Birr Bakara-177
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 21 Ağustos 2019, 00:02:02


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Birr Bakara-177  (Okunma Sayısı 2707 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Vasat Ümmet
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 529



« : 09 Mayıs 2016, 17:27:52 »

بســـم الله الرحمن الرحيم

لَّيْسَ الْبِرَّ أَن تُوَلُّواْ وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَالْمَلآئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّينَ وَآتَى الْمَالَ عَلَى حُبِّهِ ذَوِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَالسَّآئِلِينَ وَفِي الرِّقَابِ وَأَقَامَ الصَّلاةَ وَآتَى الزَّكَاةَ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَاهَدُواْ وَالصَّابِرِينَ فِي الْبَأْسَاء والضَّرَّاء وَحِينَ الْبَأْسِ أُولَئِكَ الَّذِينَ صَدَقُوا وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ


"Yüzlerinizi doğu veya batı yönüne çevirmeniz birr  değildir. Birr; Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara ve nebilere iman etmek, sevilen mallardan akrabalara, yetimlere, miskinlere, yolda kalanlara, dilencilere, köle (ve esir) lere vermek, namazı ikame etmek, zekatı vermek, söz verdiğinde sözünde durmak, fakirlikte, kıtlıkta, hastalıkta ve savaşta sabretmektir. İşte (sözlerinde) doğru olanlar bunlardır. Muttaki olanlar da bunlardır".

Bakara-177
 
   
     
      Birr; bütün iyilikleri kapsayan bir kelimedir. Bazı alimler birr'in iman olduğunu söylemişlerdir. Allah (c.c) bu ayette, iyiliğin ve imanın ne demek olduğunu açıklıyor.

Asıl iyilik ve gerçek iman;
bir takım hareketleri yapmak, namazda doğuya veya batıya yönelmek veya Ka'be'ye ya da Mescidi Aksa'ya yönelmek değildir.

Ayetteki birr kapsamına giren ameller şunlardır:

1 - Allah'a İman:

Allah'a iman; yalnız Allah'ın varlığına iman etmek demek değildir.

Allah'a iman; düşünce, prensip ve yaşantıyı düzenleyen sistemi, sistem koyma hakkı yalnız kendisine ait olan Allah'tan almak, yani hüküm koyma yetkisini yalnız Allah'a vermektir.

Allah'a iman; bütün ibadetleri yalnız Allah'a yapmak, Allah'ın mahlukatı yoktan var ettiğine, yarattığı varlıkları boşu boşuna yaratmadığına, mahlukat için uyulması gereken faydalı ve kıyamete kadar  geçerli olacak bir kanun, bir şeriat koyduğuna, Kur'an ve sünnette bildirdiği, zatına layık kemal sıfat ve isimlere sahip olduğuna, ibadetlerin yalnız kendisine yapılması gerektiğine iman etmektir. Allah'a iman ancak bu şekilde geçerli olur ve manası da budur.


 2 - Ahiret Gününe İman:


Ahirete iman;
dünyanın ebedi bir yaşam yeri olmadığına, dünyada yapılan iyilik ve kötülüklerin muhakkak karşılığının verileceği bir başka dünyanın ve hayatın var olduğuna, Allah'ın Kur'an ve sünnette bildirdiği, ahiret hayatı ile ilgili bütün olayların hak olduğuna ve bu zorlu günde başarılı olmak için dünyada iken hazırlık yapmak gerektiğine inanmaktır. Ahirete iman ancak bu şekilde olur.

 3 - Meleklere İman:


Melekler Allah'ın nurdan yarattığı, Allah'a devamlı itaat eden, hiç günah işlemeyen ve belli görevleri olan kullardır. Kur'an'da ve sahih hadislerde ismi zikredilenlere ismiyle zikredilmeyenlere ise genel olarak inanmak gerekir.

 4 - Kitaplara İman:


Allah (c.c) rasullerine, insanların hayatını düzenlemek, Allah'ı ve Allah'a ibadeti öğretmek için birtakım kitaplar indirmiştir. Bu kitapların hepsi tevhidi anlatmaktadır ve tevhid konusunda aralarında hiçbir farklılık yoktur.

Allah'ın bizlere Kur'an'da ve sahih sünnette ismiyle bildirdiği kitaplara isimleriyle, ismi zikredilmeyenlere ise genel olarak inanmak gerekir.

Kur'an'da ve sahih sünnette bildirilenler;
Muhammed'e verilen Kur'an, Davud'a verilen Zebur, Musa'ya verilen Tevrat, İsa'ya verilen İncil ile İbrahim ve Musa'nın sahifeleridir.

Bu kitaplardan ve sahifelerden günümüze ancak Kur'an, Tevrat ve İncil ulaşmıştır. Fakat Tevrat ile İncil günümüzde, Allah'ın indirdiği asıl şekilleriyle değil, tahrif edilmiş şekilleriyle mevcuttur. Dolayısıyla biz bunların, Allah'ın indirdiği asıl şekillerine inanırız.

Rasulullah'a inen Kur'an ise bütün şeriatleri neshetmiştir. Allah onu her türlü tahrifattan kıyamete kadar koruyacaktır. Kendisine tabi olunacak tek kitap odur.

Ancak bu kitaba ve içindekilere iman edenler müslümandır ve ahiret gününde  ancak onlar felaha erecektir.

5 - Nebilere İman:

Nebiler Allah'ın seçkin kullarıdır.İnsanlara Allah'ın emirlerini öğretmek, Allah'ı tanıtmak ve O'nun emirlerine itaat edenleri cennetle müjdelemek, itaat etmeyenleri ise cehennemle korkutmak için gönderilmişlerdir.

Onlar olmadan Allah'ı tanımak ve Allah'a O'nun istediği şekilde ibadet etmek mümkün değildir. Çünkü, Allah ancak nebilerin öğrettiği şekilde yapılan ibadetlerden razı olur.

Rasuller ve nebiler insandırlar. İnsani sıfatlar onlarda da mevcuttur. Yemek yerler, içerler, uyurlar, evlenirler, kızarlar, sevinirler. Fakat insanların kıymetini düşüren sıfatlar onlarda bulunmaz.

Nebiler, ne nebi olmadan önce ne de nebi olduktan sonra, hiçbir zaman şirk koşmamış ve büyük günah işlememiş kimselerdir. Fakat “zelle” denen küçük günahları olabilir. Bu tür hatalar  yaptıklarında Allah onları vahiyle düzeltmiştir.

Rasulleri nefislerden, ana babadan ve kıymet verilen her şeyden daha fazla sevmek ve onları ancak hakettikleri mertebe kadar yükseltmek gerekir. Sadece Allah'a yapılması gereken ibadetler, aşırı sevgiden dolayı, nebi ve rasullere asla yapılmamalıdır.

Allah (c.c) bütün kavimlere rasul göndermiştir. Rasullerin ve nebilerin sayısını ancak Allah bilir. Bizlere hepsini bildirmemiştir. Kur'an ve sahih sünnette ismi geçen nebi ve rasullere isimleriyle, ismi geçmeyenlere ise genel olarak inanmak gerekir.

Bütün nebi ve rasullerin getirdiği din birdir.
Bu din ise; “yalnız Allah'a ibadet etme ve Allah'dan başka ibadet edilenleri reddetme” temeline dayanan Tevhid dinidir. Hepsi “La ilahe illAllah” davası ile gelmişlerdir.

Muhammed (s.a.s) ise, bütün insan ve cinlere gönderilmiş tek rasuldür ve nebilerin sonuncusudur. Onun şeriati kıyamete kadar baki kalacaktır. Rasulullah'ın tebliğinden sonra, onun şeriatine iman ve itaat etmeyenler müslüman olamazlar.

Müslüman olmayanların dünyada yaptığı ameller ve iyilikler ise kıyamet gününde boşa çıkacaktır. O gün onlar büyük ve ebedi bir azap görecektir.

6 - Sevilen Malları Allah İçin Harcamak:

İyilik; insanın değer verdiği, sevdiği ve kendisi için kıymetli  olan malları harcamasıdır. Yoksa, sevmediği ve kötü olan malları harcamak iyilik değildir.

Sevdiği malları Allah için harcayan, nefsine kul olmaktan kurtulmuştur. Nefsine, arzu ve hevasına kul olan ise, Allah'ın istediği şekilde Allah'a kul olamaz ve dünyada zelil olur.

Gerçek izzetli olan ise yalnız Allah'a kul olup bütün esaretlerden ve kulluklardan kurtulandır. Nefsini ve nefsinin arzularını yenemeyen kişinin, Allah'ın kendisine yüklediği görevleri yerine getirmesi mümkün değildir.

Mü'minler, kendileri için sevimli olan değerli mallarını şu kimselere verirler:


a -Yakın Akrabalara;

İslam toplumunun en küçük birimi ailedir ve İslam dini aileye büyük önem verir. Bu sebeple, eğer bir iyilik yapılacaksa, öncelikle aileye ve yakın akrabaya yapılmasını tavsiye ve teşvik eder. 

b -Yetimlere;

Yetim; babası ölen ve henüz ihtiyaçlarını giderecek durumda olmayan, buluğa ermemiş küçük çocuklara denir.

İhtiyaç sahibi yetimlere yardım edilsin ki, müslüman çocuklar sahipsiz kalmasın! Yetimlere sahip çıkılırsa, güzel bir şekilde, topluma yararlı fertler olarak yetişirler.

İhtiyaç içinde iken bütün müslüman toplumun kendisine sahip çıktığını hisseden bir kimse, elbette o toplumun sadık ve salih bir ferdi olur.

Bu da bir gerçektir ki; toplumun en şerli,  en azgın ve en hayırsız kimseleri; babasız kalan, fakirlik içinde devamlı ihtiyaçlı olarak yetişen ve toplum tarafından kendilerine önem verilmeyen kimseler arasından çıkar.

İslam toplumu, bu gerçeği bilir ve yaşantısında pratik olarak değerlendirerek örnek bir toplum olma seviyesine çıkar.

c-Miskinlere;

İslam toplumunu oluşturan fertler, yalnız kendilerini düşünmezler. Bir müslüman, toplum içinde ihtiyaç halinde olan, fakat onurundan dolayı insanlardan dilenmeyen kimselerin var olduğunu bilir. Müslümana düşen, böyle kimseleri araştırıp onlara yardım etmektir.

d-Yolda Kalmışlara;

Evinden uzakta yolda kalan, bulunduğu yerin yabancısı olan, üstelik gittiği beldede hiç bir tanıdığı bulunmayan ve evine dönebilmek için gerekli maddi imkanlardan yoksun kalan kimselere yardım edilmeli ki, kendilerini evlerinde veya tanıdıklarının yanında imiş gibi hissetsinler ve müslüman toplumun bir ferdi oldukları için Allah'a şükretsinler.

e - Dilencilere ;

Müslüman ferde en ağır gelen şey dilenmektir. İslam toplumunda, çalışabileceği halde dilenen bir ferdin varlığı düşünülemez. İhtiyacını insanlara söyleyen, yani dilenen kişi; dilenmemek için bütün imkanlarını kullandığı halde ihtiyaçlarını temin edemeyen ve bu sebeple istemek zorunda kalan kişidir. Böyle kimselere muhakkak yardım edilmesi gerekir.

f -Köle (ve esir)lere;

Müslüman köle;
müslüman olmadan önce İslam'a karşı savaştığı için müslümanlar tarafından esir edilen, daha sonra Allah (c.c)'nun hidayeti ile müslüman olan kimsedir.

Müslüman köleler, eğer kölelikten kurtulmaya karar verir-lerse, sahiblerinin, mal karşılığında onlara hürriyetlerini ver-meleri gerekir.

Böyle bir anlaşmadan sonra, kölenin çalışarak kazandığı mal artık kendisine ait olur ve bunu kölelikten kurtulmak için kullanabilir. Böyle kişilere kölelikten kurtulmaları için müslüman fertlerin yardım etmesi gerekir.

Böyle kimseleri kölelikten kurtarmak gerektiği gibi kafirlerin eline esir düşen müslümanları da esirlikten kurtarmak gerekir. Hatta bunu yapmak, müslüman toplumdaki köleleri hürriyetlerine kavuşturmaktan daha önemlidir ve bu bütün müslümanlara farzdır.

Ayette geçen kimselere bu şekilde yardım edilirse, İslam toplumu sosyal yardım ve refah bakımından en üstün toplum olur.

 7 - Namazı İkame Etmek:


Namaz birtakım hareketler yapmaktan veya belli bir yöne yönelmekten ibaret değildir.

Namaz; hem batınen, hem zahiren, hem ruhen, hem aklen, hem de bedenen, tüm benlik ile Allah'a yönelmektir. İşte Allah'ın kabul  ettiği namaz, bu şekilde ikame edilen namazdır.

Namazda bir takım hareketler  yapmak ve belli bir yöne dönmek, bedenle Allah'a yönelmektir. Okunan ayetleri tefekkür ederek okumak, akılla Allah'a yönelmektir.

Namazı huşu duyarak, Allah rızası için ve Allah'ın istediği şekilde kılmak, ruh ile Allah'a yönelmektir. 

Allah, ancak bu şekilde kılınan namaza mükafaat verir. İşte! Namaz ancak bu şekilde kılınırsa,  Allah'ın emrettiği ve insanları kötülüklerden alıkoyan bir amel olur.

Allah'ın istediği şekilde iman etmeden namaz kılmak kişiye hiçbir fayda vermez. Namaz ancak imandan sonra değer kazanır. 

Bu yalnız namaz için değil, tüm ibadetler için geçerli bir kaidedir. Temel olmadan binanın varlığından söz edilemeyeceği gibi, iman olmadan yapılan diğer amellerin kabulünden de söz edilemez...

8 - Zekat Vermek:

Zekat farzdır. Malı temizleyen ve Allah'ın hakkı olan zekatı, eksiksiz olarak zamanında vermek gerekir. Bu imanın bir gereğidir. Fakat zekatın farziyeti, Allah için yapılan diğer harcamaların gerekliliğini ortadan kaldırmaz.

Aynı şekilde, sevilen malların Allah için harcanması da zekatın farziyetini ortadan kaldırmaz.

9 - Verilen Ahidleri Yerine Getirmek:

En önemli ahit, Allah'a verilen ahittir. İslama giren kişinin Allah'a verdiği ilk ahit; “yalnız O'na ibadet etmek ve O'ndan başka ibadet edilenleri reddetmek”tir.

Müslüman öncelikle tüm hayatı boyunca, Allah'a verdiği bu sözü tutmalı ve sonra, insanlara verdiği sözleri yerine getirmelidir.

Rasulullah ve onun sahabeleri hem müslümanlara, hem de kafirlere verdikleri sözleri yerine getirerek, tüm alemde emsali bulunmayan birer örnek oldular.

Rasulullah ve sahabelerinin hayatını okuyanlar, onların hayatlarında bu gerçeğe dair bir çok rivayet bulabilirler.

 10 - Sabır:


a -Fakirliğe Sabretmek:


Allah (c.c) insanın rızkını tayin etmiştir. Hiç kimse Allah'ın kendisi için tayin etmiş olduğu rızkı almadan ölİmez. Allah (c.c) insanları zenginlikle imtihan ettiği gibi fakirlikle de imtihan eder.

Bu bir gerçektir ki, insan maddi ihtiyacı olduğu zaman çok büyük bir sıkıntıya düşer. Fakat, kimi bu sıkıntıdan dolayı Allah'a isyan edip günaha girer, kimi de sabrederek hem dünyada hem de ahirette Allah'ın rızasına nail olur.

Müslüman fert, maddi sıkıntıya düştüğünde, asla Allah'a isyan etmemeli, günah işlememeli, fakirliğin ve ihtiyacın verdiği sıkıntıya katlanıp sabretmelidir. Şüphesiz ahirette göreceği hayır dünyadakinden kat kat fazla olacaktır.

b - Hastalığa Sabretmek:

Allah (c.c) insanları çeşitli hastalıklarla da imtihan eder. Hastalıklar insana büyük sıkıntı, rahatsızlık ve ızdırap verir.
Şayet, sıkıntı ve acılara sabredip hastalıktan kurtulmak için Allah'a dua edilirse çekilen ızdıraplar kişinin günahlarına keffaret olur.

Fakat, sabretmeyip isyankar bir tavır içine girilirse, yapılan isyan ne çekilen acılara derman olur ne de günahlardan arınmaya bir sebep...

c - Savaşta ve cihadda Sabretmek:

Kafirlerle savaşmak kolay birşey değildir. Nefse ağır gelir. Çünkü insan savaşta ölür, yaralanır, maddi manevi zarara uğrayabilir ve hatta en sevdiği kişileri kaybedebilir.

Her kim savaşın verdiği acı ve meşakkate Allah için sabrederse iyilik yapmış olur.

İşte mü'minin sıfatı budur. Mü'min fakirlikte sabrettiği gibi hastalık ve cihadda da sabreder.

Allah (c.c) bu ayette meşakkatleri en küçüğünden en büyüğüne doğru sıralamıştır. Bu eziyetlere sabretmeden imanın lezzeti tadılamaz. Zaten gerçek mü'minler ancak böyle durumlarda belli olur.

“İşte(sözlerinde) doğru olanlar bunlardır.”


İşte! İman iddiasında sadık olanlar, ancak bu sıfatları üzerinde bulunduran ve inanıp söylediği şeyleri pratiğe aktaranlardır.

Mü'minler, inandıkları ve söyledikleri şeyleri pratiğe aktarmadıkça doğrulardan olamazlar...

“Muttaki olanlar da bunlardır.”

Mü'minler, inandıkları ve söyledikleri şeyleri pratikte uygulayamamaktan devamlı korkarlar ve üzerlerine Allah tarafından yüklenen görevleri tüm güçleriyle yerine getirmeye çalışırlar.

Çünkü onlar, inandıkları ve söyledikleri şeyleri hayat pratiğine aktarmadıkça, inanç ve sözlerinin Allah katında hiçbir değeri olmadığını bilirler.

İman iddiasında bulunup da imanlarını hayat pratiğinde göstermeyen kişiler, nefislerine en büyük zulmü yapmışlardır ve onlar ahirette de büyük bir azap göreceklerİdir.

Allah (c.c), bütün hayırları bu ayette toplamıştır. Aslında bu ayet imanın ve müslümanın niteliklerini açıklamaktadır. Ayette zikredilen sıfatlara haiz olan fertlerden meydana gelen toplum, en temiz, en iyi ve örnek toplumdur.

Bunu net bir şekilde sahabe toplumunda görmek mümkündür. İşte gerçek iman  budur ve gerçek müslümanın sıfatları da bunlardır...
 
Kayıtlı

"Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık ki, insanlara karşı Şahitler olasınız. Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun...
// Bakara:143//
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |