Bazı Şüpheler ve Cevapları -İkinci Şüphe-
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 21 Temmuz 2019, 18:29:39


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Bazı Şüpheler ve Cevapları -İkinci Şüphe-  (Okunma Sayısı 3007 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Alkame
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 805


« : 23 Mayıs 2016, 21:14:33 »

BAZI ŞÜPHELER VE CEVAPLARI

İkinci Şüphe:


İnsanların çoğunun papağan gibi ağızlarında geveledikleri bir şüphe vardır. O da; “şeriat sabittir, hayat ise değişmektedir. Sabit olan, değişkenlerin ihtiyaçlarını gideremez. Bu nedenle değişken hayat için, sabit olan İslam şeriatinden başka hükümler aramak gerekir. Yeni asrın ilmine uygun, insani tecrübelere dayanan yeni kanunlar aramak gerekir. Din ise, fertlerin ruhunu terbiye etmek için muhafaza edilmelidir.” İşte zamanımızın laik düzenlerinin durumu budur!

Bu şüphe, ilk olarak İslam’ı engelleyen İslam düşmanlarının ortaya attığı bir şüphedir. Allah-u Teâlâ'yı ve Allah’ın kudretini tam anlamıyla bilen bir insan bu şüpheyi ortaya atmaz. Çünkü bu şüphe, yüce Allah-u Teâlâ'yı cehaletle ve eksiklikle itham etmek demektir. Bu şüpheyi ortaya atan ve bu sözü söyleyen kişiye yapılacak ilk iş, onu yeniden imana davet etmek, Allah-u Teâlâ'yı ve Allah-u Teâlâ’nın kudretini ona iyice tanıtmaktır. Fakat biz, bu şüphenin İslam’ı yeni öğrenmek isteyen bir kişi tarafından bir soru olarak ortaya atıldığını farzedelim. Böyle diyen bir kimseye verilecek cevap şudur:

Bu şüphe hakkında konuşabilmek için şu iki şeyi kabul etmiş olman gerekir:

Birincisi: İslam şeriati sabittir, hükümleri donuktur, esnek değildir, genişlemeyi kabul etmez.

İkincisi: Beşeri hayat devamlı değişmektedir ve beşeri hayatta hiçbir şey sabit olarak kalmaz.

Fakat gerçek şudur ki farzettiğin bu iki şey doğru değil, gerçeğe zıt faraziyelerdir. Avrupa ve hristiyanlığın durumu seni bu şüpheyi ortaya atmaya sevketmiştir. Çünkü Avrupa felsefesini ortaya atan fikir sahipleri hayatta herşeyin değiştiğini zannettiler. Böylece hayattaki herşeyin daha önce sabitken şimdi değişken olduğuna inanıldı. İslam düşüncesi bu düşünceyi asla kabul etmez. Çünkü İslam düşüncesi; mutlak sebatı, yani; hiç değişmemeyi ve mutlak değişmeyi, yani hayatta her şeyin değiştiğini kabul etmez. Daha açık bir ifadeyle İslam düşüncesi, hayatı; sabit bir çerçevenin içinde, sabit bir eksen etrafında değişen bir hayat olarak kabul eder. Şöyleki; hayatın hem sabit, hem de hareketli olan yönü vardır. Bu özelliğin İslam düşüncesinde olması, bu şeriatin, hayatı yaratan Allah-u Teâlâ'dan olmasındandır. Bu sebeble İslam şeriati hem değişmeyen, sabit kalan, hem değişen sabit olmayan meselelerle ilgili hükümler bildirmiştir. Selefi salih, hayatın bazı meselelerinin değişken olduğu gerçeğini kavramıştır.

Bunu Ömer b. Abdilaziz radiyAllahu anh 'ın şu meşhur sözünden anlamaktayız:

“İnsanlar her ne kadar yeni haram işlerlerse o kadar da yeni ve değişik hükümler ortaya çıkar.”

İmam Şafii’nin ictihadından da bunu anlarız. İmam Şafii Mısır’a gittiği zaman Irak’ta yaptığı çoğu ictihadını değiştirmiştir. Bu sebeble onun hakkında şöyle deniyor: “Eski mezhebi, yeni mezhebi.”

Usul kaidesinden de bunu anlarız. Şöyle bir usul kaidesi vardır:

“Haller ve durumlar değiştikçe fetvalar da değişir.”

Sahabeler ve İslam alimleri hayatın bazı meselelerinin değişken olduğunu, fetvaların buna göre değiştiğini ve İslam şeriatinin böyle bir özelliğe sahip olduğunu gayet iyi bir şekilde idrak etmişlerdi. Fakat bununla birlikte:

“Bugün sizin dininizi kemale erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’dan razı oldum.” (el-Maide: 3) ayetinde zikredilen büyük gerçeği de idrak etmişlerdi. Aynı şekilde Allah-u Teâlâ'nın:

“De ki: “Size, hak ile batılı apaçık beyan eden kitabı indirdiği halde (aramızdaki ihtilafı çözmek için) Allah’tan başka hakem mi arayacağım?” (el-En’am: 114) ayetindeki bu gerçeği de idrak etmişlerdi.

Allah-u Teâlâ'nın:

“Ben, cinleri ve insanları sadece bana ibadet etsinler diye yarattım.” (ez-Zariyat: 56) buyurduğu büyük gerçeği de anlamışlardı. Bu ayet insanların varoluş gayesini tayin etmekte, insanların varlığının temiz çerçevesini sınırlandırmakta, şeriatin geniş çerçevesini ve beşeri hayatın dairesini çizmektedir.

Bu ise aşağıdaki şu üç kısmı geçmez.

1 –
İnsan ve tabiatıyla alakalı, zamanla mekânla değişmeyen sabit bölüm, hiç değişmeyen bölümdür. İşte İslam şeriati bu sabit olan insan tabiatı için zaman ve mekânla değişmeyen sabit hükümler bildirmiş ve bu hükümleri açık ve tafsilatlı bir şekilde açıklamıştır. Örneğin; namaz, oruç, hac, değişik taharet hükümleri; evlenme, boşanma, ev reisi olma vs. gibi aileyle ilgili hükümler; iddet, evlenilmesi haram ve helal olanlar; zina, içki, hırsızlık, ihanet vs. gibi kesin haram olan meselelerle ilgili hükümleri Allah-u Teâlâ apaçık bir şekilde açıklamış, sınırlarını koymuştur. Bu hükümler zaman ve mekânla değişmez. İnsanların bunları değiştirme yetkisi yoktur. Şayet Allah-u Teâlâ böyle meselelerle ilgili hükümleri insanlara bıraksaydı, şüphesiz insanlar saparlardı.

2 – Özü ve hedefi bakımından sabit olup şekil ve üslub bakımından Allah-u Teâlâ'nın kâinattaki kanunlarına göre değişen durumlar... Örneğin; ekonomide takib edilecek yol, eğitim ve öğretim metodları vb. konulardaki hükümler ve hükmü uygulama şekilleri.

Bu özellikteki konular için İslam şeriati genel kaide ve sınırlar koymuştur. Bu sınırları aşmamak şartıyla değişiklikler olabilir. Örneğin; İslam’daki hüküm, değişmeyen belli temel kaideler üzerine bina edilmiştir. Hüküm verme hakkı yalnız Allah’a aittir. O’nun indirdikleriyle hükmedilmesi gerekir. Hükümde müslümanların maslahatına ve müslümanlardan zararın kaldırılmasına riayet edilmelidir. İnsanlara adaletle hükmedilmelidir. Müslümanları yöneten kimse, onların emniyetini, yapabildiği kadarıyla sağlamalıdır. İşte hükümle alakalı bu temel kaidelere riayet edilmelidir. Bunun dışındaki tafsilatlar ve şekiller tayin edilmemiştir. Allah-u Teâlâ unutmaksızın, kullara rahmet olarak bu tafsilatları ümmetin ictihadına bırakmıştır. Örneğin; beyat nasıl olmalıdır, şartları nedir, şuranın şekli nasıl olmalıdır, velayetlerin şekli, sınırları nasıl olmalıdır, hakimler nasıl ve nereden hüküm vermelidir, maslahat ve mefsedet nerede, hangi durumlarda olur? İslam hükümlerinin belirlediği genel sınır ve kaideleri aşmamak şartıyla zaman, mekân ve müslümanların durumuna göre müslümanlar, bu konularda ictihad ile değişiklik yapabilirler.

İslamda ekonomi belli temeller üzerine bina edilmiştir. Bunlar; malın hepsi Allah-u Teâlâ'nındır. İnsanlar malda Allah-u Teâlâ'nın halifeleridir. Bütün fertler için zaruri ihtiyaçların temin edilmesi gerekir. Batıl yollarla insanların malını yemek, faiz, vergi, stokçuluk ve malın sadece belli kişilerin elinde kalması haramdır. Zekâtı vermek, ihtiyaç halinde zekât dışında da mal vermek için insanlar teşvik edilmelidir. Fakat ekonominin nasıl uygulanacağı, planlarının nasıl olacağı konusu müslümanların ictihadına bıra-kılmıştır. Bu zikredilenlerin asıllarının nasıl gerçekleşece-ğini, müesseselerin helal ve haram sınırları içinde kalmalarını sağlayacak konuların konmasını, devletin müessseleri nasıl kontrol etmesi gerektiğini, ticari denetimi nasıl yapacağını, temel hükümlere riayet etmek şartıyla ümmetin ictihadına bırakmıştır.

Burada çok önemle durulması gereken bir mesele vardır. Vacib ve mübah ichtihadın şartları vardır. Müctehidlerin belli özellikleri olmalıdır. İctihad konusu, ancak hakkında nas olmayan meseleler olmalıdır. Bu şartlardan bazıları şunlardır:

a -
Müctehid ictihadında ehil olmalıdır. Her görevli ve sorumlunun heva ve hevesine göre ictihad yapma hakkı yoktur.

b - İctihad hiçbir zaman şer’i bir kaideye ve nassa zıt olmamalıdır.

3 – Sırf dünya işleriyle ilgili meseleler... Burada kastettiğimiz şey, hidayet ve sapıklıkla alakası olmayan beşeri faaliyetlerdir. Allah-u Teâlâ'nın hikmeti gereği bu, insanların çalışmasına, emeğine, uzmanlığına bağlı kalmıştır. Ör-neğin; maddenin özelliklerine dayanarak maddeyi kullanarak dünyayla ilgili menfaatler elde etmek için uğraşmak, yeryüzünde keşifler yapmak gibi...

Tabiatta oluşan hadiselere riayet edilerek bunlarla ilgili meseleleri araştırarak bulmak... Örneğin; ziraatla, sanayiyle, inşaatla ilgili hayatın maddi meselelerini geliştirmek gibi... Bu meselelerde ilerleme ve gelişme beşeri güce bağlıdır, dine bağlı değildir. Fakat bu beşeri uğraşlar, beşeri hayat dairesinde vuku bulduğu için yine de insanın varlık gayesi olan ibadet temeline bağlıdır. Yani; bu faaliyetleri yaparken Allah-u Teâlâ için yapmak ve bu konularda Allah-u Teâlâ'ya ortak koşmamak gerekir. Genel olarak bu meseleler mübah adı altında mütala edilir. Mübah hükmü, Allah-u Teâlâ'nın tayin ettiği ve O’na ibadetle ilgili beş hükümden bir tanesidir. Bunun için bu meseleler, duruma, kullanan kişiye ve kullanma sahasına göre; vacib, mendup, haram veya kerahat hükmünü alır. Yani, bu meseleler polisin veya hırsızın kullanabileceği silah gibidir. Fakat müslüman bunu Allah-u Teâlâ'nın sınırlarına riayet ederek kullanır.

Beşeri hayatta söylenilen bu üç bölüm dışında bir başka bölüm olamayacağına göre ortaya atılan şüphenin geçersiz olduğu artık belli olmuştur. Anlaşılıyor ki, İslam kanunları bütün hayata hükmetmektedir. Böyle olunca artık ortaya atılan yeni bir şüphe olmaması gerekir.


Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |