KIYAMET VE TÂĞUTLAR
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 14 Kasım 2019, 01:23:39


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: KIYAMET VE TÂĞUTLAR  (Okunma Sayısı 5107 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Vasat Ümmet
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 529



« : 01 Ekim 2015, 01:55:25 »

عن أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّاس قَالُوا: يَا رَسُولَ اللهِ هَلْ نَرَى رَبَّنَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ قَالَ: " هَلْ تُمَارُونَ فِي الْقَمَرِ لَيْلَةَ الْبَدْرِ لَيْسَ دُونَهُ سَحَابٌ " قَالُوا لاَ يَا رَسُولَ اللهِ قَالَ:" فَهَلْ تمَارُونَ فِي الشَّمْسِ لَيْسَ دُونَهَا سَحَابٌ " قَالُوا لاَ يَا رَسُولَ اللهِ، قَالَ: " فَإِنَّكمْ تَرَوْنَهُ كَذَلِكَ يُحْشَرُ النَّاسُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيَقُولُ مَنْ كَانَ يَعْبدُ شَيْئًا فَلْيَتْبَعْهُ، فَمِنْهُمْ مَنْ يَتَّبِعُ الشَّمْسَ، وَمِنْهُمْ مَنْ يَتَّبِعُ الْقَمَر، وَمِنْهُمْ مَنْ يَتَّبِعُ الطَّوَاغِيتَ وَتَبْقَى هذِهِ الأُمَّةُ فِيهَا مُنَافِقُوهَا، فَيَأْتِيهِمُ اللهُ فَيَقُولُ أَنَا رَبُّكُمْ، فَيَقُولُونَ هذَا مَكَانُنَا حَتَّى يَأْتِيَنَا رَبُّنَا، فَإِذَا جَاءَ رَبُّنَا عَرَفْنَاهُ، فَيَأْتِيهِمُ اللهُ فَيَقُولُ أَنَا رَبُّكُمْ، فَيقُولُونَ أَنْتَ رَبُّنَا، فَيَدْعُوهُمْ، وَيُضْرَبُ الصِّرَاطُ بَيْنَ ظَهْرَانَيْ جَهَنَّمَ، فَأَكُونُ أَوَّلَ مَنْ يَجُوزُ مِنَ الرَّسُلِ بِأُمَّتِهِ، وَلاَ يَتَكَلَّمُ يَوْمَئِذٍ أَحَدٌ إِلاَّ الرُّسُلُ، وَكَلاَمُ الرُّسُلِ يَوْمَئِذٍ اللَّهُمَّ سَلِّمْ سَلِّمْ، وَفِي جَهَنَّمَ كَلاَلِيبُ مِثْلُ شَوْكِ السَّعْدَانِ، هَلْ رَأَيْتُمْ شَوْكَ السَّعْدَانِ قَالُوا نَعَمْ، قَالَ: فَإِنَّهَا مِثْلُ شَوْكِ السَّعْدانِ، غَيْرَ أَنَّهُ لاَ يَعْلَمُ قَدْرَ عِظَمِهَا إِلاَّ اللهُ، تَخْطَفُ النَّاسَ بِأَعْمَالِهِمْ، فَمِنْهُمْ مَنْ يُوبَقُ بِعَمَلِهِ، وَمِنْهُمْ مَنْ يُخَرْدَلُ ثُمَّ يَنْجُو، حَتَّى إِذَا أَرَادَ اللهُ رَحْمَةَ مَنْ أَرَادَ مِنْ أَهْلِ النَّارِ أَمَرَ اللهُ الْمَلاَئِكَةَ أَنْ يُخْرِجُوا مَنْ كَانَ يَعْبُدُ اللهَ، فَيُخْرِجُونَهُمْ، وَيَعْرِفُونَهُمْ بِآثَارِ السُّجُودِ، وَحَرَّمَ اللهُ عَلَى النَّارِ أَنْ تَأْكُلَ أَثَرَ السُّجُودِ، فَيَخْرُجُونَ مِنَ النَّار، فَكُلُّ ابْنِ آدَمَ تَأْكُلُهُ النَّارُ إِلاَّ أَثَرَ السُّجُودِ؛ فَيَخْرُجُونَ مِنَ النَّارِ قَدِ امْتَحَشُوا، فَيُصَبُّ عَلَيْهِمْ مَاءُ الْحَيَاةِ، فَيَنْبُتُونَ كَمَا تَنْبُتُ الْحِبَّةُ فِي حَمِيلِ السَّيْلِ؛ ثُمَّ يَفْرُغُ اللهُ مِنَ الْقَضَاءِ بَيْنَ الْعِبَادِ، وَيَبْقَى رَجُلٌ بَيْنَ الْجَنَّةِ وَالنَّارِ، وَهُوَ آخِرُ أَهْلِ النَّارِ دُخُولاً الْجَنَّةَ، مُقْبِلاً بِوَجْهِهِ قِبَلَ النَّارِ، فَيَقُولُ يَا رَبِّ اصْرِفْ وَجْهِي عَنِ النَّارِ، قَدْ قَشَبَنِي رِيحُهَا، وَأَحْرَقَنِي ذَكَاؤُهَا، فَيَقُولُ هَلْ عَسِيْتَ إِنْ فُعِلَ ذَلِكَ بِكَ أَنْ تَسْأَلَ غَيْرَ ذَلِكَ فَيَقُولُ لاَ وَعِزَّتِكَ، فَيُعْطِي اللهَ مَا يَشَاءُ مِنْ عَهْدٍ وَمِيثَاقٍ؛ فَيَصْرِفُ اللهُ وَجْهَهُ عَنِ النَّارِ فَإِذَا أَقْبَلَ بِهِ عَلَى الْجَنَّةِ رَأَى بَهْجَتَهَا، سَكَتَ مَا شَاءَ اللهُ أَنْ يَسْكُتَ، ثُمَّ قَالَ يَا رَبِّ قَدِّمْنِي عِنْدَ بَابِ الْجَنَّةِ، فَيَقُولُ اللهُ لَهُ، أَلَيْسَ قَدْ أَعْطَيْتَ العُهُودَ وَالْمَوَاثِيقَ أَنْ لاَ تَسْأَلَ غَيْرَ الَّذِي كُنْتَ سَأَلْتَ فَيَقُولُ يَا رَبِّ لاَ أَكُونَنَّ أَشْقَى خَلْقِكَ؛ فَيَقُولُ فَمَا عَسِيْتَ إِنْ أُعْطِيتَ ذَلِكَ أَنْ لاَ تَسْأَلَ غَيْرَهُ فَيَقُولُ لاَ وَعِزَّتِكَ لاَ أَسْأَلُ غَيْرَ ذَلِكَ؛ فَيعْطِي رَبَّهُ مَا شَاءَ مِنْ عَهْدٍ وَمِيثَاق، فَيُقَدِّمُهُ إِلَى بَابِ الْجَنَّةِ، فَإِذَا بَلَغَ بَابَهَا فَرَأَى زَهْرَتَهَا، وَمَا فِيهَا مَنَ النَّضْرَةِ والسُّرُورِ فَيَسْكُتُ مَا شَاءَ اللهُ أَنْ يَسْكُتَ، فَيقُولُ يَا رَبِّ أَدْخِلْنِي الْجَنَّةَ، فَيَقُولُ اللهُ: وَيْحَكَ يَا ابْنَ آدَمَ مَا أَغْدَرَكَ أَلَيْسَ قَدْ أَعْطَيْتَ الْعُهُودَ وَالْمَوَاثِيق   أنْ َ تَسألَ غَيْرَ الّذِي قَدْ أُعْطِيتَ؟ فَيقُولُ: يَا رَبِّ َ تَجْعَلْنِي أشْْقىَ خَلْقِكَ، فَيضْحَكَ اللَّهُ مِنْهُ. ثُمَّ يَأذَنُ لَهُ في دُخُولِ الْجَنَّةِ وَيَقُولُ لَهُ: تَمَنَّ! فَيَتَمَنَّى، حَتّى إذَا انْقَطَعَتْ أُمْنِيَّتُهُ. قَالَ اللَّهُ تَعالى: تَمَنَّ كَذَا وَكذَا، يُذَكِّرُهُ رَبُّهُ، حَتّى إذَا انْتَهَتْ بِهِ ا‘مَانِيُّ. قَالَ اللَّهُ تَعالى: لَكَ ذلِكَ وَمِثْلُهُ مَعَهُ. قَالَ أبُو سَعيدٍ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ  يَقُولُ: لَكَ ذلِكَ وَعَشْرَةُ أمْثَالِهِ مَعَهُ. "

18 - Ebû Hureyre radiyAllahu anh’dan şöyle rivâyet edilmiştir:
Sahabeler: “Ya RasûlAllah! Kıyamet gününde biz Rabbimizi görecek miyiz?” diye sordular. Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’ de:
“Ayın on dördüncü gecesi ayı görmek hususunda şüphe ve ihtilaf eder misiniz?” diye sordu. Sahabeler:
“Hayır, ya RasûlAllah! Bunda ihtilaf etmeyiz” deyince Rasûlullah sal-lAllahu aleyhi ve sellem tekrar:
“Ya görmeye engel hiçbir bulut yokken güneşi göreceğiniz-den şüphe ve ihtilaf eder misiniz?” diye sordu. Sahabeler:
“Hayır, ya RasûlAllah! Bunda da ihtilaf etmeyiz” dediklerinde bu kez Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“İşte Allah’ı siz böyle apaçık göreceksiniz. Kıyamet günün-de insanlar haşrolunacak (yani; bir araya toplanacak). Allah-u Teâlâ:
“Her kim neye ibadet ve itaat ediyordu ise onun ardına düşsün” buyuracak. Yahut Allah’ın emriyle bu sözü diyen di-yecek. Artık kimi güneşin, kimi ayın, kimisi de tağutların ar-dına düşüp gidecek. Yalnız bu ümmet, içlerinde münafıkları da olduğu halde durup kalacak. Allah Tebareke ve Teâlâ haz-retleri onlara evvelce tanıdıklarından başka bir surette gelip:
“Ben sizin Rabbinizim” buyuracak. Onlar Rablerini o tecelli ile tanıyamayacakları için:
“Senden Allah’a sığınırız. Rabbimiz bize geldiğinde biz O’ nu tanırız” diyecekler. Allah Azze ve Celle hazretleri onlara bu defa tanıdıkları surette gelip:
“Ben sizin Rabbinizim” buyuracak. Onlar da:
“Evet, sen bizim Rabbimizsin” diyecekler. Ve Allah-u Teâlâ’nın onları çağırması üzerine O’na tabi olacaklar. Cehennemin de tam ortasına sırat
(yani; köprü) kurulur. Ümme-timi onun üstünden en evvel geçirecek olan ben olacağım. O gün Rasûllerden başka hiçbir kimse korku ve dehşet dolayı-sıyla konuşamaz. Rasûllerin de o günkü sözü: “İlahi selamet ver”den ibaret olacaktır. Cehennemde sa’dan (dikenli bir bitki) dikenlerine benzer çengeller vardır. (Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem sahabelere hitaben): “Sa’ dan dikenlerini hiç görmüşlüğü-nüz var mı?” diye sordu: Sahabeler de: “Evet, vardır” cevabını verince Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem sözüne şöyle devam etti: İşte bu çengeller de sa’dan dikenlerine benzer. Ancak şu var ki; ne kadar büyük olduklarını yalnız Allah-u Teâlâ bilir. İşte bunlar insanları kötü amellerinden dolayı kapıp alırlar. Kimi kötü ameli dolayısıyla helak olur. Kimi hardal tanesi kadar ezim ezim ezildikten sonra kurtulur. Nihayet Allah-u Teâlâ cehen-nem ehlinden her kime rahmet etmişse onları çıkaracak. Dünyada iken sadece Allah’a ibadet etmiş olanları çıkarmala-rını meleklere emredecek, onlar da onları çıkaracaktır. Melek-ler mü’minleri secde azalarındaki izlerden tanıyacaklardır. Ve işte onlar öylece çıkarılacaklardır. Allah-u Teâlâ secde izlerini yiyip mahvetmeyi cehennem ateşine haram kılmıştır. Bunun-la beraber âdemoğlunun bütününü cehennem ateşi yer de yalnız secde izlerini yiyemez. O mü’minler ateşten kavrulup kapkara çıkarılacaklar. Üzerlerine hayat veren bir su döküle-cek de akarsu kenarında yabani reyhan tohumları nasıl çabuk biterse yeniden öyle biteceklerdir. Sonra Allah-u Teâlâ ve Te-kaddes hazretleri kulları arasında hüküm ve kazayı sona erdi-rir. Ancak cennet ile cehennem arasında yüzü ateşe dönük bir kimse kalır ki, o cennete girecek, cehenneme girmiş mü’minlerin sonuncusu olacaktır. O kimse:
 “Ya Rabbi! Yüzümü şu ateşten döndür. Kokusu beni zehir-liyor. Alevi beni yakıp duruyor” diyecek. Adamcağız dua ve niyazda bulunacak. Sonunda Allah-u Teâlâ ona diyecek ki:
 “Senin bu dediğin yapılacak olursa, acaba başka birşey daha istemeyecek misin?” O ise:
 “Celal ve izzetine yemin olsun ki, hayır” diyecek. Ve Allah-u Teâlâ’ya Allah’ın dilemesine bağlı olarak söz verecek. On-dan sonra Allah-u Teâlâ onun yüzünü cehennem tarafından cennet tarafına çevirecek. Yüzünü cennete doğru döndürünce cennetin güzelliğini görecek.
(Lakin istemeye utanıp) Allah’ın dilediği kadar bir müddet sustuktan sonra:
 “Ya Rabbi! Beni cennetin kapısına yanaştır” diyecek. Allah-u Teâlâ da:
 “Evvelce istediğinden başka hiçbir şey istemeyeceğine söz vermiş değil miydin?” diye kendisini susturacak. O da:
 “Ya Rabbi! Yarattıklarının en bedbahtı ben mi olayım?” ce-vabını verecek. Bunun üzerine yine Allah-u Teâlâ:
“Bunu da sana verirsem başka birşey isteyecek misin?” di-yecek. O da:
“Celal ve izzetine yemin olsun ki, hayır. Bundan başka bir-şey isteyecek değilim” cevabını verecek. Ve Rabbi Celiline dilediği sözü verdikten sonra Rabbi Teâlâ ve Tekaddes hazret-leri onu cennetin kapısına yanaştıracak. O kimse cennet kapı-sına varıp da ondaki güzellik ve hoşluğu ve içindeki ender şeyleri ve sevinci görünce yine utanıp Allah’ın dilediği kadar bir müddet sükut edecek. Sonra:
 “Ya Rabbi! Beni içeriye sok” diyecek. Allah Azze ve Celle de:
 “Allah layığını versin ey âdemoğlu! Sen ne sözünde durmaz kimsesin. Sen verdiğimden başka hiçbir şey istemeyeceğine daha evvel söz vermiş değil mi idin?” buyuracak. O da:
 “Ya Rabbi! Yarattıklarının en bedbahtı ben mi olacağım?” Bu söz üzerine dua ve niyazını tekrar ede ede nihayet Allah-u Teâlâ ona gülecek ve cennete girmesine izin verecek. Oraya alırken de ona:
 “Dilekte bulun” buyuracak. O da uzun boylu dileklerde bu-lunacak. Nihayet dilekleri kesilince Allah-u Teâlâ:
 “Bunlardan başka şunu da, bunu da iste” buyuracak ki, is-tenen şeyleri Rabbi Teâlâ ve Tekaddes hazretleri aklına geti-recek. Nihayet bu türlü dileklerin hepsi bitince Allah-u Teâlâ:
 “Bunların hepsi ve bir O kadar dahası hep senindir” buyuracaktır.


<Hadisi Ebû Hureyre’den rivâyet edenlerden biri olan Ata b. Yezid-i Leysi der ki: “Ebû Hureyre bunu rivâyet ederken Ebû Said-i Hudri de oturuyor ve Ebû Hureyre’nin dediklerinden hiçbir şeyi değiştirmeye ge-rek görmüyordu. Ta: “Bunların hepsi ve o kadar dahası hep senindir” sözüne gelince Ebû Said-i Hudri radiyAllahu anh Ebû Hureyre radiyAllahu anh’e: “Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem, Allah Azze ve Celle: “Bunların hepsi ve daha on misli senindir” buyuracaktır, demiştir” dedi. Ebû Hureyre: “Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem ’den yal-nız: “Bunların hepsi ve bir o kadar dahası senindir” ‘buyurduğunu bellemişim” dedi. Ebû Said ise: “Bunların hepsi ve daha on misli senindir” buyurduğunu ben işittim” dedi.>
(Buhârî-Müslim)
                                        
HADİSTEN NE İSTİFADE EDERİZ

1 - Dünyada iken sadece Allah’a ibadet eden, O’na hiçbir şeyi şirk koşmayan, tüm sahte ilahları reddedip sadece Allah’a yönelen mü’min kul, ahiret gününde herşeyin yaratıcısı olan Allah’ı görmeye, hiç bir ak-lın tasavvur etmeye gücü yetmediği, kâmil isim ve sıfatlara sahip, yegâne ilahımız olan Rabbimizi hiçbir sınır ve mesafe olmaksızın gör-mek... O’nun cemalini seyretmek... Keyfiyetini açıklayamadığımız ne muhteşem bir olay... Tecellisinin, koskoca dağları un ufak ettiği Al-lah’ın, mü’min kullarına tecelli etmesi... Allah’ın kudretinin yanında hiç derecede zayıf insan oğlunun, dünyada sadece Allah’a ibadet etmesine karşı verilen bu nimet, diğer hiçbir nimetle kıyas edilemeyecek kadar yüce.

2 - Kıyamet gününde, herkes itaat ettiği varlığın önderliğinde ya Cennete ya da cehenneme girecektir. Cennete girenler ancak Allah’a ibadet eden mü’minlerdir. Sahte ilah ve tağutlara itaat eden kâfirler ise, bu önderlerinin arkasından gidip ebedi olarak cehennemi boylayacak-lardır. Burada tağut kavramı üzerinde durulması gerekmektedir.
Tağut; genel anlamda, Allah’a ibadet edilmesini engelleyen, Allah’a ve Rasûlü’ne giden yolu kapayan, insanların Allah’tan başka ibadet ettiği her şeyi kapsar. Bu taştan bir put olabileceği gibi, bir insan, bir hayvan, bir düşünce tarzı, Allah’ın dininden alınmamış bir hayat siste-mi, bir yönetim şekli ve bir ideoloji de olabilir. Şayet ortada Allah’tan başka bir şeye ibadet ve itaat söz konusu ise orada bir tağutun varlığı ya da bir şeyin tağutlaştırılması kaçınılmazdır. İlk olarak Allah’a isyan eden, O’nun koyduğu sınırları tanımayan, insanları Allah’a değil de ken-disine itaate çağıran şeytan “Allah ona ve yandaşlarına lanet etsin” tağutların başıdır. Allah’ın indirdiği kanunlarla hükmetmeyenler, O’nun hükümlerini değiştirenler, insanların kendilerine ibadet ve itaat etmeye çağıranlar ve onları Allah’ın hükümlerinden başka bir kanuna muhake-me olmaya zorlayanlar, gaybı bildiklerini iddia edenler de reddedilmesi gereken tağutlardır. Kim bunları reddetmez, aksine itaat ederse, kıya-met gününde tabi olduğu tağutuyla birlikte cehenneme atılacak ve hüsrana uğrayanların en sefili olacaktır. Allah-u Teâlâ bizleri tağutların şer-rinden korusun.

3 - Yalnız Allah’a ibadet ettiği ve O’na hiçbir şeyi şirk koşmadığı halde, büyük haram işlemiş olan müslüman bir kul, şayet cehenneme girecek olursa burada ebedi kalmayacaktır. İşlemiş olduğu haramlar nispetinde azap görecek ve Allah’ın rahmetiyle cehennemden çıkarılıp cennete ebedi olarak konulacaktır, işte, yalnız Allah’a ibadet etmenin üstünlüğü...
Kayıtlı

"Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık ki, insanlara karşı Şahitler olasınız. Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun...
// Bakara:143//
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |