Allah (c.c.)’TAN BAŞKASINA SIĞINMANIN VE YARDIMA ÇAĞIRMANIN HÜKMÜ
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 14 Aralık 2019, 14:36:04


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Allah (c.c.)’TAN BAŞKASINA SIĞINMANIN VE YARDIMA ÇAĞIRMANIN HÜKMÜ  (Okunma Sayısı 3856 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bismirrahman
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 205


قتل الانسان ما اكفره


« : 06 Haziran 2016, 22:14:32 »

Allah (c.c.)’TAN  BAŞKASINA  SIĞINMANIN VE YARDIMA ÇAĞIRMANIN HÜKMÜ

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Gerçekten bir takım insanlar, cinlerin bir takımına sığınırlardı da onların cüret ve azgınlıklarını artırırlardı.”                                                                             (Cin: 6)

Ayetteki; “onların cüret ve azgınlıklarını artırırlardı” sözü; onların korkularını daha çok artırırlardı, manasındadır.
Cahiliye arapları bir vadiye indiklerinde yüksek sesle şöyle derlerdi: “Bu vadinin sefih olan kavminden bu vadinin seyyidine sığınıyoruz.”
Bu ayet gösteriyor ki; kim cinlere sığınırsa onu daha kötü yapar, korkusunu gidermez, aksine korkusu daha çok artar.
Cinlere sığınan kişilerin hem kalplerinde korku artar hem de vücutları daha çok yorulur.
Bu ayet cinlere sığınmanın haram olduğunu gösteriyor. Çünkü bu sığınma fayda değil, zarar vermektedir.
Allah-u Teâlâ bu ayette kendisinden başkasına sığınanları kötülemiştir. Şüphesiz ki bir şeye sığınan, o şeye taalluk etmiştir. Yani; bu kişi sığındığı şeyin kendisini kurtaracağını zanneder ve ona güvenir. Bu ise şirkin türlerinden bir türdür.
Sadece Allah’ın yapabileceği şeylerde bir mahlûka sığınan kişi şirk işlemiştir. Ölülere sığınmak da büyük şirktir. Çünkü ölüler, ne fayda ne de zarar verebilirler. Mahlûkun gücü dahilinde olan bir şeye sığınmak ise caizdir.

Buhari ve Müslim’de geçen hadislerde Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem‘in fitneler zikredildiğinde şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Kim bu fitnelerden korunmak için bir sığınak bulursa ona sığınsın”
Bir başka rivayet şöyledir:
“Bir kadın Ümmü Seleme’ye sığınmıştır.” Bu  rivayet  Müslim’de geçmektedir.
Aynı şekilde Sahihi Müslim’de bir gencin Rasûlullah’a sığındığına dair bir rivayet vardır.
Yine Sahihi Müslim’de Kâbe’ye ve Haram’a sığınanlar olacağı hakkında rivayetler vardır.
Bir kimse yolda yol kesicilerle karşılaşırsa, kendisini onlardan kurtarabilecek bir insana sığınabilir. Bu haram değildir. Fakat kendisine fayda sağlama veya zararı giderme konusunda korkusunu ve sevincini ona bağlar, tüm kalbiyle ona bağlanır ve sığınırsa,  onun kendisini kurtaracağından kesin emin olursa şüphesiz bu, apaçık bir şirk olur. Çünkü bu, sadece Allah’a yapılması gereken ibadet kapsamına giren bir ameldir.
İstigase sadece şiddet anında dua etmektir.
Dua ise her halukarda Allah’a yalvarmak, bir fayda sağlamak veya bir zararı defetmek için Allah’tan istemektir.
Sadece Allah’ın yapabileceği bir şeyde zararı defetmesi için bir mahluka sığınmak büyük şirktir. Örneğin; bir kişi kendisini müdafaa etmek için bir ölüye sığınırsa veya kötülüğü defetmek için hali hazırda mevcut olmayan veya yanına gelmesi mümkün olmayan bir şahsa sığınırsa ya da mevcut olan bir kişiden yağmur yağdırmasını isterse büyük şirk işlemiş olur. Fakat mevcut olan zararı defedebilecek güce sahip olan bir insana sığınmak caizdir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Kendi tarafından olanı, düşmana karşı ondan (Musa’ dan) yardım  diledi.”                                           (Kasas: 15)                                
                                                                     
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Allah’ı bırakıp da sana ne fayda ne de zarar veremeyecek şeylere dua etme (çağırma). Eğer bunu yaparsan sen de zalimlerden olursun. Allah seni bir zarara uğratırsa onu senden kaldıracak ancak O’dur. Sana bir iyilik dilediği takdirde O’nun nimetini engelleyecek bir kuvvet de yoktur. O, bunu kullarından dilediğine eriştirir. O, Gafur’dur, Rahim’dir.”                           (Yunus: 106-107)

“Allah’ı bırakıp da sana ne fayda ne de zarar veremeyecek şeylere dua etme (çağırma).”
Ayetteki dua; yararı istemek veya zararı kaldırmayı istemektir.
Allah-u Teâlâ bu ayette şöyle buyuruyor:
“Sana hastalık, fakirlik gibi bir zarar isabet ederse, Allah’tan başka hiç kimse bu zararı senden kaldıramaz. Bu zararı sadece Allah kaldırabildiğine göre sadece ona ibadet etmen ve ona sığınman gerekir. Bil ki, eğer Allah sana bir hayır verirse, bütün insanlar ve cinler bu hayrı senden kaldırmak için bir araya gelip çalışsalar, yine de buna güç yetiremezler.”
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ey Allah’ım! Senin verdiğin hayrı kimse engelleyemez. Senin vermediğini kimse veremez.”                   (Buhari, Müslim)             
                                                                 
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Bütün ümmet sana fayda vermek için toplanırsa Allah’ın sana yazdığının dışında hiçbir fayda veremezler Bütün ümmet sana zarar vermek için toplanırlarsa Allah’ın sana yazdığının dışında bir zarar veremezler.(Ahmed, Tirmizi rivayet etti ve hasen sahih dedi. Ahmed Şakir bu hadis için sahih dedi.)
Bundan dolayı fayda elde etmek, zararı defetmek ve Allah’ın verdiği nimetleri kaybetmemek için sadece Allah’a güvenmek gerekir.
Şu iyi bilinmelidir ki; bütün ümmet hile, mekr ve tuzak kurma konusunda ne kadar becerikli olursa olsun, Allah’ın verdiği nimeti engellemek için tüm gücüyle ne kadar çalışırsa çalışsın Allah dilemedikçe asla bunu engelleyemez.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Allah’ı bırakıp da kıyamet gününe kadar cevap veremeyecek olan, kendisine yapılan dualardan habersiz kalan şeylere ibadet edenlerden daha sapık kim olabilir?”
(Ahkaf: 5)
“Daha sapık” yani; ondan daha sapık kimse yoktur.
“Dalalet” yani; sapıklık, doğru yoldan ayrılmaktır.
Allah-u Teâlâ bu ayette şöyle buyuruyor: “Allah’tan başkasına ibadet edenlerden daha sapık bir kimse gösterebilir misiniz? Gösteremezsiniz, çünkü yoktur.”
“Kıyamet gününe kadar cevap veremeyecek olan, kendisine yapılan dualardan habersiz kalan” yani; bir kimse ömrü boyunca kendisine cevap veremeyecek varlıklara dua etse, o varlıklar kendisine asla icabet edemezler. Çünkü bu putlar kendilerine dua edenlerden habersizdirler.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Eğer onları çağırırsanız, sizin çağırınızı işitmezler; işitseler bile, size cevap vermezler. Kıyamet günü sizin ortak koşmanızı inkâr ederler. Her şeyden haberdar olan Allah gibi hiç kimse sana haber veremez.”         (Fatır: 14)                     
                                                                       
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Hiçbir şey yaratmayan üstelik kendileri yaratılmış olan şeyleri mi Allah’a ortak koşuyorlar? İbadet ettikleri şeylerin kendilerine (ibadet edenlere) yardım etmeye güçleri yetmez. Hatta kendilerine bile yardım edemezler.”                                             
(A’raf: 191-192)
İbadet edilmesi gereken rab, asla bir mahlûk olamaz. Bilakis o yaratıcıdır. Asla fani değildir, sonra olmuş bir varlık da değildir.
Mahlûk ise, sonradan olmuş bir varlıktır ve yok olacaktır. O zaman nasıl olur da Allah bırakılıp mahlûka ibadet edilir? Yaratılmış olan zat yaratıcıya muhtaçtır, eksiktir. Asla ibadeti haketmez.
 
Allah-u Teâlâ bu ayette putların aczini ifade etmiştir. Bu putlar dört sebepten dolayı ibadeti hak etmemektedirler:
1 - Hiçbir şey yaratma güçleri yoktur. Yaratma gücüne sahip olamayanın ibadet edilme hakkı yoktur.
2 - Bütün putlar yoktan yaratılmışlardır. Varlıklarının başlangıcında da sonunda da başkalarına muhtaçtırlar. Başkalarına muhtaç olan bir varlığın ibadet edilmeye hakkı yoktur.
3 - Kendileri yardıma çağırıldıklarında yardım etmeye güçleri yoktur.
4 - Kendi nefisleri için bile zararı defetmeye güçleri yoktur.

Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem zamanında bir münafık vardı. Mü’minlere eziyet ediyordu. Bazı mü’minler dediler ki:
“Gidip Rasûlullah’tan yardım isteyelim.” Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’den yardım istediklerinde şöyle buyurdu:
“Benden yardım istenilmez. Doğrudan doğruya Allah’tan yardım istenilir.” (Taberani rivayet et, Haysemi sahih dedi)                 

Münafıkların Müslümanlara yaptığı eziyetler; dövmek, öldürmek gibi eziyetler değildi. Çünkü onlar Müslümanlara zahiren sevgi gösterirler. Onların Müslümanlara olan zararı; sözle eziyet etmek ve iftira atmakla olur. Tıpkı Aişe radiyAllahu anha’ya ifk hadisesinde iftira atmaları gibi...
“Benden yardım istenilmez” sözünün manası; “bu gibi konularda benden yardım istenilmez” demektir.
Münafıkların eziyetlerini delille tespit etmek mümkün olmadığı için bu konuda Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in yapabileceği bir şey yoktu. Çünkü o, zahire göre hüküm vermekteydi. Münafıklar ise delil bırakmaksızın gizli bir şekilde Müslümanlara eziyet ederler. Bu sebeple bunların eziyetlerinden ancak Allah'a sığınılır.

Enes radıyAllahu anh şöyle rivayet etti:
“Uhud savaşında Rasûlullah’ın başı yarıldı ve dişi kırıldı. Bunun üzerine şöyle buyurdu:
“Rasûllerin başını yaran bir kavim nasıl felaha erişebilir?” Bunun üzerine şu ayeti kerime nazil oldu:
“Senin elinde bir şey yoktur. Allah ya onların tevbelerini kabul eder veya onlara azap eder. Çünkü onlar zalimlerdir.”                        (A-li İmran: 128) (Müslim)
İbn-i Ömer radıyAllahu anh şöyle rivayet etmiştir:
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in sabah namazında rükûdan kalktığı zaman; “semiAllahu limen hamideh” dedikten sonra şöyle söylediğini duydum:
“Saffan b. Umeyye, Suheyl b. Amr, El-Haris b. Hişam’a Allah lanet etsin.” Bunun üzerine şu ayeti kerime nazil oldu:
“Senin elinde bir şey yoktur. Allah ya onların tevbelerini kabul eder veya onlara azap eder. Çünkü onlar zalimlerdir.”                        (A-li İmran: 128) (Müslim)
Ayette geçen; “onların tevbelerini kabul eder” sözünün izahı şu şekildedir:
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in, kendisine eziyet ettikleri için beddua ettiği ve haklarında bu ayet nazil olan Safvan b. Umeyye, Suheyl b. Amr, El-Haris b. Hişam gibi kimseler tevbe ettiler, iman ettiler ve Allah-u Teâlâ onların tövbesini kabul etti.
Bu apaçık gösteriyor ki; her şey sadece Allah-u Teâlâ’nın elindedir. Dilediğini aziz, dilediğini zelil kılar.
Ömer radıyAllahu anh Müslüman olmadan önce apaçık bir İslam düşmanı idi. Fakat Müslüman olduktan sonra Allah-u Teâlâ’nın veli kullarından birisi olmuştur.
Bu da; Allah-u Teâlâ’nın emrini, ne Allah rasûlünün ne de bir başkasının değiştiremeyeceğini göstermektedir.
Eğer bu konularda Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in elinde bir güç olsaydı, kendisine eziyet eden ve haklarında beddua ettiği Safvan b. Umeyye, Suheyl b. Amr ve El-Haris b. Hişam küfür üzerinde kalırlar ve kâfir olarak ölürlerdi. Çünkü Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in bedduası kabul edilseydi, haklarında beddua edilen bu kimseler Allah-u Teâlâ’nın rahmetinden kovulurlar böylece ebedi azapta kalırlardı.
Bütün bunlar gösteriyor ki; Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in elinde bu tür konularda herhangi bir güç ve yetki yoktur. Her şey Allah-u Teâlâ’nın elindedir. Bu sebeple, o kimselere hidayet etti, onlar Müslüman oldular ve İslam düşmanıyken İslam’ın koruyucusu oldular.
Ebu Hureyre radıyAllahu anh şöyle rivayet etti:
“Önce en yakın akrabalarını uyar.” (Şuara: 214) ayeti nazil olduktan sonra Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem kalktı ve şöyle dedi:
“Ey Kureyş ahalisi! Kendinizi ateşten kurtarın. (İman etmedikçe) Size hiçbir fayda veremem. Ey Abdulmuttalib’in oğlu Abbas! Ben sana bir fayda veremem. Ey Muhammed’in kızı Fatıma! Malımdan ne istiyorsan vereyim. Ama sana bir fayda veremem.”                                           
                                                                        (Müslim)
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem‘in; “size hiçbir fayda veremem” sözü; “Allah-u Teâlâ dilemedikçe size fayda veremem, size gelen zararı defedemem” demektir.
Herşey Allah’ın elinde olduğu için Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem Allah-u Teâlâ izin vermedikçe hiç kimseye, babası ve annesi olsa bile, ne bir fayda verebilir ne de ondan zararı defedebilir.
İşte bu sebeple Allah-u Teâlâ nebisine şöyle söylemesini emretti:
“Ve de ki: “Ben size ne zarar verebilirim; ne de iyilik edebilirim.” Ve yine de ki: “Eğer ben Allah’a karşı gelirsem, O’nun azabından beni hiç kimse kurtaramaz ve ben O’ndan başka sığınacak birini de asla bulamam.”                                              
(Cin: 21-22)
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in hadisteki; “Ey Muhammed’in kızı Fatıma! Malımdan ne istiyorsan vereyim, ama sana bir fayda veremem” sözü de bunu açıkça göstermektedir. Bu söz şu manadadır:
“Ey kızım Fatıma! Eğer malımdan bir şey istersen bu mal benim olduğu için verebilirim. Fakat Allah-u Teâlâ’nın hakkı olan bir konuda sana hiç bir fayda veremem.”
İşte Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in; amcasına, halasına ve kızına, akrabaları olmalarına rağmen söylediği söz bu şekilde idi. Acaba akrabası olmayan kişilere karşı söylediği söz nasıl olacaktır. Elbette bu sözden başkası olmayacaktır.
Gerek zamanımızda ve gerekse geçmişte yardım istemek için Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’e sığınan, ondan medet isteyen kimseleri gerçekten şeytan kandırmıştır. Zira onlar kendilerine fayda vermeyecek şeylere bağlanmışlardır. Oysa kendilerine fayda verecek asıl şey; rasûle iman ve ona tabi olmaktır.
Bu ayetlerden ve hadis-i şeriflerden anlıyoruz ki:
1 - Bazı insanlar cinlerin kendilerine yardım edeceğine inanarak onlara sığınırlar. Fakat gerçekte cinler onlara fayda değil, ancak zarar verir.
2 - İbadet Allah’ın sevdiği, emrettiği, kabul edip razı olduğu gizli ve açık ameller ve sözlerdir.
3 – Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem Allah’ın en sevgili kulu olduğu halde, Allah’ın izni olmadan hiçbir insana ne bir fayda ne de bir zarar verebilir.


Dua ile Yardımına Çağırmak Arasındaki Fark:
Dua sıkıntılı ve ferah her durumda yapılabilir, yardımına çağırmak ise zor bir durumla karşılaşıldığında yapılır.
Bütün bunlar yani; dua ve yardımına çağırmak herhalu-karda sadece Allah’a yapılır. Zira herhangi bir mahlûka fayda sağlayacak veya ondan bir fenalığı giderecek olan ancak ve ancak Allah’tır. Eğer bir kimse Allah’tan başka kimsenin gücünün yetmediği bir şeyde (ister melek, ister rasûl, ister veli olsun) bir mahlûku yardımına çağırır veya ona sığınırsa müşrik ve kâfir olur.
Ayrıca ölü bir kimseden rasûl, sahabi, veli veya salih bir kişi olsa bile yardım istemek ve ona sığınmak büyük şirklerdendir. Ölüler, kendilerine bile fayda veya zarar sağlamaya güç yetiremezler.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ya da sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, kendisine dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Ne kadar da az öğüt alıp düşünüyorsunuz?”                                          
(Neml:  62)
Allah-u Teâlâ bu ayette şöyle buyuruyor:
“Ey müşrikler! Sıkıntı ve ihtiyaç halinde sıkıntıyı giderebilecek olanın sadece Allah olduğunu bildiğiniz halde niçin Allah’la aranızda vasıtalar tayin edip onlardan şefaat umuyorsunuz?”
Geçmiş tarihlerdeki müşrikler, Allah’tan başka ihtiyaç ve sıkıntıyı giderecek bir varlık olmadığını kabul ederler, ihtiyaç ve sıkıntı halinde samimi olarak sadece Allah’tan yardım isterlerdi. Fakat Allah-u Teâlâ onların bu ihtiyaç ve sıkıntılarını giderdiği zaman tekrar eski şirklerine dönerlerdi. Zamanımız müşrikleri ise; gerek sıkıntıda gerek ferahlıkta, her halukârda Allah’a şirk koşmaktadırlar.


Kayıtlı

İzzetli yaşamayı arzu edenler; inancı uğruna ölümü bir sevgili bilip mücâdele edenlerdir...
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |