18. Gaybi Bildiğini İddia Eden Kimseler
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 21 Kasım 2019, 02:00:42


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: 18. Gaybi Bildiğini İddia Eden Kimseler  (Okunma Sayısı 3357 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Abdurrahman el-muvahhid
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 91



« : 30 Ekim 2015, 15:07:08 »


18. Gaybi Bildiğini İddia Eden Kimseler


Gayb: "Ga ba" fiilinin masdarı olup "gözden ve duyulardan gizli olan, bilinmeyen" anlamındadır. Bu sebeble duyulardan ve mahlukatın ilminden gizli olan her şey bu kelimeyle ifade edilir.
 
 
Başlıca gayb türleri şunlardır:
 
 
1 - Sadece Allah-u Teâlâ'nın bildiği ve bu konuda melek, cin ve rasuller dahil hiç kimseye bilgi vermediği gayb.
 
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Gaybın anahtarları O’nun katındadır. O’ndan başkası onu bilemez. Karada ve denizde olanları yalnız O bilir." (En’am: 59)

Bu ayete göre; gaybın ilmi sadece Allah-u Teâlâ'ya aittir. Sadece Allah-u Teâlâ'nın bildiği bu konularda hiç kimse melek, cin, rasul dahi olsa söz sahibi değildir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"(Ey Muhammed! Onlara) De ki: "Gaybı bilmek, sadece Allah’a mahsustur." (Yunus: 20)

Bir başka ayette Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Yine de ki: "Göklerde ve yerde Allah’tan başka hiç kimse gaybı bilemez." (Neml: 65)                             

Kur’an’da, Allah-u Teâlâ'nın mahiyetini açıklamadığı, sadece varlığını ve ismini bildirdiği bazı gaybi gerçekler vardır.

Buhari’de geçen meşhur Cibril aleyhisselam hadisinde, Cibril aleyhisselam kıyametin ne zaman kopacağını sorunca Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem:

"Bu, Allah-u Teâlâ'dan başka hiç kimse tarafından bilinmeyen beş gaybi meseleden biridir" buyurdu ve şu ayeti okudu:

"Kıyametin saatini bilmek ancak Allah’a mahsustur. Yağmuru o indirir. Rahimlerde olanı O bilir. Kimse yarın ne kazanacağını bilemez ve hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Allah şüphesiz bilendir, her şeyden haberdardır." (Lokman: 34)                       

Bu ayete göre; kıyametin ne zaman kopacağını, yağmurun ne zaman yağacağını, doğacak olan çocuğun en ince ayrıntısına kadar nasıl ve ne şekilde olacağını, kişinin nerede ve ne zaman öleceğini ve bir kimsenin yarın ne kazanacağını yalnız Allah-u Teâlâ bilir. Bu konularda fikir beyan etmek, yorum yapmak tahminden başka bir şey değildir ve bunlar imana yakışmayan davranışlardır. Bunların kesin olarak bilinebileceğini iddia etmek küfürdür.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Sana: "Ruh nedir?" diye soruyorlar. De ki: "Ruh Rabbimin emrindedir. Size çok az ilim verilmiştir." (İsra: 85)                           

Bu ayete göre; ruh da sadece Allah-u Teâlâ'nın bildiği gaybi bilgilerdendir. O halde ruhu, Kur’an ve sünnetin beyan ettiği sınırlar dışında tanımlamaya çalışmak ya da mahiyetini araştırmak boş ve yasak bir davranıştır.

Müminlere düşen; böyle konularda yorum yapmayıp onları Allah-u Teâlâ'nın bildirdiği şekilde tasdik etmektir.

İnsanların kalblerinden geçirdiği düşünce ve niyetler ancak Allah-u Teâlâ'nın bilebildiği gaybi bilgilerdir. Hiçbir kulun bu gibi şeyleri bilme veya bu gibi konularda fikir beyan etme kudreti  ve izni yoktur.

Buna göre her kim kalbten geçenleri bildiğini iddia ederse:

a - Yalnız Allah-u Teâlâ'ya ait olan "gaybı bilme" sıfatını kendisinde gördüğünden dolayı,

b - Kendisine vahiy geldiğini iddia ederek Allah-u Teâlâ'nın vahyin kesildiğine dair haberini yalanladığından dolayı kafir olmuştur.
 
 
2 - Allah-u Teâlâ'nın vahiy yoluyla sadece rasullerden dilediğine bildirdiği gayb.
 
"Görülmeyeni bilen Allah, görülmeyeni kimseye göstermez. Ancak rasullerinden razı olduğu, seçtiği kimseler müstesna... Çünkü onun önüne ve arkasına izleyiciler (koruyucu melekler) dizer." (Cin: 26-27)

Bu ayette açıkca görülüyor ki; Allah-u Teâlâ bazı gaybi bilgileri seçmiş olduğu rasullerine bildirmiştir. Bu bilgilerden bazıları; geçmiş ümmetlere ait haberler ve gelecekte zuhur edecek bir takım olaylardır. Hatta bazı zamanlarda insanların kablerinden geçenleri Rasullerine bildirmiştir. Onlar da vahiy sayesinde bu gibi konularda insanlara haberler vermişler veya zahirde gösterdikleri alametlere rağmen insanlara kalblerinden geçenlerle hükmetmişlerdir. Fakat bu hal, ancak Rasullere mahsus bir özelliktir.

Görülüyor ki rasuller dahi Allah-u Teâlâ bildirmedikçe gaybi bilme yetkisine sahip değildirler.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"(Ey Muhammed) De ki: "Ben kendime Allah’ın dilediğinden başka ne bir fayda ve ne de bir zarar vermeye sahibim. Şayet gaybi bilseydim, elbette daha çok hayır elde etmek isterdim ve bana hiçbir kötülük dokunmazdı." (A’raf: 188)   
 
 
3 - Allah-u Teâlâ'nın rüya veya ilham yoluyla salih kimselere bildirdiği gayb.
 
Tıpkı Ömer radiyAllahu anh’in hadisesinde geçtiği gibi...

Ömer radiyAllahu anh, hilafeti zamanında Sariye radiyAllahu anh’i İslam ordusunun başında bir savaşa göndermişti. Kafirlerle savaş yapılan yer bir dağın eteği idi. Savaş esnasında müslümanlar biraz güçsüz kalmışlardı. Kafirler dağın arkasından gelip müslümanları haberleri olmadan kuşatmak ve ani bir baskın yapmak istediler. Bu sırada Ömer radiyAllahu anh, Medine’de cuma günü minberde hutbe okuyordu. Allah-u Teâlâ Ömer radiyAllahu anh’e savaş meydanını gösterdi. Ömer radiyAllahu anh müslümanların arkadan baskına uğrayacaklarını görünce:

"Ey Sariye! Dağa, dağa!" diye seslendi. Allah-u Teâlâ, Ömer radiyAllahu anh’in sesini Sariye’ye işittirdi. Bunun üzerine Sariye hemen tedbir alıp düşmanın baskınını önledi. Taarruza geçerek düşmanı bozguna uğrattı. (İbni Esir - El-Kamil Fi’t-Tarih, İbn Hacer - El-İsabe)

Bu hadiseden; Allah-u Teâlâ'nın, Ömer radiyAllahu anh’e ilham ederek gayb olan birşeyi bildirdiği anlaşılmaktadır.

Salih kimselerin rüya veya ilham yoluyla bildikleri "bilgi" uyulması gereken mutlak bilgi değildir. Çünkü bu kimselere bildirilen şeyler, rasullere gelen vahyin korunduğu gibi şeytanlardan korunmamıştır. Bu sebeple insanlara, kendilerine gelen bilginin Allah-u Teâlâ'dan olduğunu söyleyemezler. Bu kimseler kendilerine ilham veya rüya yoluyla bildirilen şeyleri sadece kendi şahıslarında yaşarlar. Rüya ve ilhamlar şer’i kaynak değildirler. Böyle bir kimsenin, kendisine ilham edilen şey vasıtasıyla gaybı kesin bir şekilde bildiğini iddia etmesi küfürdür. Çünkü kendisine gelen rüya veya ilhamın Allah-u Teâlâ'dan olduğu kesin değildir, şeytandan da olabilir.
 
 
4 - Cinlerin semadan çalarak kahin ve sihirbaz dostlarına bildirdikleri gayb.
 
Allah-u Teâlâ ileride olacak bir takım olayları Levhi Mahfuzda görevli meleklere yazdırır, melekler de bu haberleri birbirlerine aktarırlar. Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem gelmeden önce cinlerin bu haberleri almalarına müsade edilmişti. Fakat Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem rasul olarak gönderildikten sonra cinlerin semadan haber almaları kıyamete kadar yasaklandı ve sema haberlerini dinlemek isteyen cinler şihab adlı gök taşlarıyla kovalanmaya başlandı.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Şimdi kim dinleyecek olursa kendisini gözleyen bir ateş (göktaşı) buluyor." (Cin: 9)

Kendisine şihab (göktaşı) isabet etmeyip de kurtulan cinler semadan çaldıkları haberlere yüzlerce yalan katarak hemen sihirbaz ve kahin dostlarına ulaştırırlar. Bu kahin ve sihirbazlar da bunları insanlara anlatırlar. Bu söylediklerinden bazıları doğru çıkınca insanlar onların gaybı bildiklerini zannederler. Oysa bu haberler, Allah-u Teâlâ'nın meleklere bildirmesiyle zaten gayb olmaktan çıkmıştır.

Aişe radiyAllahu anh’den, Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in şöyle dediği rivayet edilmiştir:

"Melekler, (bir bulut olan) Anane’ye (bir bulut ismi) inerler de gökte kaza ve hükmolunan bazı şeyleri görüşürler. Bu sırada şeytanlar kulak hırsızlığı yaparlar. İşittiklerini de kahinlere gizlice ulaştırırlar. (Cinler) bu haberlere yüz yalan da kendilerinden katarlar." (Buhari)

Kahin; gaybı ve ileride olacak olayları bildiğini iddia eden kimsedir. Bu özellik ise sadece Allah-u Teâlâ'ya ait bir özelliktir.

Fincana, avuca, kuma bakarak ileride olacak bir takım şeyleri haber veren kimseler veya gazete ve televizyonlarda yaygın olan burç ilimleri, müneccimlik ilmi (yıldız falı) de kahin kelimesinin manasına girer. Bunların hepsi, sadece Allah-u Teâlâ'nın bildiği gaybı bildiklerini iddia etmektedirler.

Bu sebepledir ki her kim kahin ve sihirbazlara gidip onların söylediklerini tasdik ederek inanırsa, insanı İslam milletinden çıkaran büyük küfür işlemiş olur.

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Her kim falcıya, gaipten haber verene veya sihirbaza giderek onlardan birşey sorar ve onların söylediklerine inanarak tasdik ederse kafir olur." (Ebu Davud, Ahmed)

"Uğura ve uğursuzluğa inanan bizden değildir. Kahinlik yapan ve kahine giden bizden değildir. Kendisi için sihir yapılan bizden değildir." (Taberani sahih senedle)

"Arraf veya kahine giderek söylediğini tasdik eden Muhammed’e ineni inkar etmiş olur." (Ahmed sahih senetle)

"Bir kimse bir kahine giderek söylediğine inanırsa Muhammed’e inenden beri olmuştur." (Ahmed sahih senedle)
 
 
5 - Göremediğimiz veya duyu organlarımızla algılayamadığımız ya da bizden uzak olduğu için bilemediğimiz fakat cinler tarafından bilinebilen gayb...
 
Cinler Allah-u Teâlâ'nın kendilerine vermiş olduğu özellik sebebiyle çok çabuk hareket edebilme vasfına sahiptirler. Bu sebeple bir yerde bir şey olursa hemen ondan haberdar olabilirler. Bizler ise ancak duyu organlarımızla şahit olduğumuz şeyleri biliriz. Başka bir yerde olan ve duyu organlarımızla algılayamadığımız şeyler bizim için gaybtır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Süleyman şöyle dedi: "Ey cemaat! Teslim olmuş olarak bana gelmelerinden önce hanginiz o kraliçenin tahtını yanıma getirebilir?" Cinlerden bir ifrit: "Sen yerinden kalkmadan önce sana onu getiririm, buna karşı güvenilir bir güce sahibim" dedi. Kitabın bilgisine sahip olan biri: "Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm" dedi. Süleyman, tahtı yanına yerleşmiş görünce: "Bu, şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınayan Rabbimin lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, fakat nankörlük eden bilsin ki Rabbim müstağnidir, kerem sahibidir" dedi." (Neml: 38-40)

Ayette de bildirildiği üzere cinler Allah-u Teâlâ'nın kendilerine vermiş olduğu özellik sebebiyle bir takım gaybi şeylerden haberdar olabilirler. Bizim için gayb olan böyle şeyleri cinler vasıtasıyla öğrenmeye çalışmak küfürdür. Çünkü bu gibi gaybi gerçekleri öğretecek olan cinler kafir olan cinlerdir ve kafir cinler müslümanı küfre sokmadan veya onu saptırmadan ona bir şey vermezler. Müslüman cinleri bu konularda kullanmak mümkün değildir. Çünkü onlar bunu yapmanın küfür olduğunu bilirler.

Cinlere hükmetme yetkisi sadece Süleyman aleyhisselam’a verilmiştir, ondan başkasına bu yetki verilmemiştir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Doğrusu insanlardan bazı kimseler cinlerden bazı kimselere sığınırlardı da, (bu cinler) onları daha çok yorar (saptırır)lardı." (Cin: 6)
 
 
Bütün bu ayet, hadis ve açıklamalardan sonra her kim sadece Allah-u Teâlâ'nın bilebildiği gaybı bildiğini iddia ederse tagut olmuştur ve üstelik tugyanda baş olmuştur.

Her kim de bu kimsenin iddiasını kabul ederse sadece Allah-u Teâlâ ait olan bir özelliği ona vermiş ve onu Allah-u Teâlâ'dan başka ilah edinerek kafir olmuştur.

Burada gayb çeşitlerini anlatmamızın sebebi, bu konuda tagutlaşan kimselerin iyice tanınması ve tevhidi korumak isteyen kimselerin ondan uzak durması içindir.

Bu gibi kimselere şaka veya oyun yoluyla olsa bile yaklaşmamak gerekir. Zira Allah-u Teâlâ'nın dini ciddiyetle korunması gereken bir dindir.
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |