HERHANGİ BİR DİLEĞİN KABUL OLMASI MAKSADIYLA TÜRBE, AĞAÇ VS, EL SÜRMENİN HÜKMÜ
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 22 Kasım 2019, 05:51:32


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: HERHANGİ BİR DİLEĞİN KABUL OLMASI MAKSADIYLA TÜRBE, AĞAÇ VS, EL SÜRMENİN HÜKMÜ  (Okunma Sayısı 3311 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bismirrahman
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 205


قتل الانسان ما اكفره


« : 23 Mayıs 2016, 22:00:16 »

HERHANGİ BİR DİLEĞİN KABUL OLMASI MAKSADIYLA TÜRBE, AĞAÇ GİBİ ŞEYLERE EL SÜRMENİN HÜKMÜ

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Gördün mü Lat ve Uzza’yı ve üçüncü put olan Menat’ı? Herhangi bir güçleri var mı?”      (Necm: 19-20)

LAT: Beyaz bir kaya parçası idi. Üzerinde bir takım nakışlar vardı. Taif’de onun adına bir mabed yapılmıştı ve bu mabedin özel hizmetçileri bulunuyordu. Mabedin çevresinde muazzam bir boşluk vardı. Taifliler, yani; Sakif kabilesi ve onlara uyanlar, Kureyş dışındaki arap kabilelerine bu putla öğünürlerdi.

Buhari, İbn-i Abbas radıyAllahu anh’un Lat hakkında şöyle dediğini rivayet ediyor:
“Adamın biri beyaz bir kayanın yanında arpa ve buğdaydan yemek yapar ve hacca gelen insanlara yağla beraber satardı. Bundan kim yerse şişmanlardı. Bu adam ölünce Sakif kabilesi ona hürmet olsun diye bu beyaz kayaya tapmaya başladı.
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem Mekke’nin fethinden sonra Mugire b. Şu’be radıyAllahu anh’u Lat’ı yıkmak için gönderdi.”

UZZA: Ağaçtan yapılmış bir puttu. Üzeri hurma dallarıyla örtülü, çevresi duvarlarla çevriliydi. Mekke ile Taif arasında bulunuyordu. Kureyşliler Uzza’ya da saygı gösterirlerdi.
Uhud günü Ebu Süfyan: “Bizim Uzzamız var sizin ise yok” diye seslenmiş bunun üzerine Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem: “Bizim mevlamız Allah’tır. Sizin ise mevlanız yok” deyin,  diye buyurmuştur.
Ebu Tufeyl radıyAllahu anh şöyle rivayet etti:
“Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem Mekke’yi fethettikten sonra Halid b. Velid’i, içinde Uzza olan bir ağaca gönderdi. Uzza üç ağaç üzerine konmuştu. Halid radıyAllahu anh, bunları kesti ve üzerine konulan şeyi yıktı. Sonra Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in yanına dönerek yaptıklarını anlattı. Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem dedi ki: “Dön, sen gerekenleri yapmadın.”
Bu putun kâhinleri Halid b. Velid’in döndüğünü görünce dağa bakarak: “Ey Uzza! Ey Uzza!” dediler. Halid b. Velid Uzza’nın bulunduğu yere gelince çıplak, saçı dağınık bir kadın gördü. Kadın yerden toprak alıp başına saçıyordu. Halid b. Velid bu kadını kılıçla öldürdü. Sonra Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’e dönerek olayı anlattı. Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem ise:
“Senin öldürmüş olduğun Uzza’dır” buyurdular.”
(Nesei - İbn Merduyeh)
MENAT: Mekke ile Medine arasında Kadit denilen yerde idi. Medine’de bulunan Huzaa, Evs ve Hazreç kabileleri cahiliyyet devirlerinde ona saygı gösterir ve oradan geçerek haccetmek üzere Ka’be’ye giderlerdi.
Mekke’nin fethinde Menat’ı yıkmak için Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem Ali radıyAllahu anh’u gönderdi.
Arap yarımadasında çeşitli kabilelerin saygı gösterdikleri daha başka birçok put vardı. Fakat içlerinde en ünlüsü bu üçü idi.
Lat, Uzza ve Menat’a tapan kişiler, bunları herhangi bir taş veya herhangi bir ağaç olarak görüp tapmıyorlardı. Bu ağacın yanında salih bir kişinin veya bir velinin mezarının bulunduğuna inanıyorlardı. Mesela; Uzza’nın bulunduğu yerde salih bir kadının gömülü olduğuna inanıyorlardı. Bundan dolayı bu putlara saygı gösterip hürmet ettiklerinde bereket olacağına, sıkıntı anında onlardan yardım istediklerinde sıkıntılarının giderileceğine veya ihtiyaç anında onları yardımlarına çağırdıklarında kendilerine yardım edileceğine inanıyorlardı.
Salih insanların mezarına bereket olsun diye el sürenler veya bir dileğinin olması için ölmüş salih kimselerden yardım isteyenler Lat’a tapanlar gibidirler.
Herhangi bir ağacı kutsal sayan, onu bereket sebebi ola-rak gören, dileğinin yerine gelmesi için o ağacın çevresinde birtakım hareketler yapan kimseler, Uzza ve Menat’a tapanlar gibidirler.
Ebi Vakid el-Leysi radıyAllahu anh şöyle rivayet etti:
“Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem ile birlikte Huneyn savaşına çıktık. Biz küfür ve şirk aleminden henüz yeni ayrılmıştık. Müşriklerin zat-u envat adı verilen büyük bir ağacı vardı. Savaşın onlara zafer getirmesi için kılıçlarını bu ağaca asarlardı. Böyle bir ağacın yanından geçtik ve Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’e şöyle dedik:
“Ey Allah’ın Rasûlü! Bize de zat-u envat gibi bir ağaç tayin et de kılıçlarımızı ona asalım.”
 Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem:
“Allah-u Ekber! Yine aynı yol, yemin ederim ki İsrail-oğullarının Musa’ya: “Ey Musa! Onların ilahları gibi bize de bir ilah yap” dedikleri gibi dediniz. Siz muhakkak sizden öncekilerin yaptıkları gibi yapacaksınız.”
(Ahmed ve Tirmizi rivayet edip hasan sahih dedi)

Hadiste geçen; “Biz küfür ve şirk aleminden henüz yeni ayrılmıştık.” sözünden; Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’den zat-u envat talep eden kişilerin küfürden yeni kurtuldukları anlaşılmaktadır. Onlar bu talepte bulunmuş, fakat onunla amel etmemişlerdi. Alimlerin onlar hakkındaki görüşü şöyledir:
“Onlarla müşrikler arasındaki benzerlik sadece, üzerine silahlarını asacakları bir ağaç isteme konusunda idi. Onlar Allah’tan, bu ağaca indirdiği bereket sebebi ile kendilerine yardım etmesini istiyorlardı. Yoksa onlar, bu ağaçtan direkt olarak yardım istemiyorlardı.
Yani; Rasûlullah’tan, bizzat kendisinden yardım talep edecekleri bir ağaç istemediler. İşte bu sebeple Nebi aleyhisselam’a şöyle dediler: “Bize bir zat-u envat tayin et.”
Onlar; Rasûlullah’a danışmadan, kendi nefislerine göre bir ağacı zat-u envat olarak tayin etmediler. Bilakis, Allah’ın nebisi ve seçkin kulundan, Allah’ın bir ağaç tayin etmesini istediler.
Onların niyeti; ağaç sebebiyle Allah’tan zafer istemekti, yoksa direkt olarak ağaçtan yardım istemek değildi.
Bu mesele aynen; “falanca yıldız sebebiyle yağmur yağdı” hadisinde geçen olay gibidir. Yani; “bize yağmurun yağması, yıldızlar sebebiyledir.” Bu sözün manası; “yıldızlar çıktığı için yağmur yağdı” demektir, yoksa; “yağmuru yağdıran yıldızlardır” demek değildir.
 “Bize yıldız sebebi ile yağmur yağıyor” demek küçük şirktir. Fakat bir kimse: “Muhakkak ki yağmuru yağdıran yıldızdır” derse, o zaman bu kimse Rububiyyette Allah’a büyük şirk koşmuş olur.
Zat-u envat isteyenlere gelince… Onlar, ağaç vesilesiyle Allah’tan yardım isteyeceklerdi. Ağacın kendisinden yardım istemeyeceklerdi. Fakat bu istekte, müşriklere benzeme sakıncası olduğu için Nebi aleyhisselam, benzeme eğilimini kökünden kesmiş ve şöyle demiştir:
“Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, israil oğullarının dediği gibi dediniz. (Onlar Musa’ya şöyle dediler): “Onların ilahları gibi bize de bir ilah yap!”
Bilindiği gibi bir şeyin başka bir şeye benzetilmesi, tek bir yönden olabileceği gibi bir kaç yönden de olabilir. Bir şeyin başka bir şeye benzetilmesi, her yönüyle benzemesini gerektirmez. Çünkü bir şeyin başka bir şeye her yönü ile benzemesi, ancak aynı cinsten olurlarsa olur. Bu, Nebi aleyhisselam’ın şu sözleri gibidir:
“İçkiyi devamlı içen, puta ibadet eden gibidir.”
 (Süneni İbni Mace)
“Muhakkak ki siz Rabbinizi, şu ayı görmede itişip kakışmadığınız gibi göreceksiniz”                              (Buhari)
 Bu hadiste yapılan benzetme, açıkça görme konusundadır. Şekil olarak ve her yönüyle görme değildir. Aynı şekilde söz konusu hadiste (zat-u envat hadisinde), İsrail oğullarının müşriklere benzeme isteği vardır. Fakat bu benzeme büyük şirk noktasındadır. (zat-u envat hadisindeki) Müslümanların benzeme isteği ise küçük şirk noktasındadır. Fakat bu, zamanla büyük şirke kadar gidebilir. Çünkü bid’atler zamanla büyük şirke götürür.
Yeryüzünde büyük şirkin ilk ortaya çıkışı, salih kişilerin suretinde putlar yapmakla olmuştur. Zamanla ilim unutulunca bu putlara ibadet edildi. Salih kişilerin suretinde putlar yapmak, bizatihi büyük şirk değildir, fakat şirke yol açar. Zaten böyle oldu ve zamanla bu putlara ibadet edildi. İşte bu sebeple şeriatımızda kabirler üzerine mescid yapmak yasaklanmıştır. Çünkü büyük şirke yol açar.
Şöyle denilebilir: “Onların istekleri, sadece bir benzeme isteği ise niçin Rasûlullah aleyhisselam onlara şöyle dedi? “Sizler Beni İsrail’in dediği gibi dediniz.”
Bunun cevabı şudur: “Burada, meselenin büyüklüğü göz önünde tutularak varacağı son noktaya göre hüküm verilmiştir. Bu, aynen Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’e: “Allah ve sen dilersen” diyen adama, Nebi aleyhisselam’ın sert ve şiddetli davranması gibidir. Adam büyük şirk işlemediği halde Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem ona şöyle dedi:
“Sen, beni Allah’a eş mi tutuyorsun?”

İmam Şatıbi şöyle dedi:
“Geçmiş ümmetlere, özellikle ehli kitaba, bid’atlerinde tabi olma hakkında Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle dedi:
“Ümmetim, kendinden öncekilerin gittiği yolu takip edecek.”
Bu hadis, onların yapmış olduğu şeyi bu ümmetin de yapacağına bir delildir. Fakat illa onların yaptığı şeyleri her yönüyle aynen yapmaları şart değildir. Burada kastedilen; her yönüyle aynı şeyler olabileceği gibi sadece bir yönden benzerlik de olabilir.
Birincisine (her yönüyle benzemeye) örnek, Rasûlullah’ın şu sözüdür:
“Muhakkak ki, sizden öncekilerin sünnetine tabi olacaksınız.”
Çünkü Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem bu hadiste şöyle buyurmaktadır:
“Onlar bir keler deliğine girseler muhakkak siz de onları takip edeceksiniz.”
İkincisine (bir yönüyle benzemeye) örnek, şu hadisi şeriftir:
“Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’e şöyle dediler:
“Ey Allah’ın Rasûlü! Bize de Zat-u Envat gibi bir ağaç tayin et!” Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle dedi:
“İsrailoğullarının Musa’ya: “Ey Musa! Onların ilahları gibi bize de bir ilah yap” dedikleri gibi dediniz”
Zat-u Envat edinmek, Allah’tan başka bir ilah edinmeye bir yönden benzemektedir. Fakat aynısı değildir. Nasta, tamamen bütün yönleriyle benzediğini ifade eden bir şey yoksa her yönden benzediğine hüküm vermemek gerekir. En iyisini Allah bilir.”
                                (El İ’tisam c: 2, s: 245-246)
Ben de diyorum ki:
“İşte usül İmamlarından İmam Şatıbi’nin, zat-u envat isteyenler hakkındaki görüşü: “Onlar büyük şirk olan bir şey istemediler. Onların isteği, müşriklere ve israil oğullarının isteğine sadece bir yönden benzemekte idi. Yoksa aynısı değildi. Nasta bütün yönleriyle tamamen benzediğini ifade eden bir şey yoksa o zaman her yönden benzediğine hüküm vermemek gerekir.”
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’den zat-u envat isteyen topluluk, kesinlikle büyük şirk işlemek istememiştir. Çünkü öğrenilmesi gereken şeyin öğrenme zamanını geciktirmek caiz değildir. Bu, alimlerin ittifak ettiği şer’i bir kaidedir. Bilinen bir şeydir ki, kul İslama ilk girdiği andan itibaren, ondan tevhidi sağlaması ve büyük şirkten uzak durması istenir. Sahabeler:
 
“Ey Allah’ın Rasûlü! Bize de zat-u envat gibi bir ağaç tayin et de kılıçlarımızı ona asalım.” Yani; “müşriklerin ağacı gibi bize bereket veren bir ağaç yap.” dedikleri zaman;
İbadet etmek için değil, onun vesilesiyle bereket elde etmek için ağaç istemişlerdir.
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in onlara kızmasından anlaşılıyor ki; ağaçtan bu şekilde bereket sağlamayı istemek caiz değildir. Ağaçtan bereket ummak, geçmiş sapık ümmetlerin âdeti idi.”
Teberruk: Çok hayır istemek ve o çok olan hayrın kalıp gitmemesini arzulamak demektir.
Kur’an ve sünnetin nasları bereketin sadece Allah’tan olduğunu bildirmiştir. Halktan hiç kimse diğerine bereket getiremez, bereketi ancak yüce Allah verir.
“Alemlere uyarıcı olsun diye kuluna furkanı indiren (Allah) ne yüce (mübarek) dir.”                               (Furkan: 1)                                                  
Bu ayet; kuluna furkanı (Kur’an’ı) indirenin hayrı yücedir, büyüktür, çoktur, devamlıdır ve sabittir demektir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Mülk elinde olan ne yüce (mübarek) dir ve O her şeye kadirdir.”                                                                (Mülk: 1)
“Kendisini de, İshak’ı da mübarek kılmıştık. İkisinin de soyundan hem iyi olanlar gelmişti, hem de kendisine apaçık zulmedenler gelmişti.”                          (Saffat: 113)
“Nerede bulunursam bulunayım, beni mübarek kıldı. Yaşadığım sürece bana namazı ve zekâtı emretti.”                                                       
(Meryem: 31)
Mübarek yani; bir şeyi bereketli kılan yalnızca Allah’tır. Onun için bir mahlûkun; “ben bunu mübarek kılarım veya ben bunu size bereketli kılarım” demesi caiz değildir. Çünkü bereket Allah’tandır. Hayrın çoğalması, sabit olması ve gitmemesi, emrin tamamı elinde olan Allah’ın elindedir.
Kuran ve sünnet nasları, Allah’ın bereket verdiği varlıkları şöyle beyan etmiştir.
1 - Yerler ve zamanlar.
2 - Âdemoğulları.


Şimdi bunları tek tek açıklayalım:
1 – Bereket Verilen Yerler ve Zamanlar:

a) Bereket Verilen Yerler: Allah, Beytü’l Haram ve Beyt’ül Makdis gibi yerleri mübarek kılmıştır.
“Kulu Muhammed’i, geceleyin, Mescid-i Haram’dan, kendisine bazı ayetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla gören O’dur.”                                 (İsra: 1)
                                                                 
Mübarek kılması, bu yerde çok hayır olması ve bu hayrın devamlı olması demektir. Bu ise; bu yerlerde yaşayanların bu yerleri terk etmemesini ve orada kalmalarını teşvik etmek içindir. Yoksa Allah-u Teâlâ’nın bir yeri mübarek kılması, onun toprağına veya duvarlarına el, yüz sürülsün diye değildir. Zira bereket bu şekilde gerçekleşmez. Yani; o yeri elleyen veya oraya gömülen kimseye bereket ulaşmaz. Çünkü bu bereket, manevidir,  maddi değildir.
Beytü’l Haram da böyledir. Yani; Beytü’l Haram’ın bereketi ona el süren kimseye geçmez. Zira onun bereketi manevi bir berekettir. Bu ise; kalplerin ona bağlanması, oraya gidene ve onu tavaf edene hayır gelmesi ve orada Allah’a ibadet edenlerin sevabının fazla olmasıdır.
Hacerü’l Esved mübarek bir taştır. Fakat onun bereketi ibadet içindir. Yani; kim orada tavafa başlarsa veya kim onu elleyerek tavafa başlarsa veya Rasûlullah’a itaat ederek öperse, Rasûlullah’a tabi olma bereketine sahip olur.
Ömer b. Hattab, Hacerü’l Esved’i öptüğünde şöyle dedi:
“Ben senin fayda ve zarar vermeyen bir taş olduğunu biliyorum. Rasûlullah’ın seni öptüğünü görmeseydim seni öpmezdim.”Ömer b. Hattab’ın; “senin fayda ve zarar vermeyen bir taş olduğunu biliyorum” sözü; “hiç kimseye bir fayda veremezsin, hiç kimseden bir zararı defedemezsin” demektir.
b) Bereket Verilen Zamanlar: Bu; Ramazan ayı veya bazı faziletli günlerin mübarek olmasıdır ve bu günlerde Allah’a ibadet edenlerin, diğer zamanlarda ibadet edenlerden daha fazla sevap kazanacağı manasına gelir.

2 – Bereket Verilen Âdemoğulları: Allah-u Teâlâ iman edenleri bereketli kılmıştır. Bereket Allah’tandır. Müminlerin ileri gelenlerinden olan nebi ve rasûllerin bereketi, zati berekettir. Yani; vücutları mübarektir. Allah-u Teâlâ Âdem, İbrahim, Nuh, İsa ve Musa’nın (Allah’ın salâvatı onların üzerine olsun) vücutlarını mübarek kılmıştır. Yani; onların kavimlerinden herhangi birisi, onların vücutlarına el sürer veya terlerinden veya saçlarından birer parça alır ve bunu bereket olsun diye yaparsa caizdir.
Rasûlullah’ın vücudu da mübarektir. Bundan dolayı sahih sünnette geçtiği üzere, sahabeler Rasûlullah’ın teriyle ve saçıyla bereketleniyorlardı. Abdest alırken dökülen suyundan almak için yarışırlardı. Bunun sebebi; rasûllerin ve nebilerin vücutlarının mübarek oluşu ve bu bereketin başkasına erişebilmesiydi. Bu ise, sadece rasûllere ve nebilere has bir durumdur. Onların dışındaki kişilerde bu özellik yoktur. Çünkü bu konuda herhangi bir delil rivayet edilmemiştir. Varolduğu iddia edilen rivayetler ise sonradan uydurulmuş sözlerdir.
Bu ümmetin en faziletlileri olan Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali radıyAllahu anhum dahil, sahabelerin veya veli kimselerin vücutlarında, Rasûlullah’ın vücudundaki gibi bereket olduğuna dair sahih hiç bir delil yoktur.
 
Tam aksine, onların abdest suları, tükrükleri, terleri ve elbiseleriyle, Rasûlullah aleyhisselam’a yapıldığı gibi teberrük edilmediklerine dair kesin mütevatir deliller vardır.
Bu açıklamalardan anlaşılan şudur ki; Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali radıyAllahu anhum’un bereketleri, zati bir bereket değil, amel bereketidir.
Bununla ilgili olarak Sahih-i Buhari’de şöyle bir rivayet geçmektedir:
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Öyle ağaçlar vardır ki Müslümanın bereketi gibi bereketlidir.”
Bu hadisten; her Müslümanın bereketinin olduğu anlaşılmaktadır.
Ayrıca Buhari’de şöyle bir rivayet geçmektedir:
“Bir sahabe şöyle dedi: “Ey Ebu Bekir’in ailesi! Bu sizin ilk bereketiniz değildir.”
Her Müslümanda olan ve Ebu Bekir’in ailesine izafe edilen bereket, amel bereketidir.
Yani; iman, ilim, davet ve amele ait olan bir berekettir.

Meselenin özeti:
Her Müslümanın bir bereketi vardır. Fakat bu bereket zati bir bereket değil, amel bereketidir. Yani; Müslümandaki İslam’ın ve imanın, kalbindeki yakinin (şeksiz şüphesiz imanın), Allah’ı yüceltmenin ve Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’e tabi olmanın bereketidir. Bu bereket, başkasına erişmez.
Buna göre; takvalı insanlardan bereket almak, ancak onlar gibi amel etmekle olur. İlim sahibinden bereket almak, ancak ondan ilim alıp istifade etmekle olur. Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’e yapıldığı gibi; takvalı insanların veya ilim sahiplerinin vücutlarına el sürmekle veya tükrüklerini vücuda sürmekle bereket almak caiz değildir. Çünkü bu ümmetin en hayırlıları olan sahabeler, Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali (Allah onların hepsinden razı olsun) bu tür davranışlarda bulunmamışlardır. Bilakis, onların böyle yapmadıklarına dair mütevatir ve kesin haberler vardır.
Müşriklerin ilahlarına teberrükleri (onlardan bereket almak istemeleri) ise; hayrın çoğalması, devam etmesi ve gitmemesi için ilahlarına yönelmeleri şeklinde oluyordu.
Şu iyi bilinmelidir ki; Ağaç, taş, mezar veya herhangi bir yerden bereket almayı istemek, duruma göre büyük şirk veya küçük şirk olabilir. Eğer ağaca, taşa veya mezara el sürerek ya da vücuda dokunarak ondan bereket isterken, bunun Allah’a yaklaşmak için bir vesile olduğuna inanılırsa büyük şirk olur. Çünkü bu, Allah’la beraber başka bir ilah edinmek demektir.
İşte Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in zamanındaki müşriklerin inancı böyle idi. Bu müşrikler, eğer kabirlerin yanında kalırlar, ona el sürerler veya topraklarını vücutlarına sürerlerse, bu mezar sahibinin veya bu yere hizmet eden ruhun Allah katında onlar için şefaatçi olacağına inanıyorlardı. Bu ise; Allah’a eş koşmaktır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“İyi bilinmelidir ki halis din Allah’ındır. Allah’ tan başka dostlar edinenler: “Bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye onlara ibadet ediyoruz” derler. Doğrusu Allah ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Allah şüphesiz yalancı ve kâfir olan kimseyi doğru yola eriştirmez.”                                    (Zümer: 3)
Allah’a yaklaştırıcı bir amel olduğuna inanmaksızın, Allah’ın izniyle bereket elde etmek kastıyla mezara ya da türbeye el sürmek veya türbeden toprak alıp vücuda serpmek, küçük şirktir.
Bu; Allah’ın izni ile kendisine fayda vermeye veya bir zararı defetmeye vesile olabileceği inancıyla halka takan veya ip bağlayan kişinin durumuna benzemektedir.
Buna göre bir kimse bir mezarın toprağını alır, vücuduna serper ve bunu, o toprağın vücuduna değmesi sebebiyle Allah’ın izni ile kendisine bereket geleceğine inanarak yaparsa küçük şirk işlemiş olur. Çünkü bu kimse bu ameliyle, Allah’tan başkasına bir ibadet yapmamıştır. Sadece şer’an sebep sayılmayacak bir şeyi sebep saymıştır.
Şayet bu kimse böyle yaptığı için bu amelinin kendisini Allah’a yaklaştıracağına inanırsa, bu durumda İslam milletinden çıkartan büyük şirk işlemiş olur.

Kayıtlı

İzzetli yaşamayı arzu edenler; inancı uğruna ölümü bir sevgili bilip mücâdele edenlerdir...
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |