Soru 41 - bütün şirklerden temizleninceye kadar Müslüman sayılmayacağına dair de
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 23 Ekim 2019, 00:31:13


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Soru 41 - bütün şirklerden temizleninceye kadar Müslüman sayılmayacağına dair de  (Okunma Sayısı 3403 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Admin
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 344


« : 17 Ekim 2015, 20:45:45 »

 Soru 41)   Kul şehadeti getirir,  ibadetleri yapar fakat büyük şirklerden herhangi birini işlerse, bu şirkten ve bütün şirklerden temizleninceye kadar Müslüman sayılmayacağına dair delil nedir?

Cevap 41) Bununla ilgili deliller çoktur. Bazıları şöyledir:
 1 - Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Şayet haram aylar çıkarsa artık müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, onları tutuklayın, onları kuşatın ve onlara ait her geçit yerini (kesip) tutun. Şayet tevbe ederler, namazı dosdoğru kılarlar ve zekâtı verirlerse artık yollarını açın. Muhakkak ki Allah Gafur’dur, Rahim’dir.” (Tevbe: 5)

İmam Kurtubi, şöyle dedi:
“Tevbe ederler...se”den kasıt; şirkten tevbe ederlerse, demektir. “Namazı dosdoğru kılarlar ve zekâtı verirlerse artık yollarını açın” demek, işte ayetin bu bölümünü düşünmek gerekir. Ayette Allah-u Teâlâ öldürmenin sebebini şirke bağlamış sonra “tevbe ederler...se” buyurmuştur. Öldürmenin sebebi şirk işlemek ise şirkten tevbe edilirse öldürmemek gerekir. Namaz kılmak zekât vermek şart değildir. Kişi şirkten tevbe ettiği zaman öldürülmez. Namaz vakti girmeden, zekât farz olmadan şirkten tevbe eden kişinin tevbesi kabul edilir, öldürülmez. Aslolan budur. Fakat Allah, şirkten tevbe etmenin yanında iki şart daha koşmuştur. Bu iki şartı göz ardı edemeyiz. Bu iki şart; “namazı dosdoğru kılarlarsa” ve “zekât verirlerse” şartıdır.
Rasulullah  sallAllahu aleyhi ve sellem'in bu ayete benzeyen şöyle bir hadisi vardır:
 “İnsanlarla; “La ilahe illAllah” deyinceye, namaz kılıncaya, zekât verinceye kadar savaşmakla emrolundum. Eğer bunları yaparlarsa, Allah-u Teâlâ'nın hakkı hariç, kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Sonra onların hesabı Allaha aittir.”
İmam İbnu’l Arabi bu ayet ve bu hadis ile ilgili olarak şöyle dedi:
“Böylece Kur’an ve sünnet birbirini desteklemiş olur.”
(Kurtubi Tefsiri)

Allah-u Teâlâ sana hidayet etsin! İmam Kurtubi’nin sözünü dikkatle düşün! İmam Kurtubi, ayeti tefsir ederken “Tevbe şirkten olur, şirkten vazgeçilmedikçe öldürme hakkı kalkmaz” demiştir. İmam İbnu’l Arabî’nin sözüne de dikkat et! İmam İbnu’l Arabî; “bu ayetin ve hadisin manaları birbirine uymuştur” demiştir.

Bu ayet gösteriyor ki; müşrikler ancak şirkten tevbe ederlerse öldürülmez ve esir edilmezler. İbnu’l Arabi’ nin zikrettiği Rasulullah’ın hadisinin manası da ayetin manası gibidir.

İbni Kesir, şöyle demiştir:
“İmam Taberi şöyle dedi: “Rabi’den, o da Enes’ten, Rasululullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
“Kim ihlâslı bir şekilde yalnız Allaha ibadet eder, hiçbir şeyi O’na eş koşmaz ve bu hal üzere dünyadan ayrılırsa, Allah-u Teâlâ ondan razı olarak ayrılmış olur.”

Enes radıyAllahu anh şöyle dedi:
“Hadiste zikredilen şey, Allah’ın gerçek dinidir. Bütün rasuller bununla gelmişlerdir ve kavimlerine bunu tebliğ etmişlerdir. Bu sözü Allah’ın kitabında son inen şu ayetler doğrulamaktadır: “Şayet tevbe ederler, namazı dosdoğru kılarlar ve zekâtı verirlerse artık yollarını açın!” Onların tevbe etmeleri; putlara tapmaktan vazgeçip yalnız Allah-u Teâlâ'ya ibadet etmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleridir.

Allah-u Teâlâ bir başka ayette şöyle buyuruyor: 
“Eğer tevbe ederler, namazı dosdoğru kılarlar ve zekât verirlerse, böylece sizin dinde kardeşiniz olurlar. Bilen bir kavim için ayetleri işte böyle ayrıntılı olarak açıklıyoruz.” (Tevbe: 11)                                

Hadisi, İbni Merdeveyh ve Muhammed b. Nasır el Meruzi namaz bölümünde rivayet ettiler.”
(İbn Kesir Tefsiri) 
 
İmam Taberi, şöyle dedi:
“Tevbe ederlerse” yani; “işledikleri şirkten ve Muhammed’in nebiliğini inkar etmekten vazgeçer, Muhammed’in nebiliğini kabul eder ve sadece Allah’a ihlaslı bir şekilde ibadet edip bütün sahte ilahları ve tağutları reddederse demektir.”
(Taberi Tefsiri)                                 

2 - Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Eğer tevbe ederler, namazı dosdoğru kılarlar ve zekât verirlerse, böylece sizin dinde kardeşiniz olurlar. Bilen bir kavim için ayetleri işte böyle ayrıntılı olarak açıklıyoruz.” (Tevbe: 11)                              

İmam Kurtubi, şöyle dedi : 
 “Tevbe ederler...se” yani şirkten vazgeçip İslam’ın hükümlerine uyarlarsa... “Sizin dinde kardeşiniz olurlar” yani sizin din kardeşiniz olurlar, demektir.
İbni Abbas radıyAllahu anh şöyle demiştir:
“Bu ayet, kıble ehlinin kanlarını haram kılmıştır”
(Kurtubi Tefsiri) 
                     
İmam Begavi şöyle demiştir:
“Tevbe ederler...se” yani şirkten tevbe ederlerse, “sizin dinde kardeşiniz olurlar” yani; sizin din kardeşiniz olurlar. Böylece sizin için söz konusu olanlar onlar için de söz konusu olur, sizin üzerinize gerekli olanlar onlar için de gerekli olur.”
(Begavi Tefsiri)                         

Bu ayet müşrikler şirkten tevbe edinceye, namazı dosdoğru kılıp zekât verinceye, yani; İslam ahkâmına uyuncaya kadar kıtalın yani; onlara karşı savaşın devam edeceğini bildirmektedir.

Bütün selefi salih, ayette kastedilen tevbe edinceye kadar’dan kasdın; “şirkten tevbe edip bütün tağutlardan uzak durmak ve sadece İslam hükümlerine uymak” demek olduğunda ittifak etmişlerdir. Yine, bu ayet ile Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in: “İnsanlarla; “La ilahe illAllah” deyinceye, namaz kılıncaya, zekât verinceye kadar savaşmakla emrolundum.” hadisinin aynı manada olduğunda da ittifak etmişlerdir. Bu sebeple, müfessirler bu ayeti tefsir ederken bu hadisi de zikretmişlerdir.

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in bu hadisi, kâfirler şirkten vazgeçinceye ve İslam hükümlerine uyuncaya kadar onlarla savaşmanın meşru olduğunu bildirmektedir. Zaten hadiste geçen Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in; “İslam hakkı müstesna” sözü de bunu ifade etmektedir. Bu manayı şu sahih hadis desteklemektedir.

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir:
“Kim ‘La ilahe illAllah’ der ve Allah’tan başka tapılanları reddederse malı ve kanı haram olur sonra onun hesabı Allah’a aittir.” (Müslim)                               

Bunun için İmam Buhari, kitabında şöyle bir bab yapmıştır:
“Tevbe ederler, namazı dosdoğru kılarlar ve zekât verirlerse onları serbest bırakın.” Sonra bu babın altında şu hadisi zikretmiştir.

Abdullah b. Ömer radıyAllahu anh'dan, Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
“İnsanlarla, la ilahe illalah Muhammeden Rasulullah’a şehadet edinceye, namaz kılıp zekât verinceye kadar savaşmakla emrolundum. Kim bunları yaparsa kanını ve malını, İslam hakkı hariç, korumuş olur. Sonra onların hesabı Allah’a aittir.”
(Müslim)                 

İmam Hafız İbni Hacer El-Askalani, bu hadisi açıklarken şöyle demiştir:
“Bu hadis ayeti açıklar. Çünkü ayetteki tevbeden kasıt, küfürden dönüp tevhide girmektir, Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem hadiste tevbeyi şöyle açıklamıştır: “La ilahe illAllah Muhammedun Rasulullah’a şehadet edinceye…” Bu ayet ile hadis arasında bir ilişki söz konusudur. Çünkü ayetteki “artık yollarını açın” ile hadisteki “kanlarını ve mallarını korumuş olurlar.” lafızları aynı manadadır.”
(Ed-Durru’n-Nadid Fi İhlas Kelimetu’t-Tevhid s: 40)                     
                     
İmam Şevkani, şöyle dedi:
“La ilahe illAllah sözünü sadece dil ile söylemek, fakat bununla birlikte manasıyla amel etmemek kişiye Müslüman sıfatını vermez. Çünkü cahiliye ehlinden bir kişi bu sözü söylese ve bununla birlikte puta tapmaya devam etse, Müslüman sayılmaz.”
(Fethü’l Bari c:1   s: 94-95 Kitabul İman) 
     
İmam Şevkani, bir başka yerde şöyle demiştir:
“Şüphesiz kim, “la ilahe illAllah” der ve yaptığı amellerde tevhide muhalif bir amel görülmezse bu kimse Müslümandır. Bir kimse; “İnsanlarla la ilahe illAllah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum….” hadisinde bildirilen  İslam’ın rükunlarını yerine getirdiği müddetçe, o kimsenin malı ve kanı korunmuş olur. Aynı şekilde, İslam’a girmeyi kastederek kim, “la ilahe illAllah” der fakat İslam rükunlarını üzerine farz kılan bir vakit geçmez ve kendisini öldürmeye hazırlanan Müslümanlara diliyle İslam’ı ikrar ettiğini haber verirse, zahiren böyle bir kimseye Müslüman hükmü vermek gerekir. Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem, bu kaideyi bozduğu için Usame b. Zeyd’i azarlamıştır. Fakat kim, tevhid kelimesini söyler ve bununla birlikte tevhide muhalif ameller işlerse, ölüler hakkında (onların zarar veya menfaat verebileceğini) düşünenlerin düşündüğü gibi, şüphesiz bu kişinin amelinde, diliyle ikrar ettiği tevhide zıd bir hal ortaya çıkmış olur. Böyle bir kimse kesinlikle Müslüman sayılmaz. Zira tevhidi bozucu bir amelin işlenmesi halinde, sadece la ilahe illAllah’ın dille söyleniyor olması Müslüman olmak ve küfürden çıkmak için yeterli değildir. Şayet yeterli olmuş olsaydı, bu durumda bu söz; “Uzeyr Allah’ın oğlu” diyen Yahudilere, “Mesih Allah’ın oğlu” diyen Hristiyanlara ve dini kalbiyle yalanlayıp, sadece diliyle “la ilahe illAllah” diyen münafıklara da fayda verirdi. Çünkü zikrettiğimiz bu taifelerin hepsi dilleriyle la ilahe illAllah’ı yani; tevhid kelimesini söylemektedirler.”
(Ed-Durru’n-Nadiyd Fi İhlas Kelimetu’t-Tevhid s:42)             

Şeyh Abdurrahman İbni Muhammed b. Kasım şöyle demiştir:
“İbni Ömer radıyAllahu anh'dan Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
“İnsanlarla.... savaşmakla emrolundum...” Bu sözden kastedilenler müşriklerdir.

“La ilahe illAllah’a şehadet edinceye...kadar” Bu sözden kasıt ise, la ilahe illAllah’ın manasını bilmek ve gerekleriyle amel etmektir.

“Namaz kılıp zekât verinceye kadar...” Hadisin bu bölümünde İslam’ın iki rüknu zikredilmiştir. Bu iki rükun olmadan kulun İslam’ı sahih olamaz.
“Kim bunları yaparsa” yani; “her kim la ilahe illAllah Muhammedun Rasulullah’a şehadet eder ve namaz kılıp zekât verirse”, demektir.

“Kanını ve malını... korumuş olur.” Yani; “işte o zaman onlara savaş açılmaz. Ta ki, iki şehadete zıd olan birşey yapıncaya kadar.”

“İslam hakkı hariç...” yani; İslam şeriatine boyun eğilmesi demektir.
Ebu Bekir radıyAllahu anh şöyle demiştir:
“Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellemê daha önce verdiklerini, bir keçi yavrusu bile olsa, bana vermezlerse onlara savaş açarım.”
(El-İhkam Şerhu Usulu’l Ahkam c: 4,  s: 400)                                       

3 -  Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Fitne (şirk) kalmayıp din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın! Eğer (şirkten) vazgeçerler (ve tevbe edip Müslüman olurlar)se, artık düşmanlık yalnız zalimleredir.” (Bakara: 193)                                         

“(Yeryüzünde) fitne kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet (küfürlerinden) vazgeçerlerse, muhakkak ki Allah onların yaptıklarını görendir.” (Enfal: 39)                       

İbni Kesir Enfal: 39 ayetini açıklarken şöyle demiştir:
“Dahhak, İbni Abbas’ın şöyle dediğini rivayet etti:
“Fitne kalmayıncaya.... kadar onlarla savaşın!” sözündeki fitneden kasıt, şirktir. Ebu’l Aliye, Mücahid, Hasan, Katade, Rebi İbni Enes, Suddi, Mukatil b. Hayyan ve Zeyd b. Eslem de, ayetteki fitneyi bu şekilde açıklamışlardır.”

Muhammed b. İshak şöyle dedi:
“Zühri’den, Urve b. Zubeyr’den ve başka âlimlerden bana şu ulaştı:
“Fitne kalmayıncaya... kadar onlarla savaşın!”, yani; Müslümanlar dinlerinde fitneye düşmesin diye savaşın!

“Din tamamen Allah’ın oluncaya kadar…” Dahhak, İbni Abbas’ın bu ayet hakkında şöyle dediğini rivayet etti: “Yani; yalnız Allah’ı tevhid edinceye kadar…” Hasan, Katade ve İbni Cureyc’e göre; “dinin hepsi yalnız Allah’ın oluncaya kadar”dan kasıt; “la ilahe illAllah” denilinceye kadar, demektir.”

Muhammed b. İshak şöyle dedi: “Yani, Allah’ı şirksiz, tam olarak tevhid edinceye ve O’ndan başka tapılanları reddedinceye kadar...”

Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem bu ayet hakkında şöyle dedi:
“Din tamamen Allah’ın oluncaya kadar …” yani sizin dininizle beraber herhangi bir küfür dini kalmayıncaya kadar…

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in söylediği Buhari ve Müslim’de geçen hadis bu manayı desteklemektedir. Rasulullah  sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir:
“İnsanlarla la ilahe illAllah deyinceye kadar.... savaşmakla emrolundum.”              (İbni Kesir Tefsiri)                 

İmam Begavi Bakara: 193 ayeti hakkında şöyle demiştir:
“Onlarla savaşın!” yani; müşriklerle çarpışın.
“Fitne (şirk) kalmayıp...” Fitneden kasıt, şirktir. Yani; Müslüman oluncaya kadar onlarla çarpışın. Çünkü putperestten sadece İslam kabul edilir. Eğer İslam’a girmeyi kabul etmezse öldürülür.

“Din yalnız Allah’ın oluncaya kadar” yani; bütün itaat ve ibadet yalnız Allah’a oluncaya kadar.

“Allah’ın...” yani; ibadet ve itaat yalnız Allah’a yapılıncaya ve O’ndan başkasına ibadet edilmeyinceye kadar...

“Eğer (şirkten) vazgeçerler (ve tevbe edip Müslüman olurlar)se” Yani; küfürden ve şirkten vazgeçip Müslüman olurlarsa...

“Artık düşmanlık yalnız zalimleredir.” Yani; İşte o zaman savaş, ancak zalimlere karşı yapılır.
Bu açıklamaları İbni Abbas yapmıştır.”
(Begavi Tefsiri)                                                           

İmam Ebu Batın şöyle dedi:
“La ilahe illAllah’ı söylemek”ten kasıt; Allah-u Teâlâ’ dan başka ibadet edilenleri reddedip onlardan beri olmak ve her türlü büyük şirki terketmektir. Arap müşrikleri, (kendi lisanları olduğu için) arapçayı çok iyi bildiklerinden, la ilahe illAllah’ın ne manaya geldiğini de çok iyi biliyorlardı. Onlardan herhangi biri “la ilahe illAllah” dediği zaman bu sözü, şirki ve Allah-u Teâlâ'dan başka ibadet edilenleri reddederek söylerdi. Eğer bir kimse hem Allah-u Teâlâ'dan başkasına ibadet etmeye devam eder hem de la ilahe illAllah derse, bu kelime onun canını ve malını korumaz.
Zira Allah-u Teâlâ bu konuyla ilgili olarak şöyle buyurmuştur:
“Fitne (şirk) kalmayıp din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın! Eğer (şirkten) vazgeçerler (ve tevbe edip Müslüman olurlar)se, artık düşmanlık yalnız zalimleredir.” (Bakara: 193)                                               

Bir başka ayette Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, onları tutuklayın, onları kuşatın ve onlara ait her geçit yerini (kesip) tutun. Şayet tevbe ederler, namazı dosdoğru kılarlar ve zekâtı verirlerse artık yollarını açın. Muhakkak ki Allah Gafur’dur, Rahim’dir.
(Tevbe: 5)

Rasulullah  sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir:
“Kıyamet kopana dek, bütün şirkler terkedilip sadece Allah-u Teâlâ'ya ibadet edilinceye kadar kılıçla gönderildim.”
 İşte Rasulullah  sallAllahu aleyhi ve sellem'in bu sözü; “Fitne (şirk) kalmayıp din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın!” (Bakara: 193) ayetini açıklamaktadır. Bu aynı zamanda la ilahe illAllahın da manasıdır.”
(Mecmuatu’r Resail ve’l Mesail en-Necdiyye)     

Bir kul lailahe illAllah Muhammedun Rasulullah’a şehadet etse, İslam’ın bazı emirlerini yerine getirse, fakat büyük şirkin çeşitlerinden bir tanesini bile işlemiş olsa o kimse ta ki her çeşit ve şekliyle büyük şirki terkedinceye kadar Müslüman değildir. Zaten daha önce zikretmiş olduğumuz ayetler ve hadisler de şunu apaçık bir şekilde ortaya koymaktadır:
Müşriklerle savaşın gayesi; onların, her çeşidiyle şirki terketmelerini ve sadece Allah-u Teâlâ'ya ibadet etmelerini sağlamaktır.
Sahabeler de bu ayet ve hadislerden başka bir mana değil, işte bu manayı anlamışlardır.

Buhari’de geçen bir hadiste Cübeyr b. Hayye şöyle demiştir:
“Ömer radıyAllahu anh, Müslümanları müşriklerle savaş etmeye gönderdi. Ömer radıyAllahu anh bizi, müşriklerle savaşmak için topladı ve komutan olarak En-Numan b. Mukrin’i tayin etti. Müşriklerle savaşmaya gittiğimizde, düşman toprağında Kisra’nın komutanı bizi kırk bin askerle karşıladı. Savaşmadan önce Kisra’nın komutanı, tercümanı vasıtasıyla bizden bir kişiyle konuşmak istedi. Mugire kalktı ve ona:
“Ne istersen sor!” dedi. Komutan ona:
“Siz kimlersiniz?” diye sordu. Mugire ona:
“Biz araplardanız. Biz, kıtlıkta ve türlü musibetler içindeydik. Açlıktan deri ve hurma çekirdeklerini emerdik. Hayvan derisi ve kıldan yapılma elbise giyerdik. Ağaçlara ve taşlara tapardık. Hal böyle iken, göklerin ve yerin Rabbi olan yüce Allah-u Teâlâ bizim içimizden, babasını ve annesini tanıdığımız bir rasul gönderdi. Rabbimizin rasulü, yalnız Allah-u Teâlâ'ya ibadet edinceye veya cizye verinceye kadar sizinle savaşmamızı emretti.”
(Fethul Bari c: 6   s: 298 Cizye ve Muvadea Babı)                         
       
İşte! Değerli sahabe olan El-Mugire b. Şube bu sözü, Müslüman bir toplum içinde söyledi ve oradaki hiç kimse ona itiraz etmedi. Sahabelerin bu sükûtu, icmadır. Bu icma gösteriyor ki, müşriklere savaş açmanın gayesi; Allah-u Teâlâ'dan başka ibadet edilen tağutları ortadan kaldırıp ibadetleri sadece Allah-u Teâlâ'ya has kılmaktır.

Allah-u Teâlâ'nın fazlı ve yardımıyla bu apaçık olan delillerden ve âlimlerin sözlerinden anlaşılıyor ki, savaş açmanın gayesi; şirki ve tağutları ortadan kaldırmak, ibadetleri ve itaati sadece Allah-u Teâlâ'ya has kılmaktır.

Allah-u Teâlâ, sadece kendisine ibadet edilmesi, kendisinden başka itaat ve ibadet edilenlerin reddedilmesi için kitaplar indirmiş ve rasuller göndermiştir. Bütün varlıkları da bunun için yaratmış ve ahiret hesabını koymuştur.

Bunun hem kalp hem de amellerde gerçekleştirilmesi gerekir. Bu inancın kalpte varlığını gösteren bir de zahiri alamet kılmıştır. İşte bu alamet, tevhid şehadetini söylemektir. Bu sebeple kim, La ilahe illAllah’ı söyler ve onun gerektirdiği şeyleri yerine getirirse ondan kılıç kalkar.

Bilinen şudur ki; ibadetleri sadece Allah-u Teâlâ'ya yapmak la ilahe illAllah’ın gereklerindendir. Eğer kul, la ilahe illAllah’ı söylediği halde ikrar ettiği şeyleri bozan bir amel işlerse, ona tekrar savaş açılır. Şirki ve Allah-u Teâlâ'dan başka ibadet edilenleri reddetmeden sadece şehadeti telafuz etmek yetseydi Rasulullah  sallAllahu aleyhi ve sellem;
“Allah-u Teâlâ'nın hakkı hariç...” buyurmazdı.

Eğer tek başına la ilahe illAllah’ı telafuz etmek şehadetin tek hakkı olsaydı, la ilahe illAllah’ı telafuz eden herkes Müslüman olurdu ve Rasulullah’ın; “Allah-u Teâlâ'nın hakkı hariç...” sözü gereksiz, fazla ve manasız olurdu.

Bundan Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem'i tenzih ederiz. Çünkü Rasulullah en fasih arapça diline sahip bir kişi idi. Yalnızca la ilahe illAllah’ı telafuz etmenin yeterli olduğunu söyleyen bir kimse; münafığın mü’min olduğunu söylemiş olur. Çünkü münafıkta la ilahe illAllah’ı telafuz etmektedir. Velev ki münafıkta nifakını gösteren Allah’ ın kitabına ve nebisine sövmek, kâfirlere dost, Müslümanlara düşman olmak, Allah’ın kanunlarından başka kanunlara muhakeme olmak, Müslümanların yenilgisine sevinmek, müşriklerin yenilgisine üzülmek gibi alametler ortaya çıksa bile, o yine Müslüman sayılmış olunur. Çünkü şehadeti telafuz etmiştir. Şehadetin hakkı, onlara göre sadece bundan ibarettir.

İslam’ı ve imanı bilen bir kişi bunu söyleyebilir mi? Bunu kabul edebilir mi?
Söylediklerimizden apaçık anlaşılıyor ki, kanın ve malın korunabilmesi için şehadeti telafuz etmek ve onun gerekleriyle amel etmek şarttır. Şehadetin gerektirdiği şey ise; sadece Allah-u Teâlâ'ya itaat etmek, bütün ibadetleri O’na yapmak ve Allah-u Teâlâ'dan başka ibadet edilenleri reddetmektir. Eğer bir kul, la ilahe illAllahı söylediği halde onun gerekleriyle amel etmezse malını ve canını korumamış olur. Eğer kul, şirk işlemeye devam ettiği halde şehadeti söylerse bu şehadet onun canını ve malını korumaz.
Kayıtlı

حسبي الله
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |