Hicretin Türleri:
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 17 Kasım 2019, 23:16:05


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Hicretin Türleri:  (Okunma Sayısı 2955 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bismirrahman
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 205


قتل الانسان ما اكفره


« : 30 Kasım 2015, 07:33:52 »

Hicretin Türleri:
1 - Şirk beldesinden İslam beldesine hicret etmek:
Şirk beldesinde dinini rahatlıkla yaşayamayan ve hicret etme gücüne sahip olan Müslümana farzdır.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Nefislerine zulmedenlerin canlarını aldıkları zaman melekler: “Ne yapıyordunuz?” deyince: “Yeryüzünde biz zayıf kimselerdik” derler. Melekler de: “Allah’ın arzı geniş değil miydi, hicret etseydiniz ya?” derler. İşte onların barınacakları yer cehennemdir. O, ne kötü dönüş yeridir.”                                                                       (Nisa: 97)
Ayetteki “nefislerine zulmedenler”den kasıt; “hicret etme gücü olduğu halde nefislerini azaba maruz bırakarak hicret etmeyenler” demektir.
Şirk beldesinde yaşayan Müslümanlar eğer rahat bir şekilde dinini yaşayabiliyorlarsa, canları ve malları bakımından emniyet içinde iseler cumhura göre hicret etmesi farz değildir müstehaptır.

2 – Bid’at beldesinden sünnet beldesine hicret etmek:
Bu hicret türü farzdır.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ayetlerimiz hakkında ileri geri konuşmaya dalan kimseleri gördüğünde, onlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan yüz çevir. Şayet şeytan sana unutturursa, hatırladıktan sonra zalim toplulukla beraber (kesinlikle) oturma!”                                                              (En’am: 68)

Tabi ki bu hicret, söz konusu beldede açıkça sünneti uygulayamayan ve bid’atlerden olumsuz yönde etkilenen kişi içindir. Eğer sünneti açıkça uygulayabiliyorsa, o beldeden hicret etmesi müstehap olur. Ancak Müslümanların menfaati için bu beldede kalması söz konusu ise o zaman o beldede kalabilir.
 
3 - Emri bi’l maruf nehyi ani’l münker yapamadığı korku ve zulüm olan beldeden, emri bi’l maruf nehyi ani’l münkeri rahatlıkla yapabileceği korku ve zulüm olmayan beldeye hicret etmek:
Bu hicret farzdır.
Allah-u Teâlâ, İbrahim aleyhisselam’ın hicreti hakkında şöyle buyuruyor:
“(İbrahim) şöyle demişti: “Burayı terk edip Rabbime gideceğim; O beni doğru yola iletecektir.”        (Saffat: 99)
Allah-u Teâlâ, Musa aleyhisselam’ın hicreti hakkında şöyle buyuruyor:
“Bunun üzerine Musa korka korka, çevresini gözetleyerek şehirden çıktı. “Rabbim! Beni şu zalim kavimden kurtar” dedi.”                                                      (Kasas: 21)                                                                   
                                                                     
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in şu sözü de buna delildir:
“Müslümanın en hayırlı malı, dağlara yemeleri ve su içmeleri için çıkarttığı ve güttüğü davardır. Fitneye düşmeyip dinini korumak için onlarla gezer.”            (Buhari)

4 - Günah işlenen ve çokça haram kazanılan beldeden hicret etmek:
Bu gibi beldelerden hicret edilir. Müslümanlar bir beldede dininden dolayı eziyet görüyorlarsa ve hicret edecekleri Müslüman belde yoksa, dininden ötürü eziyet görmeyeceği kâfir bir beldeye hicret edebilir. Sahabelerin, Mekke’den Habeşistan’a hicret etmeleri gibi… Fakat yeni bir Müslüman devlet kurulursa, bu devletin kuvvetlenmesi için bütün Müslümanların oraya hicret etmesi gerekir. İlk kurulan Medine İslam devletinde olduğu gibi… Cihad o zaman bütün Müslümanlara farz olur ve hicret de cihad hükmündedir.
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem Medine’ye hicret ettikten sonra zekât, oruç, hac ve kılıç ile cihad gibi İslam’ın diğer hükümleriyle emrolundu. Bu hükümleri bildiren ayetlerin inmesi on sene sürdü. Kılıçla cihad, zekât ve oruç hicretin ikinci senesinde farz kılındı.
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem hicretin onuncu yılında vefat etti. Onun dini kıyamete kadar geçerlidir. Hiçbir hayır yoktur ki bu din onu emretmiş olmasın, hiçbir şer de yoktur ki bu din onu yasaklamış olmasın.
Bu dinin emrettiği hayır; tevhid ve Allah’ın sevip razı olduğu sözler ve amellerdir.
Yasakladığı şer ise; ibadette Allah’a ortak koşmak ve Allah’ın sevmediği ve kabul etmediği sözler ve amellerdir. Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem bütün insanlığa gönderildi.
Allah-u Teâlâ bütün insanların ve cinlerin sadece kendisine itaat etmesini farz kıldı.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
 “Ey Muhammed! De ki: “Ey insanlar! Doğrusu ben, Allah’ın hepiniz için gönderdiği rasûlüyüm.” (A’raf: 158)              
 “Ey Muhammed! Bir zaman Kur’an’ı dinleyecek bir cin taifesini sana yöneltmiştik. Kur’an okunuşunda hazır bulununca birbirlerine: “Susun, dinleyin” dediler. Okuma bitince de kavimlerine uyarıcılar olarak döndüler.”                                           
(Ahkaf: 29)
Allah-u Teâlâ dinini Muhammed aleyhisselam ile tamamladı. Bu din Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’den sonra hiçbir şeye muhtaç değildir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’dan razı oldum.”                                                                  (Maide: 3)
Allah-u Teâlâ bu ayeti kerimede akidenin tamamlandığını, şeraitinin ve kanunlarının kemale erdirdiğini ilan ediyor. İşte din budur!
Bir Müslümanın İslam’da eksikliklerin bulunduğunu veya birtakım ilavelerin yapılması gerektiğini düşünmesi asla mümkün değildir. Onda, herhangi bir ilaveyi gerektirecek eksiklik yoktur. Allah-u Teâlâ İslam dinini kıyamete kadar bütün insanlığa din olarak seçtiği için geliştirilip değiştirilmeye de ihtiyacı yoktur.
Kim Allah’ın şeriatını ve kanunlarını bir tarafa bırakıp tatbik etmez, başka kanunlara uygun olarak hareket ederse, Allah’ın mü’minler için beğendiğini beğenmemiş ve dolayısıyla Allah’ı inkâr etmiş olur ve dinden çıkar.
Bir Yahudi Ömer radıyAllahu anh’e gelerek dedi ki:
“Siz Kur’an’dan öyle bir ayet okuyorsunuz ki bu ayet Yahudilere inmiş olsaydı o günü bayram ilan ederdik.”
Ömer radıyAllahu anh:
“Bu hangi ayettir?” diye sordu. Yahudi dedi ki:
“Bugün sizin dininizi kemale erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Ve size din olarak islam’dan razı oldum” ayetidir. Ömer radıyAllahu anh dedi ki:
“VAllahi ben bu ayetin Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’e nerede ve ne zaman indiğini biliyorum. Cuma günü Arafat’ta indi. Allah’a hamdolsun ki bu iki gün de bizim için bayramdır.”   
                        (Buhari-Müslim-Tirmizi-Nesei)
Her mü’minin Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in vefat ettiğine ve bütün insanların öldükten sonra dirilip hesaba çekileceklerine ve amellerinin karşılığını göreceklerine iman etmesi gerekir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ey Muhammed! Şüphesiz sen de öleceksin, onlar da ölecekler. Ey insanlar! Sonra siz kıyamet günü Rabbinizin huzurunda duruşmaya çıkacaksınız.”                    
                                                                   (Zümer: 30-31)
Ölüm dünyada ruhun cesetten ayrılmasıdır. Ölüm ruhun yok olması manasına gelmez. Çünkü ruh yok olmaz. Mü’min öldüğü zaman onun ruhu, meleul a’laya çıkar. Kâfirin ruhu ise azap göreceği bir yere gider.
Ruh bedenden ayrıldığı zaman, acaba tekrar bedene döner mi yoksa bir daha hiç dönmez mi?
Dünyada bedenden ayrılan ruh, ölümden sonra tekrar bedenle buluşur. Onun için öldükten ve ruh ondan ayrıldıktan sonra kabre konulup Münker ve Nekir ona sormak için geldiğinde ruh tekrar ona döner. Sonra Allah-u Teâlâ’nın dilediği kadar ruh ya nimet göreceği bir yere ya da azap göreceği bir yere gider.
“Sizi yerden yarattık. Oraya döndüreceğiz. Sizi tekrar oradan çıkaracağız.”                                          (Ta-ha: 55)
“Allah sizi yerden bitirir gibi yetiştirmiştir. Sonra sizi oraya döndürür ve yine oradan çıkarır.”       (Nuh: 17-18)                 
                                                                   
Allah-u Teâlâ bütün insanları öldükten sonra dirilteceğini ve hesaba çekip herkese ameline göre karşılık vereceğini şu ayeti kerimede bildiriyor:
“Allah kötülük yapanlara işlerinin karşılığını verir. İyi amel işleyenleri ise cennetle mükâfatlandırır.”           
                                                                      (Necm: 31)
Öldükten sonra dirilmeyi yalanlayan kimsenin kâfir olduğunu Allah-u Teâlâ şu ayeti kerimede belirtiyor:
“İnkar edenler tekrar diriltilmeyeceklerini ileri sürerler. Ey Muhammed! De ki: “Evet Rabbime andolsun ki şüphesiz diriltileceksiniz ve sonra yaptıklarınız size bildirilecektir. Bu Allah’a kolaydır.”                     (Tegabun: 7)                                     
Ba’s: Lügat manası; göndermek, demektir.
Şer'i manası ise; son üfürüşten sonra ruhların cesetlere dönmesidir.
İnsanlardan ilk dirilecek olan Muhammed sallAllahu aleyhi ve sellem’dir.
Ebu Said El-Hudri radıyAllahu anh’dan Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Övünmeksizin, yeryüzünün yarılıp da ilk dirilecek olanı benim.”                    (Ahmet hasen senetle rivayet etti)
Kabre konulanlar kabirden dirilecekler, kabre konmayanlar ise bulundukları yerden dirileceklerdir.
Allah-u Teâlâ bütün rasûllerini, Allah’a ibadet edip O’na hiçbir şeyi ortak koşmayan kimseleri cennetle müjdelemek, Allah’a ortak koşanları cehennem azabıyla korkutmak için gönderdi.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“İnsanların Allah’a karşı bir delili olmaması için cennetle müjdeleyici ve cehennemle korkutucu rasûller gönderdik.”                                                                 (Nisa: 165)                                 
“Biz senden önce hiçbir Rasûl göndermiş olmayalım ki ona: “Benden başka ibadete layık ilah yoktur, bana ibadet ediniz” diye vahyetmiş olmayalım.”     (Enbiya: 25)

“Muhakkak ki her ümmete; “Allah’a ibadet edin ve tâguttan kaçının” (desinler) diye bir Rasûl gönderdik.”          
                                                                        (Nahl: 36)

Yeryüzünde kâfirlere, onları yeni bir şeriata davet etmek için gönderilen ilk rasül; Nuh aleyhisselam’dır.
Rasûllerin ve nebilerin sonuncusu ise; Muhammed sallAllahu aleyhi ve sellem’dir. Muhammed sallAllahu aleyhi ve sellem’den sonra kesinlikle nebi yoktur.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Muhammed, sizin adamlarınızdan hiçbirinin babası değildir. Fakat Allah'ın Rasûlü ve nebilerin sonuncusudur...”                                                                   (Ahzab: 40)
Yeryüzünde kâfirlere, onları yeni şeriata davet etmek için gönderilen ilk rasûlün Nuh aleyhisselam olduğunun delili:

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Nuh’a, ondan sonra gelen nebilere vahyettiğimiz gibi ey Muhammed! Şüphesiz sana da vahyettik.”          
                                                                          (Nisa: 163)
Nuh aleyhisselam yeryüzüne gönderilen ilk nebi değil, yeni bir şeriatı tebliğ etmek için gönderilen ilk rasüldür.
Nuh aleyhisselam’a kadar gelen nebilerin ilki Adem aleyhisselam’dır. Adem aleyhisselam’dan sonra,  Adem aleyhisselam’ın oğullarından birisi olan Şit aleyhisselam nebi olarak gelmiştir. Ondan sonra ise Şit aleyhisselam’ın oğullarından İdris aleyhisselam nebi olarak gelmiştir. Bunların hepsi Nuh aleyhisselam’dan önce idiler. İbni Kesir El-bidaye Ven-nihaye kitabında bunları zikretmiştir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“(Ey Muhammed!) Kitapta İdris’i de an. Muhakkak ki o, çok doğru bir nebiydi.”                              (Meryem: 56)                                      
                                                                 
Adem aleyhisselam’dan sonra on asır boyunca insanlar tevhid üzere yaşadılar. Sonra şirk başgösterdi ve yayıldı. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ müşriklere, onları yeni bir şeriat ile davet eden Nuh aleyhisselam’ı gönderdi. Buna göre Adem aleyhisselam rasûl değil, nebiydi. Buna şu rivayet delâlet etmektedir.
 
Taberani ve Hakim sahih senetle şöyle rivayet ettiler:
“Âdem aleyhisselam hakkında Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’e şöyle sordular:
“Âdem aleyhisselam nebi miydi?”
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem:
“Evet, Allah’ın kendisiyle konuştuğu, kendisine vahiy gelen bir nebiydi” buyurdu.

Ayrıca “şefaat hadisi” Âdem aleyhisselam’ın rasûl olmayıp nebi olduğuna, Nuh aleyhisselam’ın ise müşriklere gönderilen ilk rasûl olduğuna delildir.
Şefaat hadisi şöyle devam etmektedir:
“...İnsanlar mahşer gününde şöyle diyecekler:
“Ey Nuh! Sen yeryüzünde ilk rasûlsün, Allah-u Teâlâ da seni “çok şükreden kul” olarak vasıflandırdı, halimizi görmüyor musun? Ulaştığımız durumu görmüyor musun? Rabbin katında bize şefaatçi olamaz mısın?”                                                 
(Buhari-Müslim)
İdris aleyhisselam ile İlyas aleyhisselam’ın aynı şahıslar mı yoksa ayrı ayrı iki şahıs mı olduğu konusuna alimler ihtilaf etmişlerdir. Doğru olan ayrı şahıslar olduklarıdır.
İbni Cerir tarihinde ve İbni Kesir el-bidaye ve’n-nihaye kitabında İdris aleyhisselam’ın, Nuh aleyhisselam’dan önce gönderildiğini söylediler. İlyas aleyhisselam ise Harun aleyhisselam’ın çocuklarındandır. Beni İsrail’e gönderilmiştir.
Buhari’nin sahihinde muallâk olarak zikrettiği hadise gelince, İbni Mes’ud radıyAllahu anh ve İbn Abbas radıyAllahu anh’tan gelen rivayete göre İdris aleyhisselam’ın İlyas aleyhisselam olduğu zikredilmiştir. Fakat Buhari, rivayeti zayıf olduğunu gösteren bir üslupta zikretmiştir.
Nebiler arasında en faziletli olanları rasûllerdir. Rasûllerin en faziletli olanları ise ulu’l-azm olan beş rasûldür. Bunlar; Muhammed sallAllahu aleyhi ve sellem, İbrahim aleyhisselam, Musa aleyhisselam, Nuh aleyhisselam ve İsa aleyhisselam’dır.
Bunların en faziletlisi; Muhammed sallAllahu aleyhi ve sellem’ dir. Ondan sonra İbrahim aleyhisselam olduğu icma ile sabittir. Diğer üç nebinin faziletlerinin dereceleri konusunda alimler ihtilaf etmişlerdir.
Hafız İbn Hacer şöyle dedi:
“İbrahim aleyhisselam’dan sonra en faziletli Musa aleyhisselam, sonra İsa aleyhisselam, sonra da Nuh aleyhisselam’dır.”
 İbn-i Hacer bu görüşünü Essaffariniyye kitabında zikretmiştir.
Allah-u Teâlâ insanları tevhide davet etmek ve şirkten korkutmak için yüz yirmi dört bin nebi, üçyüz on üç rasûl göndermiştir.
İbn Merduyeh ve İbn Ebu Hatim; Ebu Zerr radıyAllahu anh’ in şöyle dediğini nakletmişlerdir:
Ebu Zerr radıyAllahu anh, Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’e sordu:
“Ya RasûlAllah! Kaç nebi vardır?” Rasûlullah:
“Yüz yirmi dört bin nebi var” buyurdu. Ebu Zerr:
“Onlardan kaçı rasûldür?” diye sordu. Rasûlullah:
“Üç yüz on üçü” dedi. Ebu Zerr:
“Kaç sahife ve kaç kitap indirildi?” diye sorunca da Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle cevap verdi:
“Yüz sahife ve dört kitap indirildi. Tevrat Musa’ ya, İncil İsa’ya, Zebur Davud’a ve Kur’an ise bana indirilmiştir. Sahifeler ise; elli sahife Şit’e, otuz sahife İdris’e, on sahife İbrahim’e, on sahife Musa’ya indirilmiştir.”Bu hadisin kesin olarak sahih olup olmadığını ancak Allah bilir. Bu sebeple her Müslüman genel olarak bütün nebilere, rasûllere, kitaplara ve sahifelere iman etmelidir. Bunların kesin sayısını ancak Allah-u Teâlâ bilir. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Gönderilen rasûllerin bir kısmını daha önce sana anlatmış, bir kısmını da anlatmamıştık.”               (Nisa: 164)
Allah-u Teâlâ her ümmete bir rasûl göndermiştir. Bütün rasûller Allah-u Teâlâ’ya ibadete, onu birlemeye ve tâgutun her çeşidini reddetmeye davet etmişlerdir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Muhakkak ki her ümmete; “Allah’a ibadet edin ve taguttan kaçının” (desinler) diye bir Rasûl gönderdik.”       
                                                                        (Nahl: 36)
Rasûlumüz olan Muhammed sallAllahu aleyhi ve sellem nebilerin sonuncusudur. Ondan sonra asla nebi gelmez. Şeriatı ise son şeriattır. Daha önceki bütün şeriatları nesh etmiştir. Onun için Allah-u Teâlâ hiç kimseden, İslam din ve şeriatından başka din ve şeriat kabul etmez.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Kim İslam’dan başka bir din ararsa bilsin ki (o din) ondan kabul edilmeyecek ve o kimse ahirette kaybedenlerden olacaktır.”                                          (Ali İmran: 85)
Bu ayet apaçık gösteriyor ki; hayatın her alanında kim İslam şeriatından ve kanunlarından başka kanuna inanırsa veya başka kanunların uygulanmasına rıza gösterirse hatta rıza göstermeden insanlara uygularsa Müslüman değildir. Tevbe etmeden ölürse ahirette kaybedenlerden olur.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“İşte biz Yusuf için böyle bir plan kullandık. Bu planı kullanmasaydık hükümdarın dinine (yani kanununa) göre kardeşini alıkoyamazdı. Meğerki Allah dileye.”                                                             
(Yusuf: 76)
Ayetteki; “hükümdarın dini” lafzı; kralın kanunu, demektir.

Kayıtlı

İzzetli yaşamayı arzu edenler; inancı uğruna ölümü bir sevgili bilip mücâdele edenlerdir...
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |