Allah (C.C.)’TAN BAŞKASI İÇİN KURBAN KESMENİN HÜKMÜ
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 16 Eylül 2019, 05:02:45


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Allah (C.C.)’TAN BAŞKASI İÇİN KURBAN KESMENİN HÜKMÜ  (Okunma Sayısı 3388 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bismirrahman
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 205


قتل الانسان ما اكفره


« : 30 Mayıs 2016, 14:30:38 »

                                           Allah(C.C.)’TAN BAŞKASI İÇİN KURBAN KESMENİN HÜKMÜ

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki: “Namazım, kestiğim kurban, hayatım ve ölümüm Alemlerin Rabbi olan Allah içindir. O’nun hiçbir ortağı yoktur. Müslümanların ilki olarak bununla emrolundum.”                                  (En’am: 162 –163)
Ayette geçen; “de ki” hitabı Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’edir. Yani; “Ey Allah’ın rasûlü! O müşriklere halis tevhidi tatbik ettiğini ve uyguladığını açık bir şekilde söyle!“
“Namazım...”
Namaz (الصَّلاة); lügat bakımından, dua etmektir.
Şer'i manası ise; tekbirle başlayıp selamla biten, belli söz ve fiillerle Allah için yerine getirilen bir ibadettir.
“Kestiğim kurban...”
“Nusuk” kelimesinin lügat manası, ibadettir.
Şer'i manası ise; kurban kesmektir.

“O’nun hiçbir ortağı yoktur.”
Bu ayet; Allah-u Teâlâ’nın ibadette, rububiyette, isim ve sıfatlarında hiçbir ortağı yoktur, manasındadır.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Rabbin için namaz kıl, kurban kes.”          (Kevser:  2)

“Kurban kes.”
Bu ayetin manası şöyledir:
“Ey Muhammed! Nasıl ki sadece Allah için namaz kılıyorsun,  aynı şekilde Allah için kurban kes.”
Bu ayet, kurban kesmenin apaçık bir şekilde ibadetlerden olduğunu gösteriyor.  Allah-u Teâlâ, bu amelin sadece kendisine yapılmasını emretmiş ve namazla birlikte zikretmiştir.

Ali b. Ebu Talha radıyAllahu anh şöyle rivayet etti: Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem bana dört şeyden bahsederken şöyle dedi:
“Allah-u Teâlâ kendisinden başkası için kurban kesene, ana-babasına lanet edene, kendisine kısas yapılacak kimseyi saklayana, arazilerin hudut taşını değiştirene lanet etmiştir.”                                                        (Müslim)

Allah’tan başkasına hayvan kesmek iki kısma ayrılır:
1 - Allah’tan başkasına yaklaşmak ve onu yüceltmek için hayvan kesmek: Bu, İslam milletinden çıkartan büyük şirktir.
 
2 - Uzaktan gelen bir kimseye ikram etmek maksadıyla hayvan kesmek: Bu, mübah olan bir şeydir. Fakat duruma göre büyük şirk olabilir.
Mesela; Müslüman bir yönetici, bir beldeye geldiği zaman ona yaklaşmak veya onu yüceltmek için hayvan kesmek büyük şirk olur. Bu hayvanın eti yenmez.
Bir yönetici için hayvan kesmenin şirk olup olmaması;
 yönetici geldiği zaman, önünde hayvan kesilip de bu hayvanın etine önem vermeyip terk edilmesinden anlaşılır. Bu gösteriyor ki yapılan kesim; hayvanın eti için değil, gelen kişiyi yüceltmek için yapılmıştır.
Fakat eğer gelen yöneticiye ikram etmek veya ziyafet vermek için hayvan kesilir, sonra bu hayvan pişirilir ve misafirlere yedirilirse, bu ikramdır ve caizdir.

Yukarıdaki ayet-i kerimelerden ve hadisi şeriften anlaşılıyor ki:
1 - Allah için kurban kesmek tıpkı namaz gibi Allah katında büyük değeri olan bir ibadettir. Nitekim kurban kesmek Kur’an-ı Kerim’de birkaç yerde namazla beraber zikredilmiştir.
2 - Allah için kurban kesmek önemli bir ibadet olduğu gibi, Allah’tan başkası için kurban kesmek de büyük şirklerdendir.
Putlar için, mezarlar için, kendisine fayda sağlayacağını zannettiği ölü veya diri bir kimse için ya da bir kimseye saygı gösterdiğini belli etmek için kurban kesmek büyük şirktir.

Kurban kesen kişi ister doğrudan doğruya Allah’tan başkasının adını zikrederek kurban kessin, isterse Allah’a yaklaşacağını zannederek Allah’tan başkasının adıyla kurban kessin fark etmez, büyük şirk işlemiş ve İslam dininden çıkmış olur. Allah’tan başkası için hayvan kesilirken Allah’ın ismi zikredilse bile, bu hayvanın etini yemek haramdır.
Fakat Allah rızasını kazanmak niyetiyle, Allah adına kurban kesip: “Allah’ım! Bundan meydana gelen sevabı falan kişiye ver” demek caizdir.

Tarık b. Şihab radıyAllahu anh Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’ in şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

“Bir sinek yüzünden adamın biri cennete, diğeri de cehenneme girdi.” Sahabeler:
“Bu nasıl oldu ey Allah’ın rasûlü?” dediler.
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“İkisi beraber bir şehre uğradılar. Bu şehir halkının oradan her geçenin mutlaka kurban takdim etmesi gereken bir putları vardı. Birine: “Bir kurban takdim et” dediler. O da: “Takdim edecek hiçbir şeyim yok ki” dedi. Onlar da: “Hiç değilse bir sinek takdim et” dediler. O da bir sinek takdim etti, yolunu açtılar, serbest bıraktılar. Allah-u Teâlâ o kişiyi bu amelinden dolayı cehenneme soktu. Diğerine: “Sen de takdim et” dediler. O da: “Allah’tan başka hiçbir şeye sinek dahi takdim etmem” dedi. Boynunu vurdular.
Ve o adam bu yüzden cennete girdi.”  
         (Ahmed)

---------------------------
(Hadisin zayıf olduğunu gösteren iki sebep vardır:
Birincisi:
Alimler, hadisi rivayet eden Tarık b. Şihab'ın, hadisi Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'den duymadığına dair ittifak etmiş, fakat onun sahabeden olup olmadığı konusunda ihtilaf etmişler.
Alimlerin çoğuna göre sahabelerdendir. Eğer sahabi olduğunu kabul edersek hadisi Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'den duymamış olması rivayetin sahih olmadığını göstermez. Çünkü sahabeden rivayet edilen mürsel hadis, delildir ve hüccettir. Eğer sahabelerden değilse bu demektir ki bu rivayet sahabi olmayan bir kişinin rivayet ettiğidir. Böyle olursa bu zayıf türlerindendir.

İkincisi:
Hadis A'meş'ten rivayet edilmiştir. Ameş ise müdellislerden (hadis rivayet ederken hata yapan kişilerden)dir. Bu da hadisin zayıf olduğunu gösteren şeylerdendir.
Ayrıca imam Ahmed bu hadisi Tarık'tan, o da Selman'dan mevkuf olarak rivayet etmiştir. Aynı şekilde Ebu Naim ve İbn Ebi Şeybe böyle rivayet etmişlerdir. Selman'ın kendi sözünden rivayet ettiğine göre Beni israil'den aldığına dair bir ihtimal söz konusudur.)

--------------------

“Cehenneme girdi”

Hadiste söz konusu olan kişi; yenilmeyen değersiz bir şey kestiği halde müşrik olup cehenneme girdi. Çünkü bunu puta yaklaşmak niyetiyle kesti.
Kıssanın zahirine göre bu adam, puta yaklaşmak niyetiyle sineği kesti. Onların şerrinden kurtulmak için yapsaydı şirk işlemez ve cehenneme girmezdi. Çünkü bu durumda puta yaklaşma kastı yoktur. Hâlbuki kıssanın zahirine göre, yaklaşmak niyetiyle sinek kesip puta takdim etmiştir.
Asıl olan şudur ki;
yapılan fiil istenilene uygun olur, aksini belirten bir alamet olmazsa, istenilen şeye göre hüküm verilir.
 Müşrikler bu adamdan, puta yaklaşmak niyetiyle sinek kesmesini istemişlerdi. O da zahiren onların isteğine icabet etmiş ve bu sebeple cehenneme girmiştir. Oysa onların eziyetlerinden kurtulmak için yapsaydı ve niyeti puta yaklaşmak olmasaydı kâfir olmazdı.
Çünkü Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Kalbi imanla dolu olduğu halde, inkâra zorlanan hariç kim iman ettikten sonra Allah’ı inkâr eder, kalbini inkâra açık tutarsa Allah’ın gazabı onların üzerinedir. Bunlara büyük bir azap vardır.”                       (Nahl: 106)

Ayrıca doğru olan şudur ki; ikrahta küfür sözü söylemek ile küfür ameli yapmak arasında bir fark yoktur.
Fakat bazı âlimler küfür sözü ile küfür ameli arasında fark olduğunu söylemişlerdir:
“Eğer kişi, küfür söz söylemeye zorlanır ve küfür sözü söylerse, kalbi iman üzere mutmain olmak şartı ile kâfir olmaz. Fakat küfür amel işlemeye zorlanırsa, kalbi imanla dolu olsa bile, o ameli işlediğinde kâfir olur. Bu hükmü veren alimler, sinek hadisini delil almaktadırlar.
Fakat, sinek hadisinin senet bakımından sıhhati şüphelidir. Ayrıca sahih olsa bile delâlet ettiği mana şüphelidir. Çünkü daha önce söylediğimiz gibi, bir fiil ne için isteniyorsa,  istenilen şeyin hükmünü alır.
Ayrıca hadisteki adamın, kötülükten kurtulmak için putlara kurban olarak sinek takdim ettiği farzedilse bile, bu konuda muhkem nas olan Nahl: 106 ayetine göre hareket etmek gerekir.
Ayette sadece, “küfür sözü söylendiğinde” denmemiştir. Küfür ameli de bu ayetin kapsamına girer. Çünkü sahih ve muhkem bir nas varsa, şüpheli olan sahih nas muhkem nasa uygun düşecek şekilde açıklanır.
Meselenin özeti şudur:
Kim küfür söz söyleme veya küfür amel işleme konusunda ikraha zorlanırsa, kalbi imanla dolu olmak şartıyla küfür sözü söyler veya küfür ameli işlerse kâfir olmaz.

Bu Konuyla İlgili Bazı Meseleler:
İkrah altında olan bir kimse için hayırlı olan hangisidir?
 - Ölünceye kadar sabretmesi mi?
  - yoksa kalbi imanla dolu olduğu halde zalimlerin isteklerini zahiren kabul etmesi mi?

Birinci Mesele: Kişinin kendi şahsıyla alakalı mesele.

1 - Eğer kişi hem zahiren hem de bâtinen ikraha zorlayanlara uyarsa, bu caiz olmaz. Çünkü böyle yapmak İslam’dan dönmektir.
2 – Eğer kişi, kalbi imanla dolu iken sadece eziyetlerden kurtulmak için zahiren, ikraha zorlayanların isteğine uyarsa, bu caizdir.
3 – Kişinin, ikraha zorlayanların eziyetlerine ölünceye kadar sabredip, istediklerini ne zahiren ne de bâtınen yerine getirmemesi de caizdir. Bu durumda sabredenlerle birlikte haşrolunur.
 
İkinci Mesele: İslam dini ve Müslümanlarla ilgili mesele.
1- Kişi zahiren, ikraha zorlayanların isteğini kabul ettiğinde, Müslümanlara din konusunda bir zarar gelmeyecekse ve yaşaması Müslümanların faydasına olacaksa, eziyetlerden kurtulmak için kalbi imanla dolu olduğu halde zahiren onların isteğini yerine getirmesi daha evladır. Örneğin; bu kişi bir alim veya uzman olan bir lider ise.
2-Eğer kişi sabretmediği takdirde, Müslümanlara ve İslam dinine zarar gelecekse, o zaman sabretmesi gerekir ve bu, Allah yolunda cihatta sabra girer. İşte bu sebeple, sahabeler Mekke’de çok şiddetli eziyetlere maruz kaldıkları zaman Rasûlullah’a şikâyete gelince Rasûlullah onlara, dininden dönmesi için demir taraklarla etleri ve derileri taranan ve buna rağmen sabredip dininden dönmeyen geçmiş ümmetlerdeki adamın kıssasını anlattı. Onlara bu kıssayı anlatmakla “eziyetlere sabredin” demek istiyordu. Çünkü o zamanda Müslümanlar eziyetlere sabretmeyip müşriklerin istediklerini verseydiler, sayıları az olduğundan dolayı İslam’a büyük zarar gelebilirdi.
İmam Ahmed; “Kuran mahlûktur” fitnesinde böyle davrandı ve sabredip azimeti seçti. Eziyetten kurtulmak için zahiren fitnecilerin istediğini söylese idi bunun İslam’a büyük zararı olurdu.

Kayıtlı

İzzetli yaşamayı arzu edenler; inancı uğruna ölümü bir sevgili bilip mücâdele edenlerdir...
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |