Tağutu reddetmek
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 18 Kasım 2019, 11:38:59


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Tağutu reddetmek  (Okunma Sayısı 8808 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Malik bin Enes
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 391


« : 06 Ocak 2016, 23:16:35 »

                                                                                           TAĞUTU REDDETMEK

Tağutu reddetmenin, tevhidin bir rüknu olduğunu, tağutu reddetmeksizin kimsenin imanının geçerli olamayacağını ve zamanımızdaki tağutların türlerini öğrendikten sonra tağutu reddetmenin sadece dille söylemekten ibaret olmadığını, pratikte uygulanması gereken bir amel olduğunu iyice anlaman ve pratik yaşantında yanlış ameller sebebiyle bu konularda şirke düşmemen için sana tağutu nasıl reddetmen gerektiğini bildireceğim. Aksi taktirde Allah-u Teâlâ’nın şu sözü senin hakkında söylenmiş olur:

“(Yapacağınızı) Söylediğiniz şeyleri yapmamanız, Allah katında suç olarak çok büyüktür.” (Saff: 3)

Tağutu inkâr meselesi insanlara zikredildiğinde, tağutu silik ve net olmayan bir şekil olarak düşünürler. Öyleki onlar, tağutu sanki pratik hayatta varlığı olmayan, sadece teoride var olan bir varlık sanırlar. Oysa tağut, her zaman zihinde hazır bulunan ve pratik hayatta karşımıza çıkabilecek, sınırları, şekli net ve belli olan bir varlık olarak düşünülmelidir.
Tağut hakkında konuştuğumuzda, insanlar onu rahatlıkla reddedebilsinler diye şekli, resmi ve varlığı belli olan bir varlık hakkında konuşmamız gerekir.
Allah-u Teâlâ, tağutun nasıl reddedileceğini Kur’an’da muvahhidlerin imamı İbrahim aleyhisselam’ın diliyle açıkça beyan etmiştir.
Allah-u Teâlâ, İbrahim aleyhisselam’ı kendinden sonra gelen bütün rasullere ve en son rasul Muhammed aleyhisselam’a örnek göstererek şöyle buyuruyor:


“Muhakkak ki İbrahim ve beraberinde olanlarda sizler için güzel bir örnek vardır. Onlar (şirk koşan) kavimlerine şöyle demişlerdi: Biz, sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan beriyiz. Sizi (hak din üzere olduğunuzu kabul etmeyip) reddettik. Sizler, tek olan Allah’a iman edinceye kadar,  bizimle sizin aranızda ebedi bir düşmanlık ve kin başlamıştır.” (Mumtahine: 4)
Kayıtlı
Malik bin Enes
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 391


« Yanıtla #1 : 06 Ocak 2016, 23:38:37 »

Tağutu Reddetmek Şöyle Olur:

1 – Tağutları ve Onların Dinine (57) Girenleri Tekfir Etmek:

Bu, bütün tağutların, nüsuk, hüküm ve velayet ibadetlerinden herhangi birisini bu tağutlara yapanların kâfir olduğuna inanmak ve bu gibilere kâfir muamelesi yapmaktır.
Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem, davetinin başında zayıf durumda olmasına rağmen Allah-u Teâlâ ona, müşrik kavmine hiç çekinmeden durumlarını apaçık bir şekilde açıklamasını emretti. Böylece Müslümanların müşriklere karşı takınmaları gereken tavrın nasıl olması gerektiğini Rabbani bir metodla ortaya koydu. İşte bu, silahla cihad henüz farz kılınmadan ve hicretten önce davetin başlangıcında olmuştu.

Allah-u Teâlâ, Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’e kavmiyle ilgili gerçekleri, onların İslam’daki durumlarını açık bir şekilde haykırmasını emretti.  

Allah-u Teâlâ bu konuda şöyle buyuruyor:

“De ki: Ey kâfirler! Ben sizin taptığınıza tapmıyorum. Siz de benim taptığıma tapmıyorsunuz. Ben sizin taptıklarınıza asla tapacak değilim. Sizler de benim taptığıma tapacak değilsiniz. Sizin (şirk) dininiz size, benim dinim (İslam) banadır.” (Kâfirun: 1-6)


Şayet bu meseleyi geciktirmek caiz olsaydı Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem, kavmini kızdırmamak, onlardan gelecek eziyet ve işkenceyi önlemek amacıyla bu meseleyi geciktirirdi. Çünkü davetin ilk yıllarında zayıf bir durumdaydı ve zayıf olan bu durumunu göz önüne alarak bu meseleyi açıklamayı geciktirirdi.
Fakat bu mesele, İslam akidesini direkt ilgilendiren, dinin aslıyla ilgili olan, dinin en önemli ve en öncelikli meselesidir.
Durum böyle olduğu halde, kendilerini İslam davetçisi zanneden bazı kimseler, İslam’ın metodunu bir kenara atarak beşeri metodlar kullanırlar ve insanların gerçek durumlarını ortaya koymanın, onları İslam’dan daha da uzaklaştıracağını söylerler.

Şeyh Abdurrahman b. Hasen dalalet ehlinden birisine cevaben şöyle dedi:

“Herkes, kendisinin Müslüman olduğunu iddia ediyor. Fakat her iddianın doğru olması için ispat gerekir. Şayet ispat olmazsa, bu iddia geçersiz olur.
Şeyhimiz, İslam’ın aslını şöyle tarif etmektedir: “Dinin aslı ve temeli iki şeydir:

Birincisi: Ortağı olmayan, tek olan Allah-u Teâlâ’ya ibadeti emretmek, insanları bunu yapmaya teşvik etmek, dostluk ve düşmanlığı bu temele dayanarak yapmak ve bu temeli terkedenleri tekfir etmektir.

İkincisi: Allah-u Teâlâ’ya ortak koşanları uyarmak, onlara karşı sert muameleler yapmak, onlara düşman olmak ve onları tekfir etmektir.

Bu iki temele muhalefet edenler çok çeşitlidir:

1 – Bunların en şiddetli olanı ve en çok muhalefet edeni, her iki şarta birden muhalefet edendir.

2 – Onlardan bazıları Allah-u Teâlâ’ya ibadet eder, fakat şirki reddetmez.

3 – Onlardan bazıları Allah-u Teâlâ’ya ibadet eder, şirki reddeder, fakat şirk işleyenlere düşmanlık göstermez.

4 – Onlardan bazıları Allah-u Teâlâ’ya ibadet eder, şirki reddeder, şirk işleyenlere düşmanlık gösterir, fakat onları tekfir etmez.

5 – Onlardan bir kısmı tevhidi sevmez, fakat ona buğuz da etmez.

6 – Onlardan bir kısmı tevhidi reddeder, fakat tevhid ehline düşman olmaz.

7 – Onlardan bir kısmı tevhid ehlini tekfir etti ve bu yaptıklarını salih kimselere sövme olarak isimlendirdi.

8 – Onlardan bir kısmı hem şirke buğzetmez hem de onu sevmez.

9 – Onlardan bir kısmı şirki bilmez, bilmediği için de reddetmez.

10 – Bu kimselerin en tehlikeli olanları ise; tevhidle amel eden, fakat onun kıymetini ve değerini anlamadığı için tevhidi terkedenlere buğzetmeyen ve onları tekfir etmeyenlerdir.

11 – Onlardan bazıları; şirki terkeder, onu çirkin görür ve inkâr eder, fakat şirkin kötülüğünü bilmez ve bu sebeple şirk ehline düşman olmaz, onları tekfir etmez.
Bu sayılan kimselerin hepsi Allah-u Teâlâ’nın nebilerine gönderdiği tevhid dinine muhalefet eden kimselerdir.” (Ed-Dureru’s Seniye 7. bölüm)

Böyle durumda olan bir kimse, dinin aslını gerçekleştirmediği, tağutun dinine girenleri ve tağuta tapanları reddetmediği müddetçe asla mümin ve Müslüman olamaz.

Şeyh Hüseyin ve Şeyh Abdullah b. Şeyh Muhammed’e şöyle soruldu:
“Bu dine giren, bu dine bağlı olanları seven fakat müşriklere düşmanlık göstermeyen veya onlara düşmanlık göstermesine rağmen onları tekfir etmeyen bir kimsenin hükmü nedir?” Onlar şöyle cevap verdiler:

“Bu kişi Müslüman değildir. Müslüman olabilmesi için tevhidi bilmeli, ona boyun eğmeli ve ona göre amel etmelidir. Aynı şekilde Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in getirdiği şeriati tasdik etmeli, emir ve nehiyleri konusunda ona itaat etmeli ve getirdiği bütün şeylere iman etmelidir. Her kim: “Ben müşriklere düşmanlık göstermem” der veya düşmanlık gösterdiği halde onları tekfir etmez veya la ilahe illAllah dedikleri için Allah-u Teâlâ’nın dinine düşmanlık gösteren, küfür ya da büyük şirk işleyen kimseler hakkında veya mezara tapanlar hakkında bir şey diyemeceğini söylerse, o kişi asla Müslüman olamaz.

Allah-u Teâlâ böyle bir duruma düşen kimse hakkında şöyle buyuruyor:
“…Bazı rasullerine iman eder bazılarını ise inkâr ederiz “ diyerek iman ile küfür arasında bir yol tut-mak isteyenler var ya? '' ( Nisa: 150 )    
             
(Mecmuatu't Tevhid c: 1 s: 353)

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem bir sahabesine şöyle dedi:
“Kâfirun suresini oku! Sonra uyu! Çünkü o sure, şirkten beri olma suresidir.”   (Ebu Davud sahih senedle)


Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Muhakkak ki İbrahim ve beraberinde olanlarda sizler için güzel bir örnek vardır. Onlar (şirk koşan) kavimlerine şöyle demişlerdi: Biz, sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan beriyiz. Sizi (hak din üzere olduğunuzu kabul etmeyip) reddettik. Sizler, tek olan Allah’a iman edinceye kadar,  bizimle sizin aranızda ebedi bir düşmanlık ve kin başlamıştır.” (Mumtahine: 4)


(57) (Tağutun dini; onun nizamı, sistemi, kanunları ve anayasasıdır.)
Kayıtlı
Malik bin Enes
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 391


« Yanıtla #2 : 14 Ocak 2016, 21:03:02 »

2 – Tağuta Yapılan İbadetin Batıl ve Geçersiz Olduğuna İnanmak:

Bu, kulun; Allah-u Teâlâ’dan başka ibadet edilen ve daha önce açıklanan taş, put, ağaç, kahin, sihirbaz, ilim adamı veya sapıklığa çağıran bir kişi veya Allah-u Teâlâ’nın kitabı ve Rasulünün sünnetinin dışında hüküm veren bir hakim veya birleşmiş milletler ve benzerleri veya İslam şeriatine bağlı olmayan parti, kavim ve bunlar gibi her türlü tağuta yapılan ibadetlerin sapık ve şirk olduğunu bilip inanmasıyla olur.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Bu gösteriyor ki, hak olan sadece Allah'tır (O bâkidir (kalıcıdır). Sadece O'na ibadet edilmesi gerekir). O’nun dışında taptıkları ise şüphesiz bâtıldır (yok olacaktır). Muhakkak ki Allah yücedir ve büyüktür."  (Lokman: 30)

El Vezir b. El Muzaffer Es Sem’ani, El İfsah kitabında şöyle dedi:
“La ilahe illAllah’a şehadet etmek” demek, “La ilahe illAllah” şehadetini söyleyen kimsenin bu kelimenin manasını bilerek şehadet etmesi demektir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Bil ki! Allah’tan başka ibadete layık ilah yoktur.”  (Muhammed: 19)


“La ilahe illAllah” şehadetinde Allah-u Teâlâ’nın ismi, edat olan “illa”dan sonra gelmiştir. Bu ise uluhiyyet sıfatını sadece O’nun hak ettiğini göstermektedir. Bu sıfatı O’ndan başkası asla haketmez.”

Sözlerine devam ederek şöyle dedi:
“Bu sözden istifade edeceğimiz şey şudur: “La ilahe illAllah” sözü tağutu red ve Allah-u Teâlâ’ya imanı kapsar. Zira ancak sahte ilahlar reddedildiği ve uluhiyyet hakkı sadece Allah-u Teâlâ’ya verildiğinde tağut reddedilmiş ve sadece Allah-u Teâlâ’ya iman edilmiş olunur.” (Fethu'l Mecid s: 35)

Her kim zikredilen ibadetlerden herhangi birisini tağutlardan herhangi birisine vermenin caiz olduğunu söyler veya bu konuda şüphe eder veya duraklarsa, tağuta ibadet etmiyor olsa bile tevhidin rüknü olan tağutu red şartını yerine getirmemiş ve İslam’a girmemiş olur.
Kayıtlı
Malik bin Enes
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 391


« Yanıtla #3 : 14 Ocak 2016, 21:16:21 »

3 – Tağuta İbadeti Terkederek Ondan Beri Olmak:

Bu, kulun; ibadetlerden herhangi birisini Allah-u Teâlâ’dan başkasına, yani tağutlardan herhangi birisine yapmamasıyla olur.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Andolsun ki her ümmete: “Allah’a ibadet edin ve tağuttan kaçının” diye (söylemeleri için) bir rasul gönderdik. Böylelikle onlardan kimine Allah hidayet etti ve onlardan kiminin üzerine de sapıklık hak oldu. Öyleyse yeryüzünde gezin de yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bir bakın.”                            (Nahl: 36)

Şeyh Abdurrahman b. Hasen şöyle dedi:
“Allah-u Teâlâ bu ayette, her bir insan taifesine gönderdiği rasulleri,
“Allah’a ibadet edin ve tağuttan kaçının diye…” gönderdiğini haber veriyor. Bu ise; sadece Allah-u Teâlâ’ya ibaet edin ve O’ndan başkasına ibadeti terkedin, manasına gelir.

Allah-u Teâlâ’nın şu ayette buyurduğu gibi:
"Artık kim tağutu (kendisine ibadet edilmesine rıza gösterenleri) reddedip (gerçek manada) Allah’a iman ederse, kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa tutunmuş olur. Muhakkak ki Allah, Semî' ve Alîm (her şeyi en ince teferruatıyla işiten ve bilen)'dir.” (Bakara: 256)

İşte bu, la ilahe illAllah’ın manasıdır. Çünkü sağlam kulp budur. (Fethu'l Mecid s: 19)

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ad kavmine de kardeşleri Hud’u gönderdik. Onlara şöyle dedi: “Ey kavmim! (Sadece) Allah’a ibadet edin! Sizin, O’ndan başka ilahınız yoktur! Sakınmaz mısınız?” ( A'raf: 65 )

Hud aleyhisselam’ın, Ad kavmine söylemiş olduğu söze karşılık Ad kavmi şöyle cevap verdi:
Dediler ki: “Sen bize, sadece tek Allah’a ibadet etmemiz ve babalarımızın ibadet etmiş olduklarını bırakmamız için mi geldin?! (Biz onları bırakmıyoruz!) Şayet doğrulardan isen, (sana itaat etmediğimizde başımıza geleceğini) vaadettiğini (azabı) hemen getir bakalım!”                                                          (A'raf: 70 )
Hud aleyhisselam kavmi olan Ad’ı Allah-u Teâlâ’nın tevhidine çağırdığı zaman onlar, babalarının tapmakta olduklarını tevhidin bir gereği olarak terketmeleri gerektiğini anladıkları için, cevap olarak işte bu ayette geçen;
“Sen bize, sadece tek Allah’a ibadet etmemiz ve babalarımızın ibadet etmiş olduklarını bırakmamız için mi geldin?!” sözünü söylediler.
Mekke müşrikleri de Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’e bu şekilde bir cevap vermişlerdi.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Muhakkak ki onlara la ilahe illAllah (Allah’tan başka ibadete layık ilah yoktur) denilince (bu söze tabi olmayı reddedip) büyüklenirlerdi. Sonra da şöyle derlerdi: “Deli olan bir şair için ilahlarımızı mı terkedeceğiz?”  ( Saffat: 35-36 )

Bu ayet; kâfirlerin “la ilahe ilAllah” sözünden, Allah-u Teâlâ’dan başka veya Allah-u Teâlâ ile birlikte ibadet edilen bütün sahte ilahların terk edilmesi ve onlardan beri olunması gerektiğini gayet iyi anladıklarını göstermektedir.
Zamanımızda ise şaşırtıcı olan şöyle bir durum vardır: Bu dinin mensublarından Müslüman olduklarını zanneden kimseler “La ilahe illAllah”ı, geçmiş müşriklerin anladıkları gibi Allah-u Teâlâ’dan başka veya Allah-u Teâlâ ile birlikte ibadet edilen bütün sahte ilahların terk edilmesi ve onlardan beri olunması olarak artık anlamamaktadırlar. Bu sebeple de Allah-u Teâlâ’ya tapıyor olmalarına rağmen, O’na birçok eşler koşarak aslında Allah-u Teâlâ’dan başkasına tapmaktadırlar. La ilahe illAllah’ı eski müşriklerin anladıkları gibi anlayamayanlara yazıklar olsun!

Ebu Süfyan radiyAllahu anh, Hrakl’in yanında bulunduğu bir sırada Hrakl, Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem hakkında Ebu Süfyan’a şöyle dedi:
“O, size neyi emrediyor?” Ebu Süfyan:
“O bize şöyle diyordu:
“Allah-u Teâlâ’ya ibadet edin, O’na ortak koşmayın ve babalarınızın söylemekte olduklarını terkedin!” (Buhari)

Allah-u Teâlâ tarafından gönderilen nebi ve rasullerin hepsi kavimlerini, ilk olarak tağuta ibadet etmeyi terketmeye, yani tağutu redde çağırıyordu. Allah-u Teâlâ’dan başka ibadet edegeldiklerini terketmedikleri sürece de onların imanlarını kabul etmiyor, onlara Müslüman ismi vermiyorlardı.

Allah-u Teâlâ, Kur’an’da ilk inen ayetlerde Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’e şöyle buyurdu:
“Ey örtüye bürünen (Muhammed)! Kalk ve ( müşrikleri, iman etmezlerse cehennem azabıyla) korkutarak uyar! Rabbini (şirkten tenzih ederek tevhidle) yücelt! Elbiseni (kendini her türlü maddi ve manevi pislliklerden) temiz tut! Putlardan uzak dur(maya devam et)! (Allah yolunda) Yaptığın şeyleri çok görerek başa kakma! Rabbin için (her zorluğa) sabret!” (Müddessir: 1-7)

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem bu ayetle rasul oldu.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
"İbrahim babasına ve kavmine demişti ki: "Ben, taptıklarınızdan beriyim. Ancak beni yaratan hariç! Muhakkak ki beni doğru yola eriştirecek olan O'dur."  (Zuhruf: 26-27)


Bunu öğrendikten sonra, Allah-u Teâlâ’dan başka ibadet edilenler terkedilmedikçe, tağutun reddedildiği iddiasının ne kadar yalan olduğunu veya şirk ve tağutu pratikte terketmedikçe, sadece onun batıllığına inanmanın yeterli olmayacağını şimdi daha iyi anlamış oldun.

Allah-u Teâlâşöyle buyuruyor:
“…Biz, sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan beriyiz.” (Mumtahine: 4)

Kayıtlı
Malik bin Enes
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 391


« Yanıtla #4 : 20 Ocak 2016, 23:48:08 »

4 – Onlara Düşman Olmak, Onlara Buğzetmek Onlardan ve Onlara Tapanlardan Beri Olmak:

Her kim tağutu terkeder, onun batıllığına inanır fakat ona ve ona tapanlara buğzetmez ve hem ondan hem de ona tapanlardan beri olmazsa Allah-u Teâlâ’nın kendisine farz kıldığı ve onsuz Müslüman olunamayan, “tağutu red” şartını yerine getirmemiş olur.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Allah’a ve ahiret gününe gerçek manada inanan bir milletin;  babaları veya oğulları veya kardeşleri ya da aşiretleri olsa bile, Allah’a ve rasulüne karşı gelenlere sevgi gösterdiklerini asla göremezsin (bilakis, onlara bütün güçlerini kullanarak karşı gelirler).”(Mücadele: 22)

Beydavi, bu ayet hakkında şöyle dedi:
“Allah-u Teâlâ bu ayette; Allah-u Teâlâ’ya ve ahiret gününe gerçek manada iman eden bir kimsenin, en yakın akrabası bile olsa, Allah-u Teâlâ’ya ve rasulüne karşı geldikleri anda onlarla dostluk ilişkisine giremeyeceğini haber veriyor. Çünkü Allah-u Teâlâ ve rasulüne karşı gelenlere dostluk göstermek, Allah-u Teâlâ’ya ve ahiret gününe imana zıddır. Bu ikisinin birarada bulunması asla mümkün değildir. Tıpkı su ile ateşin bir arada bulunamaması gibi...”  (Beydavi Tefsiri)

Şeyh Süleyman b. Abdullah bu ayet hakkında şöyle dedi:
“Allah-u Teâlâ bu ayette, Allah-u Teâlâ’ya ve rasulüne karşı gelenlere, velevki bu kimseler; baba, kardeş, oğul ve onlar gibi yakın akraba olsun, dostluk gösteren kimselerin imanını reddetmiştir. En yakın akrabalar için durum böyleyse, Allah-u Teâlâ’ya ve rasulüne karşı gelen ve akraba dahi olmayan kimselere dostluk gösterenlerin durumu nasıl olur acaba? Elbette bundan daha kötüdür.” (58 )                     

El Muvala ve’l Muada (Dost ve Düşman) kitabının yazarı şöyle dedi:
“Sahabelerin, tabin ve tabei tabin alimlerinin hepsi ve (selef-halef) bütün Müslümanlar; bir kimse, büyük şirki terketmediği, bu şirki işleyenlerden beri olmadığı ve gücü, imkanı nispetinde onlara buğzedip, düşmanlık göstermediği sürece o kimsenin Müslüman olamayacağında ittifak etmişlerdir.”   (El-Muvala ve’l Muvada Kitabı c: 1 s: 170)

Allah-u Teâlâ’ya dostluk ancak; en yakın akraba bile olsalar, bütün kâfirlerden beri olmakla gerçekleşir. Allah-u Teâlâ’ya ve ahiret gününe iman, Allah-u Teâlâ’ya düşman olan kimselerle dost olmaya zıddır ve bu ikisi bir kulun kal-binde asla bir arada bulunamaz.
İşte bu, Allah-u Teâlâ’nın hükmüdür. Allah-u Teâlâ’ya iman ancak, Allah-u Teâlâ’ya dostluk göstermek ve müşrik-lerden beri olmakla gerçekleşir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Muhakkak ki İbrahim ve beraberinde olanlarda sizler için güzel bir örnek vardır. Onlar (şirk koşan) kavimlerine şöyle demişlerdi: Biz, sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan beriyiz. Sizi (hak din üzere olduğunuzu kabul etmeyip) reddettik. Sizler, tek olan Allah’a iman edinceye kadar,  bizimle sizin aranızda ebedi bir düşmanlık ve kin başlamıştır.” (Mumtahine: 4)

Ayette geçen “bede” lafzı “apaçık ortaya çıktı” manasındadır. Bu kelimeyi dikkatle düşün! Ancak uzuvlarla belli olan düşmanlığın, sadece kalpte oluşan kinden önce zikredildiğini de dikkatle düşün! Bu gösteriyor ki, tağutlara ve bağlılarına buğzederek onlara zahirde sevgi göstermemek yeterli değildir. Onlardan, uzuvlarla belli olan apaçık düşmanlıkla da uzak durmak gerekir.

Ayette, tağuttan önce tağuta tapanlardan uzak olmak gerektiği bildirilmiştir. Çünkü tağuta tapanlardan uzak olmak, tağutu reddi gerektirir. Bunun aksi ise böyle değildir. Zira tağuttan uzak olmak, tapanlardan da uzak olmayı gerektirmez.

Allah-u Teâlâ İbrahim aleyhisselam hakkında şöyle buyuruyor:
"İbrahim babasına ve kavmine demişti ki: "Ben, taptıklarınızdan beriyim. Ancak beni yaratan hariç! Muhakkak ki beni doğru yola eriştirecek olan O'dur."  (Zuhruf: 26-27)

"(İbrahim) şöyle dedi: “Sizin ibadet ettikleriniz var ya! Alemlerin Rabbi hariç, sizin ve daha evvelki atalarınızın ibadet etmiş oldukları; benim (kendilerine asla ibadet etmeyeceğim, bilakis yok etmek için çalışacağım) düşmanlarımdır. (Ben sadece Allah’a ibadet ederim).” (Şuarâ: 75-77)
 
"( İbrahim dedi ki: ) Siz ve Allah’tan başka ibadet ettiğiniz şeyler ne kadar da rezil ve iğrençsiniz! Hiç düşünmez misiniz?” (Enbiya: 67)

Örnek almamız gereken güzel örnek işte bu örnektir: İbrahim’in milleti... Bu milletten yüz çeviren kimse ancak ken-dini bilmeyen kimsedir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Nefsini helake sürükleyerek alçaltan dan başkası İbrahim'in milletinden (dininden) yüz çevirmez." (Bakara: 130)

(58 ) (Ed-Dureru's Seniye kitabında geçer. Evsak Ura’l iman risalesi.)
Kayıtlı
Malik bin Enes
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 391


« Yanıtla #5 : 27 Ocak 2016, 21:04:49 »

5 – Tağutlara ve Onlara Tapanlara, İmkan Dahilinde Düşmanlık Göstermek, Onlarla Dil ve Elle Cihad Etmek:

İslam akidesinin, “Allah-u Teâlâ için sevmek, Allah-u Teâlâ için buğzetmek” ifadesi üzerine bina ettiği en büyük kaide olan “dostluk ve düşmanlık” kaidesi, imanın şartı ve tevhidin rüknudur.

Bunun, imanın şartı olduğunu Allah-u Teâlâ’nın şu ayeti ifade etmektedir:
"Eğer Allah'a, nebisine (Muhammed'e) ve ona inen Kur'an'a gerçek manâda iman etmiş olsalardı, onları (müşrikleri) veli edinmezlerdi.”                   (Maide: 81)
Tevhidin rüknü olduğunu ise Allah-u Teâlâ’nın şu ayeti göstermektedir:

"Artık kim tağutu (kendisine ibadet edilmesine rıza gösterenleri) reddedip (gerçek manada) Allah’a iman ederse, kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa tutunmuş olur. Muhakkak ki Allah, Semî' ve Alîm (her şeyi en ince teferruatıyla işiten ve bilen)'dir.”  (Bakara: 256)

Vela ve bera (Allah-u Teâlâ için sevmek, Allah-u Teâlâ için buğzetmek) kaidesi, la ilahe illAllah’ın gerektirdiği şeylerin en önemlisidir. Kâfirlere karşı düşmanlık göstermek ve onlara buğzetmek, tevhidin rüknu olan tağutu reddin pratik göstergesidir. Aynı şekilde İbrahim aleyhisselam’ ın milleti ve bütün nebilerin dininin pratik tercümanıdır.

Zaten, İslam ümmeti bu meseleyi ihmal ettiği için zelil olmuş, onlara kâfirler tarafından hükmedilmiş, İslam dini zayıflamış ve bu sebeple tevhid yok olmaya yaklaşmıştır. İşte, bu asılın ihmal edilmesinden dolayı kopmak bilmeyen sağlam kulp kopmuştur.

Nebilerin babası ve muvahhidlerin imamı İbrahim aleyhisselam, sadece la ilahe illAllah’ın söylenmesini yeterli görmemiş ve Allah-u Teâlâ’ya olan sevginin, ancak kâfir ve müşriklere düşmanlık ve kin göstermekle tamamlanacağını, vela ve beranın Allah-u Teâlâ için olması gerektiğini bizzat pratik hayatında yaşayarak göstermiştir.

Allah-u Teâlâ onun hakkında şöyle buyuruyor:
"(İbrahim) şöyle dedi: “Sizin ibadet ettikleriniz var ya! Alemlerin Rabbi hariç, sizin ve daha evvelki atalarınızın ibadet etmiş oldukları; benim (kendilerine asla ibadet etmeyeceğim, bilakis yok etmek için çalışacağım) düşmanlarımdır. (Ben sadece Allah’a ibadet ederim).”(Şuarâ: 75-77)

İşte bu la ilahe illAllah’ın manasıdır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
"İbrahim babasına ve kavmine demişti ki: "Ben, taptıklarınızdan beriyim. Ancak beni yaratan hariç! Muhakkak ki beni doğru yola eriştirecek olan O'dur." İşte (İbrahim) bu sözü (kelime-i tevhîdi) zürriyetine devamlı kalacak bir miras olarak bırakmıştır. Umulur ki (İbrahim'in dinine tâbi olduğunu söyleyen müşrikler tevhid dinine) dönerler." (Zuhruf 26-27-28)

İbrahim aleyhisselam, Allah-u Teâlâ’ya dostluk göstermeyi ve Allah-u Teâlâ’dan başkasına ibadet etmekten kaçınıp ona düşmanlık göstermeyi, kendisinden sonra gelenlere bir miras olarak bırakmıştır. İşte onun bıraktığı kelime budur!

Muvahhidlerin imamı İbrahim aleyhisselam’dan sonra kendisine tabi olanların ve ondan sonra gelen bütün nebilerin miras olarak bırakmaları gereken yine; “sadece Allah-u Teâlâ’ya dostluk göstermek ve Allah-u Teâlâ’dan başka ibadet edilenleri reddetmek” idi. Miras bırakılacak şey, ancak işte bu kelimedir.

Allah-u Teâlâ, Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’i son rasul olarak gönderdiği zaman, babası İbrahim aleyhisselam’ın söylediği kelimeyi söylemesini ona emretti ve bu kelimeyi açıklayan tam bir sure indirdi. İşte bu, Kâfirun suresidir.

“De ki: Ey kâfirler! Ben sizin taptığınıza tapmıyorum. Siz de benim taptığıma tapmıyorsunuz. Ben sizin taptıklarınıza asla tapacak değilim. Sizler de benim taptığıma tapacak değilsiniz. Sizin (şirk) dininiz size, benim dinim (İslam) banadır.”  (Kâfirun: 1-6)

İşte bu sure, la ilahe illAllah şehadet kelimesini açıklamaktadır. Aynı zamanda İbrahim aleyhisselam’ın miras olarak bıraktığı kelimenin manasının da açıklamasıdır.

İmam İbni Teymiye şöyle dedi:
“La ilahe illAllah’ı söylemek”; manasını bilmeden ve gerekleriyle amel etmeden sadece dille söylemek değildir. Münafıklar bu kelimeyi söylemelerine, sadaka vermelerine ve namaz kılmalarına rağmen cehennemde kâfirlerden daha aşağıda, cehennemin en dibinde olacaklardır. “La ilahe illAllah’ı söylemek”; “bu sözü söylemekle beraber kalbin bu kelimenin manasını bilmesi, inanması, sevmesi ve bu kelimeye bağlı olanları sevmesi, bu kelimeye muhalefet edenleri ise sevmemesi, onlara buğzetmesi ve düşmanlık göstermesidir.” (Mecmuatu't Tevhid s: 108)

Şeyh Hamed b. Atik şöyle dedi:
“Müslüman ve müminlere düşen en önemli görev; Allah-u Teâlâ’yı ve O’nun sevdiği gizli aşikar bütün söz ve amelleri, O’nun sevdiği kulları (melekler ve Adem oğullarının salih kullarını) sevmek, onlara dost olmak, Allah-u Teâlâ’nın buğzettiği gizli veya aleni bütün söz ve amellere ve bunları işleyenlere buğzetmektir.
İşte bu temel, müminin kalbine tam olarak yerleşirse Allah-u Teâlâ’nın düşmanına karşı asla mutmain olmaz, onlarla oturmaz, haşir neşir olmaz ve onlara devamlı kötü gözle bakar. Fakat bu asıl, insanların çoğunun kalbinde zayıflar veya azalırsa Allah-u Teâlâ’nın düşmanlarına karşı gösterdikleri tavır, Allah-u Teâlâ’nın dostlarına gösterdikleri tavıra eşit olur, her iki topluluğa da güler yüz gösterirler. Böylece harp diyarı, İslam diyarı gibi olur. Böyle bir duruma düştükleri zaman artık Allah-u Teâlâ’nın gazabından çekinmez olurlar.
Oysa Allah-u Teâlâ’nın gazabına gökler, yerler ve dağlar bile dayanamaz... Onların kalplerinde dünya metaının çok önemli bir yeri vardır. Bu sebeple dünya metaını elde etmeye çok önem verir ve bütün çabalarını buna göre harcarlar. Hatta Allah-u Teâlâ’ya karşı gelmek söz konusu olsa bile, dünya metaını elde etmek için bütün güçleriyle çalışırlar.”(Ed-Dureru's Seniye 7. bölüm. s: 196)

Şeyh Hamed b. Atik bir başka yerde şöyle dedi:
“Bütün rasullerin dininin aslı; “tevhidi yerine getirmek, onu ve ona bağlı olanları sevmek, onlara dost olmak, şirki reddetmek, şirk ehlini tekfir etmek, onlara buğzetmek ve onlara düşmanlık göstermektir.”

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Muhakkak ki İbrahim ve beraberinde olanlarda sizler için güzel bir örnek vardır. Onlar (şirk koşan) kavimlerine şöyle demişlerdi: Biz, sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan beriyiz. Sizi (hak din üzere olduğunuzu kabul etmeyip) reddettik. Sizler, tek olan Allah’a iman edinceye kadar,  bizimle sizin aranızda ebedi bir düşmanlık ve kin başlamıştır.” (Mumtahine: 4)

Allah-u Teâlâ’nın bu ayette buyurduğu “Bede” (başladı) sözü; “apaçık bir şekilde belli oldu” demektir ve bu söz, Allah-u Teâlâ’yı birlemeyenlere (tevhid etmeyenlere) karşı kin ve düşmanlığın devam ettiğini ifade eder.
Her kim bu şartları bilir, ameliyle uygular ve bulunduğu yerdeki insanlara bunu açıkça söyleyebilirse, bulunduğu yerden hicret etmesi üzerine farz olmaz. Fakat kim de bu söylenenleri yapamaz, buna rağmen o beldede namaza, oruca, haccetmeğe izin verilmesine bakarak hicret etmesinin üzerine farz olmadığını zannederse aslında o, İslam dininden haberi olmayan, rasullerin risaletinin mahiyetini bilmeyen, bu konuda gaflete düşmüş cahil bir kimsedir.” (Ed-Dureru's Seniye 7. bölüm s: 199)

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
"…Küfrün önderleri ile savaşın! Zirâ onlar ahidlerinde durmazlar."  (Tevbe: 12)

Ayetteki “küfrün önde gelenleri” tağutlardır.


Onlarla savaşın ki Allah sizin elinizle onları azaplandırsın, rezil etsin ve sizi üstün getirsin de müminlerin gönüllerini ferahlandırsın, kalplerindeki öfkeyi gidersin.”   (Tevbe: 14)
Kayıtlı
Malik bin Enes
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 391


« Yanıtla #6 : 04 Şubat 2016, 20:53:06 »

6 – Onlardan Uzak Durmak ve Onlarla Haşir Neşir Olmamak:

Allah şöyle buyuruyor:
“Tağuta ibadet etmekten kaçınıp (yalnız) Allah’a (ibadete) yönelenlere (dünyada ve ahirette) müjde vardır. (Ey Muhammed! Tağuta ibadetten uzak durma ve yalnız Allah’a ibadet etme şartlarını gerektiği gibi yerine getiren) Kullarımı (cennetle) müjdele!” (Zümer: 17)

“Andolsun ki her ümmete: “Allah’a ibadet edin ve tağuttan kaçının” diye (söylemeleri için) bir rasul gönderdik.”(Nahl: 36)

İbrahim aleyhisselam hakkında Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
"Sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan uzaklaşacağım ve sadece Rabbim olan Allah'a ibadet edeceğim.”  (Meryem:  48)

"(İbrahim, müşrik olan) Kavminden ve onların Allah'tan başka taptıklarından uzaklaşınca, ona İshak ve Yakup'u (evlat olarak) bahşettik ve her ikisini de birer nebi kıldık."  (Meryem: 49)

İbrahim aleyhisselam, tağutlardan ve onlara tapanlardan uzak durduktan sonra Allah-u Teâlâ ona mükâfat olarak, her birisi salih ve nebi olan İshak ve Yakub’u verdi.
Kayıtlı
Malik bin Enes
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 391


« Yanıtla #7 : 04 Şubat 2016, 20:55:17 »

7 – Onlara Karşı Yumuşak Değil Sert Davranmak:
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
"…Size (savaş açan) en yakın ve en tehlikeli olanlardan başlayarak kâfirlerle savaşın ve onlara çok sert tavır gösterin!"  (Tevbe: 123)

"Muhammed Allah’ın rasulüdür. (Ona iman edip) Onunla beraber olanlar; kâfirlere karşı çok sert, birbirlerine karşı ise çok merhametlidirler…” (Fetih: 29)
Kayıtlı
Malik bin Enes
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 391


« Yanıtla #8 : 14 Şubat 2016, 21:30:30 »

8 – Onlarla Dost Olmamak, İşbirliği Yapmamak Onlara Meyletmemek:

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
"İnkar edenler, beni bırakıp da (salih) kullarımı (İsa, Uzeyir ve melekler gibi) veli edindiklerinde (ahirette onların kendilerine bir fayda sağlayacağını ve bana şirk koştuklarından dolayı) onlara bir ceza vermeyeceğimi mi zannediyorlar?! "  (Kehf: 102)
İşte! Allah-u Teâlâ’nın kulları, Allah-u Teâlâ’dan başka hiç kimseyi dost edinmezler. Ancak imanlarını kaybettiklerinde Allah-u Teâlâ’dan başkalarını dost edinirler.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Ey gerçek manada iman edenler! Mü’minleri bırakıp da kâfirleri veli edinmeyin!"(Nisa: 144)

"Sizden kim onları veli edinirse, şüphesiz o da onlardandır." (Maide:51)

“Allah’a ve ahiret gününe gerçek manada inanan bir milletin;  babaları veya oğulları veya kardeşleri ya da aşiretleri olsa bile, Allah’a ve rasulüne karşı gelenlere sevgi gösterdiklerini asla göremezsin (bilakis, onlara bütün güçlerini kullanarak karşı gelirler).” (Mücadele: 22)


"Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları veliler edinmeyin! Siz onlara karşı sevgi gösteriyorsunuz." (Mumtahine: 1)

 “(Ey gerçek manada iman edenler!) Zulmedenlere asla (kalbinizde sevgi besleyerek veya karşı koyma imkanınız olduğu halde küfür, şirk ve zulümlerine sessiz kalıp taviz vererek) meyletmeyin! Aksi halde, size ateş dokunur. (Allah’ın azabını üzerinizden savacak) Allah’tan başka kendinize hiçbir yardımcı bulamazsınız ve sonuç olarakta, asla yardım göremezsiniz.”                        (Hud: 113)

Ayette geçen “terkenu” hafif bir meyil, manasındadır.

İbni Abbas radiyAllahu anh ayetteki “la terkenu” lafzını “meyletmeyin” olarak açıklamıştır.

İmam Sevri şöyle dedi: “Kim onlara bir mürekkeb veya bir kâğıt verir veya bir kalem açarsa onlara meyletmiş ve bu ayetin hükmüne muhatab olmuş olur.”

İbni Mes’ud radiyAllahu anh şöyle dedi:

"…Kâfirlere karşı (silahla), münafıklara karşı (hüccet ve sert tavırla) cihad et"  (Tevbe: 73)

Bu ayette Allah-u Teâlâ, elle cihad yapmayı, buna güç yetirilemezse dille cihad yapmayı, buna da güç yetirilemezse kalple cihad yapmayı, ayrıca kâfir ve münafıklara karşı kinli, kızgın ve sert mizaçlı olmayı emretmiştir.” (Mecmuatu't Tevhid, Evsuk Uri’l İman Risalesi)

Tağutu reddetmek işte böyledir ve böyle olmalıdır! Tağutlara dost olan, sevgi gösteren, meyleden, onları savunan, insanlara onları Müslüman göstermek için sapık teviller yapan ve bu tağutlara düşman olan tevhid ehline karşı onlara yardım eden bir kimsenin bütün bunlara rağmen tağutu reddettiğini zannetmesi gerçekten gülünç bir haldir. Çünkü böyle yapan bir kişi, tağutu gerçek manada asla reddetmiş sayılmaz ve bu sebeple mümin de olamaz.

Maalesef zamanımızda çok hayret verici bir durum vardır. O da; insanların, kendilerini İslam alimi olarak tanıdıkları kimselerin, gerek korkmaları, gerek bir takım menfaatler elde etmek istemeleri ve gerekse bir takım menfaatlerin ellerinden gitmesi endişesiyle, zamanımızdaki tağutlara, özellikle de hüküm konusundaki tağutlara düşman olma, buğzetme, onlara karşı savaşma meselesini, uzak durulması gereken bir fitne olarak göstermeleridir.

Hatta onlar bununla da yetinmeyerek, Müslümanlar ve Müslümanların imamları hakkında zikredilen nasların, bütün küfür ve nifak sıfatlarını üzerlerinde bulunduran bu hüküm tağutları hakkında zikredildiğini söyleyerek nasları tahrif ederler ve insanları kandırırlar.

Onlara ve onları destekleyenlere diyorum ki:
“Her nebi bir tağuta müptela olmuştur. O tağut, ona eziyet etmiş, nebi ve ona bağlı olanlar da ona karşı çıkmış, onu tekfir etmiş, şirk ve küfürlerini ona açıkça haykırmışlardır. İşte! Tağutlara karşı takınılması gereken bu tavır; gerçek imanlı ve sabırlı mücahid ile cihad yapmayan münafığı birbirinden ayırır. Allah-u Teâlâ’nın şu ayetlerde buyurduğu gibi:

“Sizden (Allah yolunda) cihad edenleri ve (her türlü zorluğa) sabredenleri açıkça belli etmek için mutlaka sizi imtihan edeceğiz.” (Muhammed: 31)

“İnsanlar (sadece) “İman ettik” demekle, (gerçekten inananların belli olması için canlarıyla ve mallarıyla) imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannediyorlar?”  (Ankebut: 2)

Ey nebilere bağlanılması ve onların örnek alınması gerektiğini söyleyenler! Bunu söylediğiniz halde, sizlerin de kendisiyle imtihan edileceğiniz, kendilerine karşı çıkarak tevhidi açıklayacağınız tağutlar neden olmasın?
Kendisiyle imtihan edileceğiniz, onlara karşı cihad yapmanız gereken tağutlar konusunda nebilerden ve onlara bağlı olanlardan neden kendinizi ayrı tutuyorsunuz? Oysa zamanımızda, Allah-u Teâlâ’dan başka ibadet edilen tağutlarla yeryüzünün dolu olduğu açıkça görülmektedir.
Siz tağutlara karşı çıkmanın, onları tekfir etmenin ve onları yok etmeye çalışmanın fitne olduğunu söylüyorsunuz. Maalesef, gerek farkında olarak gerek farkında olmayarak bu fitneye düşen bizzat sizlersiniz! Zira böyle söylemekle siz, fitnenin en geniş kapısından girmişsiniz de farkında değilsiniz.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Onlardan (münafıklardan mazeret uydurarak) şöyle diyen vardır: "Bana (savaştan geri kalmam için) izin ver de (düşmanların güzel kadınlarından dolayı) fitneye (günaha) düşmeme sebep olma!" Onlar, zaten (münafıklık yaparak günah ve şirke batıp çok büyük bir) fitnenin içine düşmüşlerdir. (Tevbe: 49)
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |