Soru 47 - Dinin aslını zahiren bozan bir kimsenin cehaletini, te’vilini ve takli
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 16 Eylül 2019, 05:41:59


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Soru 47 - Dinin aslını zahiren bozan bir kimsenin cehaletini, te’vilini ve takli  (Okunma Sayısı 3018 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Admin
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 344


« : 02 Ocak 2016, 23:00:33 »

Soru 47) Dinin aslını zahiren bozan bir kimsenin cehaletini, te’vilini ve taklidini mazeretli görmeden ona kâfir hükmü vermek, onun cehenneme gireceğine ve sonsuza kadar orada kalacağına hüküm vermeyi gerektirir mi?

Cevap 47) Allah-u Teâlâ rasulle hucceti ikame etmeden kimseye azap edecek değildir. Bu, ehlisünnetin çoğunun görüşüdür.

Delillerinden bazıları şöyledir:
1 - Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ve biz, bir rasul gönderinceye kadar (asla) azap edecek değiliz.” 
(İsra: 15)                                                 

2 - Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Rasuller; insanların rasullerden sonra Allah’a karşı bir delilleri olmaması için müjdeleyici ve korkutucu (olarak gönderilmiş) kimselerdir. Allah Aziz’ dir, Hakim’dir.”
(Nisa: 165)                                                     

3 – Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Öfkeden neredeyse parçalanacak! Oraya bir grup her ne zaman atılsa onun bekçileri onlara: “Size bir (korkutucu ve) uyarıcı gelmedi mi?” diye sorarlar.” Derler ki: “Evet, gerçekten bize bir (korkutucu ve) uyarıcı geldi. Fakat biz (onu) yalanladık ve dedik ki: “Allah hiçbir şey indirmedi, siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz.” Ve yine derler ki: “Keşke dinleseydik veya akletseydik de alevli ateşin halkından olmasaydık.” Böylece suçlarını itiraf ettiler. O halde o alevli ateşin halkına (Allah’ın rahmetinden) uzaklık olsun.” (Mülk 8-11)                                                             

4 - Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ey cin ve insan topluluğu! Sizin içinizden ayetlerimi size anlatan ve karşılaşılan şu gününüzle sizi uyaran rasuller size gelmedi mi? Derler ki: “Nefislerimiz üzerine şahitlik ederiz.” Dünya hayatı onları aldatmış ve gerçekten kâfir olduklarına dair kendi nefisleri üzerine şahitlik etmişlerdir.” (En’am: 130)

5 - “Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendileri zâlimler oldular.”
(Zuhruf: 76)                                         

Zalim olan kimse; rasulün getirdiğini bilen veya herhangi bir şekilde öğrenme imkânı olan kimsedir. Rasulün getirdiğini bilmeyen veya öğrenmekten aciz olan kimseye nasıl zalim denilebilir?

Kur’an’ı kerimde buna benzer çokça ayetler vardır. Bu ayetlerin hepsi; Allah’ın, ancak kendisine rasul gelen ve bu rasulle kendisine huccet ikame edilen kimseye azap edeceğini haber veriyor. Bu kimse ise; kıyamet gününde suçunu kabul edecek olan suçlu kimsedir.

Bir kimse iki sebepten dolayı azabı hak eder. Bu sebepler şunlardır:
1 - Huccetten yüz çevirmek, onu bulmak için gücünü kullanmamak, onunla amel etmek istememek. İşte bu, yüz çevirme küfrüdür.
2 - Kendisine huccet ikame edildiğinde inadı sebebiyle onu reddetmek, gerekleriyle amel etmek istememek. İşte bu, inat küfrüdür.
Cehalet küfrüne sahip olan kimse ise; kendisine huccet ikame edilmeyen,  hucceti öğrenme imkânı olmayan kimsedir. İşte! Ancak bu gibi kişiler huccet ikame edilinceye kadar azap edilmezler. Bu görüş; ehlisünnetten çoğunun görüşüdür.

İbni Kayyım şöyle demiştir:
“Allah-u Teâlâ aşağıda buyurduğu gibi hucceti ikame etmeden önce hiç kimseye azap etmez.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ve biz, bir rasul gönderinceye kadar (asla) azap edecek değiliz.”
(İsra: 15)                                                   

Kur’an’ı kerimde bu ayete benzer çok ayetler vardır. Allah-u Teâlâ, bu ayetlerde ancak kendisine rasul gelen ve huccet ikame edilen kimseye azap edileceğini haber vermektedir.” (Tariku’l Hicreteyn s: 429)                           

Şankıtiy şöyle demiştir:
“Allah-u Teâlâ ancak; insanlara Allah’ın azabıyla uyarıp korkutan bir rasul gönderdikten sonra insanlar bu rasule karşı gelip, küfür ve günahlarında ısrar ederlerse, onlara dünyada ve ahirette azap eder.”
(Edvau’l Beyan c: 3 s: 429)

Şankıtiy şöyle demiştir:
“Kâinattaki deliller ile fıtratta bulunan delillerin insanı azaba uğratabilmek için yeterli olmadığını açıklayan birçok ayeti kerime vardır. Allah-u Teâlâ uyarıcı rasullerle hucceti ikame etmeden hiç kimseye azap etmez. Örneğin; Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Ve biz rasul gönderinceye kadar (asla) azap edecek değiliz.” (İsra:15)

Allah-u Teâlâ bu ayette  “rasul göndermedikçe” buyurmuştur. Akıllar yaratmadıkça,  kâinatta ve fıtratta deliller varetmedikçe buyurmamıştır.”
(Edvau’l Beyan c: 2 s: 201)

Şankıtiy şöyle demiştir:
“Kur’an’ı kerimdeki bu ve benzeri ayetler, küfür üzere ölseler bile kendilerine bir uyarıcı gelmediği için fetret ehlinin özürlü olduğuna delalet eder. İlim ehlinden bir topluluk böyle demiştir. Diğer topluluk ise; “Kur’an’ı kerimin bazı ayetlerinin ve Rasulullah  aleyhisselam’ ın hadislerinin zahirini delil alarak; “kim küfür üzere ölürse, kendisine uyarıcı gelmemiş olsa bile cehennemliktir” demişlerdir.”
(Edvau’l Beyan Tefsiri c: 3 s: 431)             

Hanefi âlimlerinin çoğuna, mutezile ve başkalarına göre tevhid konusunda akıl tek başına insanın sorumlu tutulması için yeterlidir. İnsan tek başına tevhide ulaşabilecek bir fıtrat üzerine yaratılmıştır. Onun için düşünmekle ve kendi nefsinde ve kâinatta bulunan delillere bakarak hakka ulaşması farzdır. Ona rasul gelmese bile ahirette hakka ulaşıp ulaşmadığından hesaba çekilecektir.

Ebu Hanife radıyAllahu anh şöyle demiştir:
“Yaratılmışlardan hiçkimsenin, yaratanını bilmeme konusunda mazereti olamaz. Çünkü bütün mahlûkatın, Rablerini ve onun tevhidini bilmesi farzı ayındır. Göklere, yere, kendi nefsine ve Allah’ın yarattığı diğer şeylere ibretle bakıp düşünen kişiyi bu düşünce, tek olan Allah’ın varlığına ve birliğine inanmaya sevkeder.

Allah’ın farz kıldığı şeyleri bilmek ise böyle değildir. Bunlar ancak, birisi bildirirse bilinebilir. Farzları bilmeyen, ona ulaşamayan bir kimseye huccet ulaşmamış demektir, bundan dolayı sorumlu tutulmaz.” (Bedaiu’s-Senai  c:9 s:4378, aliyul kari fıkhul ekber şerhi s:116)
   
Burada hatırlatılması gereken önemli bir mesele vardır. Dünyada kendisine hüccet ikame edilmemiş müşriklerin azaba uğratılıp uğratılmayacakları konusundaki ihtilaf sadece ahiretle ilgilidir. Fakat şirk koştukları için dünyada müşrik hükmü verilmesi konusunda âlimler arasında ihtilaf yoktur. Kendisine hüccet ikame edilsin edilmesin şirk koşan kimseye dünyada müşrik sıfatı verilir. Bu konuda âlimler arasında ihtilaf yoktur.

 İbni’l Kayyım şöyle demiştir:
“Allah-u Teâlâ kıyamet gününde kulları arasında hikmeti ve adaletiyle hüküm verir ve sadece rasulleriyle hüccet ikame edilenlere azap eder. Genel olarak hüküm böyledir. Fakat belli olan şahıslara hüccet ikame edilip edilmediğini sadece Allah bilir. Bu konuda kulları ile Allah arasına girilmez. Kula farz olan şöyle inanmasıdır: ‘Kim islam dininden başka bir dinle amel ederse kâfirdir. Allah-u Teâlâ ise rasulleriyle huccet ikame etmeden kimseye azap etmez. Genel olarak hüküm böyledir. Fakat şahıslara tek tek huccetin ikame edilip edilmediğini ise ancak Allah bilir. Zaten bu ahirette sevap ve ceza hükmü ile ilgilidir. Dünya hükmü ise zahire göredir.” (Tariku’l Hicreteyn s: 413)
                                           
Kayıtlı

حسبي الله
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |