HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 19 Ağustos 2017, 06:47:44


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Boşanmış Kadınların İddeti. Bakara-228  (Okunma Sayısı 244 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Vasat Ümmet
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 528



« : 26 Haziran 2017, 02:57:20 »

بســـم الله الرحمن الرحيم

وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ بِأَنفُسِهِنَّ ثَلاَثَةَ قُرُوَءٍ وَلاَ يَحِلُّ لَهُنَّ أَن يَكْتُمْنَ مَا خَلَقَ اللّهُ فِي أَرْحَامِهِنَّ إِن كُنَّ يُؤْمِنَّ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَبُعُولَتُهُنَّ أَحَقُّ بِرَدِّهِنَّ فِي ذَلِكَ إِنْ أَرَادُواْ إِصْلاَحًا وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذِي عَلَيْهِنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌ وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكُيمٌ


"Boşanmış kadınlar üç kuru' (müddeti) beklerler. Eğer onlar Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorlarsa, Allah'ın kendi rahimlerinde yarattığı şeyi gizlemeleri helal değildir. (İddet içinde) barışmak isterlerse, onları (nikahlarına) geri döndürmeye kocaları daha layıktır. Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır. Erkekler kadınlardan bir derece daha üstündürler. Allah Aziz'dir, Hakim'dir".
 
Bakara-228
   
 Allah (cc) “ila” dan bahsettikten sonra, boşanma olabileceği için, boşanma ile ilgili hükümler indirmiştir.

Boşanan kadınlar iddet olarak üç kuru' müddeti beklerler. Ayette geçen “Boşanmış kadınlar” sözü geneldir.
Bu hükme; kocalarıyla cima yapmış kadınlar girdiği gibi hiç cima yapmamış veya hamile olan kadınlar da girer.

Bu ayette asıl kastedilenler; “Kendileriyle cima yapılmış kadınlar”dır.

Çünkü kendileriyle cima yapılmamış olan kadınların iddeti yoktur.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Mü'min kadınları nikahlayıp da sonra kendilerine dokunmadan, onları boşarsanız, sizin için üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur.” (Ahzab: 49)

Kocası tarafından boşanmış hamile kadınların iddeti ise, doğuruncaya kadardır.

Allah (cc) şöyle buyuruyor:

“Hamile kadınların iddetleri ise yüklerini boşaltana kadardır.” (Talak: 4)

Hiç hayız görmeyen kadın ile yaşlılıktan dolayı hayızdan kesilen kadının iddeti üç aydır.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Kadınlarınızdan, hayızdan kesilenlerle henüz hayız görmemiş bulunanlar(ın iddetleri) hakkında eğer şüphe ederseniz onların iddeti üç aydır”  (Talak: 4)

Bütün bunlardan sonra, geriye bir tek kocasıyla cinsi münasebette bulunduktan sonra boşanan kadınlar kalıyor. İşte bu ayet bunlardan bahsetmektedir.

Ayetteki “Yeterabbasne (beklerler)” fiili her ne kadar şimdiki zaman için kullanılmışsa da aslında “emir” ifade etmektedir ve “beklesinler” manasındadır.

Allah (cc)'nun şimdiki zaman kipini kullanarak emir vermesi, direk emir kipini kullanarak emir vermesinden daha kuvvetlidir. Çünkü, şimdiki zaman kipi kullanıldığında, bu, mü'minlerin verilen emri kabul edip büyük bir şevkle uygulamaya geçtiğini ifade eder. 

Kuru':

“Kuru'“ kelimesinin iki manası vardır. Bu yüzden alimler ayette geçen “kuru'“ kelimesinin hayız mı yoksa hayızdan temizlik mi olduğu konusunda ihtilaf etmişlerdir.

İmam Malik, İmam Şafii ve İmam Ahmed'in bir görüşüne göre ayette geçen “kuru'“ kelimesi; “hayızdan temizlenmek” manasındadır.

Onlara göre; bir koca, hayızdan temizken karısını boşarsa, kadın, temiz olduğu bu devreden sonra ilk hayızını görür ve ondan temizlenir. Sonra ikinci hayızını görür ve bundan da temizlenir. Son olarak üçüncü hayızını görür. Bu hayızdan temizlendiği zaman iddeti de bitmiş olur.

Delilleri:

1 - İbni Ömer (r.a)'dan Rasulullah (s.a.s)'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

“Eğer bir koca hanımını boşamak istiyorsa, hayızdan temizken ve onunla cima yapmadan boşasın! İşte bu onun iddetidir! Allah'ın emrettiği gibi...        (Buhari, Müslim)

Bu hadisten; ayette geçen “kuru'“ kelimesinin “hayızdan temizlenmek” manasına geldiği anlaşılmaktadır.

2  - Aişe (r.a) şöyle dedi: “Kuru'“dan kastedilen nedir biliyor musunuz? Hayızdan temizlenmektir.”         (Kurtubi Ahkamu'lKur'an)

3 - Allah (c.c) ayette “selasete kuru” buyurmuştur. Arapça'da kelimeler erkek ve dişi olmak üzere ikiye ayrılırlar. Üçten ona kadar olan sayılarda, sayılacak şeyler (ma'dud) erkek (müzekker) ise sayıların (aded) sonuna “te” harfi getirilerek sayı “dişi” yapılır. Eğer sayılacak şeyler dişi (müennes) ise sayı erkek yapılır. “Selasete” kelimesinin sonunda da te'nis (dişi) “te” si vardır. Bundan “Kuru'“ kelimesinin erkek (müzekker) kelime olduğu anlaşılır.

“Temizlik (Tuhr)” kelimesi de erkek (müzeker) kelimedir. Dolayısıyla ayette geçen “kuru'“ kelimesinin manası “Hayızdan temizlenmek” olur.

Fakat “hayız” kelimesi dişi bir kelimedir. Ayetteki “kuru'“ dan “hayız” kastedilmiş olsaydı o zaman “selase kuru'“ şeklinde olması gerekirdi. Yani sayının erkek kelime olarak gelmesi gerekirdi.

4 - Allah (c.c) şöyle buyuruyor:“(Ey Muhammed!) Kadınları boşamak istediğinizde iddet zamanında boşayın!”           (Talak: 1)

Hayız esnasındaki boşama yasak olduğuna göre, ayetteki “iddet” “hayızdan temizlik” manasına gelir. O halde “kuru'“ kelimesi de “hayızdan temizlik” manasındadır.

İmam Ebu Hanife ve İmam Ahmed'in diğer bir görüşüne göre; “kuru'“ kelimesi “hayız” manasındadır.

Onlara göre; bir koca hanımını, hayızdan temizken boşarsa, kadın bir hayız görür ve temizlenir. Tekrar bir hayız görür ve temizlenir. Bu temizlik devresinden sonra kadın hayız olur olmaz iddeti biter.

Delilleri:

1 -“İddet” beklemek; kadının rahminin boş olup olmadığını (çocuk olmadığını) anlamak içindir. Bu ise, “Hayızdan temizlik” ile değil, ancak kadının “hayız görmesi” ile anlaşılır. Dolayısıyla “kuru'“ kelimesi “hayız” manasındadır.

2 - Rasulullah (s.a.s) Fatma binti Ebi Hubeyşe'ye:

“Sen namazlarını “kuru'“ günlerinde bırak!” buyurdu.    (Ebu Davud, Nesei, Dare Kutni)

Bu hadiste geçen “kuru'“ kelimesi; hayız manasında kullanılmıştır. Çünkü kadın, ancak hayızlı iken namazlarını bırakır.

3 - Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

“Hamile kadın doğurmadan, hamile olmayan kadın ise hayız olmadan kendisiyle evlenip cima yapılmaz.” (Cessas  Ahkamu'l  Kur'an)

Bu rivayete göre; kadının, birinci kocasından çocuğu olup olmadığı “hayızdan temizlenmesi” ile değil “hayız görmesi” ile anlaşılır.

4 - Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Hayızdan kesilmiş veya henüz hayız görmeye başlamamış kadınlarınızın (iddetlerinde) eğer şüphe ederseniz, onların iddeti üç aydır.”      (Talak: 4)

Allah (c.c) bu ayette, “hayız” yerine “aylar” buyurarak hayız görmeyen kadının iddetinin üç ay olduğunu belirtmiştir. Buna göre kadının iddeti hayız ile muteberdir, hayızdan temizlikle değildir. Çünkü Allah (c.c) bu ayette, her ayı bir hayız karşılığı olarak tayin etmiş ve üç ay iddet bekleme hükmünü temizliğe değil, hayız görmeye bağlamıştır. Dolayısıyla “kuru'“dan kasıt, hayızdır ve ayetteki üç ay da üç hayız müddetine karşılıktır.

Bütün alimlere göre; bir koca, hanımını hayızlı iken boşarsa, kadının bu hayız devresi iddetten sayılmaz. Her ne kadar kadın hayızlı iken yapılan boşama geçerli ise de mekruh ve bid'attir.

 Boşanan Kadınların Üç Kuru' Beklemesinin Sebebi:


 Boşanan kadının üç kuru' müddeti beklemesinin sebebi; kesin olarak rahminde çocuk olup olmadığını anlamak içindir. Zaten bu sebeple kendisiyle cima yapılmadan boşanan kadının iddeti yoktur. Aynı sebebe binaen hamile olan kadının iddeti de doğuruncaya kadardır.

Denilebilir ki; “zamanımızdaki metodlarla kadının hamile olup olmadığı birkaç dakikada tespit edilebilir. Dolayısıyla hamileliği tesbit için kadının üç kuru müddeti beklemesi gerekmez.”

Bu görüş yanlıştır. Çünkü Allah (c.c)'nun, kadının üç kuru' müddeti beklemesini emretmesinin sebebi; yüzde yüz hamile olmadığını anlamak ve çok az olan ihtimalleri bile ortadan kaldırmaktır. Kadının bir defa hayız görmesi büyük ihtimalle hamile olmadığını gösterir. İkinci defa hayız görmesi hamile olmadığını biraz daha kesinleştirir. Üçüncü defa hayız görmesi kadının hamile olmadığını kesin olarak ortaya koyar.

Bu, İslam'ın meseleye ne kadar çok önem verdiğini gösterir. Zamanımızda, kadının hamile olup olmadığını belirten metodlardan hiçbirisi yüzde yüz kesin sonuç vermez. Bu metodların yüzde yüz kesin sonuç vermediği, onları ortaya koyanlar tarafından bile kabul edilmektedir. Bu nedenle bu metodlar ölçü olmaz.

Bu metodlar yüzde yüz kesin doğru sonuç verseler bile, bu meselede açık bir nass bulunduğu için müslümana düşen, nassa tabi olmaktır. Zaten bu gibi meselelerde ancak Allah'ın emirlerine itaat edilir. Çünkü bunun bir de Allah'a ibadet yönü vardır. Nassa tabi olan kimse, Allah'a ibadet etmiş olur ve sevap kazanır.

Şu açık bir kaidedir; Kur'an'daki bilgi mutlak bilgidir ve kıyamete  kadar geçerlidir. İlim ise mutlak bilgi değildir, her an değişebilir.

Alimler Arasındaki İhtilafların Sebebi:

 Kur'an'da ve sahih hadislerde birkaç mana ifade eden kelimeler de kullanılmıştır. Bu kelimelerin hangi manada kullanıldığına dair kesin bir delil bulunmadığı zaman alimler ihtilafa düşebilirler. Böyle bir ihtilafın olması normaldir. Fakat her alim, tercih ettiği manayı destekleyici mantıklı bir söz söyler. Bu müctehidin ilmine, zekasına ve anlayışına bağlı olduğu için, ihtilaf çıkması tabiidir.

Fakat tek mana ifade eden veya ifade ettiği mana Kur' an yada hadislerde kesin olarak açıklanmış olan çok manalı lafızlarda ihtilaf yoktur. Böyle lafızlarda ihtilaf olursa, sağlam delile muhalif görüş belirten alim, büyük ihtimalle sağlam delili bilmiyor demektir. Bu sebeple hakkı isteyen herkesin, kim olursa olsun alimlerin yanlış görüşlerini reddedip sağlam delile dayanan görüşlere bağlanması gerekir.

Böyle yapılmadığı zaman Allah'ın yasakladığı “körü körüne taklid” ameli işlenmiş olur. Zaten körü körüne bağlanılan alimler, sağlam delili bilselerdi, hatalı görüşlerini terkedip sağlam delile bağlanırlardı. İslam müctehidlerine yakışan da budur!

 İddet Bekleyen Kadın Hamile Veya Hayızlı Olduğunu Gizleyemez:


“Eğer onlar Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorlarsa, Allah'ın kendi rahimlerinde yarattığı şeyi gizlemeleri onlar için helal olmaz!”

Ayette geçen, “Allah'ın kendi rahimlerinde yarattığı şey” den kasıt; çocuk ve hayızdır.

Bu ayete göre; hamile olan kadının hamile olduğunu veya hayız olan kadının hayız olduğunu gizlemesi haramdır. Çünkü bu konularda ancak kadının sözü geçerlidir.

Şayet kadın hamile olduğunu veya hayız olduğunu gizlerse, kocasının hakkına tecavüz etmiş olur. Çünkü kadının sözüne göre iddet hesaplanır. Kadın hayızlı olmadığı halde hayızlı olduğunu söylerse, boşanma iddeti çabuk biter ve kocanın hanımını geri döndürmesi için gereken zaman kısalmış olur. Yine kadın, hamile olduğu halde hamile olmadığını söylerse, birinci kocasının hakkı olan çocuğu başkasına vermiş olur.

Bu konularda kadının sözü geçerlidir. Çünkü bunları ancak kadının kendisi bilir, başkalarına gizlidir. Dolayısıyla kocasının hakkına tecavüz etmesi onun doğru söyleyip söylememesine bağlıdır. Bu sebeple Allah (c.c) bu meseleyi imana bağlıyor. Çünkü hiç kimsenin kontrol edemeyeceği meselelerde dürüst olmak, sağlam bir imana ve Allah'ın azabından korkmaya bağlıdır.

İşte bu sebeple Allah (c.c): “Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız” buyurmaktadır. 

Allah (cc)'nun istediği şekilde Allah'a iman eden bir kimse, yalan söyleyerek insanların haklarına tecavüz etmez. Çünkü Allah'a iman eden, ahiret gününe de iman etmiş demektir.

Ahiret gününe iman ise;
herkese amellerinin karşılığının eksiksiz verileceği güne iman etmektir. Allah (c.c) ahiret gününde; emrettiği amelleri yapanlara mükafaat, yasakladığı amelleri yapanlara da azab verecektir.

Allah'a ve ahiret gününe gerçek manada iman eden bir kimse; Allah (c.c)'nun kendisinin gizli ve açık hallerinden en ince noktasına kadar haberdar olduğunu ve dünyada işlediği bütün amellerinin karşılığını ahirette vereceğini bilir. Hayatını bu imana göre şekillendirir ve yalnız Allah'ın emirlerine tabi olur.

Bu ayetteki, “Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız” sözü “kafir olmak istemiyorsanız” manasında değildir. Allah (cc) bu sözü korkutmak için kullanmıştır.

Kur'an ve hadislerde geçen böyle sözlerin ne anlamda kullanıldığı işlenen amelin mahiyetinden anlaşılır.

Ayetteki söz, hamile veya hayız olduğunu gizleyen kadınlar için kullanılmıştır. Helal saymadıkları, sıkıntı duydukları, meşrulaştırmadıkları müddetçe bunları gizleyen kadınlar küfür işlemiş sayılmazlar. Şu hadiste bahsedilenler de bunlar gibidir:

“Kim Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsa komşusuna eziyet etmesin!”
          (Buhari, Müslim)

Hatta Allah(c.c) adam öldürmek gibi, büyük suçlar işleyenlerin bile kafir olmadıklarını bildiriyor.

Fakat; “Allah ve Rasulü birşeye hükmettiği zaman inanan erkek ve kadına işlerinde başka yolu seçme hakkı yoktur. Allah'a ve Rasulüne başkaldıran apaçık şekilde sapmış olur.”  (Ahzab: 36) 

“Eğer bir şeyde çekişirseniz onun çözümünü Allah'a ve Rasülüne götürün! Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsınız...” (Nisa: 59)

gibi ayetlere göre, ihtilaf edilen konularda Kur'an ve sünneti hakem tayin etmeyip başkalarını hakem tayin etmek apaçık küfürdür. Böyle yapanlar İslam milletinden çıkar. Bu hükmü destekleyen çok ayetler vardır. İşte böyle ayetlerde belirtilen: “Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız”dan kasıt; “ayette belirtilenleri yapmadığınız zaman kafir olursunuz” demektir.

Allah (c.c)'nun şu ayeti de buna  işaret etmektedir:

“Hayır. Rabbine and olsun ki aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip sonra haklarında verdiğin hükümden dolayı kalplerinde bir sıkıntı duymadan tamamen kabul etmedikçe iman etmiş olmazlar.”        (Nisa: 65)

Rec'i Talak İddetindeki Kadını Döndürme Hakkı:

 “(İddet içinde) barışmak isterlerse, onları (nikahlarına) geri döndürmeye kocaları daha layıktır.”


Bu ayetteki hüküm Bain Talalak ile değil, Rec'i Talak ile ayrılan kadınlara aittir.

Hanımını boşayan erkek, boşadığı için pişman olabilir veya tekrar hanımıyla anlaşabileceğine, onunla iyi geçinebileceğine veya birbirlerinin haklarına riayet edebileceklerine kanaat getirebilir. Dolayısıyla iddet müddeti içerisinde istediği zaman hanımını kendisine döndürebilir.

Fakat kocanın, sırf hanımına eziyet vermek veya başkasıyla evlenmesini engellemek amacıyla, iddeti bitmeden az önce hanımını kendisine döndürüp tekrar boşaması ve sonra ikinci iddeti bitmeden alıp üçüncü kez tekrar boşaması caiz değildir.

İslam'ın başlangıcında boşanma sayısı sınırlı değildi. Bunun için hanımlarına eziyet etmek isteyenler bu yola baş vururlardı. Bunun üzerine Allah (c.c) boşanma sayısını sınırlandırdı ve böyle yapmanın artık caiz olmadığını bildirdi.

Rec'i Talak İddetindeki Kadının Döndürülmesi:

 İmam Malik, İmam Ebu Hanife ve İmam Ahmed'e göre; kadını döndürme sözle olabileceği gibi fiille de olabilir.

Fiille döndürme; kendisine geri döndürmek niyetiyle kocanın karısını şehvetle öpmesi, mübaşerette bulunması veya cima yapmasıyla olur.

Delilleri:

“Amellerin kabulü niyete bağlıdır.”  (Buhari, Müslim)

İmam Şafii'ye göre; kadını döndürmek için kocanın açık sözle: “Ben seni döndürdüm” demesi gerekir. Hanımıyla cima yapsa bile bu döndürme manasına gelmez. Çünkü, boşanma nikahı ortadan kaldırır.

 Kocanın Rec'i Talak İddetindeki Karısıyla Tenhalaşmasının Hükmü:


 Alimler bu konuda ihtilaf etmişlerdir.

İmam Malik'e göre; erkek, hanımıyla tek başına kalamaz, izin almadan odasına giremez, saçına ve avret yerlerine bakamaz. Ancak elbiseli iken ona bakabilir. Kadın da kocası için süslenemez. Fakat başkaları varken birlikte yemek yiyebilirler.

Hanefilere göre;
rec'i talak iddetinde olan kadın kocasına süslenebilir, koku sürebilir, saçını gösterebilir ve aynı evde tek başlarına kalabilirler.

İmam Şafii'ye göre; rec'i talak iddetinde olan kadın, üç talaktan sonra iddet bekleyen kadın hükmündedir. Yani; kocasına haramdır.

Karı  Koca Hakları:

“Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi kadınların da onlar üzerinde hakları vardır.”

Bu ayete göre; kocanın karısı üzerinde hakları olduğu gibi, karının da kocası üzerinde hakları vardır. Ama kocanın karısı üzerindeki hakkı bir derece daha fazladır.

Koca, karısının şahsiyetine karşı saygılı davranmalı, onu alçaltmamalı ve ona kötü söz söylememelidir.

Bir sahabe Rasulullah (s.a.s)'e şöyle dedi: “Hanımlarımızın bizim üzerimizdeki hakları nelerdir?” Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: “Yediğin zaman yedirmen, giydiğin zaman giydirmen, yüzüne vurmaman, ona sövmemen ve yatağından uzak tutmamandır.”(Ahmed, Ebu Davud, İbn Mace) (Hasen hadis)

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

“Adaletli hüküm verenler ve ailesi (hanımı ve çocukları) hakkında adaletli davrananlar, kıyamet gününde Rahman'ın sağında ve nurdan yapılmış minberler üzerindedirler.”        (Müslim)

Rasulullah (s.a.s) salih kocanın örneği idi. Hanımlarının görüşlerini dinler, hata yaptıklarında affeder ve onların haklarına saygı gösterirdi.

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

“Sizin hayırlılarınız, çoluk çocuklarına hayırlı olanlarınızdır. Sizlerden çoluk çocuğuna iyilikte en hayırlı olanınız benim.”      (İbni Mace-Hakim)

 Kadının, kocasının akrabalarına saygı göstermesine karşılık, kocanın da hanımının anne, baba ve akrabalarına saygı göstermesi ve iyi muamele yapması gerekir.

İbni Abbas (r.a) şöyle dedi:

“Karımın benim için süslenmesi gibi ben de onun için süslenirim. Çünkü Allah (c.c):

“Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi kadınların da onlar üzerinde hakları vardır.”
buyurmuştur.

Kadın da, kocanın babasına, annesine, kardeşlerine ikram etmeli, onlara iyi muamele yapmalı, kocasının onlara karşı iyi davranmasını tavsiye etmelidir ve gerek kayın validesinin gerekse kayın babasının kendisine yaptığı eziyetlere sabretmelidir.

Çünkü ateş ateşle söndürülmez. Ateş su ile söndürülür. Kadın, kocası veya kocasının ailesi ile arasında çıkan tartışmalarda nefsine hakim olmalıdır. Böyle yaptığı zaman hem Allah'ın rızasını ve sevabını kazanmış olur hem de kocasının gözündeki kıymeti artar.

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

“Bir insanın bir insana  secde etmesini emretseydim, üzerindeki haklarından dolayı, kadının kocasına secde etmesini emrederdim.” (Ebu Davud, Tirmizi)

Bir kadın Rasulullah (s.a.s)'e gelerek şöyle dedi:

“Ey Allah'ın rasulü! Ben sana kadınların temsilcisi olarak geldim. Allah erkeklere cihadı farz kıldı. Eğer muzaffer olurlarsa, ecir alırlar. Eğer şehid olurlarsa, Allah katında diriler olarak rızıklandırılırlar. Biz kadınlar ise sadece onlara hizmet ediyoruz. Bundan dolayı bize ne sevap var?”
 Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: “Bütün kadınlara şöyle haber ver! “Kadının kocasına itaat etmesi ve üzerindeki, kocasının hakkını kabul etmesi, cihad sevabı gibi sevap kazandırır. Fakat kadınların çoğu bunu yapmaz   
(Bezzar, Taberani)

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

“Allah (cc) kocasına teşekkür etmeyen kadına rahmet gözü ile bakmaz.”  (Nesei, Bezzar) (Sahih hadis)

“Kocasına itaat etmeyen kadının namazı kabul olunmaz.” 
  (Tabarani, Hakim) (Sahih hadis)

Huseyn b. Muhsin dedi ki; halam bana şunu anlattı:

Rasulullah'a bir şey sormak için gittim. Rasulullah (s.a.s) bana şöyle dedi:

“Senin kocan var mı?”

“Evet!” dedim. 

“Sen ona nasıl davranıyorsun?” dedi.

“Elimden geldiğince ona itaat ve hizmet ediyorum” dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu:

“Sen kocana nasıl davrandığına bak! Çünkü o, senin cennetin veya cehennemindir.” 
(Tirmizi, Nesei Sahih hadis)

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

“Kocası izin vermedikçe, kadının kendi malından harcaması caiz değildir.”     (Ebu Davud, Nesei, İbn Mace)(Zehebi ve Hakim bu hadis için sahih dedi)

Rasulullah şöyle buyurdu: “Dünyada kadın kocasına eziyet verdiği zaman, kocanın cennetteki hurilerden olan zevceleri şöyle derler: Ona eziyet etme! Allah seni kahretsin! O, senin yanında geçici olarak duruyor. Bir müddet sonra senin yanından ayrılıp bize gelecektir.”  (Tirmizi, İbn Mace rivayet etti ve hasen dedi)

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

“Kim, kocası kendisinden razı olarak ölürse, cennete girer.” (Tirmizi) (sahih hadis)

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: “Adam, karısını döşeğine çağırdığı zaman, kadın “hayır” deyip gelmemezlik yapar ve kocası da bu yüzden ona kızgın olarak gecelerse, sabahlayıncaya kadar melekler o kadına lanet ederler.”      (Buhari, Müslim)                                                     

 Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: “Kocasının evinden izinsiz çıkan kadına, tekrar evine dönünceye veya tevbe edinceye kadar melekler lanet eder.” (Taberani)     

Çocukları, çok güzel bir şekilde terbiye etmek ve yetiştirmek de annenin görevlerindendir. Özellikle bu terbiye ve yetiştirme, cahili toplum içinde yaşayanlar için daha çok önem ve gereklilik kazanır.

Erkekler Kadınlardan Bir Derece Daha Üstündür:

“Erkekler kadınlardan bir derece (daha) üstündürler.”

Bu üstünlük; Allah katındaki kıymet bakımından üstünlük değil görev bakımından üstünlüktür. Emir, itaat ve sorumluluk bakımından üstünlüktür. Çünkü Allah katındaki üstünlük ancak takva iledir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor: “Muhakkak ki Allah katında en değerli ve üstün olanınız en takvalı olanınızdır.”      (Hucurat: 13)

Nice kadınlar vardır ki, takva bakımından birçok erkekten daha üstündür.

 “Allah Aziz'dir, Hakim'dir.”


Aziz: Galib ve güçlü olan, herşeyi yenen ve hiçbirşeye yenilmeyen,

Hakim: Hüküm ve hikmet sahibi olan, herşeyi olduğu gibi bilen, gerekeni en güzel şekilde yapan, demektir.

Allah (cc), araplarda ve diğer ümmetlerde bulunmayan hakları kadınlara verdi ve buna karşılık erkekleri kadınlardan, sadece emirlik bakımından üstün kıldı. Allah'ın bu hikmetli olan emirlerini kabul etmeyenler, Allah'ın Aziz ve Hakim sıfatını reddetmiş olurlar.

İslam'da Boşanma Sistemi:

 İslam dini, yalnız kul ile Allah arasındaki ilişkileri düzenleyen bir din değildir. İslam dini, insanların hayatını en mükemmel şekilde düzenleyen ve kendisine tabi olanları hem dünyada hem de ahirette mutlu eden yegane sistemdir.

İslam dini, fert ve toplumu hem dünyada hem de ahirette mutlu edecek şeyleri emretmiş, zarar verecek şeyleri ise yasaklamıştır. Bu sebeple, boşama yetkisini erkeğe vermenin kadınları hiçe saymak olduğunu iddia edenler, ya İslam'ı hiç anlamamışlardır ya da İslam'ın hakim olmasını istemeyen bir zihniyete sahip İslam düşmanlarıdır.

İslam, aile müessesesine çok önem vermiştir. Çünkü aile, İslam toplumunun en küçük modelidir. İslam toplumunun iyi olması, ancak ailelerin iyi olmasıyla mümkündür. Aileler bozulursa, toplum da bozulur. Bu sebeple, İslam dini, aile müessesesini koruyucu, titiz, ince ve çok açık hükümler bildirmiştir.

Bu hükümlerin başında;
erkek ve kadının birbirlerini seçmesi gelir. Eşler serbest iradeleriyle birbirlerini seçip razı olmadıkça evlilik gerçekleşmez, yuva kurulmaz.

İslam dini;
kurulan ailenin devamlı olması, Allah'ın istediği şekilde yaşaması, dünya ve ahirette mutlu bir yaşam sürebilmesi için gerekli tüm hükümleri açıklamıştır.

Eşlere, birbirlerini seçerken en çok takva üzerinde durmalarını tavsiye etmiş, karı ve kocanın birbirlerine olan haklarını açık bir şekilde bildirmiş ve doğan çocukları korumak için ayrıca hüküm-ler indirmiştir.

Ailenin, Allah'ın istediği şekilde yaşamasını veya hayırlı bir nesil yetiştirmesini engelleyecek şeyler varsa, ya da karıkoca arasındaki sevgi, saygı bağları ortadan kalkmışsa, artık bu aile İslam toplumu için örnek ve faydalı bir müessese olmaktan çıkmış demektir. Böyle bir aile, hem aile fertleri hem de İslam toplumu için zararlı olmaya başlar.

İslam dini, bu duruma gelmiş fertlerin birbirlerinden ayrılmaları ve daha faydalı yeni bir yuva kurmaları için fırsat vermiş, bunun için de boşanma ile ilgili hükümleri bildirmiştir.

Fakat bir yuvanın yıkılması basit bir mesele değildir. İslam dini bu noktada da çok hassas davranmış ve aile müessesesini, kızgınlık anında söylenecek bir sözle yıkılmaya, bağlarını tama-men kesmeye mahkum etmemiştir. Karıkoca arasındaki dargınlığı gidermek ve eşlerin Allah'ın istediği şekilde aile hayatına devam etmelerini sağlamak için bir fırsat vermiştir. İşte bu fırsat, boşanan kadının üç kuru müddeti beklemesidir.

Bu müddet, kadın ve erkeğe, yaptıklarından pişman olup bozulan yuvayı tekrar tamir etmeleri ve Allah'ın istediği şekilde yaşamaları için verilmiş büyük bir imkandır. Çünkü erkek, kızgınlık ya da bir an boşta bulunmaktan dolayı boşama sözünü istemeyerek söylemiş olabilir ya da boşadıktan sonra elindeki nimetin kıymetini daha iyi anlayıp vazgeçebilir.

İşte bu üç kuru müddeti, eldeki nimetin düşünülmesi ve istenmeden söylenen sözün telafi edilmesi için yeterli bir fırsattır. Bu sürenin sonunda verilecek karar daha sağlıklı olur.

Birinci boşamadan sonra iddet bittiği halde yuva kurulmamışsa ve iddet bittikten sonra koca karısını döndürmeye karar vermişse, yeni bir nikah, yeni bir mehir ve kadının da istemesi şartıyla bu yuvanın tekrar kurulmasına izin verilmiştir.

Şayet şeytan tekrar onların aralarına girer de aralarında yine ihtilaf çıkar ve koca karısını boşarsa yine üç kuru' müddetince kocaya kadını kendisine döndürme izni verilmiştir. Şayet iddet biterse yine yeni bir nikah, yeni bir mehir ve kadının da istemesi şartıyla kocaya kadını döndürme hakkı verilmiştir.

Fakat erkek, kendisi için verilen bu uzun düşünme devrelerinden sonra üçüncü kez tekrar hanımını boşarsa, artık bu yuvayı devam ettirmek mümkün değildir. Üçüncü boşamadan sonra, eşlerin birbirleriyle anlaşamayacakları kesin olarak ortaya çıkmış olur.

Bundan sonra fertlerin, anlaşabilecekleri yeni bir yuva kurmaları gerekir. Bu boşamadan sonra kadın başka bir erkekle evlenip ondan da boşanmadıkça eski kocasına bir daha dönemez.
 
Kayıtlı

"Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık ki, insanlara karşı Şahitler olasınız. Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun...
// Bakara:143//
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |