Haksız Yere Başkasının Malını Almak. Bakara-188
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 16 Eylül 2019, 17:06:48


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Haksız Yere Başkasının Malını Almak. Bakara-188  (Okunma Sayısı 3601 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Vasat Ümmet
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 529



« : 11 Temmuz 2016, 00:32:51 »

بســـم الله الرحمن الرحيم

وَلاَ تَأْكُلُواْ أَمْوَالَكُم بَيْنَكُم بِالْبَاطِلِ وَتُدْلُواْ بِهَا إِلَى الْحُكَّامِ لِتَأْكُلُواْ فَرِيقًا مِّنْ أَمْوَالِ النَّاسِ بِالإِثْمِ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ


"Mallarınızı aranızda haksız yere yemeyin! (Yaptığınızın günah olduğunu) bildiğiniz halde, insanların mallarından bir kısmını yemek için günaha girerek onu hakimlere aktarmayın"!
 
   Bakara- 188
     
      Bu ayet, İslam'ın temel bir kaidesini açıklıyor: “Haksız yere başkasının malını almamak...” Bu kaide bütün rasullerin dininde var olan bir kaidedir.

“Haksız” kelimesinin ne anlama geldiğini tayin etmeyi, Allah (c.c) insanlara bırakmamıştır. Eğer insanlara bıraksaydı, herkes kendi heva ve hevesine göre anlam verir ve kendisinin haklı olduğunu söylerdi. Sadece Allah'ın hak dediği hak, batıl dediği de batıldır. Allah (c.c) bunları Kur'an ve sünnette bize açıklamıştır.

Örneğin; hırsızlık, başkasının malını çalmak, borç alıp iade etmemek, emanet alıp emanete ihanet etmek, hile ile müslümanların mallarını almak ve bunlara benzer kötü ameller, haksızlığın içine girer.

Allah (c.c)'nun bu ayetteki:

“Birbirinizin mallarını aranızda haksız yere yemeyin!”
lafzından, sadece haksızlıkla alınan o malı yemenin haram olduğu, ancak onu başka yerlerde kullanmanın caiz olabileceği şeklinde bir anlam çıkarılabilinir.

Fakat bu anlayış yanlıştır. İnsanlar mallarını, çoğu zaman ya mideleri ya da cinsel arzuları için harcarlar.

İşte bu sebeple Allah (c.c):

“Birbirinizin mallarını aranızda haksız yere yemeyin!” lafzını kullanmıştır.
Bu ayette asıl haram kılınan şey; malları haksız yere almaktır.

Burada çok önemli bir tabir var; Allah (cc); “mallarınız” diyor.
Bu mallar müslümanların mallarıdır. Çünkü bir çok ayet ve hadiste müslümanların tek bir vücud gibi oldukları zikredilmektedir.

Numan b. Beşir (r.a)'den, Rasulullah (s.a.s)'in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur:

“Bütün mü'minleri, birbirlerine merhamette, sevgide, lütuf ve güzel muamelede sanki bir vücud gibi görürsün. O vücudun bir organı hastalanınca, diğer organlar birbirlerini, hasta organın sancısına uykusuzlukla, sıcaklıkla ortak olmaya çağırırlar.”  (Buhari)


Allah (cc):

“Nefislerinizi öldürmeyin!”
buyuruyor. Bundan kasıt, müslümanları öldürmeyin demektir.

 Rüşvet:


(Yaptığınızın günah olduğunu) bildiğiniz halde,  insanların mallarından bir kısmını yemek için günaha girerek onu hakimlere aktarmayın!

Allah'ın, bu ayette yasakladığı bir başka şey de; hakimleri kandırarak veya rüşvet vererek başkalarının malına sahip olmaktır.

Hakime rüşvet vererek başkasının malını haksız yere alan da, rüşveti kabul eden hakim de suçludur.

Bundan daha önemlisi; kişinin, kendisinin haksız olduğunu bildiği halde, herhangi bir delil olmadığı için gerçeği inkar ederek veya güzel sözler söyleyerek hakimi kandırıp başkasının malını almasıdır. Bu helal sayılmadığı müddetçe büyük bir günahtır.

Örneğin; aldığı borcu ispat edecek bir delil olmadığı için borcunu inkar eden kimse, güzel sözler söyleyerek hakimi kandırır ve bu şekilde karşı tarafın malını haksız yere yerse, çok büyük bir günah işlemiş olur. 

Üstelik hakimin zahire bakarak haksızlık yapanın lehine hükmetmesi, haksızlıkla elde edilen malı, Allah katında kendisine helal kılmaz ve muhakkak kıyamet gününde Allah (c.c) yaptığına karşılık büyük bir ceza verecektir. Bu, günah olduğunu bilerek yapanlar içindir.

Hakimlerin verdiği hüküm zahire ve ortaya konan delillere göredir. Hakimler insanların kalplerini bilemezler. Onlar, zahire göre ve delillere dayanarak hüküm verdikleri müddetçe, doğruya isabet etmeseler bile, Allah katında sorumlu değillerdir. Hakimlerin delillere dayanarak verdikleri yanlış hüküm, haksızlıkla kazanılan malları helal kılmaz.

Rasulullah (s.a.s)'in zevcesi Ümmü Seleme (r.a)'dan şöyle rivayet edilmiştir:

Rasulullah (s.a.s), Ümmü Seleme'ye ait odanın kapısının önünde şiddetli bir kavga işitti ve dışarı çıkıp şöyle buyurdu:

“Hiç şüphesiz ben bir insanım. Bazen bana iki kavgalı gelir, kiminiz isteğini daha düzgün ifade eder, ben de o güzel sözleri doğru zannederek, onun lehine hükmedebilirim. Binaenaleyh, kime bir müslümanın hakkını verirsem, bu hak, ateşten bir parçadır. İster onu alsın, ister bıraksın.      (Buhari, Müslim)


Bu hadis Rasulullah (s.a.s)'in bile kalplerden geçen şeyleri bilmediğini, hüküm verirken zahire göre hüküm verdiğini, verdiği hüküm dünyada uygulansa bile, gerçeği değiştirmediğini ve haksız yere elde edilen kazançların, mutlaka cezasının verileceğini gösteriyor.

Allah (c.c) bu ayette insanlar arasında yapılagelen bir amelden bahsediyor:

Rüşvet...

Rüşvet;
kişinin, hak sahibi olmadığı, başkasının olan herhangi birşeyi, elinde yetki bulunan kimselere para veya mal vererek almasıdır. İslam bunu haram kılmıştır. Müslüman bunu ne bir müslümana ne bir zımmiye ne de harbi olmayan bir kafire yapar.

Fakat, zamanımızda islam devleti olmadığı, şeriat tam olarak tatbik edilmediği ve zulüm sistemleri hakim olduğu için, insanların haklarının çoğu kaybolmuştur.

Zaten kafir sistemler, mazlum insanların kanını emerek ayakta durmaktadır. Kafirlerin koyduğu kanunlar zayıf insanları sömürmeye yöneliktir. Fakat, sömürülerini değişik kılıflar altında yaparlar.

Vergi:

Zamanımızda, geliştirilmiş en önemli sömürü metodu; vergi toplamaktır. Kafir sistemlerin yaşamını temin etmek amacıyla konan vergiler, zenginleri daha zengin fakirleri daha fakir yapmaktadır.

Üstelik kafir devletler vergiyi isterken: “Vergi verin ki size hizmet edelim”, “vergi verin size okul, yol, hastahane yapalım”, “vergiyi kaçıran yetim malını yer” gibi sözler söyleyerek insanları kandırırlar.

İslam şeriatinde de vergi sistemi vardır. Fakat bu vergi sistemi, adaletli bir sistemdir.

Örneğin zekat İslami bir vergi sistemidir.

Zekat; zenginlerde bulunan fakirlerin hakkını, zenginlerden alıp fakirlere vermektir. İşte bu adaletin ta kendisidir!

İslam devletinin lideri, bazı durumlarda zekat dışında da birtakım vergiler toplayabilir.

Örneğin;
Kafirler, İslam devletine karşı bir tehlike oluşturur ve İslam devletinin de bunlara karşı koyacak yeterli imkanı bulunmazsa, o zaman İslam devletinin lideri, zor duruma düşürmeden, zenginlerden vergi alabilir.   

İşte İslamdaki vergi sistemi böyledir! Fakat, kafir sistemlerde böyle bir adaletin varlığından söz edilemez. Kafirlerin koymuş olduğu vergi sistemlerinde, zenginler bir takım hileler yaparak ya hiç vergi vermezler, ya da çok az vergi verirler. Böylece bütün yük fakirlere yüklenir. Sonunda, zenginler daha zengin fakirler daha fakir olur.

Kafir devlette yaşayan bir müslümanın, vergi veya bunun gibi haksız olarak kendisinden alınan malları kafir devlete vermemesi, onu günaha sokmaz. Bilakis gönül rızasıyla vermesi onu küfre sokar. Müslümanın kafir devletlerin güçlenmemesi için onlara hiçbir maddi fayda sağlamaması, hatta onlara gelebilecek olan yardımları ve onlara faydası dokunan şeyleri engellemesi gerekir.

Kim kafir devletin güçlenmesi için, onların koyduğu kanunlara gönül rızasıyla uyarak ihlaslı bir şekilde vergi verirse, küfrü desteklediğinden dolayı kafir olur.

Fakat müslümanın, kafir devletten kendisine gelebilecek zararı önlemek veya kendisine yüklenecek daha büyük maddi cezaları engellemek maksadıyla, istemeyerek vergi vermesi kendisini küfre sokmaz.

Müslümanların, kafir devletlere vergi vermemek için bir takım kişilere para vermeleri, İslam'ın caiz görmediği rüşvet hükmüne girmez. Buna, haksızlığı ortadan kaldırmak denir. Bu, hakkı olan ve kendisinden zulmen alınan malı geri almak için, kişinin, bu işi yapmaya gücü yeten birine para vermesi gibidir.

Bir müslüman, ancak aşağıdaki şartlar dahilinde kafir devletlere vergi verirse, küfre girmez.

1 - Yeryüzünde İslam devleti mevcut olmamalı,

2 - Küfür sistemini ortadan kaldırmak için elinden gelen her şeyi, tüm gücü ile yapmalı,

3 - Kafir devletlere vergi verirken bir takım menfaatler elde etme gayesi olmalı.

Fakat bu şartlardan biri eksik olursa, gönül rızasıyla olmasa bile vergi vermek, sebepsiz yere küfrü desteklemek anlamına geldiği için, küfürdür.

Eğer yeryüzünde İslam devleti mevcut ise, kafir bir devlete vergi vererek elde edilen menfaat, kafirlerin menfaatlerine oranla daha az ise ve kafir devlet elde ettiği mallarla müslümanlara daha çok eziyet etme imkanı buluyorsa, o zaman vergi vermek, küfrü desteklemek anla-mına gelir. Bu durumda, sadece vergi vermek değil, böyle yerlere yerleşmek ve oralarda yaşamak bile küfür olur.

Yeryüzünde İslam devleti mevcut değilse ve daru'l harpte bulunmak artık İslam'a bir fayda sağlamaz hale gelmişse, o zaman zulmü az olan bir başka kafir devlete gitmek ve yerleşmek daha doğru olur.

Tabii ki bu durumu en iyi değerlendirecek ve buna karar verecek olan, İslamı hakim kılmak için çalışan İslam cemaatinin lideridir. Eğer böyle bir cemaat  mevcut değilse, o zaman durumu değerlendirme ve karar verme yetkisi, her müslüman ferdin kendisine aittir.

Küfrün hakim olduğu bir yerde yaşayan bir müslümanın, hakkını almak için başkasına maddi menfaat sağlaması, İslam'ın caiz görmediği rüşvet hükmüne girmez. Bu, haksızlığı ortadan kaldırmak olarak isimlendirilir.

Bu gün içinde yaşadığımız küfri devletlerde bir kimsenin hakkını alabilmesi için mutlaka, az veya çok rüşvet vermesi gerekmektedir. Aksi takdirde kişi, ya hakkını alamamakta ya da iş işten geçtikten sonra ve her şey değerini yitirdikten sonra alabilmektedir.

Kafir sistemlerde bir müslümanın, para vererek hakkını alması, ancak başkalarının hakkına tecavüz etmemek şartıyla caizdir.

Küfür sistemleri her ne kadar adil olduklarını iddia etseler de, gerçekte adalet değil, zulüm sistemidirler. Yeryüzünde bir tek adil düzen vardır. O da Allah'ın şeriatı olan İslam'dır.

Şayet mevcut küfür sistemi bazı konularda adaletli davranarak herkesin hakkını veriyorsa, bu sistemde yaşayan ve harbi olmayan kafirlerin, bu konularda haklarına tecavüz etmek caiz değildir. Müslüman bunu yapmaz. Yaptığı zaman haram işlemiş olur. Müslüman nerede olursa olsun, hangi sistem altında bulunursa bulunsun, İslam'a zarar vermeyen ve savaş açmayanların hakkına tecavüz etmez. Çünkü harbi olmayan kafirler, her zaman bir takım insani haklara sahiptirler.

Fakat İslam'ın aleyhine çalışan ve harbi durumunda olanlar, ister fert ister devlet olsun, hiçbir insani hakka sahip değildirler. Bu kimseler için bir tek hüküm vardır: O da ortadan kaldırılmalarıdır.

Müslümanlar, bu inanç ve karakterlerini, yalnız inandıkları sistemden alırlar.
 
Kayıtlı

"Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık ki, insanlara karşı Şahitler olasınız. Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun...
// Bakara:143//
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |