MÜ’MİNLER İLE MÜŞRİKLER ARASINDAKİ FARKI BELİRLEYEN KÂİDELER
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 07 Aralık 2019, 20:24:00


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: MÜ’MİNLER İLE MÜŞRİKLER ARASINDAKİ FARKI BELİRLEYEN KÂİDELER  (Okunma Sayısı 3171 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bismirrahman
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 205


قتل الانسان ما اكفره


« : 22 Şubat 2016, 14:48:19 »


                                        MÜ’MİNLER İLE MÜŞRİKLER ARASINDAKİ
                                                FARKI BELİRLEYEN KÂİDELER


Allah insanları, yalnız kendisine ibadet etmeleri için yaratmıştır. Bunu idrak eden her Müslümanın şunları da bilmesi gerekir:
Tevhidi gerçekleştirmeksizin yapılan ibadetler Allah-u Teâlâ katında geçerli değildir. Tıpkı taharetsiz kılınan namazın namaz sayılmaması gibi...
Bir ibadete şirk karıştığında o ibadeti bozacağını, yapılan ameli boşa çıkaracağını ve sahibini sonsuza kadar cehennemde bırakacağını bilirsen bir kimse, şirkin ne olduğunu öğrenmesi gerektiğini daha iyi anlamış olur. Kişi şirki bildiği zaman; tevhidi bozan ve ibadetleri geçersiz kılan şeyleri de öğrenmiş olur ve ancak kendisini bu şekilde şirkten uzak tutup koruyabilir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Allah kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz. Bundan başkasını dilediğine bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse derin bir sapıklığa sapmış olur.               (Nisa: 116)

Kişinin şirki iyice öğrenebilmesi için, Allah-u Teâlâ’nın kitabında zikrettiği şu altı kaideyi çok iyi bilmesi gerekir:

Birincisi: Allah’ın sadece rububiyyetine iman edip de ulûhiyyetinin gereklerini yerine getirmeyen, müşriktir.
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in savaştığı kâfirler, Allah-u Teâlâ'yı; yaratan, rızıklandıran, öldürüp dirilten, fayda ve zarar veren, bütün işlerin elinde olduğu yüce varlık olarak bildikleri ve kabul ettikleri halde, Allah-u Teâlâ onları Müslüman olarak kabul etmedi ve rasûlüne onlarla savaşmayı emretti.
 
Allah-u Teâlâ onlar hakkında şöyle buyuruyor:
“Ey Muhammed! De ki: “Size gökten ve yerden rızık veren kimdir? Size kulak ve gözleri bahşeden kimdir? Ölüden diriyi çıkaran,  diriden ölüyü çıkaran kimdir? Bütün işleri düzene koyan kimdir?” Diyecekler ki: “Allah’tır.” De ki: “O halde Allah’tan sakınmaz mısınız?”                                       
(Yunus: 31)
“Ey Muhammed! De ki: “Eğer biliyorsanız söyleyin bakalım yeryüzü ve oradakiler kimindir?” Diyecekler ki: “Allah’ındır.” De ki: “O halde hiç düşünmez misiniz?” “Yedi göğün Rabbi ve o yüce arşın Rabbi kimdir?”  de. Diyecekler ki: “Allah’tır.” De ki: “O halde sakınmaz mısınız?” “Öyleyse her şeyin hakimiyet ve mülkiyetini elinde tutan, dilediğini koruyan, fakat kendisinden hiçbir şey korunmayan kimdir? Biliyorsanız söyleyin” de. Diyecekler ki: “Allah’tır.” De ki: “O halde nasıl aldanıyorsunuz?” Doğrusu biz onlara hakkı getirdik. Fakat onlar yalancıdırlar.”                                        (Mü’minun: 84-90)         
                                                       
Laikler, ırkçılar, kapitalistler, liberaller, demokratlar ve benzerleri, Allah-u Teâlâ’nın rabliğini kabul etmelerine, hatta bir takım ibadetleri yapmalarına rağmen Müslüman sayılmazlar. Çünkü büyük şirk işlemektedirler.
İkincisi: Allah ile arasında aracılar tayin eden müşriktir.
Yaptıkları ibadetlerde, Allah’la kendileri arasına vasıtalar koyarak Allah’a eş koşan müşrikler, bu yaptıklarının şirk olmadığını iddia ederek şöyle derler:
“Biliyoruz ki fayda verecek olan sadece Allah’tır. Biz istediğimizi Allah’tan istiyoruz. Fakat aracı kabul ettiklerimiz, Allah’a yakın kimselerdir. Biz onların vasıtasıyla Allah’a yaklaşıyoruz. Allah’ın rızasını kazanmak için onların şefaatine sığınıyoruz.”
Bunların niyetleri Allah-u Teâlâ’ya yaklaşmaktır. Fakat bu niyetleri onlara fayda vermemektedir. Çünkü ibadetlerin bir kısmını aracı zannettikleri varlıklara yaparak büyük şirk işlemektedirler.
Aynı şekilde her kim Allah-u Teâlâ’nın kanunlarıyla hükmetmeyen bir devlette milletvekili olur veya Allah-u Teâlâ’nın kanunlarından başka bir kanunla hükmeder ya da Allah-u Teâlâ’nın kanunları dışındaki kanunlarla hüküm verilmesini kabul ederse, velev ki böyle yapmayı İslam’a ve Müslümanlara hizmet etme niyetiyle yapmış olsun, bu iyi niyeti ona fayda vermeyecektir. Çünkü hüküm koyma konusunda büyük şirke girmiştir.
Allah-u Teâlâ böyle kimseler hakkında şöyle buyuruyor:
“İyi bilinmelidir ki halis din Allah’ındır. Allah’ tan başka dostlar edinenler: “Bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye onlara ibadet ediyoruz” derler. Doğrusu Allah ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Allah şüphesiz yalancı ve kâfir olan kimseyi doğru yola eriştirmez.”                                    (Zümer: 3)

“Onlar Allah’tan başka kendilerine fayda da zarar da veremeyen şeylere taparlar ve: “Bunlar Allah katında şefaatçilerimizdir” derler. Ey Muhammed! De ki: “Göklerde ve yerde Allah’ın bilmediği bir şeyi mi O’na haber veriyorsunuz?” Allah onların ortak koşmalarından münezzeh ve yücedir.”                                             (Yunus: 18)

Üçüncüsü: İbadetlerden herhangi birini, ismi ve cismi ne olursa olsun, Allah’tan başka bir varlığa yapan müşriktir.
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem insanlara davetçi olarak gönderildiği zaman, onlar çok çeşitli varlıklara ibadet etmekteydiler. Bazı insanlar güneş ve aya, bazıları salih kimselere, bazıları nebilere, bazıları meleklere, bazıları ise ağaç ve taşlara ibadet ediyorlardı. Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve selem, onların hepsini müşrik olarak kabul etti ve aralarında hiçbir fark gözetmeksizin tümüne savaş açtı.
Laikler, ırkçılar, kapitalistler, sosyalistler, liberaller ve demokratların çok değişik ilahları vardır. Bunlar ibadet ettikleri ilahlar bakımından değişik taifelerdir.
Onlardan bazıları Amerikalılara, bazıları Avrupalılara, bazıları ise Ruslara ibadet eder.
Yine onlardan bazıları yeni dünya düzenine, bazıları hakimlere, bazıları teorilere, bazıları vatana, bazıları ırkçılık ve kavmiyetçiliğe, bazıları milliyetçiliğe, bazıları da kendi liderlerine ve düşünürlerine ibadet eder.
Her ne kadar bunların ibadet ettikleri şeyler değişik ise de asılda yani; büyük şirke düşme konusunda birleşmişlerdir. Şirk üzere olmaları bakımından aralarında hiçbir fark yoktur.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Fitne (şirk) ortadan kalkıp din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse bilin ki düşmanlık ancak zalimlere karşıdır.’’          (Bakara: 193)
                                                                 
Allah-u Teâlâ güneş ve aya tapan kimseler hakkında şöyle buyuruyor:
“Gece ile gündüz, güneş ile ay Allah’ın varlığının belgelerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin. Eğer yalnız Allah’a kulluk etmek istiyorsanız yalnız bunları yaratana secde edin.”                                                        (Fussilet: 37)
Salih kimselere ibadet edenler hakkında Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ey Muhammed! De ki: “Allah’tan başka ilah sandığınız şeyleri çağırın. Onlar ne sizi uğradığınız zarardan kurtarabilirler ne de onu sizden uzaklaştırabilirler. Onların taptıkları da Rablerine daha yakın olmak için bir yol arar. Her biri Allah’a daha çok yaklaşmak için çalışır. O’nun rahmetini umarlar, azabından korkarlar. Elbette Rabbinin azabı korkulan azabdır.”        (İsra: 56-57)
                                       

Allah-u Teâlâ melekleri ilahlaştıranlar hakkında şöyle buyuruyor:
“Bir gün onların hepsini biraraya toplayacak sonra meleklere: “Size tapanlar bunlar mıydı?” diyecektir. Melekler de: “Seni layık olmadığın sıfatlardan tenzih ederiz. Bizim dostumuz onlar değil, sensin. Hayır, onlar cinlere taparlardı. Çoğu onlara inanıyordu” derler. Bugün birbirinize ne bir fayda ne bir zarar vermeye güç yetirebilirsiniz. Zalimlere: “Dünyada yalanladığınız ateşin azabını tadın” diyeceğiz.”                                             (Sebe: 40-42)                                             
                                                                   
“(Hiçbir rasûl) melekleri ve nebileri rabler edinmenizi size emretmez. Sizler Müslüman olduktan sonra, kâfir olmanızı mı emredecek(ler)?”                     (A-li İmran: 80)                                      
                                                             
Allah-u Teâlâ, rasûllere ibadet eden kimseler hakkında da şöyle buyuruyor:
“Hani Allah şöyle demişti: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara Allah’ı bırakıp da beni ve annemi iki ilah edinin” dedin? İsa dedi ki: “Seni tenzih ederim. Hakkım olmayan şeyleri söylemek bana yakışmaz. Eğer böyle söylemişsem Sen onu bilirsin. Ben ise Senin gizlediklerini bilemem. Şüphesiz ki Sen, gaybleri çok iyi bilensin. Ben onlara sadece bana emrettiklerini söyledim. “Benim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin” dedim. Aralarında olduğum müddetçe onlara şahit idim. Sen beni semaya aldığın zaman onları Sen gözlüyordun. Sen her şeye şahitsin. Eğer onlara azap edersen şüphesiz onlar Senin kullarındır. Şayet bağışlarsan muhakkak ki Sen Aziz’sin, Hakim’sin. Her şeye galipsin, hüküm ve hikmet sahibisin.”                                                   (Maide: 116-118)
                                                                                         
Ağaçlara ve taşlara ibadet edenler hakkında Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Gördün mü Lat ve Uzza’yı ve üçüncü put olan Menat’ı? Herhangi bir güçleri var mı?”      (Necm: 19-20)                                
                                                                 
Tirmizi’nin rivayet edip sahih dediği bir hadis-i şerifte, Ebu Vakid el-Leysi şöyle diyor:
“Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem ile birlikte Huneyn seferine çıkmıştık. Biz, küfür ve şirk aleminden henüz yeni ayrılmıştık. Müşriklerin Zat-u Envat dedikleri ve kutsal saydıkları bir ağacı vardı. (Kendilerine savaşta uğur getirmesi için) Silahlarını o ağacın altında kuşanırlardı. Böyle ulu bir ağacın altından geçiyorduk. Rasûlullah’a:
“Ey Allah’ın rasûlü! Onların Zat-u Envat’ı gibi bize de bir Zat-u Envat yap” dedik. Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem onlara şöyle dedi:
“Allah-u Ekber! Yemin ederim ki sizin sözleriniz, İsrailoğullarının Musa’ya söylediği sözlere benziyor.

“İsrailoğulları Musa’ya şöyle dediler: “Ey Musa! Bunların nasıl ilahları varsa bize de öyle ilah yap.” Musa şöyle dedi: “Şüphesiz ki siz cahil bir topluluksunuz. Çünkü şu gördüğünüz putlara ibadet edenlerin içinde bulundukları din yıkılmaya mahkûmdur. Ve yaptıkları ameller batıldır.” Musa: “Size Allah’ tan başka bir ilah mı arayacağım. Hâlbuki O sizi alemlerden üstün kılmıştır.”       
(A’raf:138-140)
Dördüncüsü: Allah’ın kanunlarından başka kanunlara göre amel eden, müşriktir.
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem geldiği zaman, tebliğ ettiği insanların da kanunları, şeriatları ve ihtilafları çözen mahkemeleri vardı. Kendilerine bağlandıkları ve ona göre hareket ettikleri cahili adetlere sahiptiler. Bu yüzden Allah-u Teâlâ’nın hükmünü ve hidayet yolunu kabul etmediler. Allah-u Teâlâ ve Rasülü sallAllahu aleyhi ve sellem onları Müslüman kabul etmedi ve tekfir etti. Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem de onlara savaş açtı.
Allah-u Teâlâ onların bazı şeriatları hakkında şöyle buyuruyor:
“Kesilirken üzerine Allah’ın adı zikredilmeyen hayvanları yemeyin. Bunu (helal sayarak) yapmak Allah’ın yolundan çıkmaktır. Şüphesiz ki şeytanlar sizinle mücadele etmeleri için dostlarına vahyeder. Şayet onlara itaat ederseniz muhakkak müşriklerden olursunuz.”                                                   
(En’am: 121)
Allah-u Teâlâ Kureyş ve ona tabi olanlar hakkında şöyle buyuruyor: 
“Yoksa onların Allah’ın izin vermediği şeyi kendilerine dinden bir şeriat koyan ortakları mı vardır?”                                                             
(Şura: 21)
Laiklerin, ırkçıların, kapitalistlerin, liberallerin, demokratların ve benzerlerinin şeriatları, kanunları ve hem yerel hem de uluslar arası mahkemeleri vardır. Aralarındaki ihtilafları bu mahkemelerde çözerler. Aynı şekilde onların bir takım cahili adetleri de vardır. Yaşamlarını o adetlere göre düzenleyerek sürdürürler. Bu cahili bir zihniyetten kaynaklanan adetleri; medeniyetin, aydınlığın ve kültürün bir göstergesi olarak telakki ederler. Bunların hepsi, sadece Allah-u Teâlâ’nın hükmünü ve sadece Allah-u Teâlâ’nın hidayet yolunu kabul etmedikleri için müşriktirler. Muvahhid olabilmek için mutlaka onları tekfir etmek ve onlardan beri olmak gerekir.

Beşincisi: Sıkıntı anında başka varlıklara yönelen ya da sıkıntı anında Allah’a yönelip daha sonra başka varlıkları yücelten, müşriktir.
Şüphesiz günümüzdeki müşriklerin şirki, önceki müşriklerin şirkinden daha şiddetlidir. Çünkü önceki müşrikler sıkıntı anında şirki terk edip sadece Allah’a yönelir ve sıkıntıları gidince tekrar Allah’a şirk koşmaya başlarlardı. Günümüz müşrikleri ise sıkıntı olsun, zorluk olsun her halükarda, Allah’a ibadette ortak koşmakta ve sadece Allah’a yönelinmesi gerekirken Allah’tan başka nice şeylere yönelmektedirler.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Gemiye bindikleri zaman dini yalnız Allah’a has kılarak O’na yalvarırlar. Ama Allah onları karaya çıkararak kurtarınca O’na hemen eş koşarlar.”           (Ankebut: 65)

Altıncısı: Bazı konularda Allah’a ibadet eden ve bazı konularda da başka varlıklara ibadet eden müşriktir.
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in gönderildiği insanlar, bazı şeyleri Allah-u Teâlâ’ya, bazı şeyleri taptıkları putlara takdim ederlerdi. Bu konuda

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Yarattığı ekin ve hayvanlardan Allah’a bir pay ayırarak zanlarınca: “Bu Allah’ın, bu da ortaklarımızındır” dediler. Ortakları için olan (pay) Allah’a ulaşmıyor, Allah için olan (pay) ise ortaklarına ulaşıyordu. Verdikleri hüküm ne kötüdür!”                                             (En’am: 136)                                               

Laikler, ırkçılar, kapitalistler, liberaller, demokratlar ve benzerlerinin hepsi; mescitte Allah-u Teâlâ’ya ibadet etmekte ve ramazanda oruç ibadeti yapmakta, hatta beyti haccetmekte, nikâh, boşama ve bunlar gibi medeni meselelerde Allah-u Teâlâ’nın kanunlarına bağlanmakta, bunların dışında kalan durumlarda ise Allah’ın dininden alınmayan beşeri mahreçli kanunlarıyla hükmetmektedirler. (1)

---------------------------
Tabi ki bu uygulama;bazı arap devletlerinde böyledir.Fakat Türkiye de ve batı ülkelerinde böyle degildir.Nikah,boşanma,miras ve bütün medeni meseleler de hakim olan Allah-u tealanın kanunları degil,beşeri kanunlardır.
Kayıtlı

İzzetli yaşamayı arzu edenler; inancı uğruna ölümü bir sevgili bilip mücâdele edenlerdir...
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |