RIZIK-ŞEFAAT
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 14 Aralık 2019, 14:34:47


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: RIZIK-ŞEFAAT  (Okunma Sayısı 3858 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bismirrahman
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 205


قتل الانسان ما اكفره


« : 21 Haziran 2016, 00:47:41 »

                                                                      RIZIK

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Siz Allah’ı bırakıp ancak putlara ibadet ediyor ve yalan uyduruyorsunuz. Doğrusu Allah’tan başka taptığınız şeyler size rızık veremezler. Siz rızkı ancak Allah katında arayın. O’na kulluk edin ve O’na döndürüleceksiniz.”                                    
(Ankebut: 17)
Cennet nasıl sadece Allah’tan isteniyorsa, rızık da ancak Allah’tan istenir. Allah’tan başkasını rızık verici olarak kabul eden veya O’ndan başkasının rızkı kesebileceğine veya çoğaltabileceğine inanan müşrik ve kâfir olur.
Rızık veren sadece Allah’tır, başkası değildir. Allah nasıl kulların ecellerini, daha onları yaratmadan önce tayin etmişse, aynı şekilde rızıklarını da tayin etmiştir. Buna göre hiçbir kul başka kulun rızkını çoğaltamaz veya eksiltemez. Müslüman, rızkını helal yoldan elde etmek için çalışmalıdır. Fakat kişi rızkını haramdan kazanarak yemiş olsa bile, o rızık başkasının rızkı değil, kendi rızkıdır.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Sizi yaratan, sonra size rızık veren, sonra ölüm veren, sonra da tekrar hayat verecek olan Allah’tır. Sizin ortaklarınız içinde bunlardan herhangi bir şeyi yapan var mı? O, onların ortak koştuklarından münezzehtir, çok yücedir.”                                                                         (Rum: 40)
“Gökte de rızkınız ve size vadolunan şeyler vardır.”

                                                                   (Zariyat: 22)
Hasan b. Ali radıyAllahu anh’dan Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Ebi’l Kasım’ın nefsi elinde olan Allah’a yemin ediyorum ki her birinizin eceli nasıl onu arıyorsa rızkı da onu bu şekilde arar. Eğer rızık konusunda sıkıntıya düşerseniz Allah’a itaat ederek rızkınızı ondan isteyin.” 
       
                                           (Taberani, Kenzü’l-Ummal)

                                                                    ŞEFAAT

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları onunla (Kuran’la) uyar. Onlar için Allah’tan başka ne bir dost ne bir şefaatçi vardır. Olur ki Allah’tan korkarlar.”                                                                      (En’am: 51)
Ayetteki; “onunla (Kuran’la) uyar” sözündeki uyarmak, korkutarak bildirmektir. Haber vermekte ise; korkutmak sözkonusu değildir. Ayetteki hitap Rasûlullah’adır.
Bu ayet Allah’ın izni dışında olan bütün şefaatleri iptal etmekte sadece Allah’ın izni ile şefaatin varolduğunu bildirmektedir. Allah’ın izni olmadan şefaat imkânsızdır.
Fakat kralların yanındaki şefaat ise hem kendi izinleriyle hem de başkalarının izinleriyle olabilir. Zira krala yakın olan kişiler de kraldan izin almadan veya kral onlara izin vermeden şefaatçi olabilirler.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ey Muhammed! Sen onlara şöyle de: “Her türlü şefaat Allah’ındır. Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Sonra O’na döndürüleceksiniz.”                                  (Zümer: 44)
Ayetteki; “Her türlü şefaat Allah’ındır.” sözünden kasıt;  bütün şefaat sadece Allah’a aittir. Allah’ın izni ve iradesi olmadan şefaat edecek kimse yoktur.
“Her türlü şefaat” sözünden şefaatin çeşitleri olduğu anlaşılmaktadır.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“O’nun izni olmadan katında kim şefaat edebilir?”   
                                                                  (Bakara: 255)
Bu ayete göre; ister melek olsun, ister nebi olsun Allah’ın izni ve rızası olmadan hiç kimse Allah katında şefaatçi olamaz.
Bu ayet gösteriyor ki; Allah katında şefaatçi olabilmek için Allah’ın izni gerekir. Bu, Allah’ın hakimiyetinin kemalini gösterir.
Allah’ın izni olmaksızın, O’nun yanında bir hayrın zikredilmesi hiçbir fayda sağlamaz.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Göklerde nice melekler vardır ki Allah dilediğine ve razı olduğuna izin vermedikçe şefaatleri hiçbir fayda vermez.”                                                                (Necm: 26)
Bu ayette görüldüğü üzere; göklerde nice melekler vardır ki Allah’ın izni ve rızası olmadan onların şefaati fayda vermez.
Ayette şefaatin geçerli olabilmesi için iki şart zikredilmiştir:
1 - Allah’ın izni.
2 - Allah’ın razı olması.
Allah-u Teâlâ bu ayette; “razı olduğuna”, başka bir ayette ise “ancak Allah’ın razı olduğu kimselere şefaatçi olurlar.”  (Enbiya 28) buyurmaktadır.
Bu ayet; bir kimseye şefaatçi olmanın Allah’ın izni ve Allah’ın, hem şefaat edenden hem de şefaat edilenden razı olmasına bağlı olduğunu göstermektedir. Fakat bu hükümden sadece Rasûlullah’ın amcası Ebu Talip istisna edilmiştir. Zira Rasûlullah’ın şefaati ile amcası Ebu Talib’in cehennemde azabı hafifletilecektir.
Allah-u Teâlâ şefaat meselesiyle ilgili olarak başka ayetlerde şöyle buyuruyor:
“Onlar Allah’tan başka kendilerine fayda da zarar da veremeyen şeylere taparlar ve: “Bunlar Allah katında şefaatçilerimizdir” derler. Ey Muhammed! De ki: “Göklerde ve yerde Allah’ın bilmediği bir şeyi mi O’na haber veriyorsunuz?” Allah onların ortak koşmalarından münezzeh ve yücedir.”                                             (Yunus: 18)                   

“İyi bilinmelidir ki halis din Allah’ındır. Allah’ tan başka dostlar edinenler: “Bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye onlara ibadet ediyoruz” derler. Doğrusu Allah ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Allah şüphesiz yalancı ve kâfir olan kimseyi doğru yola eriştirmez.”                                        (Zümer: 3)

“Allah’tan başka ne bir dostunuz ne de bir şefaatçiniz vardır. Hiç düşünmez misiniz?”                          (Secde: 4)

“Allah’tan başkasına çağıranlar şefaate hak kazanamazlar. Ancak Kelime-i Şehadetin manasını bilerek Kelime-i Şehadet getirenler bundan müstesnadır.”                                               
(Zuhruf: 86)
Bu konuyla ilgili hadislerden bazıları şunlardır:
Ebu Hureyre radıyAllahu anh Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’e şöyle sordu:
“Ya RasûlAllah! Kıyamet gününde senin şefaatini hak edecek mutlu insan kimdir?” Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Kalbi şirkten temiz olarak “La ilahe illAllah” diyen kimsedir.” Başka bir rivayette ise şöyle buyurdu:
“Kendisi şirkten temiz olarak “La ilahe illAllah” diyen kimsedir.”    
                                (Buhari, Müslim, Nesei)
Yukarıdaki ayet-i kerimelerin ve hadisi şeriflerin ışığında diyebiliriz ki:
1 - Allah-u Teâlâ ihlâs sahibi olup da haram işlemiş mü’ minlerin bağışlanmaları için yalvarmaları üzerine seçkin kullarına –katından bir ikram olmak üzere– mü’min kardeşlerinin bağışlanması için şefaat izni verecektir.
Allah-u Teâlâ kendilerinden razı olup izin verdiği kimselerin yapacakları dualar vasıtasıyla, ihlâs sahiplerine affını lutfeder. Allah-u Teâlâ razı olduğu kullarının dualarını sebep kılarak, bu sevdiği kullarını, yüce bir mevki olan Makam-ı Mahmud’a nail eder.
2 - Allah’ın izni olmadıkça kimse kimseye şefaat edemez. Rasûlullah ve onun gösterdiği nurlu yolda yürüyen salih kimseler de ancak Allah izin verirse şefaat edebilirler.
Bu yüzden doğrudan doğruya ölülerden şefaat istemek şirktir. Ancak Allah’tan onların bizlere şefaatçi olmalarını istemekte bir mahzur yoktur.
Kur’an’ın reddettiği şefaat, şirkin karıştığı şefaattir. Bu sebeple Kur’an’da şefaat, “Allah’ın izniyle” diye zikredilmiştir.
Nitekim Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem de şefaatin Allah’a şirk koşanlara değil, ancak tevhid ehline ve ihlâs sahiplerine olacağını açıkça belirtmiştir.
Buna göre müşriklerin putlarından beklediği şefaat batıl olan bir şefaattir. Çünkü Allah-u Teâlâ ancak razı olduğu kişilere şefaat etme hakkı ve şefaat edilme izni verir.
3 - Melekleri, rasûlleri veya salih kimseleri yardımlarına çağırmak yahut zor durumlarda onlara sığınmak suretiyle şirke düşen müşrikler, bu yaptıklarının şirk olmadığını iddia ederek şöyle derler:
“Biz bunları Allah’ın yarattığını biliyoruz. Fakat bunlar yaratılmışlar içinde seçkin ve Allah katında değerli kimselerdir. Biz onları, bizi Allah’a yaklaştırmaları ve Allah katında bize şefaat etmeleri için yardımımıza çağırıp onlara sığınıyoruz.
Nasıl ki bir hükümdara işini yaptırmak isteyen kimse hükümdarın sevdiği kimselerden birini araya koyarak işini yaptırırsa, bizim de Allah’a yaklaşmak için onun sevdiği kimselerin rızasını kazanmaya ihtiyacımız vardır. Ancak bu şekilde Allah’a yaklaşabiliriz.”
Bu düşünce sapıklığın ta kendisidir. Yeri, göğü kendisine boyun eğdirerek yaratan, yarattıklarının üzerinde yegâne tasarruf sahibi olan Allah-u Teâlâ'yı, mülklerini ve emrindekileri idare edebilmek için vezirlere ve yardımcılara ihtiyacı olan aciz krallara benzetmek ne büyük şirktir. Allah’a karşı ne büyük bir cürettir!

Şefaatin Türleri:
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ey Muhammed! Sen onlara şöyle de: “Her türlü şefaat Allah’ındır. Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Sonra O’na döndürüleceksiniz.”                                  (Zümer: 44)
Allah-u Teâlâ bu ayette “her türlü şefaat “ buyurmaktadır. Bundan anlaşılıyor ki şefaatin türleri vardır.
Alimler şefaati iki kısma ayırdılar.
1–Rasûlullah’a has olan şefaat: Bu şefaatin de türleri vardır.
a - Büyük şefaat: Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem insanları mahşer sıkıntısından kurtarmak için şefaat edecektir. Bu şefaat hakkı yalnız Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’e verilecektir.
 Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“İnsanlar (kıyamet gününde) bana gelip şöyle derler:
“Ey Muhammed! Sen Allah’ın rasûlüsün ve nebilerin sonuncususun. Allah geçmişteki ve gelecekteki bütün suçlarını affetmiştir. Rabbinin katında bize şefaat et. Görüyorsun ki elem ve ızdırap içindeyiz.”
Bunun üzerine ben hemen gidip Arşı Rahman’ın altına varacağım. Ve Aziz ve Celil olan Rabbim’e secdeye kapanacağım. Sonra secdemde; Allah bana kendisine olunacak en güzel hamdu senadan öyle bir feth ve ilham edecektir ki şimdiye kadar onu benden önce hiçbir rasûle feth ve ilham etmemiştir. Bana ilham olunduğu şekilde Allah’a hamdu senadan sonra Allah tarafından:
“Ey Muhammed! Başını kaldır. İste, dilediğin verilecektir. Şefaat et, şefaatin kabul edilecektir” buyurulacak. Ben secdeden başımı kaldırıp:
“Ey Rabbim! Ümmetim, ümmetim” diye ümmetim hakkında şefaat isteyeceğim. Bunun üzerine:
“Ey Muhammed! Ümmetinden hesap ve suale lüzumu olmayanları cennet kapılarından sağ kapıdan cennete koy. Onlar cennetin bundan başka öbür kapılarından da insanlar ile ortaktırlar” buyrulacaktır.”
                                
(Buhari, Müslim)

b - Cennet ehlinin cennete girmesi için yapılan şefaat:
Mü’minler sıratı geçtikten sonra, cennete ulaştıklarında cennetin kapılarını kapalı bulacaklardır. Cennet kapıları açılsın diye şefaatçi arayacaklar. Rasûlullah cennet kapılarının açılması için şefaatçi olacaktır.
Allah’ın şu kavlinde buna işaret vardır:
“Rablerinden korkanlar da, bölük bölük cennete sevk olunurlar. Oraya geldikleri ve kapıları açıldığı zaman, bekçileri onlara der ki: “Selam size; hoş geldiniz. Artık ebediyen kalmak üzere cennete girin.”            (Zümer: 73)
                           

Ayette “ve kapıları açıldığı” buyrulmaktadır. Yani; bir şeyin kaldırıldığını, zikredilmediğini göstermektedir. 
Bu ise; “şefaat gerçekleşince cennet kapıları açılır” manasındadır.
Cehenneme gelince... Allah onun hakkında şöyle buyurmuştur:
“Küfredenler, cehenneme bölük bölük sevk olunurlar. Oraya geldikleri zaman, cehennemin kapıları açılır ve cehennem bekçileri onlara şöyle der: “İçinizden size, rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugününüzle karşılaşacağınızı size ihtar eden elçiler gelmedi mi?” Onlar da; “evet, geldi” derler. Fakat azap sözü, kâfirler hakkında böylece gerçekleşir.”                                          (Zümer: 71)                                                       
                                                                   
Bu ayette “فُتِحَت “ yani; “açıldı” geçmekte, fakat cennet için “وفُتِحَت” yani “ve açıldı” geçmektedir.
Bu ise açılmadan önce bir şeyin olduğunu gösteriyor. O ise, şefaattir. Cehennem için ise böyle bir şey zikredilmemiştir.
Enes radıyAllahu anh Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“Ben cennet için ilk şefaat edecek olanım. Kendisine en çok tabi olunan da benim.”                                    (Müslim)

c - Cehennem ehli olan kâfirlerin azabını hafifletmek için yapılan şefaat:
Rasûlullah bu şefaat hakkını yalnız, kâfirlere karşı kendisine çok yardım eden ancak Müslüman olmadan ölen amcası Ebu Talib için kullanacaktır.
Ebu Said el-Hudri radıyAllahu anh’dan rivayete göre; Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in yanında amcası Ebu Talip hakkında iyiliği bahsedildiğinde Ebu Said, Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işitmiştir:
“Umarım ki şefaatim amcama faydalı olacaktır. Şefaatimle amcam topuklarına çıkabilen ateşten bir çukura konulacak, oradan beyni kaynayacaktır.”             (Buhari)                     
                                                                           
2 - Hem Rasûlullah’a hem de bütün mü’minlere verilen şefaat etme hakkı:
Bu şefaatin türleri vardır.
a - İşledikleri haramlar sebebiyle cehennem azabını hakeden mü’minlerin cehenneme girmemeleri için yapılan şefaat:
 Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayan kırk Müslüman bir Müslümanın cenazesinde yürürse muhakkak Allah onları onun için şefaatçi kılar”                              (Müslim)
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Şefaatim, ümmetimden büyük haram işleyen kimselere mahsustur.”              (Tirmizi, Ebu Davud, İbni Mace)
                               
b - Tevhid üzere ölenlerin işledikleri haramların cezasını çektikten sonra cehennemden çıkarılmaları için yapılan şefaat:
Mutezile ve havariç dışındaki bütün İslam ümmeti bu şefaat türünü kabul etmiştir. Mutezile ve Havariç büyük günah işleyenlerin cehennemde sonsuza kadar kalacağına, hiçbir zaman oradan çıkamayacağına ve hiçbir şefaatin onlara fayda vermeyeceğine inanmaktadırlar. Onların bu görüşleri, batıldır, çünkü naslara ve icmaya zıttır. Bu konuda mütevatire yakın hadisler rivayet edilmiştir.

c - Cennet ehlinin, cennetteki makamlarının yükseltilmesi için yapılan şefaat:
Mü’minlerin cennetteki derecelerini yükseltmek için yapılan şefaat, mü’minlerin birbirlerine olan duasından anlaşılır.
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem, Ebu Seleme hakkında şöyle dua etti: “
“Ey rabbim! Ebu Seleme’ye mağfiret et! Doğru yolu bulanların derecesine yükselt! Kabrini genişlet ve onun için aydınlat! Bıraktığı ailesini ondan sonra sen koru!” 
(Müslim)


Tevessül İle Şefaat Arasındaki Fark:
Tevessül; bir vesile edinmektir. Vesile ise; ya ihtiyacın kendisi ya da ihtiyaca ulaştıran şeydir.
Tevessül şefaatle, yani; şefaat isteyerek olur. Daha açıkçası hacet duyulan şeye şefaat isteyerek ulaşılır.
Bazı kimseler hacet duyulan şeye şefaatten başka bir yolla ulaşılabileceklerini zannederler.
Örneğin; “filan kişinin yüzü suyu hürmetine” veya “filan kişinin zatı için” Allah’a dua ederler.
Veya Rasûlullah’ın vefatından sonra; “Ey Allah’ım! Rasûlünün yüzü suyu hürmetine bana yardım et.”
Veya vefatlarından sonra; “Ey Allah’ım! Ebu Bekir, Ömer, Ali veya filan veli veya Bedir şehitleri ya da rıdvan beyatı verenlerin yüzleri suyu hürmetine yardım et“ derler.
İşte bu kimselerin tevessül olarak kastettikleri şey, budur. Ve bu tevessül zikrettiğimiz zatları veya bunlar gibi diğer şahısları vesile edinmekten ibarettir.
Şefaat ise; cehennemden kurtulmak veya cehenneme girmemek için söz konusu kişilerden, kendilerine yardım etsin diye Allah’tan talepte bulunmalarını dilemektir. İşte bu açıklamalardan anlaşılıyor ki, tevessül şefaatten ayrı bir şeydir. Şefaat, Allah’tan başkasından bir şey istemek, tevessül ise bir şeyin hürmetini, zatını, kıymetini vesile edinerek Allah’tan istemektir.
Fakat mahlûkun zatını, hürmetini, yüzü suyu hürmetini, kıymetini vesile edinerek Allah’tan bir şey istemek caiz değildir. Çünkü bu, duayı Allah’ın istediği şekilde yapmamaktır. Ayrıca bid’attir ve şirke sebep olabilir.
Ölüden veya mevcut olmayan bir varlıktan şefaat istemek Allah’tan başkasına dua etmek demektir. Bu ise büyük şirktir. Ama Rasûlullah’ın mezarına gidip Rasûlullah'tan şefaat istemek yani ondan Allah'a dua etmesini istemek; bazı alimlere göre mübah bazı alimlere göre müstehaptır.  Bu konuda doğru olan görüş ise Rasûlullah’ın mezarına gidip Rasûlullah'tan şefaat istemek, Rasûlullah’a ibadet etmek sayılmadığı için büyük şirk değil -cehalet olduğunda şirke sebep olabilir-, bid'attir; çünkü hiçbir sahabe böyle bir şey yapmamıştır. Bu konuda muhkem delil olmadığından bunu büyük şirk saymak büyük bir hata ve dinde aşırılık olup bütün İslam alimlerini tekfir etmeyi gerektirir.


Kayıtlı

İzzetli yaşamayı arzu edenler; inancı uğruna ölümü bir sevgili bilip mücâdele edenlerdir...
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |