olarak kabul edip Kur'an'a dahil etmek küfür olmadığı gibi, yine delillere dayanarak ayet kabul etmeyip  Kur'an'dan  çıkarmak da küfür değildir.




Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Sitemiz üzerinden erişilebilen şeylerde Allah'ın razı olmadığı şeyler varsa, bunları reddediyoruz.


.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |