Tevhidin Faziletini İhtiva Eden Bazı Hadisler ve Onlarla İlgili İncelikler:
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 18 Kasım 2019, 12:10:24


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Tevhidin Faziletini İhtiva Eden Bazı Hadisler ve Onlarla İlgili İncelikler:  (Okunma Sayısı 3353 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bismirrahman
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 205


قتل الانسان ما اكفره


« : 21 Mart 2016, 16:30:35 »

                                                     
                        Tevhidin Faziletini İhtiva Eden Bazı  Hadisler ve Onlarla İlgili İncelikler:                                                                                                                                                                                    

1) Muaz b. Cebel radıyAllahu anh şöyle rivayet ediyor:
“Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem eşek üzerinde idi. Ben de onun arkasına binmiştim. Bana şöyle buyurdu:
“Ey Muaz! Allah’ın kulları üzerindeki ve kulların Allah üzerindeki hakkı nedir biliyor musun?” Dedim ki:
“Allah ve rasûlü daha iyi bilir.” Buyurdular ki:
“Allah’ın kulları üzerindeki hakkı kullarının yalnız O’na ibadet etmeleri ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır. Kulların Allah üzerindeki hakkı ise kendisine hiçbir şeyi ortak koşmayan kullarına azap etmemesidir.” Dedim ki:
“Ya RasûlAllah! Bunu insanlara müjdeleyeyim mi?” Buyurdular ki:
“Hayır, müjdeleme! O zaman buna güvenirler.”

                                                           (Buhari, Müslim)
“Kulların Allah üzerindeki hakkı nedir?” Kullar hiçbir zaman Allah-u Teâlâ’yı bir şey yapmaya mecbur kılamazlar, fakat Allah-u Teâlâ kullarına vereceği hayrı, fazlı gereği kendisine vacip kılmıştır.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ayetlerimize iman edenler sana geldiklerinde (onlara) şöyle de: “Selam üzerinize olsun!” Rabbiniz, kendi nefsine rahmeti yazdı. Muhakkak ki O, sizden kim cehalet sebebiyle bir kötülük işler, sonra bunun ardından tevbe eder ve ıslah olursa (onu bağışlayacaktır), elbette ki O Gafur’dur, Rahim’dir.”                                          (En’am: 54)                                                
Allah-u Teâlâ bu ayette; cehaleti sebebiyle kötülük yapan kişiye rahmet edeceğini kendi nefsine vacip kılmıştır.
Cehaleti sebebiyle kötülük yapan, yani; düşüncesizlik sebebiyle bir kötülük yapıp sonra o kötülükten tevbe eden ve bozduğunu ıslah eden kişiye rahmet etmeyi Allah-u Teâlâ kendine vacip kılmıştır.
Bu açıklamalar ışığında yukarıdaki hadisin manası şöyledir:
Allah, kendisini tevhid eden ve hiçbir şirk koşmayan kullarına cehennemde sonsuza kadar azap etmeyecektir. Bu,  tevhid gerçek manada sağlandığında diğer günahların affolunabileceğini gösterir.
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in, Muaz b. Cebel radıyAllahu anh’dan bu hadisi insanlara bildirmemesini istemesinin sebebi, bunu iyi anlayamayan cahil insanların, bu söze güvenip salih amel işlemeyi terk etme ihtimali olmasındandır. Fakat bu hadisin gerçek manasını kavrayan kimseler, Allah’ın rızasını kazanmak için daha fazla hayırlı amel işlemeye çalışırlar ve iyiliklerini arttırırlar. Bu hadisin böyle kimselere bildirilmesi yasaklanmamıştır.
Bu hadis, ilmin bir maslahat sebebiyle gizlenebileceğini gösterir. Fakat bu, ilmi tamamıyla gizlemekte bir sakınca yoktur, manasına gelmez. Zira ilmi tamamıyla gizlemekte bir maslahat söz konusu değildir ve caiz de değildir. İşte bu sebepledir ki Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve selem, Muaz radıyAllahu anh’a ilmi bildirmiş ve tamamıyla gizlememiştir.
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in, Muaz radıyAllahu anh’e öğrettiği bilgiyi diğer sahabelere öğretmemesini istemesindeki maslahat; bu bilgiye güvenerek salih amel işlemeyi terk edeceklerinden çekiniyor olmasıdır. İşte bu gibi maslahatların olduğu durumlarda gerek ilmi konular ve gerekse şahısları gizlemek caizdir.
2 - Ubade b. Es-Samid radıyAllahu anh Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“Kim “La ilahe illAllah”a şehadet edip Allah’ın tek olup ibadette O’na hiçbir ortak olmadığına, Muhammed aleyhisselam’ın O’nun kulu ve rasûlü olduğuna, İsa aleyhisselam’ın O’nun kulu, rasûlü ve O’ndan bir ruh olduğuna, “Ol” kelimesinin Meryem’e yöneltildiğine, cennet ve cehennemin hak olduğuna şehadet ederse, ne yaparsa yapsın Allah onu cennete sokar.”                                                   
(Buhari, Müslim)
Hadiste geçen; “kim “La ilahe illAllah”a şehadet ederse” sözünden maksat; kim bu kelimenin manasını bilerek, buna kalbiyle iman edip hayatını buna göre düzenlerse demektir. Çünkü bu kelimeyi manasını bilmeden şuursuzca tekrarlayan veya manasını çok iyi bildiği halde ona göre amel etmeyen kişinin Müslüman olmadığı icma ile sabittir.
Hadisteki “Şehide: Şahidlik etti” kelimesinden de bu anlaşılmaktadır.(1)

----------------------------------
(1)
    Kelime-i şehadetin manası daha önceki konularda açık ve geniş olarak delilleriyle anlatılmıştı.


Bazı cahil kişiler bu hadisten; La ilahe illAllah’ı tasdik etmeksizin, ona göre amel etmeksizin, şirk ve şirk ehlinden uzak olmaksızın ihlâssızca “La ilahe ilah demenin” cennete girmek için yeterli olduğunu anlamışlardır.
Bu çok yanlış bir anlayıştır. Bu hadisin mutlak genel manasıyla amel edilmez. Çünkü onu sınırlandıran başka ayetler ve hadisler vardır. Bu hadisi şerifte Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem bizlere haber veriyor ki: “La ilahe illAllah”ın manasını bilip bunu diliyle ikrar, kalbiyle tasdik eden, buna göre amel eden ve ibadette O’na hiçbir şeyi şirk koşmayan, Muhammed aleyhisselam’ın Allah’ın kulu ve bütün insanlar ve cinler için gönderdiği son rasûlü olduğuna, İsa aleyhisselam’ın Allah’ın oğlu olmayıp Allah’ın kulu, rasûlü ve Meryem’e ilka ettiği kelimesi olduğuna, cennet ve cehennemin hak olduğuna iman eden kişi cennete girer.
İsa aleyhisselam’ın Allah’tan bir ruh olduğuna iman etmek demek ise, İsa aleyhisselam’ın Allah’ın yarattığı ruhlardan biri olduğuna iman etmek demektir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ey kitab ehl-i! Dininizde aşırı gitmeyin ve Allah hakkında haktan başkasını söylemeyin! Muhakkak ki Meryem oğlu Mesih İsa; Allah’ın rasûlü, Meryem’e ulaştırdığı kelimesi ve O’ndan bir ruhtur. Allah’a ve rasûllerine iman edin! “(Allah) Üçtür” demeyin! Hayrınız için (bundan) vazgeçin! Allah, şüphesiz bir tek ilahtır. Oğul edinmekten münezzehtir. Gökte ve yerde olanların hepsi O’nundur. Vekil olarak Allah yeter!”                (Nisa: 171)                                                   
                                                                       
İsa aleyhisselam sadece bir ruhtan ibaret değildir. Hem ruh hem cesettir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Meryem oğlu Mesih, sadece bir rasûldür. Ondan önce de rasûller gelip geçmişti. Onun annesi dosdoğrudur. Her ikisi de yemek yerlerdi. Onlara ayetleri nasıl açıkladığımıza (bir) bak! Sonra yine bak, nasıl da çevriliyorlar!”                                                      
(Maide: 75)
İsa aleyhisselam Allah’ın “ol” kelimesiyle ceset olmuştur. Ruh üflemesiyle hem ceset hem ruh olmuştur.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Muhakkak ki, İsa'nın Allah katındaki benzeri Âdemdir. (Allah) onu (Âdem’i) topraktan yarattı. Sonra ona: "Ol" dedi ve (o da) oluverdi.”                    (A-li İmran: 59)
Gerek Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in hadisteki ve gerekse Allah-u Teâlâ’nın ayetteki söylemiş olduğu: “O’ndan bir ruh“ sözü; Hıristiyanların ve insanlardan bir kısmının sapmasına sebep olan bir sözdür. Bu kimseler cehaletleri sebebiyle; “O’ndan bir ruh” sözünden İsa aleyhisselam’ın Allah-u Teâlâ’dan bir parça olduğunu zannettiler. Bundan dolayı saptılar ve birçok insanı da saptırdılar.
“Allah-u Teâlâ bu kimselerin basiretini kör etmiştir. Gözler kör olmaz, fakat göğüste bulunan kalpler kör olur. Şu bir gerçektir ki; İsa aleyhisselam yemek yerdi, Yahudiler de onu astıklarını iddia ediyorlardı. O halde, Rab’den bir parça olan şeyin yemek yemesi, içmesi ve asılarak öldürülmesi nasıl mümkün olabilir? Elbette aklı başında olan bir kişi bunu asla kabul etmez. Hadiste geçen “مِنْ” yani “den” harfi; başlama edatı olarak kullanılmıştır. Burada mutlak olarak, “O’ndan bir parçadır” manasını kastetmek için kullanılmamıştır. Dolayısıyla bu sözden “İsa aleyhisselam”, “Allah-u Teâlâ’nın yarattığı ruhlardan bir ruhtur” manası kastedilmiştir.
Allah-u Teâlâ’nın şu sözü gibidir:
“Ve göklerde ve yerde ne varsa on(lar)dan hepsini yine O, sizin emrinize sundu. Düşünen kimseler için bunlarda muhakkak ibretler vardır.”                               (Casiye: 13)
Bu ayetten; göklerde ve yerlerde bulunan güneş, ay ve nehirler gibi varlıkların Allah-u Teâlâ’nın bir parçası olduğunu kesinlikle anlayamayız. Zira ayetten asla böyle bir mana çıkmaz. Zaten hiç kimse de böyle bir iddiada bulunmamıştır. Buna göre; İsa aleyhisselam hakkında zikredilen “Ondan bir ruh” demek Allah-u Teâlâ’nın yarattığı ruhlardan bir ruh demektir. Yoksa Hıristiyanların iddia ettikleri gibi Allah-u Teâlâ’dan bir parça demek değildir.
Bilinmesi gerekir ki; Allah-u Teâlâ’nın nefsine izafe edilen şeyler üç kısımdır. Bunlar:
a) – Allah’a izafe edilen şey; Allah’tan ayrı olarak, yaratılmış varlığın bizzat kendisidir.
İşte bu tür izafe yaratılanları yaratana izafe etmektir.
Bu tür izafe ya bütün yaratılanların genel bir şekilde Allah’a ait olduğunu belirtmek için yapılmıştır. Allah-u Teâlâ’nın şu sözü gibi:
“Ve göklerde ve yerde ne varsa on(lar)dan, hepsini yine O, sizin emrinize sundu.”                              (Casiye: 13)

“Ey iman eden kullarım! Muhakkak ki benim yeryüzüm geniştir. O halde sadece bana ibadet edin.”          
                                                                      (Ankebut: 56)
Ya da belli bir varlığa değer ve şeref vermek için yapılmıştır.
Allah-u Teâlâ’nın şu ayetlerde buyurduğu gibidir.
“Evimi temiz tut”                                               (Hac: 26)
“Allah’ın devesine ”                                         (Şems: 13)
Allah-u Teâlâ’ya böyle izafe edilen şeylerin hepsi yaratılmıştır.
b) - Allah’a izafe edilen şey; yaratılanın içinde var olan bir şeydir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“O’ndan bir ruhtur”                                      (Nisa: 171)
Bu ayetteki gibi ruhu Allah-u Teâlâ’ya izafe etmek, yaratılmış olan bu şeye değer vermek için onu yaratana izafe etmektir. Yani; bu ruh, Allah-u Teâlâ’nın yarattığı ruhlardan bir ruhtur demektir. Asla “Allah-u Teâlâ’nın bir parçasıdır” demek değildir. Çünkü bu ruh, İsa aleyhisselam’ın cesedine yerleşmiştir ve Allah-u Teâlâ’dan ayrıdır.
Bu şekildeki izafe edilen şeyler yine yaratılmış olan şeylerdir.
c) - Mahlûka izafe edilmeyen vasıflardır.
Allah-u Teâlâ’nın şu ayetinde geçtiği gibi:
“(Allah) dedi ki: “Ey Musa! Muhakkak ki ben, (sana verdiğim) risaletlerimle ve (sana konuştuğum) kelimelerimle insanlar üzerine seni seçtim.”                        (A’raf: 144)
Bu ayetteki; “risalet” yani; göndermek, kelimesi Allah-u Teâlâ’ya izafe edilmiştir. Bu ise mevsufa (bir sıfatla sıfatlanana) bir sıfat izafe etmektir. Allah-u Teâlâ kendisine bir sıfat izafe etmişse bu sıfat mahlûk değildir.

Konunun özeti şudur: Kendi nefsinde Allah’tan ayrı olarak var olan veya böyle varlıkların bir parçası olan şeylerin hepsi mahlûktur.
Fakat mahlûka izafe edilmeyen vasıflar ise mahlûk değildir. Çünkü bu Allah’ın sıfatıdır. Bu iki kısmı aşağıdaki ayette vardır.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Meryem’e ulaştırdığı kelimesi ve O’ndan bir ruhtur.”                                                             
(Nisa: 171)
“Kelimesi” Allah’a izafe edilen bir sıfattır. Onun için mahlûk değildir.

“O’ndan bir ruhtur”
Ruh Allah’tan ayrı bir varlıkta yerleştiği için mahlûktur.

3 - Utban radıyAllahu anh diyor ki: Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Allah-u Teâlâ kendi rızasını isteyerek “La ilahe illAllah” diyen kimseye cehennemi haram kıldı.”        
                                                           (Buhari,  Müslim)
Hadisteki; “kendi rızasını isteyerek...” demek, ihlâslı olarak, kalbiyle Allah’a yönelip Allah’ın rızasını hedef kabul ederek, şirkin her çeşidini terk etmek demektir.
La ilahe illAllah’ın manasını bilip bunu kalbiyle tasdik, diliyle ikrar eden ve hayatını tevhidin gerektirdiği şekilde düzenleyen bir kimse, hiçbir zaman haramlarında ısrar etmez ve bir haram işlediğinde hemen tevbe eder. Bu şekilde ölen bir kimse ise asla cehenneme girmez.
Fakat La ilahe illAllah’ın manasını bilerek kabul ettiği halde, haramlarında ısrar edip tevbe etmeyen ve haramları sevaplarından fazla olan kimseler ölmeden önce tevbe etmezlerse, cehenneme gireceklerdir ve işlediği haramları nispetinde orada kalacaklardır. Allah-u Teâlâ dilerse onları affeder. Çünkü bu kişiler La ilahe illAllah’ı kabul ettikleri halde, Allah’ın rızasını isteyerek ve ihlâslı olarak buna şehadet etmemişlerdir. Zira ihlâslı olarak söylemiş olsalardı haramlarında ısrar etmemeleri gerekirdi.

4 - Enes b. Malik radıyAllahu anh diyor ki: Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu duydum:
“Allah-u Teâlâ dedi ki: “Ey Âdemoğlu! Eğer yeryüzünü dolduracak kadar haram ile bana gelsen ve bana hiçbir şeyi ortak koşmadığın halde bana kavuşsan ben seni yeryüzünü dolduracak kadar mağfiretle karşılarım.”           
                            (Tirmizi rivayet etti ve “hasen” dedi.)
Kim ibadetlerini Allah’a has kılarak şirki terk eder ve Kelime-i tevhidi kalbiyle tasdik, diliyle ikrar edip, yaşantısını bunun gerektirdiği şekilde düzenlerse, Allah-u Teâlâ onun işlediği haramları affeder. Fakat bu, Allah’ın dilemesine bağlıdır. Dilerse onu affedip cehenneme sokmadan cennete sokar. Dilerse işlediği haram nispetinde cehennemde bırakır ve sonra çıkartıp cennete sokar.
Tevhidin nuru bir kişinin kalbine girince; kalbi, her türlü şirkten ve pisliklerden temizleyip sadece Allah’a teslim eder. Allah’a iman ile Allah’tan başkasına imanın zaten aynı kalpte bir arada bulunması imkânsızdır. Tevhidin nuru kalbe girdiği zaman, kişinin daha önce işlemiş olduğu hata ve haramları da temizleyip yok eder.
 
Bu hadisten apaçık anlaşılıyor ki; La ilahe illAllah’ı sırf sözle söylemek kişiye fayda vermez. Gerçekten Müslüman olabilmek için mutlaka şirkin terk edilmesi gerekir. Bu ise lafla olabilecek bir şey değildir. Kişinin, şirkin her çeşidinden kalben ve amelen bilfiil uzaklaşması şarttır.
Kişinin Allah’ın mağfiretine nail olabilmesi için; kalbini, düşüncelerini, âdetlerini ve yaşantısını şirkin bütün pisliklerinden temizleyip ihlâslı olarak sadece Allah-u Teâlâ‘ya ibadet etmesi gerekir.
Tevhid ancak, her türlü şirkten temizlenmek şartıyla gerçekleşir. Bu da şu üç şeyle mümkün olur:

a) – İlimle: Bir şeyi bilmeden, onu gerçekleştirmek mümkün değildir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ey Muhammed! Bil ki! Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Kendinin, inanmış erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile.”         (Muhammed: 19)                    
                                                           
b) – İnanmakla: Bildiği halde inanmayan ve kibirlenen kimsenin tevhidi gerçekleşmez.
Allah-u Teâlâ kâfirler hakkında şöyle buyuruyor:
“İlahları tek bir ilah mı yapıyor? Gerçekten bu, çok acayip bir şey.”                                                        (Sa’d: 5)
Bu ayetten anlaşıldığı üzere; kâfirler Allah-u Teâlâ’nın varlığına inandıkları halde, birliğine yani ulûhiyyet tevhidine inanmadılar. Bundan dolayı tevhidi gerçekleştirmiş sayılmadılar.

c) - Allah-u Teâlâ’nın ve Rasûlü sallAllahu aleyhi ve sellem’in emirlerine boyun eğmekle:
Bilip inandığı halde, bu bildiğini ve inandığını hayatında uygulamayan kimsenin de tevhidi gerçekleşmiş sayılmaz.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Onlara “La ilahe illAllah” denildiği zaman kibirlenirlerdi. Deli olan bir şair için ilahlarımızı mı terk edeceğiz derlerdi.”                                                         (Saffat: 35-36)
Bu zikredilen üç şeyi gerçekleştiren kimse tevhidi gerçekleştirmiş olur ve mutlaka Allah-u Teâlâ’nın izniyle cennete girer.

5 - Ebu Said el-Hudri radıyAllahu anh şöyle rivayet ediyor: Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Musa aleyhisselam dedi ki: “Ya Rabbi! Bana, seni hatırlayıp dua edebileceğim bir şey öğret!” Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu:
“Ey Musa! La ilahe illAllah, de!” Musa aleyhisselam dedi ki:
“Ey Rabbim bütün kulların bunu diyorlar.” Bunun üzerine Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu:
“Ey Musa! Yedi gökler ve benden başka içinde bulunanlar ile yedi yerler bir kefeye konsa “La ilahe illAllah” da bir kefeye konsa “La ilahe illAllah” ağır gelir.”(1)

-------------------------------
(1)ibn hibban,hakim rivayet etti ve sahih dedi,Zehebi de sahih dedi.Hafız İbn Hacer Feth Kitabında Nesei sahih senetle rivayet etti dedi.Bazı alimler bu hadis için zayıf dediler,Çünkü hadisin senedinde Ebi's-Semh'ten Ebi'l-Heysem'den oda Ebi Said'den rivayet etti.Ebi's Semh ise Derrac b.Sem-An'dır.Ebi Heysem'den rivayet ettigi hadisler zayıftır.Halbuki bu hadisi destekleyen başka hadisler vardır.Örnegin;Ahmed b.Hanbel'in rivayet ettigi Abdullah b.El-As'ın hadisidir.

Musa aleyhisselam’ın: “Ey rabbim! Bütün kulların bunu diyorlar” sözünden, bu sözün herkes tarafından söylenmesi sebebiyle La ilahe illAllah kelimesinin basit olduğu zannedilmemelidir. Çünkü Musa aleyhisselam bu kelimenin ne kadar yüce ve değerli bir kelime olduğunu çok iyi biliyordu. Fakat bu kelimeyi herkes söylediği için Allah-u Teâlâ’dan sadece kendisine özel bir zikir öğretmesini istemişti. Zira kişiye özel bir şey verilmesi onun yüksek bir değere sahip olduğuna delâlet eder.
Musa aleyhisselam’ın bu isteği üzerine Allah-u Teâlâ; “La ilahe illAllah”tan başka ona ne verilirse verilsin, La ilahe illAllah kelimesinden daha değerli olmayacağını, bilakis La ilahe illAllah’ın göklerden ve yerlerden daha değerli olduğunu kendisine bildirmiştir.
Bu;  La ilahe illAllah’ın ne kadar değerli ve yüce bir kelime olduğunu göstermektedir. Fakat bu kelimenin, söyleyen kişiye fayda verebilmesi için gerekli şartların yerine getirilmesi gerekir. Bu kelimeyi sadece sözle söylemek kişiye fayda vermez. Bu kelimeyi söyleyen nice kişiler vardır ki, Allah-u Teâlâ’nın katında sivrisinek kanadı kadar bile değerleri yoktur. Çünkü şartlarına riayet ederek söylememişlerdir.
Hadiste geçen; “Yedi gökler ve benden başka içinde bulunanlar” sözü; göklerin Allah-u Teâlâ’nın sıfatlarıyla kuşatıldığını ve göklerin; Allah-u Teâlâ’nın ilmini, rahmetini, kudretini, işleri nasıl düzenlediğini ve buna benzer sıfatlarını büyük ayetler içerdiğini ifade etmektedir.
Şu iyice bilinmelidir ki; Allah-u Teâlâ’nın semada bulunması meleklerin semada bulunması gibi değildir. Melekler göklerde kalmaktadırlar, göklere ihtiyaçları vardır. Fakat Rab Teâlâ’nın göklere ihtiyacı yoktur, bilakis gökler ve her şey O’na muhtaçtır.
Hadiste geçen; “benden başka içinde bulunanlar” sözünden, Allah-u Teâlâ’nın semânın içinde yerleştiği, göğün O’nu kuşattığı veya O’nu gölgelendirdiği gibi bir mana anlaşılmaması gerekir
Melekler göklerin içindedir, yani; göğü melekler kuşatmıştır. Meleklerin üstünde olan gökler ise onları gölgelendirir.
 
Allah-u Teâlâ böyle değildir O, arşa istiva etmiştir ve O, yarattığı hiçbir şeye sığmaz, yarattığı hiçbir şey onu kuşatamaz, gölgelendiremez. Çünkü O, gökleri yaratmadan önce vardı. Mekândan münezzehtir. Çünkü mekânı yaratmadan önce vardır.
 
Şu iyice bilinmelidir ki; Musa aleyhisselam’ın bilmediği, La ilahe illAllah’ın özel faziletiydi. Bu, ancak vahiyle bilinir.  Nebiler dahi bu fazileti, kendilerine vahyedilmeden önce bilmiyorlardı. Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem de La ilahe illAllah’ın özel faziletini, Allah-u Teâlâ ona bildirmeden önce bilmiyordu. Bu sebeple her şeraitte, bu kelimenin faziletinin bildirilmesi gerekmektedir. Fakat La ilahe illAllah’ın manasını, rasûl dahil arapça bilen herkesin bilmesi mümkündür. Onun için gönderilen her nebi ve rasûl La ilahe illAllah’ın manasını biliyor ve insanları ilk olarak ona çağırıyordu. Fakat rasûller ve nebiler başlangıçta La ilahe illAllah’ın faziletlerini ve onu zikretmenin ne kadar sevap kazandırdığını, ne kadar günah sildiğini bilmeyebilir. Daha sonra bunlar kendisine öğretilir.
Musa aleyhisselam’ın da bilmediği, bu kelimenin özel faziletiydi. Yoksa Musa aleyhisselam bu kelimenin manasını çok iyi biliyordu. Çünkü İsrailoğullarına ilk anlattığı ve ilk davet ettiği şey, bu kelimenin manasıydı. Fakat daha sonra, La ilahe illAllah’ın özel fazileti de ona öğretildi.
Bu hadisten; La ilahe illAllah’ın ne kadar değerli ve ne kadar yüce bir kelime olduğu apaçık anlaşılmaktadır. Fakat bu kelimenin değerinden faydalanabilmenin yegâne yolu, onun manasını bilerek iman ettikten sonra, tüm yaşantısını buna göre düzenlemektir. Bu şartları yerine getirmeden, birçok insan bu değerli kelimeyi söylediği halde, onların Allah katında sivrisinek kanadı kadar bile değeri yoktur.
Yine bu hadisten; en yüce ve en güzel zikrin “La ilahe illAllah”ı söylemek olduğu anlaşılmaktadır. Zikrin sünnete uygun olabilmesi için, “La ilahe illAllah” kelimesinin tam olarak söylenmesi gerekir. Zikirde sadece “hu” demek sünnete aykırıdır, bid’attır.
Bu konunun özeti şudur: Kim La ilahe illAllah’ın şartlarını yerine getirir, büyük olsun küçük olsun, bütün şirkleri ve günahları işlemekten uzak durur, ölünceye kadar bu hal üzere yaşarsa, en mükemmel muvahhidlerden olur. İşte böyle bir kişi cennete girer ve ona cehennem kesinlikle haram olur.
Kim de La ilahe illAllah’ın şartlarına riayet eder, onları yerine getirir ve büyük şirkten uzak durursa, fakat buna rağmen küçük şirk veya büyük günah işlerse, işlediği haseneleri günahlardan daha ağır geldiği müddetçe, cehenneme girmeden cennete girer. Fakat kötülükleri hasenelerden daha ağır gelirse, o zaman durumu Allah-u Teâlâ’nın dilemesine kalır. Allah-u Teâlâ dilerse işlediği günah nispetinde ona azap eder ve daha sonra La ilahe illAllah şehadetinin fazilet sebebiyle cennete sokar; dilerse onu affeder ve cehenneme uğratmadan cennete sokar.
Kayıtlı

İzzetli yaşamayı arzu edenler; inancı uğruna ölümü bir sevgili bilip mücâdele edenlerdir...
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |