SİHİR
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 16 Kasım 2019, 02:47:14


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: SİHİR  (Okunma Sayısı 3973 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bismirrahman
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 205


قتل الانسان ما اكفره


« : 25 Temmuz 2016, 22:46:40 »

                                                                            SİHİR

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Şeytanların Süleyman’ın hükümdarlığı hakkında söylediklerine uydular. Oysa Süleyman kâfir değildi. Ama insanlara sihri öğreten şeytanlar kâfir olmuşlardı. Babil’de melek denilen Harut ve Marut’a bir şey indirilmemiştir. Bu ikisi: “Biz sadece imtihan ediyoruz. Sakın küfre girme!” demedikçe kimseye bir şey öğretmezlerdi. Hâlbuki bu ikisinden koca ile karısının arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Oysa Allah’ın izni olmadıkça kimseye zarar veremezlerdi. Kendilerine zarar verecek, faydalı olmayacak şeyler öğreniyorlardı. Andolsun ki onu satın alanın ahiretten bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şeyin ne kötü olduğunu keşke bilselerdi.”                                             (Bakara: 102)
"Andolsun ki onu satın alanın ahiretten bir nasibi olmadığını biliyorlardı."
"Sihri satın alanın ahiretten bir nasibinin olmaması"
demek; bütün ameli tamamen boşa çıkmış anlamına gelebileceği gibi ki o zaman yaptığı amel küfürdür, işlediği amel boşa çıkmış anlamına da gelebilir ki bu ancak fısk işlemesiyle veya insanların haklarına tecavüz etmesiyle gerçekleşir. Ve böyle yapmak büyük günahtır.
 
Ebu Hureyre radıyAllahu anh’dan Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“İnsanı mahveden yedi şeyden uzak durun.”
Sahabeler dediler ki:
“Ey Allah’ın rasûlü! Bunlar nelerdir?” Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem:
“Allah’a eş koşmak, sihir, Allah’ın emrettiği haller dışında bir kimseyi öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, imanlı ve masum kadınların namuslarına iftira atmak.”
                          (Buhari-Müslim)
Hadisteki “uzak durun” lafzı, şiddetli bir şekilde sakındırmayı ifade eder. Bu ise; siz bir tarafa, o da bir tarafa olsun. Yani; onu hem terk edin hem de kesinlikle ondan uzak durun, demektir.

“Mahveden yedi şey”
Hadiste insanı mahveden olarak yedi şeyin zikredilmesi, insanı sadece bu yedi şeyin mahvettiğini göstermez. Zira bu hadis, insanı mahveden şeyleri sınırlandırmak gayesiyle değil, insanların en çok müptela olduğu günahları belirtmek ve bunlardan öncelikle sakındırmak için söylenmiştir.

“Allah’a eş koşmak”
Bu lafız; Allah-u Teâlâ’nın rububiyetinde, ulûhiyetinde veya isim veya sıfatlarında Allah-u Teâlâ’ya başka varlıkları denk kılmayı ifade eder.
Her kim Allah-u Teâlâ ile beraber başka yaratıcı olduğuna inanır veya Allah-u Teâlâ’nın yardımcısı olduğuna inanırsa müşrik olur.
Yine her kim Allah-u Teâlâ’dan başkasının ibadete layık olduğuna inanırsa ona ibadet etmese bile müşrik olur. Eğer ona ibadet ederse daha büyük şirk işlemiş olur.
Yine her kim ibadetlerden herhangi birisini Allah-u Teâ-lâ’dan başkasına yaparsa, ister yaptığının caiz olduğuna inansın ister inanmasın yine müşrik olur.
Her kim de Allah-u Teâlâ’nın şeriatından başka şeriata muhakeme olursa, bu şeriatın bâtıl olduğuna veya yaptığının caiz olmadığına inansa bile yine müşrik olur.
Yine her kim isim konusunda Allah-u Teâlâ’nın dengi olduğuna inanırsa müşrik olur.
Aynı şekilde her kim Allah-u Teâlâ’nın arşa istivasının, kralın arşına istivası gibi olduğuna inanırsa müşrik olur.
Yine bunlar gibi, her kim Allah’ın gökten dünyaya inmesinin, insanın evin yüksek katından alt kata inmesi gibi olduğuna inanırsa müşrik olur.
“Masum kadınların namuslarına iftira atmak”
Burada kastedilen iftira; zina ithamıdır.
Masum (muhsan) kadından kasıt; hür olan kadınlardır.
Hür, namuslu ve mü’min erkeklere zina ithamında bulunmak, hüküm olarak acaba hür, namuslu ve mü’min kadınlara zina ithamında bulunmak gibi büyük günah mıdır?
Alimlerin çoğuna göre aynı hükümdedir. Hadiste özellikle kadının zikredilmesinin sebebi; zina iftirasının çoğunlukla kadına yapılması sebebiyledir. Ayrıca kadına zina iftirasında bulunmak, sonuç itibariyle daha ağırdır. Çünkü bu durum, doğan çocuğun nesebine şüphe getirir ve bundan dolayı çocuğa da zarar gelir.
Sihir: Lügat bakımından; gizli kalan ve sebebi bilinmeyen demektir. Onun için gecenin sonuna, “seher vakti” ismi verilir. Çünkü gecenin en karanlık anı, o zamandır. Bu vakitte yapılan şeyler gözükmez. Sahur vaktine de bu isim verilmiştir. Zira sahur; gecenin sonunda gizlice yemek yemektir. Dolayısıyla lügat olarak; sebebi belli olmayan her şeye sihir ismi verilir.

Sihir Şer'i Manası Bakımından İki Kısma Ayrılır:
1 - Düğümler atarak veya manası belli olmayan muskalar yazarak yapılan sihir: Bu sihir türünde sihirbaz, istediği şeyi elde etmek için şeytanları kullanır ve bu nedenle, manası anlaşılmayan bazı sözler söyler veya yazılar yazar.
Allah-u Teâlâ bu tür sihir hakkında şöyle buyuruyor:
“Oysa Allah’ın izni olmadıkça kimseye zarar veremezlerdi.”                                                                (Bakara: 102)
2 - İlaç ve belli karışımlar kullanarak yapılan sihir: Bu sihir türünden kasıt; kişinin aklını veya iradesini, belli ilaç ve karışımlar kullanarak etkilemektir.  Bu yöntemle yapılan sihir, kişinin vücudunu helak edene kadar etkisini sürdürebilir. Kişi bu ilaçların etkisiyle, hayal görmeye, olmayan şeyleri varmış gibi görmeye ve mevcut şeyleri olduğundan farklı şekilde görmeye başlar. Kişi bu şekilde bazen aklını dahi yitirebilir.
 
Sihir Hüküm Bakımından İkiye Ayrılır:
1 - Büyük şirk olan sihir: Şeytanın vesilesiyle yapılan sihirdir. Bu sihir türünde sihirbaz, kendisine yardım etmesi için şeytanlara ibadet ederek onlara yaklaşır.

2 - Haklara tecavüz ve fısk olan sihir: Bu, ilaçlarla yapılan sihirdir.
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Kim bir falcıya başvurur da ondan bir şey öğrenmek ister ve onun söylediklerine inanırsa kırk gün namazı kabul olmaz”                                         (Müslim, Ahmed)(1)

Falcı: Birtakım vesilelerle çalınan veya kaybedilmiş eşyaların yerlerini bildiren veya buna benzer şeyler yapan kimsedir.
Hadisin zahirine göre, bir şey öğrenmek için falcıya soru soran kişinin namazı kırk gün kabul olmaz.
Fakat hüküm böyle değildir. Falcıya soru soranın hükmü soranın durumuna göre değişir;
1 - Falcıya inandığından dolayı değil, ondan bir şey öğrenmek için soru sormak: Böyle yapmak haramdır ve bu amel kişinin kırk gün kıldığı namazının sevabını giderir.
Çünkü Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Kim bir falcıya başvurur da ondan bir şey öğrenmek ister ve onun söylediklerine inanırsa kırk gün namazı kabul olmaz”                                             (Müslim, Ahmed)
Hadise göre falcıya soru sormak haramdır. Çünkü hadiste böyle yapan kimseye ceza bildirilmiştir.
2 - Falcıya soru sorup onun söylediğine inanmak ve sözüne itibar etmek: Böyle yapmak küfürdür. Çünkü gayb konusunda falcıya inanma söz konusudur ve bu, Kur’an’ı yalanlamak demektir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki: “Göklerde ve yerdeki gaybı Allah’tan başkası bilmez. Onlar ne zaman dirileceklerini hissetmiyorlar.”                                                
(Neml: 65)
3 - Falcıyı imtihan etmek için soru sormak: Bu; falcının sözüne itibar etmek için değil, söylediğinin doğru mu yoksa yalan mı olduğunu tespit etmek için imtihan etmek amacıyla soru sormaktır. Bu, caizdir, yukarıdaki hadisin hükmüne girmez.
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem İbni Sayyad’a şöyle sordu:
 

“Ben senin hakkında ne gizledim?” İbni Sayyad: “Ed-duh (duman)” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem ona şöyle dedi:
“Alçal! Sana alçaklıktan başka bir kıymet verilmeyecektir.”     
                                                 (Buhari, Müslim)
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem İbni Sayyad’a, onu imtihan etmek için, içinde gizlediği kelimenin ne olduğunu sordu. Bu hadis gösteriyor ki; falcıya veya gaybı bildiğini iddia eden bir kimseye, sadece imtihan etmek için soru sormak caizdir.
4 - Falcının aciz ve yalancı olduğunu ortaya çıkarmak için soru sormak: Böyle yapmak da caizdir, hatta vaciptir. Çünkü kâfirlerin ve falcıların yalancı olduğunu ortaya çıkarmak şeriatın istediği bir şeydir.
Ebu Hureyre radıyAllahu anh’dan Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Kim bir kâhine başvurur ve onun söylediklerine inanırsa, Muhammed’e Allah tarafından indirilen dini inkâr etmiş olur.” (Ebu davud,Ahmed,Tirmizi,İbni Mace)       

Kâhin: Gelecek hakkında bilgi verdiğini veya insanların kalbinden geçeni bildiğini iddia eden kimsedir.
İmran b. Husayn radıyAllahu anh’dan Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Bir şeyin uğurlu olup olmadığını soran veya bu konuda bir şeyler söyleyen, kehanet yapan veya yaptıran, sihir yapan veya yaptıran bizden değildir. Kim kâhinlere başvurup da onların dediklerine inanırsa Muhammed aleyhisselam’e Allah tarafından indirilen dini inkâr etmiş olur.” (Bezzar,Taberani,El-Münziri ve El-Heysemi bu hadis için senedi sahih dediler)
 

Sihirbazın Hükmü:
Sihirbazın hükmü konusunda alimler ihtilaf etmişlerdir. Cumhura göre sihirbaz kâfirdir. Delilleri ise Bakara 102 ayetidir. Bazı alimlere göre sihirbaz, eğer şeytanlardan yardım alarak sihir yaparsa kâfir olur. Çünkü bu, onun ibadetle şeytanlara yaklaştığını gösterir. Fakat sadece ilaçlar kullanarak sihir yaparsa, büyük günah işlemiş olur.

Sihirbaza Uygulanacak Had:
Sihirbazın yaptığı sihir eğer küfür ise mürted olarak, küfür değilse eziyetleri ortadan kaldırmak için hadden öldürülür. Fakat hadden öldürme kararını vermek imama aittir.
Sihirbaz, bu konudaki nasların zahirine göre her halukarda öldürülür.
İbn Hubeyra “El-İşraf ala Mezahibi’l-Eşraf” kitabında şöyle diyor:
“Sihirbaz, herhangi bir sihir yaptığı için öldürülür mü yoksa öldürülmez mi?
İmam Malik ve Ahmed b. Hanbel’e göre; sihirbaz, yaptığı herhangi bir sihir sebebiyle öldürülür.
İmam Şafii’ye göre; sihirbaz, yaptığı herhangi bir sihir sebebiyle öldürülmez.
İmam Ebu Hanife’ye göre; sihirbaz, bir seferlik sihir yaparsa öldürülmez, fakat bir şahıs için birkaç sefer sihir yaparsa, öldürülür.
Fakat sihirbaz, sihri ile bir insanı öldürürse, İmam Malik, Ahmed b. Hanbel ve Ebu Hanife’ye göre hadden öldürülür. İmam Şafii’ye göre kısas olarak öldürülür.”

Sihirbazın Cezalandırılması:
Cündüp b. Ka’b radıyAllahu anh bir sihirbaz gördü, onu kılıçla öldürdü ve şöyle dedi:
 
“Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in şöyle dediğini duydum:

“Sihirbazların cezası, kılıçla öldürülmektir.”   
(Tirmizi)              

Becele b. Abdete radıyAllahu anh şöyle demiştir:
“Ömer radıyAllahu anh hilafeti zamanında:
Sihir yapan kadın veya erkek, kim olursa öldürün” diye bildirmişti. Biz de üç büyücü öldürdük.”
                                        (Buhari, Ahmed, Ebu Davud)
 “Hafsa radıyAllahu anha, kendisine sihir yapan bir cariyesinin öldürülmesini emretti ve öldürüldü.”(Malik-Muvatta da sahih senedle rivayet etti)
                 
Cündüp el-Ezdiyy radıyAllahu anh, sihir yapan bir kişiyi görünce öldürdü. (Buhari Tarihi isimli kitabta zikredilmiştir)
                 
Sihirbazın Tevbesi:

Alimler, sihirbazın tevbesinin kabul edilip edilmeyeceği konusunda ihtilaf etmişlerdir.
İbn Hubeyra, El-İşraf ala Mezahibi’l-Eşraf kitabında bu konu hakkında şöyle dedi:
“Sihirbaz tevbe ederse, tevbesi kabul edilir mi?
İmam Malik, Ebu Hanife ve Ahmed b. Hanbel’in meşhur görüşüne göre; sihirbazın tevbesi kabul edilmez.
İmam Şafii ve Ahmed b. Hanbel’in bir görüşüne göre; sihirbaz tevbe ederse, tevbesi kabul edilir.
Ebu Hanife’ye göre; sihirbaz kitap ehlinden bir kimse olursa, Müslüman sihirbaz gibi öldürülür.
İmam Malik, Ahmed b. Hanbel ve Şafii’ye göre; sihirbaz kitap ehlinden bir kimse olursa, öldürülmez.
Delilleri ise;  Lebid b. El-A’sam'ın kıssasıdır.
Ebu Hanife’ye göre; sihir yapan kadın olursa, öldürülmez, hapsedilir.
İmam Şafii, Ahmed b. Hanbel ve Malik’e göre; sihirbaz kadın, sihirbaz erkeğin öldürüldüğü gibi öldürülür.
İmam Şafii’ye göre; bir kişi sihir öğrenirse; ona şöyle sorulur:
“Yaptığın sihri bize anlat”
Eğer küfrü gerektiren bir şey söylerse (babil ehlinin yıldızlara yaklaşarak yaptığı sihir gibi) kâfir olur.
Eğer yaptığı şeyler küfür derecede değilse, fakat yaptığının mübah olduğuna inanırsa, haram olan bir şeyi helal gördüğü için kâfir olur. Eğer haram olduğuna inanırsa kâfir olmaz, günahkâr olur.”
 
Özet olarak şöyle diyoruz:
İster küfre girsin ister girmesin, sihirbazın öldürülmesi gerekir. Çünkü sihirbazlar sihirleri ile öldürürler, hastalandırırlar, karı koca arasını ayırırlar veya bunun aksini yaparlar ve yeryüzünde fesat çıkartırlar. Bu yüzden Müslümanların veli emri, onların zararlarını ortadan kaldırmak için, onları tevbeye çağırmadan öldürmesi gerekir.
Ebu Bekir el-Cessas şöyle demiştir:
“Selef, sihirbazın öldürülmesinin farz olduğu hususunda ittifak etmiştir. Seleften bazıları da sihirbazın kâfir olduğuna Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in şu hadisi şerifini delil göstermektedirler:
“Her kim falcıya, gaipten haber verene ve sihirbaza giderek onlardan bir şey sorar ve onların söylediklerine inanarak tasdik ederse kâfir olur.””
(Cessas Ahkamul Kuraniyye c:1 s:61)         
                     
Sihrin Hakikati Var mıdır?
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Düğümlere üfleyenlerin şerrinden Allah’a sığınırım”                                                            
(Felak: 4)
Allah-u Teâlâ’nın bu sözü, sihrin gerçekten var olduğunu göstermektedir. Böyle olmasa idi Allah, ondan kendisine sığınmamızı emretmezdi.
Aynı şekilde Allah-u Teâlâ’nın şu sözü de sihrin gerçekte varolduğunu göstermektedir.
“Hâlbuki bu ikisinden koca ile karısının arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı.”                             (Bakara: 102)
Sihir, karı ile koca arasını ayırmaya sebep olabilir.
Sihrin gerçek olduğuna delâlet eden şöyle bir hadis vardır.
Aişe radıyAllahu anha’dan, şöyle anlatıyor:
“Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’e sihir yapıldı. Öyle ki, Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem yapmadığı bir şeyi yaptım vehmine düşüyordu. Bir gün bana şöyle dedi:
“İki melek bana gelip biri başucumda, diğeri de ayak ucumda oturdu. Biri diğerine:
“Bu zatın rahatsızlığı nedir?” dedi. Öbürü:
“Büyüdür!” dedi. Önceki tekrar sordu:
“Kim büyüledi?” Diğeri:
“Lebid İbnu’l-A’sam adındaki Benî Züreykli bir Yahudî” diye cevap verdi. Öbürü:
“Büyüyü neye yaptı?” dedi. Arkadaşı:
“Bir tarakla saç döküntüsüne ve bir de erkek hurma tomurcuğunun içine.” cevabını verdi. Diğeri:
“Pekâlâ, şimdi nerede?” diye sordu. Arkadaşı:
“Zervân kuyusunda.” cevabını verdi.” 

(Buhari-Müslim)
Alimlerin çoğuna göre; sihrin hakikati vardır. Fakat bazı alimlere ve Mutezilelere göre;  sihir, gerçek değildir.
Onların delili, şu ayettir:
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Bir anda onların ipleri ve değnekleri, sihirleri sebebiyle Musa’ya hareket ediyormuş gibi göründü.”
(Ta-ha: 66)              
Allah-u Teâlâ bu ayette “hareket etti” buyurmamıştır. “Hareket ediyormuş gibi göründü” buyurmuştur.
Bundan şu anlaşılmaktadır: Sihir bir hayaldir, kandırmacadır ve gerçek değildir. İnsanları kandırmaktan başka bir şey değildir.

İbni’l-Kayyim onlara şu cevabı verdi:
“Sihrin gerçek olmadığını, sadece hayal ürünü olduğunu ve kandırmacadan başka bir şey olmadığını söylemek; sahabelerden ve selefi salihten gelen mütevatir delillere ve aynı şekilde fıkıh, tefsir, hadis ve tasavvuf alimleri ile akıl sahiplerinin çoğunun kabulüne zıttır. Çünkü hasta eden, ağırlık çöktüren, bağlatıp ayıran, sevdirip buğz ettiren sihir vardır. İnsanlar, onun varlığını açıkça görmekte ve bilmektedir.”
(Bedaiü’l Fevaid  c: 2  s: 227)
Kurtubi, sihir hakkında Mutezilelerin görüşünü ve delillerini zikrettikten sonra şöyle dedi:
“Mutezilelerin zikrettiği deliller sihrin gerçek olmadığını göstermez. Bu deliller, onlar için bir delil değildir. Çünkü biz, sihrin bazen hayalden ibaret olduğunu inkâr etmiyoruz. Fakat sihrin, aklın kabul ettiği ve hayalden başka bir mahiyeti de olduğunu gösteren deliller vardır. Bu delillerden biri Bakara 102 ayetidir. Bu ayette sihir ve sihri öğrenmekten bahsedilmiştir. Sihrin bir hakikati olmasa idi onu öğrenme imkânı olmazdı ve bunun insanlara da öğretildiği bildirilmezdi. Bu ise sihrin gerçekten var olduğunu göstermektedir.
Ayrıca Allah-u Teâlâ Firavun kıssasında şöyle buyurmuştur:
“Böylece büyük bir sihir göstermiş oldular.”         
                                                                     (A’raf: 116)
Felak suresi de buna delildir.
Bütün müfessirler, Felak suresinin nüzul sebebinin; Lebid b. El-A’sam’ın Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’e sihir yapması olduğunda ittifak etmişlerdir.
Sonra şöyle dediler: “Bu hadiste Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem sihir çözüldükten sonra şöyle buyurdu:
“Allah beni iyileştirdi ve bana şifa verdi.”
Şifa hastalığın kalkmasıyla olur. Bu gösteriyor ki, sihrin etkisi ve hakikati vardır. Bu, kesindir. Çünkü Allah-u Teâlâ ve Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve selem, sihrin varlığını ve etkisini bildirmişlerdir.
Kendileri ile icma olunabilen Ehli’l-hal Ve’l-akd’in görüşü de böyledir. Bunların ittifakından sonra Mutezile ve başkalarının onlara muhalefet etmelerine itibar edilmez.”                                                 
(Kurtubi Tefsiri)

Sihirden Sayılan Şeyler:
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“İyafe, tark, tıyara sihirden sayılır.”(Ahmed,Ebu Davud,Nesei,sahih senedle)
İyafe: Bazı kuşların isimlerini veya seslerini uğurlu veya uğursuz saymaktır.
Tark: Kumda çizgiler çizerek fala bakmaktır.
Tıyara: Uğura ve uğursuzluğa inanmaktır.
İbni Abbas radıyAllahu anh’tan Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Kim yıldız ilminden bir şey öğrenirse, sihirden öğrenmiş olur. Bu ilimden öğrenmeyi ne kadar artırırsa sihirden öğrenmeyi de o kadar artırmış olur.”(Ahmed,Ebu Davud,İbni Mace,Nevevi Riyazus-salihinde bu hadis için sahih dedi,İbni Teymiyye Fetevada senedi sahihtir dedi.)
Yıldız ilmi ile kastedilen; yeryüzünde vuku bulan hadiseler hakkında yıldızları sebep göstermektir. Örneğin; “falan yıldız, filan yıldızla birleştiğinde bu veya şu olaylar olacak” diye söylemek gibi...
Bir kimse doğduğu zaman, onun doğduğu anda doğan bir yıldıza bakarak, o kimsenin mutlu veya mutsuz olacağını söylemek de böyledir. Zira böyle yapmak, yeryüzünde olan değişikliklerle yıldızlar arasındaki değişiklikler arasında bağlantı kurmak demektir. Oysa yeryüzünde meydana gelen değişiklikler Allah tarafındandır. Bu değişikliklerin bazılarının sebebi bilinmekte, bazılarının sebebi ise bilinmemektedir. Fakat şu bir gerçektir ki; yıldızların bu değişikliklerle alakası yoktur. Yıldızlar ne yağmur yağdırır ne de rüzgârları getirirler.
Ebu Hureyre radıyAllahu anh’dan Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Kim düğüm düğümler ve ona üflerse sihir yapmış olur. Kim sihir yaparsa şirk koşmuştur. Kim bir menfaat sağlamak veya bir zararı defetmek için bir şey takarsa Allah-u Teâlâ bu kişinin dileğinin yerine getirilmesini taktığı şeye bırakır.” (Nesei rivayet etti ve hasen dedi.)        
                                   
“Düğüm düğümler ve ona üflerse” den kasıt; sihri yapmak için hafif tükürerek üflemektir.
Bir düğümün daha sıkı olması için üzerine tükürmek bu hadisin hükmüne girmez ve caizdir.
Hanımını kocasından uzaklaştırmak için sihirbazlar düğüm düğümlerler ve düğüme tükrükle üflerler. Bu şekilde erkeğin hanımına yaklaşmaya gücü kalmaz. İşte böyle bir düğüm atıp ona tükrükle üfleyen kişi, sihir yapmıştır.
Allah-u Teâlâ’nın buyurduğu gibi:
“Düğümlere üfleyenlerin şerrinden Allah’a sığınırım”                                                            
(Felak: 4)
Hadisteki: “Allah-u Teâlâ bu kişinin dileğinin yerine getirilmesini taktığı şeye bırakır.” sözü; kim, menfaat sağlamak veya zararı defetmek için bir şey takarsa, Allah-u Teâlâ o kimseyi, kendisine güvenip taktığı şeye terk eder ve onu korumaz, manasındadır.
Müslüman bir kimsenin, her zaman ve her durumda, küçük veya büyük bütün fiillerinde sadece Allah’a bağlanması ve O’na tevekkül etmesi gerekir.

Sihiri Bozmak:

Cabir radıyAllahu anh diyor ki:
“Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’e sihri bozmak hakkında sorulduğunda şöyle buyurdu:


 
“O da şeytanın işidir.”(Ahmed,Ebu Davud,Hakim rivayet etti ve sahih dedi.Zehebi de destekledi,İbni Hacer bu hadis için senedi hasen dedi.)   
Katade, İbn-i Müseyyib’e şöyle sordu:
“Bir kimseye sihir yapıp karısından ayırmak isteseler sihri bozsun mu, yoksa durumu kabul ederek karısından ayrılsın mı?”
İbn-i Müseyyib de:
“Sihrini bozdurmakta bir mahzur yoktur. İyi maksatla hareket ediliyor. Faydası dokunan şeyler yasaklanmamıştır” cevabını verdi.(Buhari muallak olarak rivayet etti.)                                          

Hasan radıyAllahu anh şöyle dedi:
“Sihri ancak sihirbaz bozar.”                       (Fethu’l-Bari)

Hasan radıyAllahu anh’ın kastı şudur:
Genellikle bilinen şudur ki; sihir ancak sihirbaz tarafından bozulur.

Sihir İki Şekilde Bozulur:
Birincisi: Sihri yine sihirle bozmak. İşte şeytanın işi olan ve Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in yasakladığı amel budur. Burada, sihir yapan da sihri bozan da şeytanın hoşuna gidecek işlerle ona yaklaşarak ya insanı sihirler ya da mevcud sihrin etkisinden kurtarır.

İkincisi: Sihri ilaçlarla, mübah dualarla veya Kur’ an-ı kerim okuyarak bozmaktır. Sihri bu şekilde bozmak, İslam’da caizdir.


Kayıtlı

İzzetli yaşamayı arzu edenler; inancı uğruna ölümü bir sevgili bilip mücâdele edenlerdir...
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |