SEN SEVDİĞİNE HİDAYET EDEMEZSİN
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 14 Aralık 2019, 14:35:19


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: SEN SEVDİĞİNE HİDAYET EDEMEZSİN  (Okunma Sayısı 3908 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bismirrahman
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 205


قتل الانسان ما اكفره


« : 27 Haziran 2016, 15:00:41 »

                                                SEN SEVDİĞİNE HİDAYET EDEMEZSİN

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ey Muhammed! Şüphesiz sen sevdiğini hidayete erdiremezsin. Fakat Allah dilediğini hidayete erdirir. O hidayete erecekleri çok iyi bilir.”                               (Kasas: 56)

Bu ayet Ebu Talib’in Abdulmuttalib’in dini üzere olduğunu söyleyip müşrik olarak ölmesinden sonra nazil olmuştur.
Bu ayette Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ey Muhammed! Muhakkak ki sen her sevdiğini hidayete erdiremezsin. Bu, sana verilmiş değildir. Sana düşen tebliğ etmektir. Ama Allah dilediğini hidayete erdirir. En yüce hikmet ve çürütülmez delil O’nundur.”
Ayet-i kerimede belirtilen Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’ in elinde olmayan hidayet insanların İslam’ı kabul edip iman etmelerini sağlamaktır. Zira insanların hakkı kabul etmelerini sağlamak ve imanı kalplere yerleştirmek sadece Allah’a aittir. Allah bu hakkı en sevdiği kulu ve rasûlü olan Muhammed aleyhisselam’a bile vermemiştir.
Allah-u Teâlâ, Rasûlullah hakkında: “Şüphesiz ki sen doğru yola hidayet edersin”  (Şura: 52) buyuruyor.
Burada Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in doğru yola hidayet etmesi, insanlara doğru yolu en güzel şekilde ve en sağlam delillerle gösterip açıklamasıdır. Yoksa onların kalplerine hidayeti yerleştirmesi veya onların hakkı kabul etmelerini sağlaması manasında değildir.
Eğer Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem insanlara hakkı kabul ettirme anlamında hidayet etme gücüne sahip olsaydı, İslam’ı tebliğ ederken en zor günlerinde bile onu yalnız bırakmayıp son derece yardım eden amcası Ebu Talib’e hidayet ederdi.
İbn-i Museyyib babasından şu hadiseyi naklediyor:
Ebu Talib ölüm döşeğinde iken Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem geldi ve:
“Ey amca! “La ilahe illAllah” de. Allah katında senin lehine elimde bir delil olur” dedi. Abdullah b. Ebu Umeyye ve Ebu Cehil de oradaydı. Ebu Talib’e:
“Yoksa Abdulmuttalib’in milletinden yüz mü çevireceksin?” dediler. Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem yine ısrar etti.
Onlar da tekrar aynı şeyi söylediler. Ebu Talib’in son sözü: “Abdulmuttalib’in milletinde” olduğu idi. Ve “La ilahe illAllah” demeyi kabul etmedi. Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem ona:
“Allah beni menetmediği müddetçe senin bağışlanman için dua edeceğim” diyerek ayrıldı. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ şu ayeti kerimeyi indirdi:
“Ne nebinin, ne de mü’minlerin cehennemlik oldukları belli olduktan sonra yakın akrabaları da olsa, müşrikler için mağfiret dilemeleri asla doğru olmaz.”
                           
(Tevbe: 113) (Buhari - Müslim)
Allah bu ayette rasûlüne, en yakın akrabaları olsa bile, müşrikler için mağfiret talep etmesini yasaklamıştır.
“Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem umre yaparken annesinin mezarının önünden geçti. Allah’tan annesine mağfiret dilemesi için izin istedi. Allah mağfiret dilemesi için izin vermedi. Sadece ibret alması için mezarı ziyaret etmeye izin verdi. Rasûlullah annesinin mezarını ziyaret etti ve ağladı. Yanındaki bütün sahabeleri de ağlattı.”                    (Müslim)                                         
                                                                         
Bu hadis ve ondan önceki ayet, müşriklerin mağfireti haketmediklerini gösteriyor. Hiçbir durumda onlar için Allah’tan mağfiret ve rahmet dilenmez. Çünkü Allah asla böyle dualara icabet etmez.
Buna göre ölmüş olan müşrikler için; “Allah onu affetsin, Allah ona rahmet etsin” demek caiz değildir. Ancak sağ olan müşrikler için “Allah ona hidayet etsin “diye dua edilebilir.

Bazı açıklamalar;
1 - Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in, Müslüman olması için Ebu Talib’e sadece “La ilahe illAllah de” demesinin sebebi; Ebu Talib’in “La ilahe illAllah”ın manasını gayet iyi bilmesinden dolayıdır. Eğer Ebu Talib o sözü söyleseydi, manasını kabul ederek söyleyecekti. Zaten orada hazır bulunan Abdullah b. Ebu Umeyye ve Ebu Cehil’in ona şiddetle karşı çıkmaları ve: “Abdulmuttalib’in milletinden yüz mü çevireceksin?” demelerinin sebebi de budur.
Çünkü müşrikler de “La ilahe illAllah”ın manasını gayet iyi anlıyorlar ve Ebu Talib’in bunu söylediği zaman Abdulmuttalib’in milletinden, yani onun yolundan yüzçevirip Allah’ın yolundan başka bir yol tanımayacağını biliyorlardı.
2 - Soy ve ecdad ululamak, müşrikler ve imansızlar için çok önemli bir olgudur. Bu ancak sapıkların tuttuğu yoldur.
Görülüyor ki Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve selem, amcasının Müslüman olması için o kadar uğraştığı ve bunu çok istediği halde, Ebu Cehil, Ebu Talib’in şirki terk etmemesini sağlamak için soy ve ecdadını hatırlatmakla yetinmiştir.


Uyarı:
 Allah-u Teâlâ’nın: 
“Ne nebinin, ne de mü’minlerin cehennemlik oldukları belli olduktan sonra yakın akrabaları da olsa, müşrikler için mağfiret dilemeleri asla doğru olmaz.”                                                       
(Tevbe: 113) ayeti Medine’de inmiş bir ayettir. Ebu Talib’in hadisesi ise Mekke’de olmuştur. Bu gösteriyor ki; ölen müşrikler için rahmet ve mağfiret dilemek Medine’de (Tevbe: 113) ayetiyle yasaklanmıştır. Bu sebeple Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem umreye giderken annesine mağfiret dilemek için Allah’tan izin istemiştir. (Tevbe: 113) ayeti indikten sonra Rasûlullah’ın böyle bir izin istemesi mümkün değildir. Bu ise; (Tevbe :113) ayeti, yani; müşrik olarak ölen kimseleri Allah’ın affetmesi için dua etmeyi yasaklayan ayet, Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem umre yaptıktan sonra, geç dönemde inmiştir.
Ebu Talib’in kıssasını zikrettikten sonra, Allah’ın (Tevbe: 113) ayetini indirdiğini söylemek, bu ayetin Ebu Talib’in hadisesinden hemen sonra nazil olduğunu göstermez. Çünkü Ebu Talib’in hadisesi Mekke’de olmuştur. (Tevbe: 113) ayeti ise Medine’de inmiştir.
Hadiste bu şekilde söylenilmesinin sebebi; bu hadisenin hükmünün bu ayete dahil edildiğini belirtmek içindir.


Kayıtlı

İzzetli yaşamayı arzu edenler; inancı uğruna ölümü bir sevgili bilip mücâdele edenlerdir...
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |