Soru 45 - İslam’ın aslının bozulmasında cehalet,... mazeret olmadığını delili...
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 16 Eylül 2019, 05:03:19


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Soru 45 - İslam’ın aslının bozulmasında cehalet,... mazeret olmadığını delili...  (Okunma Sayısı 3479 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Admin
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 344


« : 11 Aralık 2015, 21:03:01 »

Soru 45) İslam’ın aslının bozulmasında cehalet, te’ vil ve taklidin mazeret olmadığına dair delil nedir?

Cevap 45) Bu konudaki deliller çoktur. Bazıları şöyledir:

1 - Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Rabbin Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyyetlerini aldı ve: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” (sorusuna karşılık) onlar: “Evet (Rabbimizsin). Biz (buna) şahid olduk” demeleriyle onları kendilerine şahit tuttu. Kıyamet gününde muhakkak ki biz bundan habersizdik” dersiniz diye (bunu yaptık)... Ya da: “Muhakkak ki babalarımız da önceden şirk koşmuşlardı. Biz ise onlardan sonraki zürriyetiz. Batıla dalanların yaptıkları sebebiyle bizi helak mi edeceksin?” dersiniz diye (bunu yaptık). İşte ayetleri böyle ayrıntılı olarak açıklıyoruz ki belki (hakka) geri dönerler.” (A’raf: 172-174)                                                 

İmam Taberi şöyle demiştir:
“Muhakkak ki babalarımız da önceden şirk koşmuşlardı... dersiniz diye (bunu yaptık)...”
Allah-u Teâlâ, kitabında buyuruyor ki: “Biz (buna) şahid olduk” demeleriyle onları kendilerine şahit tuttu.” Yani; “Ey Allah-u Teâlâ'nın Rabbiniz olduğunu ikrar edenler! Allah-u Teâlâ, sizleri kendi nefislerinize şahit tuttu ki siz: “Muhakkak ki biz bundan habersizdik” yani; biz bunu bilmiyorduk ve gaflet içindeydik demeyesiniz.
“Ya da: “Muhakkak ki babalarımız da önceden şirk koşmuşlardı. Biz ise onlardan sonraki zürriyetiz.” Yani; “biz hakkı bilmediğimiz için onların yoluna uyduk.”  (Taberi Tefsiri)                                               

İmam Kurtubi şöyle demiştir:
“Tartuşi şöyle dedi: “İnsanoğlu dünya hayatında bu olayı hatırlamasa bile onları bağlar ve verdiği sözü yerine getirmesi gereklidir. Tıpkı hanımını boşayıp da boşadığını unutan kişiye, bu hatırlatıldığı halde hatırlamasa bile hanımının boş sayılması gibi...

İbn Abbas ve Ubey b. Ka’b şöyle demişlerdir:
“Ayette geçen; “Biz (buna) şahit olduk” sözü, Âdem oğullarının söylediği bir sözdür. “Şahit olduk” sözünün manası ise; “senin, bizim Rabbimiz ve ilahımız olduğuna şahit olduk” demektir.
“Batıla dalanların yaptıkları sebebiyle bizi helak mi edeceksin?” Yani; “sen böyle yapmazsın” demektir.
Fakat tevhidde taklitçinin özrü yoktur.” (Kurtubi Tefsiri)

İbni Teymiyye şöyle demiştir:
“Allah’a hamd olsun! Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir:
‘‘Her doğan çocuk İslam fıtratı üzerine doğar, sonra anne ve babası onu Yahudileştirir, Hristiyanlaştırır veya Mecusileştirir.’’
Doğru olan; Allah’ın, insanların fıtratını üzerinde yarattığı şeydir. Bu ise İslam fıtratıdır. Bu fıtrat; Allah’ ın Âdem oğluna: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusuna karşılık onların da: “Evet (Rabbimizsin)” dediği gün yaratıldıkları fıtrattır. Bu fıtrat batıl itikatlardan uzak olan ve doğru inançları kabul eden bir fıtrattır. Zaten İslam; teslimiyeti Allah’tan başkalarına değil, sadece Allah’a yapmaktır. Bu, la ilahe illAllah’ın manasıdır. Rasulullah  sallAllahu aleyhi ve sellem buna bir örnek vererek şöyle demiştir:
“İşte bu, hayvanın yavrusunu, uzuvları eksiksiz olarak doğurması gibidir. Hiç uzuvları eksik olarak doğan bir hayvan gördünüz mü?”

Rasulullah  sallAllahu aleyhi ve sellem, kalbin hatalardan uzak olmasının, bedenin ayıplardan uzak olması gibi olduğunu açıklamıştır. Çünkü bozulma doğuştan değil, sonradan olan bir şeydir.

Müslim’in sahihinde İyad b. Hamar, Rasulullah’ın bir hadisi kudsiyi şöyle rivayet ettiğini haber vermiştir:
“Ben, kullarımı hanifler (şirkten uzak kimseler) olarak yarattım. (Sonra) Şeytan onları değiştirdi. Onlara helal kıldığım şeyleri haram kıldı ve hakkında hiçbir delil indirmediğim halde bana şirk koşmalarını emretti.”

 İmam Ahmed b. Hanbel, bu hadise dayanarak meşhur olan görüşünde, asıl fıtratı değiştirecek sebep ortadan kalktığı için, kâfir anne ve babasından birisi ölen çocuğun, İslam’ına hükmetmiştir.
Ahmed b. Hanbel, İbn Mübarek ve başkalarının şöyle dediği rivayet edilmiştir:
“Onlar (insanlar), kâfir veya mü’min olarak yaratıldıkları fıtrat üzere doğarlar.”
Bu söz, öncekine ters değildir. Her çocuk küfür ve şirkten uzak olarak doğar. Fakat Allah-u Teâlâ, ezeli ilmi ile onun kâfir (mi yoksa mü’min mi) olacağını bilip levhi mahfuzda yazmıştır. Şüphe yok ki her yaratılanın sonu, levhi mahfuzda yazılı olduğu şekilde biter. Tıpkı bir hayvanı, ileride sakatlanacağını bildiği halde sağlam yaratması gibi…
Şöyle devam ediyor: “Âdemoğlunun İslam fıtratı üzerine yaratılması demek; doğduğu andan itibaren gerçekten İslam’a inanan kişiler olarak yaratılması demek değildir. Çünkü Allah, annemizin karnından hiç birşey bilmez halde doğduğumuzu bildirmiştir. Fakat İslam fıtratından kasıt; kalbin şirk ve küfürden uzak olması, hakkı kabul etmeye ve hakkı, yani İslam’ı istemeye meyilli yaratılması demektir. Öyle ki, eğer onu değiştiren hiç bir etken olmasaydı, mutlaka Müslüman olurdu. İşte! Bu pratik ilmi kuvvetin, onu engelleyen bir şey olmadıkça insanı İslam’a sevketmesi gerekir. Bu da Allah’ın fıtratıdır ki, insanları bu fıtrat üzerine yaratmıştır.” (Fetvalar c: 4 s: 245)                                                     

İmam İbn Teymiye radıyAllahu anh: Allah-u Teâlâ'nın bizden aldığı ahit ve misak, O’nun bütün insanları İslam fıtratı üzerine yarattığını ispat etmektedir. Allah-u Teâlâ her nefsi, hakkı kabul edip batıl inanaçlardan uzak durmaya meyilli bir fıtrat üzere yaratmıştır. İşte bu fıtrat değiştirilmeden olduğu gibi kalırsa, sahibi Müslüman olur. Bundan dolayı bilinmesi gerekir ki; kendisine risalet ulaşmamış müşrik, kendisinden alınan ahit ve misakı bozmuştur.

Bu ayeti kerime hakkındaki bu açıklamalardan sonra, açık bir şekilde anlaşılıyor ki: Bu ayet, Allah-u Teâlâ'dan başka şeylere ibadet eden âdemoğullarının bütün bahanelerini ortadan kaldırmıştır.

2 - Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Kitap ehlinden ve müşriklerden inkâr edenler kendilerine apaçık bir delil gelinceye kadar küfürlerinden ayrılacak değillerdi. (İşte o delil) Allah’tan gönderilmiş bir elçidir ki tertemiz sahifeleri okumaktadır.” (Beyyine: 1-2)
                                             
İşte bu ayeti kerime, Rasulullah’ın gönderilip Kur’an’ı insanlara açıklamasından önce, insanların küfür ve şirkle vasıflandırıldığını açık bir şekilde ispat etmektedir.
Ayette geçen “munfekkiin” kelimesini Kurtubi şöyle açıklamıştır:
“Yani küfürlerini bırakacak değillerdir.”
(Kurtubi Tefsiri)

İbn Teymiye şöyle demiştir:
“Ebi’l Ferec el-Cevzi şöyle demiştir:
“Kitap ehlinden... İnkâr edenler...” Bunlar, Yahudi ve Hristiyanlardır.
“müşrikler...” ise; putlara tapanlardır.
“Münfekkiin” yani bırakanlar, ayrılanlar demektir.

Ayetin manası ise şöyledir: “Onlara apaçık bir delil gelinceye kadar küfürlerini ve şirklerini bırakacak değillerdir.”
Burada; “Te’tiyehum” lafzı müstakbel kalıbındadır. Fakat mana olarak geçmişi ifade eder. “Beyyine” ise rasuldur. O rasul ise Muhammed sallAllahu aleyhi ve sellem’dir ve onlara sapıklıklarını ve cehaletlerini açıklamıştır.
İmam Begavi’nin tefsirinde de böyle geçmektedir.

 İmam Begavi şöyle dedi:
“Apaçık bir delil gelinceye kadar küfürlerinden ve şirklerinden ayrılacak değillerdi.” sözü gelecek kalıbındadır, manası ise geçmişi ifade etmektedir. Yani; ta ki onlara beyyine (apaçık deliller) gelinceye kadar... Beyyine yani “apaçık bir delil”; Muhammed sallAllahu aleyhi ve sellem’ dir. Onlara Kur’an’la gelmiş ve içinde bulundukları sapıklığı ve cehaleti açıklayıp onları imana davet etmiştir. Böylece Allah-u Teâlâ, rasulü vasıtasıyla onları cehalet ve sapıklıktan kurtarmıştır.” (Mecmuat’ul Fetavi   c: 16,   s: 483-486)

3 - Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Eğer müşriklerden biri senden eman dilerse, Allah’ın kelamını işitip dinleyinceye kadar ona eman ver. Sonra onu güven içinde bulunacağı bir yere ulaştır. İşte bu, onların bilmeyen bir kavim olmalarından dolayıdır.” (Tevbe: 6)   
                                                   
Bu muhkem olan ayet; Şeriatlerin unutulduğu, hakka giden yolların karanlıklar içinde kaldığı bir dönemde bile, şiddetli cehalete rağmen şirk koşanlara müşrik hükmü verildiğini ispat etmektedir. Bu ayete baktığımızda, söz konusu şahısta aynı anda iki sıfat bulunduğunu görüyoruz. Bunlar ise; şirk ve Rasulullah’ın risaletini bilmemektir. Görülüyor ki Rasulullah’ın risaletini bilmemek, şirk işleyen kişiye “müşrik” sıfatının verilmesine engel olmamıştır.

İmam Begavi dedi ki:
“Allah’ın kelamını işitip dinleyinceye kadar...” İslam’ı kabul ettiklerinde Allah katında nasıl mükâfatlar kazanacaklarını, İslam’ı kabul etmediklerinde de Allah katında onları nasıl bir azabın beklediğini öğreninceye kadar...
“İşte bu, onların bilmeyen bir kavim olmalarından dolayıdır.”                                           
Yani; onlar Allah’ın dinini ve tevhidini bilmezler. Bundan dolayı Allah’ın kelamını dinlemeye muhtaçtırlar.
Hasan dedi ki:
“Bu ayet kıyamet kopuncaya kadar muhkemdir.”
(Begavi Tefsiri)

4 - Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Bizzat kendi yaptıklarından dolayı başlarına bir musibet geldiğinde: “Rabbimiz! Ne olurdu bize bir rasul gönderseydin de, ayetlerine uysak ve mü’minlerden olsaydık!” diyecek olmasalardı (seni göndermezdik).”
(Kasas: 47)

İmam Taberi şöyle demiştir:
“Allah-u Teâlâ ayeti kerimesinde şöyle buyuruyor: “Ey Muhammed! Eğer seni kendilerine rasul olarak gönderdiğim o kimselere, seni onlara rasul olarak göndermeden önce Rablerini inkâr etmeleri, aşırı günah kazanmaları ve isyanda ileri gitmeleri yüzünden ceza verseydik ya da azaba uğratsaydık:
 “Rabbimiz! Bize gazap edip azabınla zelil etmeden önce bir rasul gönderseydin; şüphesiz biz de senin rasûlüne indirdiğin delillerine yani kitabına uyar, senin uluhiyyetine iman edip emrettiğin ve yasakladığın şeylerde rasulünu tasdik edenlerden olurduk” diyecek olmasalardı, seni onlara rasul olarak göndermeden önce işledikleri şirkler yüzünden onları azaba uğratırdık. Fakat biz seni onlara rasul olarak gönderdik ki küfürlerine karşı onları uyarasın ve böylece rasullerden sonra insanların Allah’a karşı öne sürebilecekleri bir delili olmasın.” (Taberi Tefsiri)                                                            

İbni Kesir şöyle demiştir:
“Biz seni onlara rasul olarak gönderdik ki onlara hücceti ikame edesin. Böylece işledikleri küfürler sebebiyle başlarına bir azap geldiğinde kendilerine bir rasul ve uyarıcı gelmediğini bahane edemesinler.”        (İbn Kesir Tefsiri)

Diyorum ki: “Bu ayeti kerime açıkça gösteriyor ki Muhammed sallAllahu aleyhi ve sellem rasul olarak gönderilmeden önce de Allah’a şirk koşanlar müşrik sıfatıyla vasfedilmiştir. Fakat onların işledikleri şirk yüzünden azap görmeleri meselesine gelince; bunun için onlara rasul gönderilip Kur’an’ı kerim vasıtasıyla huccetin ikame edilmesine ihtiyaç vardır ki, ancak işte o zaman onların Allah’a karşı sunacak mazeretleri kalmaz. Bununla birlikte selef, kendilerine huccet ikame edilmeden önce de onların müşrik ve kâfir olduklarında, Müslüman olmadıklarında ittifak etmiştir. Fakat kendilerine huccet ikame edilinceye ve rasul gönderilinceye kadar işlemiş oldukları küfür ve şirk sebebiyle azaba uğratılıp uğratılmayacakları konusunda selef âlimleri ihtilaf etmiştir.
 
5 - Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ey iman edenler! Seslerinizi nebinin sesinin üstünde yükseltmeyin. Birbirinize yüksek sesle seslenir gibi ona sözü yüksek sesle söylemeyin. Ki siz hissetmeden amelleriniz boşa gider.” (Hucurat: 2)
 
Bu  ayet apaçık gösteriyor ki insan bilmeden bütün amellerini boşa çıkartacak şirke girebilir. Zira Allah-u Teâlâ ayette “hissetmeden...” buyuruyor.

Bu ayet ve bundan önceki ayetler ister bilsin, ister bilmesin, ister inat etsin, ister etmesin, ister taklit etsin ister etmesin şirk işleyen bir kimsenin müşrik ve kâfir sıfatını hakettiğini apaçık ve kesin bir şekilde göstermektedir.

İbni Kayyım şöyle demiştir:
“Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in sözünden daha yüksek sesle konuşmak bütün amelleri boşa çıkarıyorsa, acaba görüşleri, fikirleri, zevkleri, siyasetleri, bilgileri Rasulullah’ın getirdiğinden önde tutanların durumları nasıl olur? Bütün amellerin boşa çıkmasında bunlar daha öncelikli değil midir?” (Alamu’l Muvakkıin c:1 s: 51)   
                   
İbni Hazm Hucurat: 2 ayetini zikrettikten sonra şöyle demiştir:
“Bu ayet; mü’minlere hitap eden ve inkâr etmeksizin sadece seslerini Rasulullah’ın sesinden daha fazla yükseltmeleri halinde bütün amellerinin boşa çıkacağını onlara apaçık bir şekilde gösteren bir ayettir. Şayet bu kimseler inkâr etseydiler mutlaka bunu hissederlerdi. Oysa Allah-u Teâlâ ayette “hissetmeden...” buyurmuştur.
Bu ise; bazı amellerin imanı tamamen bozan küfür olan ameller olduğunu, bazı amellerin ise imanı bozmayan küfür olmayan ameller olduğunu gösteriyor.”
(El-Fasl c: 3 s: 220)
 
  6 - Yeryüzünde ilk şirk, Nuh aleyhisselam’ın kavminde ortaya çıkmıştır. Çok iyi bilindiği üzere Âdem aleyhisselam zürriyetini halis tevhid üzere bırakmıştı. Daha sonra, ümmetin büyük âlimi İbn Abbas radıyAllahu anh'ın hadisinde bildirildiği gibi, şirk yavaş yavaş şeytani metotlarla Nuh aleyhisselam’ın kavmine girmeye başladı. Sonra da müşrik oldular. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ, şefaat hadisinde geçtiği üzere Nuh aleyhisselam’ı yeryüzü halkına ilk rasul olarak gönderdi.

Yine bilindiği üzere, Nuh aleyhisselam kavmiyle konuşup onları uyarırken onların müşrik olduklarını, Müslüman olmadıklarını söylüyordu.
Acaba Nuh aleyhisselam’dan önce onlara hucceti ikame edip şirkin vasfını ve hükmünü bildiren bir rasul gelmiş midir?

Nuh aleyhisselam’ın kavmi hakkında söylenenler, iki rasul arasında geçen zaman diliminde yaşamış her kavim hakkında söylenilebilir. Çünkü rasuller, müşrik ve cahil olan toplumlara İslam’la gönderilmiştir. Toplumun çoğunluğu onları inkâr eder, Allah’ın hidayete muvaffak kıldığı kimseler ise onlara inanır. Sonra da Allah-u Teâlâ onlarla inkârcı kavimlerinin arasını ayırır. Risaleti inkâr eden kâfirlerin helak olmasından sonra ise muvahhidler Allah’ın dilediği bir zaman tevhid üzere kalırlar. İlmin unutulup cehaletin yayılmasıyla da yavaş yavaş şirke düşerler ve cahillikleri sebebiyle Allah’a, zatına yakışmayan şeyler isnad ederler, Allah-u Teâlâ hakkında delilsiz konuşurlar. İşte o zaman Allah-u Teâlâ onları karanlıklardan aydınlığa, şirkten tevhide, cehaletten ilme çıkarması için rasuller gönderir. Rasuller de onlara, risalet kendilerine ulaştıktan sonra hala şirk ve küfürlerinde devam edecek olurlarsa, dünya ve ahiret azabına uğrayacaklarını bildirirler.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Rasuller; insanların rasullerden sonra Allah’a karşı bir delilleri olmaması için müjdeleyici ve korkutucu (olarak gönderilmiş) kimselerdir. Allah Aziz’ dir, Hakim’dir.” (Nisa: 165)

Anlatılanlardan anlaşılıyor ki; şirk işleyenlere, risalet ulaşmadan önce de müşrik sıfatı verilmiştir. Fakat müşriklerin dünya ve ahirette azaba uğratılmaları ise ancak onlara risaletin ulaşmasından sonra söz konusu olur.

İbni Teymiye radıyAllahu anh şöyle dedi:
“Allah-u Teâlâ Hud aleyhisselam’ın, kavmine şöyle dediğini haber veriyor: 
“Siz ancak iftiracılarsınız.” (Hud: 50)                           

Hud aleyhisselam onlara Allah’ın hükmünü bildirip, onlar hükmü reddetmeden önce onları iftiracılıkla vasfetmiştir. Çünkü onlar, kendilerine rasul gelmeden önce Allah’la beraber başka bir ilah ediniyorlardı.
Görülüyor ki müşrik sıfatı, risalet gelmeden önce de verilmiştir. Çünkü müşrik; Rabbine şirk koşmuş, onun koyduğu sınırı aşmış, risalet gelmeden önce ondan başka ilahlar edinmiş, ona ortak koşmuştur.
Bu gösteriyor ki, risaletten önce de şirk işleyene müşrik ismi verilir. Cahillik ve cahiliye isimleri de böyledir. Rasul gelmeden önce de cehalet ve cahiliye denilirdi. Fakat onlar, rasul gönderilmeden önce azaba uğratılmazlar.
İtaatten yüz çevirmek ise Allah’ın şu ayetinde buyurduğu gibi, rasul gönderildikten sonra söz konusu olur.
“Ne doğruladı, ne de namaz kıldı. Fakat yalanladı ve yüz çevirdi.” (Kıyamet: 31–32)   
(Mecmuatu’l Fetava c:20 s:37)                                       
 
İbni Teymiye, Muhammed b. Nasr el-Meruzi’den naklederek şöyle demiştir:
“Allah-u Teâlâ'yı bilmek iman, bilmemek ise küfürdür. Farzlarla amel etmek de imandır. Fakat Allah-u Teâlâ farzları bildirmeden önce bunları bilmemek küfür olmaz. Çünkü Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in ashabı, Allah-u Teâlâ rasulünü gönderdiği zaman Allah’a iman ettiler. Onlar, o zaman henüz Allah’ın onlara neyi farz kıldığını bilmiyorlardı. Bu konudaki cahillikleri onları kâfir yapmamıştır. Daha sonra Allah-u Teâlâ onlara farzları bildirdi. Onların bu farzları kabul edip onlarla amel etmeleri imandır. Ancak Allah’ın bildirdiği farzları yalanlayıp inkâr edenler kâfir olurlar. Allah’ın haber vermediği konulardaki cahillik kişiyi kâfir yapmaz. Allah-u Teâlâ bir konuda birşey bildirirse ve Müslümanlardan bunu duymayan varsa, o kişi bundan dolayı kâfir olmaz. Fakat Allah-u Teâlâ'yı bilmemek böyle değildir. Bu konuda kendisine haber ulaşsın veya ulaşmasın Allah-u Teâlâ'yı bilmemek her halukarda küfürdür.”
(Mecmuat’ul-Fetava c: 7 s: 325)         
                                       
 “Bedaiu’s Senai” kitabının yazarı şöyle demiştir:
“Ebu Yusuf, Ebu Hanife’den şu ibareleri nakletmiştir:
“Ebu Hanife radıyAllahu anh şöyle demiştir:
“Yaratılmışlardan hiçkimsenin, yaratanını bilmeme konusunda mazereti olamaz. Çünkü bütün mahlûkatın, Rablerini ve onun tevhidini bilmesi farzı ayındır. Göklere, yere, kendi nefsine ve Allah’ın yarattığı diğer şeylere ibretle bakıp düşünen kişiyi bu düşünce, tek olan Allah’ın varlığına ve birliğine inanmaya sevkeder.
Allah’ın farz kıldığı şeyleri bilmek ise böyle değildir. Bunlar ancak, birisi bildirirse bilinebilir. Farzları bilmeyen, ona ulaşamayan bir kimseye huccet ulaşmamış demektir, bundan dolayı sorumlu tutulmaz.” 
(Bedaiu’s-Senai c:7 s:132)

7 - Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir:
‘‘Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar. (Bir başka rivayette ise; İslam milleti üzere doğar.) Daha sonra anne ve babası onu Yahudileştirir, Hristiyanlaştırır veya mecusileştirir.’’ (Buhari, Müslim)
                                     
Biz kesin olarak biliyoruz ki; Yahudi, Hrıstiyan ve mecusi halklarının küfürlerinin sebebi, cehalet ve taklittir. Buna rağmen onlar yine de mazeretli görülmemiş ve onlara kâfir hükmü verilmiştir. Eğer böyle yapılmazsa onlara Müslüman ve muvahhid hükmü verilmiş olunur. Bu ise doğru bir hüküm değildir.

8 - Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir:
“Allah-u Teâlâ, kudsi bir hadiste şöyle buyuruyor:
“Ben, kullarımı hanifler (şirkten uzak kimseler) olarak yarattım. (Sonra) Şeytan onları değiştirdi. Onlara helal kıldığım şeyleri haram kıldı ve hakkında hiçbir delil indirmediğim halde bana şirk koşmalarını emretti.” (Müslim)                                                               
Bu hadis gösteriyor ki, ister cahil olsun ister âlim olsun, ister inat etsin ister inat etmesin, ister taklit etsin ister düşünsün, isterse de araştırsın kim tevhidden çıkıp şirk işlerse Allah’ın hak dininden çıkar şirk ve küfür dinine girer.

 9 - İmran b. Husayn radıyAllahu anh’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir:
“Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem eline bakırdan bir halka takmış bir Müslümanı görünce ona:
“Bu nedir?” dedi. Adam:
“Bu kötülüklerden koruyan birşeydir.” dedi. Rasûlullah:
“Hemen onu çıkart. Bu seni daha kötü yapar. Eğer bu üzerinde olduğu halde ölseydin asla felaha erişmezdin.”(Ahmed ve Hakim sahih senetle rivayet ettiler.)
           
Muhammed b. Abdulvehhab bu hadisi zikrettikten sonrra şöyle dedi: “Bu gösteriyor ki şirk hem büyük hem küçük olabilir ve onda cehalet mazeret değildir.”
(Fethu’l Mecid s: 117)
 
Hadise göre küçük şirk işlediğinde adamın cehaleti mazeret kabul edilmedi. Acaba büyük şirk işleme konusunda cehalet nasıl mazeret olabilir?

10 – Tarık b. Şihab radıyAllahu anh’dan Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
“Bir sinek yüzünden adamın biri cennete diğeri de cehenneme girdi.” Sahabeler:
“Bu nasıl oldu ey Allah’ın rasulü!” dediler. Rasulullah  sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle dedi:
“İkisi birlikte bir şehre uğradılar. Bu şehir halkının oradan her geçenin mutlaka kurban takdim etmesi gereken bir putları vardı. Birine:
“Bir kurban takdim et” dediler.  O da:
“Takdim edecek hiçbir şeyim yok ki!” dedi. Onlar da: “Hiç değilse bir sinek takdim et.” dediler. O da bir sinek takdim etti.  Yolunu açtılar, serbest bıraktılar. Allah-u Teâlâ o kişiyi bu amelinden dolayı cehenneme soktu. Diğerine:
“Sen de takdim et.” dediler. O da :
“Allah’tan başka hiçbir şey bir sinek dahi takdim etmem.” dedi.  Boynunu vurdular. Ve o adam bu yüzden cennete girdi.” (Ahmed)
                       
Fethu’l Mecid kitabının sahibi bu hadisi zikrettikten sonra şöyle demiştir:
“Bu hadiste şirke düşmekten şiddetle kaçındırma vardır. Çünkü insan bilmeden kendisini cehenneme sokacak şirke girebilir.” (Fethu’l Mecid s: 149)                                         

Fethu’l Mecid kitabının sahibi aynı sayfada şöyle demiştir:
“Kurban olarak sinek takdim eden kişi kurban takdim etmeden önce Müslüman idi. Yani yaptığı bu fiille kâfir oldu. Çünkü Müslüman olmasaydı Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem onun hakkında: “Bir sinek yüzünden cehenneme girdi” demezdi.”

11 - İmam Es-San’ani zamanımız müşrikleri hakkında şöyle demiştir:
“Mezarlar ve veliler hakkında aşırı düşünenler, puta tapanlar gibi müşrik olurlar mı? Diye sorarsan sana şöyle cevap veririm: “ Evet onlar gibi müşrik olurlar. Çünkü onların yaptıkları gibi yaptılar. Hatta inanma, boyun eğme, köle olma bakımından daha da ileriye gittiler. Onun için onlarla puta tapanlar arasında bir fark yoktur
Eğer bu mezarlara tapanlar: “Biz Allah’a hiçbir şeyi eş koşmuyoruz. Hiçbir şeyi O’na denk tutmuyoruz. Velilere inanmak, onlara sığınmak şirk değildir” diyorlar” dersen sana şöyle cevap veririm:
“Evet. “Bunlar kalblerinde bulunmayan şeyleri dilleriyle söylerler. Onların böyle söylemelerinin sebebi şirkin manasını bilmemelerindendir. Veliler konusunda aşırı gitmeleri, onlar için kurban kesmeleri şirktir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Rabbin için namaz kıl, kurban kes!”  (Kevser: 3)
 Yani; Allah’tan başkasına kurban kesme, demektir.

 Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Muhakkak ki mescidler Allah’ındır. Öyleyse Allah’la beraber bir başkasını çağırmayın.” (Cin: 18)   
Daha önce anlattıklarımdan Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in riyayı şirk olarak isimlendirdiğini öğrendin. Mezarlara ve velilere karşı yaptıkları şeyler bundan daha kötüdür. Velilere karşı yaptıkları amel ile müşriklerin putlarına karşı yaptıklarından dolayı müşrik sıfatını hakettikleri  amel aynıdır.
“Biz Allah’a eş koşmuyoruz”  sözleri onlara fayda vermez. Çünkü yaptıkları amel sözlerini yalanlamıştır.
Eğer “onlar yaptıklarından dolayı şirke gireceklerini bilmiyorlardı.” dersen sana şöyle derim:
“Fıkıh âlimleri fıkıh kitaplarında Riddet babında apaçık bir şekilde şöyle diyorlar: “Manasını kastetmezse bile küfür kelimesini söyleyen kimse küfre girer. Kendilerinin yaptıkları amelden dolayı şirke gireceklerini bilmemeleri İslam’ın hakikatini, tevhidin mahiyetini bilmediklerini gösterir. İşte bundan dolayı İslam’a hiç girmemiş kâfirlerden olmuşlardır.
Eğer “bunlar müşrik olmuşlarsa onlarla cihad etmek vacip olmuştur. Ve Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in müşriklere karşı takındığı tavrı takınmak gerekir” dersen sana şöyle cevap veririm:
“Âlimler bu hükmü vermişler ve şöyle demişlerdir:  “Savaş açmadan önce onları tevhide çağırmak gerekir” (Tathiru’l İtikad An Edran el-İlhad s: 22)

İbni Kudame şöyle demiştir:
“El-Cahiz, İslam milletine muhalefet eden kişi eğer araştırdıktan sonra hakka ulaşamazsa mazeretli olduğunu, suçlu olmadığını iddia etti. Bu görüş apaçık bir şekilde batıldır. Allah’ı inkâr etmek ve Rasulullah’ın söylediğini reddetmektir. Çünkü kesin bir şekilde biliyoruz ki Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem Yahudi ve Hrıstiyanların Müslüman olmalarını ve ona tabi olmalarını emretti. İslam’a tabi olmayıp kendi dinleri üzerinde olmakta ısrar ettikleri için onları kötüledi. Biz hiç kimseyi ayırdetmeden onlara karşı savaş açıyor ve onlardan büluğa erenleri öldürüyoruz. Hâlbuki biliyoruz ki onlardan hakkı bilip inat eden kişiler çok azdır. Onların çoğu, kendisine bağlandıkları dinlerine babalarını taklit etmek suretiyle tabi oldular. Ve Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in mucizesini bilmiyorlardı.” Sonra bununla ilgili ayetleri zikretmeye başladı.(Ravdatu’n Nazır  İctihad babı)

Şevkani şöyle demiştir:
“Allah’ı ve rasulünü bilmeyi engelleyen hatalar olmuş ise, yani; yaratıcının bilinmesi, tevhid ve adalet konuları gibi konularda hatalar olmuşsa” bu konuda hak birdir. Kim ona isabet ederse hakka isabet etmiştir. Kim bu konuda hata yaparsa işte o kimse kâfir olur.” (İrşadu’l Fuhul  İctihad babı)

Şeyh Abdullatif b. Abdurrahman, İbni Teymiye’nin sözlerini şöyle açıklamıştır:
“İbni Teymiye tevhidi ve imanı bozan, Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in risaletine zıt olan amelleri işleyen kişinin  kâfir olduğunu, tevbeye çağırdıktan sonra tevbe etmezse öldürüleceğini, bu konuda cehaletinin mazeret olmadığını kitaplarında değişik yerlerde beyan etmiştir.” (Minhac’Et-Tesis s: 101, Ed-Dürerü’s-Seniye c: 10  s: 432-433)

Şeyh Abdurrahman b. Hasan ale’ş-Şeyh şöyle demiştir:
“Âlimler (Allah onlara rahmet etsin) doğru yolda yürüyerek mürtedin hükmünü belirtmişlerdir. Mürtedin hükmünü belirtirlerken onlardan hiçbirisi: “Bir kimse şehadeti bozan küfür bir sözü veya küfür bir ameli cehaleti sebebiyle işlese kâfir olmaz” diye söylememiştir. Allah-u Teâlâ Kur’an’ı kerim’de müşriklerin bazılarının cahil ve taklitçi olduğunu, buna rağmen azaba uğradıklarını ve cehaletleri sebebiyle mazeretli sayılmayıp azabtan kurtulmadıklarını haber vermiştir."
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“İnsanlardan kimi, Allah hakkında bilgisi olmaksızın tartışır durur ve her azgın şeytana tabi olur. Muhakkak ona (şeytana) dost olanı, (şeytanın) saptıracağı ve alevli bir azaba ulaştıracağı yazılmıştır.”
(Hac: 3-4)(Ed-Dürerü’s-Seniyye  c: 11 s: 478–479)

Kayıtlı

حسبي الله
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |