BU ÜMMETTEN BAZILARI PUTLARA TAPACAKTIR
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 17 Eylül 2019, 13:22:43


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: BU ÜMMETTEN BAZILARI PUTLARA TAPACAKTIR  (Okunma Sayısı 3512 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bismirrahman
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 205


قتل الانسان ما اكفره


« : 18 Temmuz 2016, 22:38:51 »

                                    BU ÜMMETTEN BAZILARI PUTLARA TAPACAKTIR

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Kendilerine kitaptan nasip verilenleri görmedin mi? Cibte ve tağuta iman ediyorlar.”                         (Nisa: 51)
Ayetteki (جِبْت) “cibt”; Allah’ın ve rasülünün emrine inanç konusunda muhalefet eden her şeyin genel adıdır.
Cibt, sihir olabilir. Selefi salihten birçok kişi, ayetteki cibti sihir olarak açıklamışlardır.
Cibt, kâhin olabilir.
Cibt, sahibine zarar veren her kötü şeyin ismidir.
Ayetteki; “cibte ve tâguta iman ediyorlar” sözü; sihre, batıla ve Allah’tan başkasına ibadete inanıyorlar, manasındadır.
Tâgut;”tugyandan “ türemiştir. Tugyan ise haddi aşmaktır.
Tâgut, din konusunda haddini aşıp, sadece Allah’a ait özellikleri kendisinde görendir.
Tâgutun en iyi tarifi şudur: ibadet, itaat veya tabi olma konusunda haddini aşan mahluktur.”
Tabi olma konusunda haddini aşanlar; alimler veya dini liderlerdir.
Alimler veya dini liderlerin tabi olma konusunda hadlerini aşmaları; haramı helal, helali haram kılma veya sünneti bid’at, bid’ati sünnet olarak gösterme gibi dine muhalif olan her konuda insanların kendilerine tabi olmalarına rıza gösterme şeklinde ortaya çıkmaktadır.
İşte bu konularda onlara tabi olmak, onlara ibadet etmek ve onları ilahlaştırmak demektir.
Oysa alim ve liderlere tabi olmak, onlar İslam’ın sınırlarını muhafaza ettikleri, Allah’ın emir ve yasaklarına riayet ettikleri müddetçe caizdir.
Fakat Allah’ın haram kıldığını helal, helal kıldığını haram kılan kimselere, kim olurlarsa olsunlar, asla tabi olunmaz. Bilakis böyle yapan kimseler, kesinlikle reddedilmesi gereken birer tâguttur. Bunlara rıza gösteren ve tabi olanlar da, onları ilah edinmekle şirke ve küfre girmiş olurlar.
İtaat etme konusunda haddini aşanlar; Allah’ın emirlerini bildikleri halde haramı helal, helali haram yapan ve bu konuda kendilerine itaat edilen emirler, krallar, hükümdarlar ve reislerdir.
Bu kimselere itaat edip destekleyenler, onları tâgut edinmişlerdir.
Bu ayet; cibte ve tâguta inanma amelinin, Yahudi ve Hıristiyanlarda gerçekleştiğini göstermektedir.
 
Fakat cibte ve tâguta iman, bu ümette de vuku bulmuştur. Bazıları sihre inanmakla, bazıları Allah’ tan başkasına ibadet yapmakla, bazıları ise Allah’ın haram kıldığını helal, helal kıldığını haram kılan alimlere ve emirlere itaat etmekle, kendilerinden önceki ümmetlerin yoluna tabi olmuşlardır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki: “Allah katında bundan daha kötü bir cezayı size haber vereyim mi? Allah’ın kendisine lanet ve gazap ettiği, kendilerinden maymunlar, domuzlar ve taguta tapanlar kıldığı kimseler, işte onlar, yerleri en şerli ve yolun ortasından en çok sapmış olanlardır!”     (Maide: 60)                
                                                                         
Ayette kendilerine lanet edilen kimseler, tâgutlara ibadet edenlerdir. Bu, daha önceki ümmetlerde vuku bulmuştur ve bu ümmette de vuku bulduğu gün gibi aşikârdır.
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem bir hadisinde geçmiş ümmetlerin başına gelenlerin, İslam ümmetinin de başına geleceğini haber vermiştir.
Ebu Said El-Hudri radıyAllahu anh’tan Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Sizler, kendinizden önce gelen ümmetlerin sünnetine kulacı kulacına, arşını arşınına ve karışı karışına muhakkak tıpa tıp uyacaksınız. Hatta onlar, daracık bir keler deliğine girseler oraya siz de gireceksiniz.”   
                                       
(Buhari, Müslim)
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem bu hadiste İslam ümmetinin geçmiş ümmetlerin yaptıkları gibi yapacaklarına yemin etmektedir. İşte bu yemin, İslam ümmetine bir uyarıdır.
Hadiste geçen; “önce gelen ümmetler”den kasıt; Yahudi ve Hıristiyanlardır. 
Allah-u Teâlâ bu iki taifeyi; “gazaba uğrayanlar” ve “sapanlar” olarak vasfetmiştir.
Bu ümmet, öncekilerin yoluna tabi olursa,  şüphesiz onlar da “gazaba uğrayanlar” ve “sapanlar”dan olacaklardır.
Rasûlullah’ın sözü gerçekten doğru çıkmış ve bu ümmetten bazıları gazaba uğrayan Yahudilerin yoluna bazıları ise sapan Hıristiyanların yoluna tabi olmuştur.
Bu sebeple selefi salihin alimleri şöyle demiştir: “Alimlerimizden sapanlar Yahudilere benzemiştir. İbadetkarlardan sapanlar ise Hıristiyanlara benzemişlerdir. Çünkü Yahudiler bilerek, Hıristiyanlar ise cehaletten dolayı hakka muhalefet etmişlerdir.”

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Gazaba uğrayanların ve sapanların (yoluna) değil.” 
                                                                      (Fatiha: 7)

Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in de hadisinde haber verdiği üzere; “gazaba uğrayanlar” Yahudiler, “sapanlar” ise Hıristiyanlardır.
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in hadisi; geçmiş ümmetlerde vuku bulan küfür ve şirklerin bu ümmette de vuku bulacağını göstermektedir.
 Geçmiş ümmetler putlara ibadet etmişler, bu ümmetten de putlara ibadet edenler çıkmıştır. Geçmiş ümmetler uluhiyyet ve Allah’ın sıfatları konusunda şirke düşmüşler, bu ümmette de bu konuda şirke düşenler olmuştur. Geçmiş ümmetler hüküm ve muhakeme olma konusunda şirke düşmüşler, bu ümmette de bu konuda şirke düşenler olmuştur. Geçmiş ümmetler sosyal, ekonomik, ahlaki ve adetlerle ilgili konularda şirke düşmüşler, bu ümmette de bu konularda şirke düşenler olmuştur.
 
Sevban radıyAllahu anh’dan Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Allah, yeryüzünü benim için tamamını görebileceğim bir hale getirdi. Onun doğusunu ve batısını tamamen gördüm. Ümmetimin hükümdarlığı yeryüzünün bana gösterildiği miktarı kadar olacaktır. Bana kırmızı ve beyaz define verildi. Ben Allah’tan bir felaket yüzünden ümmetimin helak olmamasını ve kendi içlerinden olmayan ve de onları helak edecek olan bir düşmanı onlara musallat etmemesini istedim. Rabbim bana şöyle dedi:
“Ey Muhammed! Ben mutlaka gerçekleşecek ve kendisine karşı gelinmeyecek bir hüküm verdim. Ben ümmetinin genel bir felaket yüzünden helak olmayacaklarına ve kendi içlerinden olmayan onları helak edici bir düşmanın onlara musallat olmamasına da hükmettim. Yeryüzünün her yerinden toplansalar bile buna güç yetiremeyecekler. Ancak birbirlerini helak edecekler ve birbirlerini köle ve cariye edinecekler”
                                                (Müslim)                                                           
El-Berkani sahihinde bu hadisi aşağıdaki ziyadesi ile rivayet etti:
“Ben ümmetim hakkında saptırıcı imamlardan korkuyorum. Onların başlarına kılıç vurulursa kıyamete kadar kalkmayacaktır. Ümmetimden bir bölümü müşriklere katılmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Ümmetimden çok sayıda grup putlara tapmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Ümmetimden otuz yalancı çıkacaktır. Hepsi kendilerinin nebi olduğunu iddia edeceklerdir. Hâlbuki ben, nebilerin sonuncusuyum. Benden sonra nebi yoktur. Ümmetimden hak üzerinde olan ve muzaffer olacak devamlı bir taife olacaktır. Onlara karşı çıkan onlara zarar veremeyecektir. İşte bu, Allah’ın emri (kıyamet) gelinceye kadar devam edecektir.”
Hadisin belli kısımlarını incelenmesi, meselenin daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.
“Ben ümmetim hakkında saptırıcı imamlardan korkuyorum.”
Hadisteki “saptırıcı imamlar”dan kasıt; bu ümmetin din veya hüküm konusunda imam kabul ettiği kimselerdir.
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in ümmeti için korktuğu şey, zamanımızda vuku bulmuştur. Gerçekten de zamanımızda tabi olma ve itaat edilme konusunda saptırıcı imamlar çoğaldığı gibi, din ve hüküm konusunda saptırıcı imamlar da çoğalmıştır.
Din konusundaki saptırıcı imamlar: din adına konuşup yaptıklarını süslü göstererek insanları bid’at ve şirke saptıran sahtekâr din adamlarıdır.
Hüküm konusunda saptırıcı imamlar; emir yetkisine sahip oldukları için Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in şeriatına ve tevhide zıt hükümler vererek insanları buna uymaya ve Allah’ın şeriatı dışındaki hükümlere muhakeme olmaya zorlayan kimselerdir.

 “Ümmetimden bir bölümü müşriklere katılmadıkça kıyamet kopmayacaktır.”
Hadisteki “katılmak”tan kasıt; hem müşriklerin dinlerine rıza göstererek İslam beldesini terk edip küfür beldesine gitmek hem de sıfat ve davranış olarak onlar gibi hareket etmek demektir.
Bu açıklamaya göre; bu ümmetin içinden müşriklerin üzerinde bulundukları şirki işleyecek İslam’dan irtidat edip dönecek kimseler olacaktır. 
“Ümmetimden çok sayıda grup putlara tapmadıkça kıyamet kopmayacaktır.”
Hadisin bu kısmından anlaşılıyor ki; kendilerini İslam’a nispet eden kimselerden çoğu putlara tapacaktır.
 
Hadisteki “ümmet”ten kasıt kendilerine davet yapılanların hepsi değil, sadece Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in davetine icabet edenlerdir.
Kendilerine davet edilenler ise bütün insanlar ve cinler-dir. Zaten bunların bir kısmı puta tapmaya devam etmiş ve Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in davetine icabet etmemiştir.
 “Ümmetimden hak üzerinde olan ve muzaffer olacak devamlı bir taife olacaktır.”
Bu hadise göre; Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in ümmetinden hak üzere olan bir taife sürekli var olacaktır. Sürekli muzaffer olacak olan işte bu taife, Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem ve sahebelerinin yolunu takip eden kimselerden oluşmaktadır.
Bu taifenin sürekli muzaffer olması, savaşta muzaffer olması demek değil, huccet ve beyan konusunda muzaffer olması demektir. Bu taife hak üzere olduğu için doğal olarak en kuvvetli delile sahip olacak ve Allah’ın izniyle karşı çıkan herkesi delilleriyle susturacaktır. Onlar savaşta yenilseler bile, kuvvetli huccet ve delilleriyle tartışmada her zaman üstün olacaklardır.
Hadislerde zikredilen “الفرقة الناجية” “kurtulan topluluk” ile “الطائفة المنصورة” “muzaffer taife“ kavramları, aynı taifenin iki ismidir. “Muzaffer taife” ismi verilmesinin sebebi; Allah-u Teâlâ’nın onlara zaferi vaat etmesi sebebiyledir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Şüphesiz rasûllerimizi ve iman edenlere hem dünya hayatında, hem şahitlerin (şahitlik) edecekleri günde yardım ederiz.”                                          (Mü’min (Gafir): 51)
“Gerçek olan şudur ki; rasûl olarak gönderilen kullarımız hakkında önceden söz vermişizdir. Onlara mutlaka yardım edilecektir. Ve galip gelecek olanlar mutlaka bizim ordumuzdur.”                                      (Saffat: 171-173)
İşte bu taifenin sözleri üstün, huccetleri ve delilleri en kuvvetli olacak, böylece bu taife üstün huccetleri ve getirdikleri kuvvetli deliller sebebiyle dünyada her zaman muzaffer olacaktır. Sonuçta Allah’ın dilediği bir zamanda düşmanlarına karşı girişecekleri sıcak bir savaşta da muzaffer olacaktır. Nihayet ve hepsinden önemlisi, kıyamet gününde ateşten kurtulan kimseler bunlar olacaktır.

Kayıtlı

İzzetli yaşamayı arzu edenler; inancı uğruna ölümü bir sevgili bilip mücâdele edenlerdir...
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |