İbn Hazm'ın Söylemediği Sözleri Hudaybi'nin "Söylemiş" Olarak Göstermesi....
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 17 Eylül 2019, 13:38:49


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: İbn Hazm'ın Söylemediği Sözleri Hudaybi'nin "Söylemiş" Olarak Göstermesi....  (Okunma Sayısı 3301 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bismirrahman
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 205


قتل الانسان ما اكفره


« : 21 Ekim 2015, 07:30:28 »


Hudaybi, insanları saptırmak ve kandırmak için dinin aslı olan La ilahe illAllah’ı bilmemenin mazeret olduğunu ve La ilahe illAllah’ın manasını bilmenin İslam’a girmek için şart olmadığını, sadece La ilahe illAllah’ı telaffuz etmenin, İslam’a girmek için yeterli olduğunu söylemiştir.

Bu kendi iddiasının doğruluğunu insanlara ispat etmek için İbni Hazm (r.a)’ın söylemediği sözleri sanki İbni Hazm (ra) söylemiş gibi nakletmiştir.

İbni Hazm (r.a) El-fasl fi el-Milel ve’l Ahvau ven-nihal kitabında; “Küfre giren ile girmeyen” başlığı altında, rey, görüş ve te’vil konusunda Müslüman olmalarına rağmen muhaliflerini tekfir eden bazı İslam taifeleri hakkında konuşmuştur. Yani İbni Hazm bu bölümde, kendilerine göre bir şart koşarak ve kaideler uydurarak, bu kaideye muhalefet eden diğer Müslüman taifeleri tekfir eden kişilerden bahsetmiş, dinin aslı veya bu konularda cehaletin mazeret olup olmadığı ile alakalı meselelere değinmemiştir.

Şimdi size Hudaybi’nin İbni Hazm’dan naklettiği sözleri nakledeceğim ve İbni Hazm’ın söylemediği, ancak Hudaybi’nin İbni Hazm’ın sözlerinin arasına sokuşturduğu sözleri kalın puntoyla göstereceğim. Ta ki; İbni Hazm’a ne kadar iftira atıldığı, sözlerin heva ve hevese göre nasıl saptırıldığı belli olsun.

Hudaybi, İbni Hazm’dan şöyle naklediyor:

“Hüccet kendisine ikame edildiğinde ona karşı gelmeyen veya hüccet kendisine ikame edildiğinde rasulün hükmüne karşı nefsinde sıkıntı duymayan fakat sırf cehaletinden dolayı bir söz söylediği için o kimseyi tekfir eden kişiye şöyle soruyoruz:

“Rasulullah (s.a.s), söylenmediği zaman küfre girilecek veya cahillikten dolayı Müslüman olunmayacak meseleleri bize açıklamadan bıraktı mı? İnsanlara bunu açıklamadı mı? İnsanlara bunu açıklamadan mı vefat etti?” Muhakkak cevap şöyle olmalıdır: “Rasulullah, bunların hepsini açıklamıştır. Kim bunu kabul etmez veya aksini söylerse ihtilafsız kâfirdir.” Bu, böyle ise Rasulullah’tan; şehadetin manasını, rab, ilah, din, ibadet kelimelerinin manasını, tevhidin manasını, şirke nasıl girileceğini, rububiyyetin manasını, Allah’ın hâkimiyetinin gerektirdiği şeyleri, Allah’ın kudretinin muhtevasını ve buna benzer meseleleri sormadan, bir köyün veya mahallenin imanını veya bir insanın, hür veya köle veya kadın olsun bu kimselere sormadan, imanlarını kabul etmemiş olduğuna dair bir rivayet var mıdır? Yapma gücü fiilden önce mi yoksa fiille beraber mi veya Kur’an mahlûk mu değil mi, Allah (c.c) görülebilir mi görülemez mi, Allah (c.c)’ın bir duyma, bir görme, bir hayatı olduğunu ve kelamcıların üzerinde durduğu ve şeytanın bu meselelerden dolayı aralarında düşmanlık ve kin olduşturduğu bu meseleleri sormadan (o insanların) İslamını kabul etmemiş midir? Eğer birisi bu zikrettiğimiz şeylerin hepsinde, Rasulullah manasını sormadan bir kişinin imanına hüküm vermemiş olduğunu iddia ederse, bütün Müslümanların icmaıyla yalan söylemiş ve Rasulullah yaptığı halde bu meseleyi bütün sahabelerden gizlediğini iddia etmiş olur. Bu ise imkânsızdır. Çünkü yalan üzerinde birleşmeleri mümkün olmayan yüzlerce hatta binlerce kişinin, yeryüzündeki insanların en değerlisi olan kişinin önemli olan bir meseleyi gizlediği belli olmasın diye yalan üzerinde ittifak etmeleri mümkün değildir.

Ayrıca böyle söylemek, bütün sahabelerin (Allah onlardan razı olsun) kâfir oldukları iddiasını ortaya atmak demek olur. Çünkü kişinin, onsuz Müslüman olamayacağı meseleyi gizlemesi açık bir küfürdür.

Eğer şöyle denilirse: “Rasulullah bu söylenenlerden hiçbirisini sormamıştır. Fakat bu meselelerin hepsi Allah’ın kitabında ve Rasulullah’ın sözlerinde vardır.” Bu kimseye şöyle denir: Doğru söyledin. Fakat eğer bu söylenen meselelerin cehaletinde küfür olsaydı Rasulullah elbette bunu hem hüre hem köleye hem hür kadına hem köle kadına hem de bütün ümmetine açıklardı. Eğer Rasulullah’ın bunu açıklamamasının caiz olduğunu söylerse bu Rasulullah’ın, Allah’ın kendisine emrettiği gibi tebliğ etmediği ve Müslüman olmayanlara Müslüman hükmü verdiği manasına gelir. Bu, bunu söyleyenler için apaçık bir küfürdür.

“Bundan anlaşılıyor ki, söylediğimiz bu meselelerde cehalet, kişinin İslam’ına zarar vermez. Ancak, insanlar bu meseleler hakkında tartışırlarsa o zaman Kur’an ve sünnetteki bu meselelerle alakalı hakkı açıklamak gerekir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Allah için hakkı açıklayan ve adalete şahitlik edenler olun!”  ( Maide:8 )

Yine Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Onu gizlemeyip insanlara açıklayasınız diye…” (Ali İmran: 187)

Hak kendisine açıklandıktan sonra, hakkı kabul etmeyip inat ederse, ihtilafta Allah rasulünü hakem tayin etmediğinden dolayı kâfir olmuş olur.”
(9)

Hudaybi, İbni Hazm’dan naklen şöyle devam ediyor:

“Siyerden birşey bilen, Müslümanların, Yahudilerin, Mecusilerin, Mennaniye taifesinin ve Dehriye taifesinin tarihleri hakkında az da olsa birşeyler bilen bir kimse görür ki Rasulullah insanlara, ilk gönderildiği günden itibaren, insanları Allah’a imana ve getirdiği şeylere çağırmıştır. Kendisine savaş açanlara ve tebliğini kabul etmeyenlere savaş açmıştır. Onların kanını, kadın ve çocuklarını köle etmeyi helal kılmıştır. Onların mallarını Allah’ın rızasını kazanmak ve ona yaklaşmak için almıştır. Kendisine iman edenlerin malını, kanını, ailesini ve çocuklarını ise haram kılmıştır ve onlara İslam hükmünü vermiştir. Çağırdığı kişilerin arasında bedevi, kadın, çoban, kadın ve erkek, çölde yaşayan delikanlı, ilkel insanlar, zenciler, zenci kadın ve erkek, Rumlar, hiçbir şey bilmeyen cahiller ve anlayışı zayıf olan kişilerin var olduğu bilinmektedir.
İşte Rasulullah ne onlara ne de başkalarına: “Ta ki şehadetin manasını, rububiyyet, hâkimiyet, Allah’ın sıfat, isim ve gücünü bilinceye kadar senin İslam’ını kabul etmem” dememiştir.

İslam ahalisi nazarında Rasulullah  (s.a.s)’ın ancak kendisiyle Müslüman olunabilecek şeyleri açıklamaması imkânsızdır. Ayrıca bunu bütün İslam ümmetinin bize intikal ettirilmemesini kabul etmeleri de imkânsızdır.

 Kim, Rasulullah zamanında her İslam’a giren ferdin tek tek La ilahe illAllah şehadetini zikrettiğinde, bu (sayılan konu)ların hepsini bildiğini iddia ederse, yalan söylemiştir ve bunu ispat edecek sahih bir delili de yoktur. Böyle söylemekle, Rasulullah’tan sahih olarak gelen haberlere ve hissedilen, görülen olaylara zıt birşey söylemiş olur.

Sahih haberlerden bize intikal etmiştir ki, Necd, Hicaz ve onun etrafında Rasulullah’ın zamanında bulunanların hepsi halis Arap değillerdi. Onların içinde Arap olmayan, sonradan Arap olan, Habeşi, Rumi, Farisi ve başka ırklardan insanlar da vardı. Sahih haberlerle sabittir ki, halis Araplar bile ilah, rab, ibadet, din kelimelerini ve tevhidin manalarının çoğunu bilmemekteydiler. Rasulullah bu durumu da bilmekteydi. Kendi huzurunda bile bu kelimelerin manalarını anlamadıklarına ve bu konuda hataya düştüklerine şahit olmuştur.” (Duatun La Kuda s: 97-98)

(İbni Hazm c: 4, s: 20’den nakletmiştir)

Şimdi Hudaybi’nin İbni Hazm’ın sözlerine eklediği sözlere bir göz atalım:

“Rasulullah’tan şehadetin manasını, rab, ilah, din, ibadet kelimelerinin manasını, tevhidin manasını, şirke nasıl girileceğini, rububiyyetin manasını, Allah’ın hakimiyetinin gerektirdiği şeyleri, Allah’ın kudretinin muhtevasını ve buna benzer meseleleri sormadan bir köyün veya mahallenin imanını veya bir insanın, hür veya köle veya kadın olsun, imanlarını kabul etmemiş olduğuna dair bir rivayet var mı?”

“İşte Rasulullah ne onlara ne başkalarına: “Ta ki şehadetin manasını, rububiyyet, hâkimiyet, Allah’ın sıfat, isim ve gücünü bilinceye kadar senin İslam’ını kabul etmem” dememiştir.

İslam ahalisi nazarında Rasulullah  (s.a.s)’in, ancak kendisiyle Müslüman olunabilecek şeyleri açıklamaması imkânsızdır. Ayrıca bunu bütün İslam ümmetinin bize intikal ettirilmemesini kabul etmeleri imkânsızdır.

Kim Rasulullah zamanında her İslam’a giren ferdin, tek tek La ilahe illAllah şehadetini zikrettiğinde, bunların hepsini bildiğini iddia ederse yalan söylemiştir ve bunu ispat edecek sahih bir delili de yoktur. Böyle söylemekle Rasulullah’tan sahih olduğu sabit olan haberlere ve hissedilen, görülen olaylara zıt birşey söylemiş olur.

Sahih haberlerle bize intikal edilmiştir ki, Rasulullah’ın zamanında Necd, Hicaz ve onun etrafında bulunanların hepsi halis Arap değillerdi. Onların içinde Arap olmayan, sonradan Arap olan, Habeşi, Rumi, Farisi ve başka ırktan insanlar da vardı. Sahih haberlerle sabittir ki halis Araplar bile ilah, rab, ibadet, din kelimelerini ve tevhidin manalarının çoğunu bilmemekteydiler. Rasulullah bu durumu da bilmekteydi. Kendi huzurunda bile bu kelimelerin manalarını anlamadıklarına ve bu konuda hataya düştüklerine şahit olmuştur.”

Hudaybi’nin, İbni Hazm’ın sözlerine eklediği bu sözleri okuyan kişi, onun Allah’a, Rasulullah’a ve İslam âlimlerine iftira atarak sözleri nasıl tahrif ettiğini, olayı nasıl saptırdığını, Allah, Rasulullah ve İslam ümmetinin söylememiş olduğu sözleri nasıl da söylenmiş gibi gösterdiğini apaçık görecektir.

Allah’ın yardımıyla daha önceki bölümlerde insanın İslam’a girebilmesi için gerekli şartları net bir şekilde delillerle açıkladım. Buna ek olarak şöyle diyorum:

“Rasulullah dâhil bütün rasuller, insanları tevhide ve Allah’tan başka ibadet edilenleri reddetmeye çağırmak için gelmişlerdir. Kim buna icabet ederse Müslüman kabul edilir. İşte bütün rasullerin çağırdığı şey budur. Allah’ın ayetleri ve rasulün hadisleri bunu açıkça göstermektedir. İşte onlardan bazıları:

“Ad kavmine de kardeşleri Hud’u (gönderdik). O dedi ki “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Sizin Ondan başka ibadete layık ilahınız yoktur.” (A’raf: 65)

“Semud kavmine de kardeşleri Salih’i (gönderdik). Dedi ki “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin! Sizin Ondan başka ibadete layık ilahınız yoktur.”
(A’raf: 73)

“Şüphesiz her ümmete “Allah’a ibadet edin, tağuttan sakının” (desinler) diye rasuller gönderdik.” (Nahl: 36)

Rasulullah  (s.a.s) şöyle buyurdu:

“Kim La ilahe illAllah der ve Allah’tan başka tapılanları reddederse malı ve kanı haram olur. Hesabı Allah’a aittir.”   (Müslim)   
   
Rasulullah (s.a.s) insanları, şehadeti sadece telaffuz etmeye çağırmıyor, aynı zamanda onun anlamına çağırıyordu. Bu şehadeti söyleyenler, manasını bilerek, bu manayı kabul ederek ve ona boyun eğerek söylüyorlardı. Onun için Ebu Talib, ölmeden önce bu sözü söylemeyi kabul etmedi.

İbni Kayyım (r.a) kibirlenme, kabul etmeme küfrü hakkında şöyle dedi:

İşte bu küfür türü, Ebu Talib’in küfrü gibidir. Ebu Talib Rasulullah’ı kalbiyle doğruladı. Onun doğruluğunda şüphe etmedi. Fakat baba ve dedelerine bağlılık, onları yüceltme âdeti, onların dininden ve milletinden vazgeçmek istememesi, onların kâfir olduğuna şehadet etmek istemeyişi La ilahe illAllah sözünü söylemesini engellemiştir.”  (Medaricus Salikiyin c: 1 s: 337)

Rasullerin ve onlara tabi olanların metodu, insanları bilerek ve anlayarak tevhide çağırmaktır.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“De ki: “İşte bu benim yolumdur! Ben ve bana uyanlar, insanları bilerek Allah’a çağırıyorum.” (Yusuf: 108)

Tevhide davet, belli kelimeleri telaffuz etmekten ibaret değildir. Tevhide davet; belli kelimelerin manalarına inanmak, hayatta onu uygulamak ve onun dışına çıkmamaktan ibarettir. İki şehadetin manasını ve tevhidi bilmeyen kişinin bu manaya inanması nasıl mümkün olur? Nasıl o manayı hayatında uygulayabilir? Anlamadığı manaya nasıl bağlılık gösterebilir? Büyük şirki bilmeksizin ondan nasıl uzaklaşabilir? Bu imkânsızdır. Rasulullah (s.a.s), La ilahe illAllah’ın manasını bilen Arapları İslam’a çağırdığı zaman, bazen tekit için bu şehadetin manasına çağırmıştır. Ama Arapça bilmeyen kişileri La ilahe illAllah’a çağırdığında şüphesiz La ilahe illAllah’ın manasını açıklayarak, onları neye davet ettiğini bildirerek çağırmıştır. Ta ki bilerek bunu kabul etsinler. Çünkü bilmeden inanmak mümkün değildir.

İbni Kesir’in siyerinde şöyle geçmektedir:

“Ebu Bekir, Rasulullah ile ilk davet sırasında karşılaştığında ona şöyle dedi: “Ey Muhammed! Kureyş’in senin hakkında söyledikleri doğru mu?

Şöyle diyorlar: İlahlarımızı reddediyor, akıllarımızı kıt görüyor, baba ve dedelerimizi tekfir ediyormuşsun. Bu doğru mu, bunu söyledin mi?” Rasulullah  (s.a.s):

“Evet, ben bunu söylüyorum. Ben Allah’ın rasulü ve nebisiyim. O’nun risaletini tebliğ etmem için beni gönderdi. Ey Eba Bekir! Ben seni, ortağı olmayan Allah’a çağırıyorum. Sadece O’na ibadete çağırıyorum ve sadece O’na ibadet edenlere dost olmaya davet ediyorum.”
 
 Sonra ona Kur’an okudu ve Ebu Bekr Müslüman oldu, bütün putları reddetti. Bütün ortak koşulanlardan uzak durdu. İslam’ın üzerindeki hakkını ikrar etti, Rasulullah’ı doğrulayarak ve mü’min olarak Rasulullah’tan ayrıldı.” (10)

Muhammed NaimYasin bu rivayeti söyledikten sonra şöyle demiştir:

“Rasulullah’ın Ebu Bekr’i çağırdığı şey, işte iki şehadetin hakikatıdır.”  (İman Kitabı s:224)

Halid b. Velid’in İslam’a girişi siyerde şöyle geçmektedir:

“Halid b. Velid (r.a) Ecyad bölgesinde Rasulullah ile karşılaştığında ona şöyle dedi:

“Ey Muhammed! İnsanları hangi şeye davet ediyorsun? Rasulullah: 

“Ben seni tek olan, ortağı olmayan Allah’a davet ediyorum, Ben Allah’ın kulu ve rasulü Muhammedim. Seni; duymayan, zarar ve fayda vermeyen, kendisine yapılan ibadetlerden haberi olmayan ibadet ettiğin taşı terke çağırıyorum.”

Bunun üzerine Halid:

“Ben Allah’tan başka ibadete layık ilah olmadığına ve senin Allah’ın rasulü olduğuna şehadet ediyorum” dedi. Rasulullah, Halid’in Müslüman olmasına sevindi.”   (İbni Kesir Siyresi c: 1 s: 445)

Ali (r.a)’nun İslam’a girişi ile alakalı olarak şöyle bir rivayet gelmiştir:

“Rasulullah ile Hadice (r.a) namaz kılarlarken, Ali (r.a) Rasulullah’ın evine girdi. Onlara: “Bu nedir?” diye sordu. Rasulullah ona:

“Bu Allah’ın dinidir. Kendine has kılmıştır ve bunu tebliğ etmeleri için rasuller göndermiştir. Ben seni tek olan ve ortağı olmayan Allah’a ibadet etmeye, Lat’ı ve Uzza’yı reddetmeye çağırıyorum.”

Bunun üzerine Ali şöyle dedi:

“Bu söylediğin şey, daha önce duymadığım bir şeydir. Babam Ebu Talib’e danışmadan sana cevap veremem.” Rasulullah, davet açığa çıkıncaya kadar Ali’ ye sırrı ifşa etmemesini söyledi ve ona şöyle dedi:

“Eğer Müslüman olmazsan bu işi gizli tut!”

Ali (r.a) o geceyi bu şekilde geçirdi. Allah (c.c), onun kalbini İslam hidayetine açmış olarak sabahleyin Rasul’ün yanına geldi ve onun huzurunda Müslüman olduğunu ilan etti.” (11)
 
Rasulullah (s.a.s) insanları İslam’a çağırdığında, İslam’a nasıl gireceklerini, tevhid akidesine muhalif olan büyük şirkten nasıl uzaklaşacaklarını apaçık onlara bildiriyordu. Onun görevi zaten bu idi ve bu sebeble rasul olarak gönderilmişti.

La ilahe illAllah’ın gerçek manasına inanmadan, şirk ve şirk ehlinden beri olmadan hiç kimse gerçek manada İslam’a giremez. İnsanın bilmediği şeye inanması mümkün değildir. Kim Rasulullah’ın, bir takım kimselerin La ilahe illAllah’ın manasını bilmediklerini bildiği halde, sırf La ilahe illAllah’ı telaffuz ettikleri için onları Müslüman saydığını ve İslamlarını kabul ettiğini söylerse, Allah rasulüne iftira etmiş, onun insanları aldattığını ve görevini yerine getirmediğini iddia etmiş olur.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Ey Rasul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et! Eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler topluluğuna hidayet etmez.”
  (Maide: 67)

Bunu buyuran Allah (c.c), Müslüman olmak için gereken şartları şöyle haber veriyor:

“Kim tağutu inkâr eder ve Allah’a iman ederse kopmak bilmeyen sağlam kulpa tutunmuş olur.”
(Bakara: 256)

Şimdi size İbni Hazm’ın akidesini nakledeyim ki Hudaybi’nin kendi heva ve hevesine uyarak, tağut ve bağlılarını müdafa etmek için İslam âlimlerine nasıl iftira attığını açıkça görebilesiniz.

İbni Hazm, delil bilmeden Müslüman olunabilir mi veya mü’min veya Müslüman olmak için delil göstermek gerekir mi başlığı altında şöyle dedi:

“Muhammed b. Cerir et Taberi ve Semnani hariç, Eşariler’in hepsi delil bilmeden Müslüman olunamayacağını söylediler.

Taberi şöyle dedi:

“Kadın ve erkeklerden buluğ çağına gelen kimse, delille Allah’ı, isim ve sıfatlarını bilmezse kanı ve malı helal olur. Şöyle devam etti: Çocuk (kız-erkek) yedi yaşına ulaştığında Allah, isim ve sıfatları ve bunların delillerden nasıl çıktığı ona öğretilmeye başlanmalıdır.”

Eşariler, buluğ çağına ulaşmadan önce delil bilmeleri gerekmez, dediler.

İmam İbni Hazm şöyle devam etti:

“Diğer İslam âlimleri şöyle dediler: “Kim kalbiyle şeksiz şüphesiz inanır ve diliyle La ilahe illAllah Muhammedun Rasulullah’ı söyler, onun bütün getirdiği şeyleri kabul ettiğini ifade eder ve Muhammed (a.s)’in dininden başka bütün dinleri reddederse bu kişi Müslüman ve mü’min bir kişidir. Müslüman olması için bunun dışında başka bir şart koşulmaz.” (El-Fasl Fi el Milel Ve’n-Nihal c: 4 s: 280-290)

Allah sana hidayet etsin! İbni Hazm’ın sözlerini dikkatle oku! İbni Hazm: “Şeksiz, şüphesiz kalbiyle inanan” ibaresini kullanıyor. La ilahe illAllah’ın manasını bilmeyen kişinin şeksiz, şüphesiz inanmış olması hiçbir zaman mümkün değildir. İbni Hazm’ın böyle demesine rağmen Hudaybi, La ilahe illAllah’ın manasını bilmenin şart olduğu anlaşılmasın ve bu şart ortadan kalksın diye Müslüman olmak için sadece La ilahe illAllah’ı telaffuzun yeterli görmüştür. Hudaybi’nin, Müslümanı nasıl tarif ettiğine bir bakınız! Hudaybi Müslümanı şöyle tarif ediyor: Müslüman; ancak iki şehadeti telaffuz eden, Rasulullah’ın bütün getirdiğine iman ettiğini ve İslam dininden başka bütün dinlerden beri olduğunu söyleyen kişidir.”  (Duatun La Kuda s: 111)

Hudaybi’nin Müslümanı tarifini dikkatle okuyunuz! Ona göre; manasını bilsin veya bilmesin kim La ilahe illAllah’ı telaffuz ederse, Rasulullah’ın getirdiği şeyleri, tevhidi ve şirki bilsin veya bilmesin, sadece Rasulullah’ın bütün getirdiğine iman ettiğini söylerse ve İslam dinini bilsin veya bilmesin, İslam’dan başka bütün dinlerden beri olduğunu söylerse bu, o şahsın Müslüman olması için yeter. Zikrettiği bu şeyleri telaffuz eden kişi, tevhidden, şirkten, İslam dininden hiçbir şeyi bilmese de sadece o sözleri telaffuz etmesi onu Müslüman yapar ve cennete sokar. Hatta daha önce ondan naklettiğimiz gibi şöyle de demektedir: “La ilahe illAllah’ı kabul etmeyenin ve Rasulullah’ı doğrulamayanın hükmünü, dirilmenin var olduğunu, Allah (c.c)’ın insanları amellerinden dolayı hesaba çekeceğini bilmeyen kişi, cehaletinden dolayı mazeretlidir ve cennete girecektir. Eğer Muhammed (a.s)’e iman ettiğini söyler ve La ilahe illAllah’ı telaffuz ederse, ister manasını bilsin, ister bilmesin, ister şirkten beri olsun, ister olmasın, bu, onun Müslüman olması için yeterlidir.

Dipnot:

(9) Tırnak içinde ve italik karekterle belirttiğimiz sözler, İbni Hazm’ın sözlerinde varolduğu halde Hudaybi bunları nakletmemiştir.
(10) (Siyretin Nebeviyye İbni Kesir c: 1 s: 433, Halebi c: 1 s: 444)
(11) (Siyerun Nebeviyye Ahmed b. Zeyni Dehlan c. 1 s: 182,Siyeru İbni İshak’a bak, Dehlevi’nin Sahabe Hayatına bak.)

Kayıtlı

İzzetli yaşamayı arzu edenler; inancı uğruna ölümü bir sevgili bilip mücâdele edenlerdir...
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |