Mslmnlara Karşı Kâfirlere Yrdım Eden Kşinin Kâfr Olduğuna Dair Kurandan Deliller
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 14 Kasım 2019, 01:23:51


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1] 2   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Mslmnlara Karşı Kâfirlere Yrdım Eden Kşinin Kâfr Olduğuna Dair Kurandan Deliller  (Okunma Sayısı 12651 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Malik bin Enes
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 391


« : 25 Eylül 2015, 13:25:41 »

ÜÇÜNCÜSÜ: Müslümanlara Karşı Kâfirlere Yardım Eden Kişinin Kâfir Olduğuna Dair Kur’an’dan Deliller:

Kur’an’ı Kerim’de müslümanlara karşı kâfirlere yardım etmenin büyük küfür olduğunu gösteren çokça delil vardır.

Bu delillerden bazıları şunlardır:
Kayıtlı
Malik bin Enes
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 391


« Yanıtla #1 : 25 Eylül 2015, 13:28:42 »

Birinci Delil:

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Yahudi ve hristiyanları dostlar edinmeyin! Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o da onlardandır. Muhakkak ki Allah, zalim bir kavme hidayet etmez.”  (Maide: 51)
                                                                      
Bu ayet kâfirlere yardım etmenin ve onlara destek olmanın büyük küfür olduğunu apaçık göstermektedir.

Allah (c.c) bu ayette şöyle buyurmaktadır:

“Onlar birbirlerinin dostudurlar.”

Allah (c.c) ayetin bu bölümünde kâfirlerin sadece birbirlerinin dostu olabileceklerini bildirmiş ve müslümanlarla dostluk yolunu tamamen kesmiştir.  Bu ise her kim onlara dostluk gösterirse, o kimsenin onlardan olduğunu gösteriyor.


İbni Cerir et-Taberi şöyle diyor:  

“Allah (c.c)’ın: “Onlar birbirlerinin dostudurlar” (Maide: 51) ayeti, yahudileri mü’minlere karşı destekleyen diğer bir grup yahudi hakkındadır. Yahudilerin hepsi müslümanlara karşı tek bir el gibidirler. Hrıstiyanlar da böyledir. Kendi dinlerine muhalif olanlara karşı birbirlerinin dostudurlar. Allah (c.c), hrıstiyan veya yahudileri kendisine dost edinen bir kimsenin hristiyan ve yahudilerin dinlerine muhalefet eden mü’minlere karşı geldiğini bilsinler diye bu gerçeği mü’min kullarına anlatıyor. İşte bu kimse aynen onlar gibi mü’minlere karşı olmuştur.

Allah (c.c) müminlere şöyle buyuruyor:

“Ey mü’minler! Yahudilerin, kendi dinlerine muhalefet edenlere karşı birbirlerini destekledikleri gibi siz de dininize muhalefet edenlere karşı birbirinizi destekleyiniz! Yine yahudi ve hrıstiyanların size düşman oldukları, sizin dininize savaş açtıkları gibi siz de onlara karşı düşman olunuz! O halde sizden her kim onları (yahudi ve hristiyanları)  kendisine dost edinirse, işte o kimse mü’minlere savaş açmış, onlardan beri olmuş ve onlara karşı olan dostluğunu kesmiştir.”
(Taberi Tefsiri c: 6  s:277)  
 
Allah (c.c) ayette şöyle buyuruyor:

“Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o da onlardandır.” (Maide: 51)
                                                      
Bu ayet: “Sizden her kim onları dost edinirse aynen onlar gibi kâfir olur” manasına gelmektedir.”

İbni Cerir et-Taberi şöyle diyor:

“Allah (c.c)’ın: “Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o da onlardandır.” (Maide: 51) ayetinin manası şöyledir:

“Her kim mü’minleri bırakıp yahudi ve hrıstiyanları dost edinirse o kimse onlardan olur. Mü’minlere karşı hrıstiyan ve yahudilere yardımcı ve dost olursa bu kişi artık yahudi ve hrıstiyanların dinlerine ve milletlerine tabi olmuştur. Çünkü bir kişinin bir kişiye dost olması ve ona yardım etmesi; ona, dinine ve içinde bulunduğu duruma razı olduğunu gösterir ki böylece ona muhalif olan dine  düşman olmuştur. Bu kimsenin hükmü bundan böyle dost olduğu kişinin hükmü gibidir.”    
(Taberi Tefsiri c:6  s: 277)


Şeyh Süleyman b. Abdillah al’eş-Şeyh bu ayetin tefsiri hakkında şöyle diyor:

“Allah (c.c), yahudi ve hristiyanları dost edinmelerini mü’minlere yasaklamış ve mü’minlerden onları dost edinen kimsenin onlardan sayılacağını bildirmiştir. Bu ise; mecusileri, putperestleri ve diğer kâfirleri dost edinen bir kimsenin hükmünün, dost edindiği kâfirlerin hükmü gibi olduğunu ve o kimsenin onlardan sayıldığını göstermektedir.”                              
Allah (c.c) ayetin devamında şöyle buyuruyor:

“Muhakkak ki Allah, zalim bir kavme hidayet etmez.”  (Maide: 51)
                                                              
Ayette geçen “zulüm” büyük zulüm, yani büyük küfürdür. Tıpkı Allah (c.c)’ın: “Kâfirler, zalimlerin ta kendileridir” (Bakara: 254) ayetinde buyurduğu gibi...

Ayrıca bu ayetin başında ve ondan sonraki delillerde zikredilecek ayetler ile daha önce zikrettiğimiz müslümanlara karşı kâfirlere yardım etmenin büyük küfür olduğuna dair âlimlerin icması, ayetteki zalimlerden kastın büyük küfür işleyenler olduğunu gösterir.

İbni Cerir ayetin bu bölümü hakkında şöyle diyor:

“Ayetin bu bölümünün manası şöyledir: “Her kim dostluğu, velayeti gerçek keyfiyetiyle yerine getirmez, Allah (c.c)’a, rasulüne ve mü’minlere düşman oldukları halde yahudi ve hrıstiyanlara mü’minler aleyhinde yardım ve destek yaparlarsa Allah (c.c) bu kişiyi asla muvaffak kılmaz, ona hidayet yolunu göstermez. Çünkü yahudi ve hrıstiyanlara dost olan, onlara yardımcı olan kişi Allah (c.c)’a, Rasulüne ve mü’minlere  savaş açmıştır.”
(Taberi Tefsiri c: 6 s: 278)
 
                                                    
İbni Cerir yine bu ayet hakkında şöyle dedi:

“Bu ayetin doğru manası bize göre şudur: “Allah (c.c) bu ayette bütün müminlere yahudi ve hristiyanları dost edinmeyi, Allah (c.c)’a ve rasulüne iman edenler aleyhine onlara yardım etmeyi, onlara karşı anlaşma yapmayı yasakladığını; Allah (c.c)’ı, rasulünü ve mü’minleri bırakıp yahudi ve hristiyanlara yardım eden, destek olan, onları dost edinen kimsenin Allah (c.c)’a, Rasulullah (s.a.s)’a ve mü’minlere karşı cephe alanlardan olduğunu ve bu kimseden Allah (c.c) ve rasulünün beri olduğunu haber verdi.”
(Taberi Tefsiri c: 6 s: 276)
                                           
Kayıtlı
Malik bin Enes
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 391


« Yanıtla #2 : 02 Ekim 2015, 14:02:40 »

İkinci Delil:

Allah (c.c) Maide 51 ayetinden sonra şöyle buyuruyor:

“Kalplerinde hastalık olanların: “Bize bir kötülük isabet etmesinden korkuyoruz” diyerek onlara koştuklarını görürsün. Umulur ki Allah, katından bir fetih veya bir emir getirir de onlar nefislerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olurlar.”      (Maide: 52)

Allah (c.c) bu ayette kâfirleri dost edinmenin ancak kalplerinde hastalık olan (münafık)ların sıfatı olduğunu haber veriyor.

İbni Kesir (r.a) bu ayeti şöyle açıklamıştır:

“Kalplerinde hastalık olanların: “Bize bir kötülük isabet etmesinden korkuyoruz” diyerek onlara koştuklarını görürsün.”

Bu ayetteki; "kalplerinde hastalık"tan kasıt; kalplerindeki şek, şüphe ve nifaktır.

"Onlara koştukların"dan kasıt; kâfirleri hem zahiren hem batınen dost edinmeye, onları sevmeye gayret etmeleridir.

“Bize bir kötülük isabet etmesinden korkuyor uz”dan kasıt; onların yahudi ve hrıstiyanları hem zahiren hem batınen dost edinmelerinin, onlara sevgi göstermelerinin sebebinin; yahudi ve hrıstiyanlar müslümanlara karşı muzaffer olmaları halinde onlara gösterdikleri dostluğun kendilerine fayda vereceğini sanıyor olmalarıdır.” 
(İbni Kesir Tefsiri c: 2   s: 69)
Kayıtlı
Malik bin Enes
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 391


« Yanıtla #3 : 02 Ekim 2015, 14:22:29 »

Üçüncü Delil:

Allah (c.c) Maide 52 ayetinden sonra şöyle buyuruyor:

“İman edenler derler ki: “Sizinle beraber olduklarına dair bütün güçleriyle Allah’a yemin edenler bunlar mıdır?” Onların amelleri boşa çıkmış ve hüsrana uğrayanlardan olmuşlardır. Ey iman edenler! Sizden kim dininden irtidat ederse Allah, kendisinin onları sevdiği, onların da kendisini sevdiği, mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı izzetli, Allah yolunda cihat eden ve kınayanın kınamasından korkmayan bir kavim getirir. İşte bu, Allah’ın fazlıdır. Onu dilediğine verir. Allah Vasi’dir, Âlim’dir. Muhakkak ki sizin dostunuz Allah, O’nun rasulü ve namaz kılan, zekât veren, rükû eden mü’minlerdir. Kim Allah’ı, rasulünü ve iman edenleri dost edinirse... Muhakkak ki galip gelecek olan Allah’ın hizbidir.”  (Maide: 53-56)
                                                                    
Bu ayetlerin hepsi yahudi ve hrıstiyanları dost edinme konusunda inmiştir. Bu ayetler bir müslümanın kâfirleri veli edindiği, müslümanlara karşı kâfirlere yardım ettiği taktirde mürtet olacağını birkaç yönden ortaya koymaktadır. Şöyle ki:

a) Allah (c.c) ayette şöyle buyuruyor:

“İman edenler derler ki: “Sizinle beraber olduklarına dair bütün güçleriyle Allah’a yemin edenler bunlar mıdır?”

Bu ayette şöyle denilmiştir:

“Yahudi ve hristiyanları dost edindikleri halde yemin ederek sizinle beraber olduklarını iddia edenler apaçık yalancılardır. Çünkü kâfirleri dost edinmeleri onların bu konuda yalan söylediklerine apaçık bir delildir.”

İbni Cerir (r.a) bu ayetin açıklaması hakkında şöyle diyor:

“Mü’minler kâfirleri dost edinenlerin nifaklarına, yalancılıklarına ve mü’minlerle beraber olduklarına dair Allah (c.c)’a yemin etme cüretinde bulunmalarına hayret ederek şöyle derler:
 
“Bunlar mıdır bütün güçleriyle bizimle beraber olduklarına dair Allah (c.c)’a yemin edenler? Yeminlerinde yalancı oldukları apaçıktır.”        
(Taberi Tefsiri c: 6  s: 281)

b) Allah (c.c) ayette kâfirleri dost edinenler hakkında şöyle hüküm verdi:
 
“Onların amelleri boşa çıkmış...”

Bütün amellerin boşa gitmesi ancak küfür işlendiğinde olur. Allah (c.c) başka ayetlerde bu konuyla ilgili olarak şöyle buyuruyor:

“Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayan kimselerin amelleri boşa gitmiştir. Hiç işlemiş olduklarından başkasıyla mı cezalandırılırlar?” (Araf: 147)
                                                                          
“Müşrik kimseler, kendi nefislerindeki küfre şahitlik ettikleri halde Allah’ın mescidlerini imar etmeleri (söz konusu) olmaz. İşte bunların (bütün) amelleri boşa gitmiştir. Ve onlar ateşte sonsuza dek kalacaklardır.”   (Tevbe: 17)
                                                                                        
“Kim imanı inkâr ederse, onun ameli boşa gitmiş ve ahirette hüsrana uğramış olur.”    (Maide: 5)
                        
“Doğrusu, sana ve senden öncekilere (şöyle) vahyolundu: “Eğer şirk koşacak olursan, şüphesiz amellerin boşa çıkacak ve elbette sen, hüsrana uğrayanlardan olacaksın. Hayır, artık (yalnızca) Allah’a kulluk et ve şükredenlerden ol!”      (Zümer: 64-65)

Bu ayetler ve bunlar gibi birçok ayetler gösteriyor ki ancak küfür işlendiğinde bütün ameller boşa çıkar.

İbni Teymiyye şöyle diyor:

“Bütün ameller ancak küfür işlendiğinde boşa çıkar. Çünkü iman üzere ölen mutlaka cennete girecektir. Eğer cehenneme girmişse mutlaka oradan çıkıp sonunda cennete girecektir. Eğer bütün amelleri boşa çıkmışsa hiçbir zaman cennete girmez. Bütün amellerin boşa çıkması ancak bu amellerin hepsini yok eden bir şey işlendiğinde olur. O da sadece küfürdür. Bu kaidenin ehlisünnetin temel itikadından olduğu bilinmektedir.”  
(Es-Sarimül Meslul c: 2 s: 214)
                                             
c) Allah (c.c) ayette şöyle buyurmuştur:

“...ve hüsrana uğrayanlardan olmuşlardır.”

 Allah (c.c)’ın aşağıdaki ayette buyurduğu gibi bütün amellerin boşa giderek kaybolması dünyada ve ahirette olur:

“Sizden her kim dininden döner ve kâfir olarak ölürse yaptığı ameller dünyada da ahirette de boşa çıkar. İşte onlar ateş ehlidirler. Orada sonsuza kadar kalacaklardır.”    (Bakara: 217)
                                              
d) Allah (c.c) ayette şöyle buyuruyor:
 
“Ey iman edenler! Sizden kim dininden irtidat ederse...”

Bundan önceki ve sonraki ayette geçen dinden dönmekten kasıt; kâfirleri dost edinmek sebebiyle irtidat etmektir.

İbni Teymiyye şöyle diyor:

 “Eğer bir taife İslam’dan dönerse Allah (c.c) muhakkak bu taifenin yerine, kendilerini sevdiği, kendi yolunda cihat eden bir taife getirir. İşte bu taife, kıyamete kadar muzaffer olacak taifedir. Allah (c.c) bu gerçeği kâfirleri dost edinmeyi yasak eden ayetlerin siyakı (ayetlerin devamı)nda belirtmiştir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Yahudi ve hristiyanları dostlar edinmeyin! Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o da onlardandır. Muhakkak ki Allah, zalim bir kavme hidayet etmez. Kalplerinde hastalık olanların: “Bize bir kötülük isabet etmesinden korkuyoruz” diyerek onlara koştuklarını görürsün. Umulur ki Allah, katından bir fetih veya bir emir getirir de onlar nefislerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olurlar. İman edenler derler ki: “Sizinle beraber olduklarına dair bütün güçleriyle Allah’a yemin edenler bunlar mıdır?” Onların amelleri boşa çıkmış ve hüsrana uğrayanlardan olmuşlardır. Ey iman edenler! Sizden kim dininden irtidat ederse Allah, kendisinin onları sevdiği, onların da kendisini sevdiği, mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı izzetli, Allah yolunda cihat eden ve kınayanın kınamasından korkmayan bir kavim getirir. İşte bu, Allah’ın fazlıdır. Onu dilediğine verir. Allah Vasi’dir, Âlim’dir.”    (Maide 51-54)
                                                                      
Bu ayette yahudi ve hristiyanları dost edinmeleri kendilerine yasaklanan kimseler aynı zamanda irtidat ayetinin de muhatabıdırlar. Bilindiği gibi bu hitap her zaman ve mekânda bütün İslam ümmetinedir. Allah (c.c) ayette kâfirleri dost edinmeyi yasaklamış, kendilerine hitap ettiği kişilerden kâfirleri (yahudi ve hristiyanları) dost edinen kimselerin onlardan olduğunu bildirmiş, daha sonra da kendilerine hitap edilen bu kimselerden yahudi ve hristiyanları dost edinmeleri sebebiyle İslam dininden irtidat edenlerin İslam’a hiçbir şekilde zarar veremeyeceklerini haber vermiştir. Çünkü Allah (c.c) onların yerine Allah (c.c)’ın kendilerini sevdiği, kendilerin de sadece Allah (c.c)’ı sevdiği, sadece mü’minleri dost edinen, kâfirlere hiçbir zaman dostluk göstermeyen, Allah (c.c) yolunda cihat edebilen ve hiçbir kınayıcının kınamasına aldırış etmeyen bir kavim getirecektir.
 
Tıpkı Allah (c.c)’ın bir başka ayette şöyle buyurduğu gibi:

“İşte onlar, kendilerine kitap, hikmet ve nebilik verdiğimiz kimselerdir. Eğer onlar, bunları inkâr ederlerse şüphesiz biz, yerlerine bunları inkâr etmeyecek bir topluluğu vekil kılarız.”    (En’am: 89)
        
İslam’a hiç girmeyen ve İslam’a girdikten sonra irtidat eden işte böyle kimseler asla İslam’a zarar veremeyeceklerdir. Çünkü Allah (c.c) rasulün getirdiğine iman eden ve dinini destekleyen bir kavmi kıyamete kadar var edecektir.”
(El-Feteva c: 18  s: 300)
                                           
e) Ayette kendilerine dostluk gösterilmesi gerekenler; Allah (c.c), rasulü ve namaz kılıp diğer ibadetleri yerine getirenlerle sınırlandırılmıştır.

Allah (c.c) bu konuda şöyle buyuruyor:

“Muhakkak ki sizin dostunuz Allah, O’nun rasulü ve namaz kılan, zekât veren, rükû eden mü’minlerdir.”  (Maide: 55)
                                                                                        
f) Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Kim Allah’ı, rasulünü ve iman edenleri dost edinirse... Muhakkak ki galip gelecek olan Allah’ın hizbidir.”  (Maide 56)
                                                            
Bu ayetten, kâfirleri dost edinen kimsenin şeytanın hizbinden olduğu anlaşılıyor. Zira Allah’ (c.c)’ın hizbi ve şeytanın hizbi olmak üzere iki hizip vardır.

Allah (c.c) bununla ilgili olarak bir başka ayette şöyle buyuruyor:

“İşte onlar, şeytanın hizbidir. İyi bilinmeli ki, şeytanın hizbi elbette hüsrana uğrayanlardır.”  (Mücadele: 19)
Kayıtlı
Malik bin Enes
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 391


« Yanıtla #4 : 09 Ekim 2015, 12:39:49 »

Dördüncü Delil:

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alay ve oyun edinenler ile kâfirleri dostlar edinmeyin! Eğer mü’min iseniz Allah’tan sakının!”  (Maide: 57)
                                            
Bu ayet de daha önce geçen ayetler gibidir ve kâfirleri dost edinen, müslümanlara karşı onlara yardımcı olan bir müslümanın irtidat ederek İslam’dan çıktığını apaçık göstermektedir.

Şeyh Abdullatif  b. Abdurrahman al’Eş-Şeyh bu ayet hakkında şöyle dedi:

“Allah (c.c)’ın: “Eğer mü’min iseniz Allah’tan sakının!” sözünü dikkatle düşün! Zira ayetteki “eğer” lafzı şart edatıdır ve: “Kim onları (kâfirleri) veli edinirse mü’min değildir” manasına gelmektedir.”  
(Ed- Düreru’s-Seniyye c:8  s: 288)
Kayıtlı
Malik bin Enes
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 391


« Yanıtla #5 : 09 Ekim 2015, 12:43:51 »

Beşinci Delil:

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Mü’minler mü’minleri bırakıp da kâfirleri veliler edinmesinler. Kim böyle yaparsa Allah’la arasında bir bağlantısı kalmamıştır. Ancak onlara (karşı) takiyye uygulamanız müstesnadır. Allah kendisine karşı (gelmekten) sizi sakındırıyor. Dönüş Allah’adır.”  (Ali İmran: 28)
                                                                    
Bu ayet kafirleri dost edinenin kafir olduğunu apaçık bir şekilde gösteriyor. Çünkü Allah (c.c) ayette şöyle buyurmaktadır:

"Kim böyle yaparsa Allah’la arasında bir bağlantısı kalmamıştır."


İbni Cerir et-Taberi bu ayet hakkında şöyle dedi:

“Ayetin manası şöyledir: “Ey mü’minler! Dinleri konusunda kâfirlere yardımcı ve dost olmayın, onları müslümanlara karşı desteklemeyin ve müslümanların gizli hallerini onlara haber vermeyin. Sizden kim bunu yaparsa Allah (c.c)’tan hiçbir şey beklemesin. Zira o, Allah (c.c)’tan, Allah (c.c) da ondan beri olmuştur. Çünkü o, İslam dininden çıkmış, mürtet olup küfre girmiştir.

“Ancak onlara (karşı) takiyye uygulamanız müstesnadır.”

Yani; kâfirlerin hükmü altında bulunduğunuzda onlardan size bir zarar gelmesinden korkarsanız, kalbinizin onlara karşı düşmanlıkla dolu olması şartıyla dilinizle zahiren onlara dostluk gösterisi yapabilirsiniz. Fakat böyle bir durumda onların küfürlerine destekçi olunmamalı ve hiçbir fiille müslümanlara karşı onlara yardım edilmemelidir.”  
(İbni Cerir et-Tefsiri  c:3    s: 228)
Kayıtlı
Malik bin Enes
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 391


« Yanıtla #6 : 09 Ekim 2015, 12:47:47 »

Altıncı Delil:

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Münafıklara, gerçekte kendileri için acı verici bir azab olduğunu müjdele! Mü’minlerden başka kâfirleri dostlar edinen o kimseler onların yanında izzet (güç ve şeref) mi arıyorlar? Şüphesiz ki bütün izzet sadece Allah’ındır. Allah size kitapta: “Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini veya onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman onlar bundan başka bir söze dalıncaya kadar onlarla oturmayın. (Böyle yaparsanız) elbette siz de onlar gibi olursunuz” diye bir hüküm indirdi. Muhakkak ki Allah münafıkları ve kâfirleri cehennemde bir araya toplayacaktır.”    (Nisa: 138-140)
      
Allah (c.c) bu ayette mü’minleri bırakıp kâfirleri dost edinmenin münafıkların sıfatı olduğunu haber veriyor. Bu ayet ikinci delilde açıkladığımız Maide 52 ayeti gibidir.

İbni Cerir et-Taberi bu ayet hakkında şöyle diyor:

“Allah (c.c) bu ayette nebisine şöyle buyuruyor: “(Ey Muhammed!) Münafıkları kendilerine dokunacak bir azapla müjdele! Öyle ki onlar mü’minleri bıraktılar ve ayetlerimi inkâr eden, dinimi reddeden kâfirleri dost edindiler,  onlara yardım ettiler...
                
“Onların yanında izzet (güç ve şeref) mi arıyorlar? Şüphesiz ki bütün izzet sadece Allah’ındır.”

Yani; mü’minleri bırakıp izzet, şeref ve güç elde etmek için kâfirleri dost edinenler, kâfirlerin güçsüz ve zillet içinde olduklarını bilsinler.

Eğer izzet, güç ve zafer istiyorlarsa kâfirleri bırakıp mü’minleri dost edinsinler. Böylece Allah (c.c) kendilerini aziz kılsın ve korusun. Çünkü izzet, kuvvet, zafer Allah (c.c)’tandır. Elbette O, dilediğine izzet verir, dilediğini de zillet içinde bırakır.”
(Taberi Tefsiri c: 3  s: 329)
Kayıtlı
Malik bin Enes
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 391


« Yanıtla #7 : 16 Ekim 2015, 13:41:06 »

Yedinci Delil:

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Münafıklık eden o kimseleri görmedin mi? Onlar, kitap ehlinden inkâr eden kardeşlerine derler ki: “Şayet siz (yurtlarınızdan) çıkarılırsanız mutlaka biz de sizinle birlikte çıkarız ve size karşı hiç kimseye asla itaat etmeyiz. Şayet sizinle savaşılırsa mutlaka biz size yardım ederiz. Şüphesiz ki Allah, onların yalancılar olduklarına şahitlik ediyor.”     (Haşr 11)                          

“Münafıklara, gerçekte kendileri için acı verici bir azap olduğunu müjdele!” (Nisa: 138) ayeti ile: “Kalplerinde hastalık olanların: “Bize bir kötülük isabet etmesinden korkuyoruz” diyerek onlara koştuklarını görürsün.” (Maide: 52) ayeti hakkında daha önce söylediklerimizi burada da söylemek mümkündür.

Şeyh Süleyman b. Abdullah bu ayeti açıklarken şöyle dedi:

“Müşriklerin müslümanlar tarafından kovulmaları halinde onlarla beraber olmak ve onlara yardım etmek için onlara gizlice söz vermekle, ki bu yalandan olsa bile, kafir ve münafık olunuyorsa doğru söyleyerek apaçık bir şekilde bunu yapanın durumu acaba nasıl olur?!”  
(Ed-Düreru’s-Seniyye c: 8   s: 138)
Kayıtlı
Malik bin Enes
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 391


« Yanıtla #8 : 16 Ekim 2015, 13:48:12 »

Sekizinci Delil:

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“İsrail oğullarından inkâr edenlere Davut ve Meryem oğlu İsa diliyle lanet edilmiştir. İşte bu, isyan etmeleri ve haddi aşmalarındandı. Yaptıkları kötülüklerden birbirlerini sakındırmazlardı. Yaptıkları ne kötü idi. Onlardan çoğunun küfredenleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendilerine sunduğu şey ne kötüdür! Allah onlara gazap etmiştir. Onlar azapta temellidirler. Eğer Allah’a, nebiye ve ona indirilene iman etmiş olsalardı, onları dostlar edinmezlerdi. Fakat onlardan çoğu fasıklardır.”      (Maide 78-81)
                                                                
Bu ayetler kâfirleri dost edinen kişinin kâfir olduğuna birkaç yönden delalet eder:

a) Allah (c.c) ayette, İsrail oğullarından kâfirleri dost edinen kimseleri, Davud (a.s) ve İsa (a.s)’nın diliyle lanet edilen kâfirler olarak vasfetmiştir.

b) Ayette onlar hakkında: “Onlar azapta temellidirler” buyrulmaktadır. Ayette zikredilen azap, kâfirlerin uğrayacağı azaptır.

Şeyh Süleyman b. Abdullah bu ayeti açıklarken şöyle dedi:

“Allah (c.c) ayette; ikrah durumu hariç korkulduğundan dolayı olsa bile kâfirleri dost edinmenin Allah (c.c)’ın gazabını ve cehennemde ebedi kalmayı gerektireceğini bildirmiştir.”  
(Ed-Düreru’s-Seniyye c: 8 s: 128)
                         
c) Allah (c.c) ayette: “Eğer Allah’a, nebiye ve ona indirilene iman etmiş olsalardı, onları dostlar edinmezlerdi. Fakat onlardan çoğu fasıklardır.”  buyurmaktadır.

İbni Teymiyye bu ayet hakkında şöyle dedi:

“Allah (c.c) bu ayette şart cümlesi kullanmıştır. Koşulan şart gerçekleşecek olursa meşrut (kendisi için şart koşulan) da gerçekleşir. Eğer şart gerçekleşmeyecek olursa meşrut da gerçekleşmez. O zaman ayetin manası şöyle olur: “Mü’min olsaydılar kâfirleri dost edinmezlerdi.” Yani “kâfirleri dost edindikleri için mü’min değildirler.” Çünkü iman ile kâfirleri dost edinmek aynı kalpte bulunmaz. Bunlar birbirine zıt iki şeydir.”  
(Fetvalar c: 7  s: 17)

Şeyh Süleyman b. Abdullah bu ayet hakkında şöyle dedi:

“Allah (c.c) ayette kâfirleri dost edinmenin Allah (c.c)’a, nebisine ve nebisine inen şeye imana zıt olduğunu bildirmiştir. Sonra kâfirleri dost edinmelerinin sebebinin onların çoğunun fasık olması olduğunu haber vermiştir. Ve bu konuda onlardan korkan ile korkmayan arasında bir fark gözetmemiştir. İşte bu, mürtetlerin çoğunun mürtet olmadan önceki halleridir. Onların çoğu fasıktır. Fasık oluşları onları kâfirleri dost edinmeye ve irtidata sevk etmiştir. Bundan Allah’a sığınırız.”    
(Ed-Düreru’s-Seniyye c:8  s: 129)
Kayıtlı
Malik bin Enes
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 391


« Yanıtla #9 : 16 Ekim 2015, 14:00:29 »

Dokuzuncu Delil:

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“İnkâr eden kimseler birbirlerinin dostlarıdır. Eğer siz, onu yapmazsanız yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat olur.”      (Enfal: 73)
                                                       
Bu ayet kâfirleri dost edinmenin küfrünü iki yönden gösterir.

a) Allah (c.c) ayette: “İnkâr eden kimseler birbirlerinin dostlarıdır.”  buyurmaktadır. Yani; kim kâfirleri dost edinirse onlardan olur ve onların toplumuna girmiş sayılır. Allah (c.c)’ın yahudi ve hrıstiyanlar hakkında: “Onlar birbirlerinin dostudurlar” (Maide: 51) ayetinde buyurduğu gibi.  (Bu ayet daha önce birinci delilde açıklanmıştı)

b) Allah (c.c) ayette: “Eğer siz, onu yapmazsanız yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesad olur.”  buyuruyor. Fitne; Kur’an’da değişik manalara gelmektedir. O manalardan biri de şirk ve küfürdür. Allah (c.c)’ın aşağıdaki ayetlerinde geçtiği gibi:

“Fitne (şirk) kalmayıp din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın!..”    (Bakara  193)
                             
“Fitne (küfür ve şirk) öldürmekten daha büyük (günah)tır.”    (Bakara: 217)
                                                     
“...Onun emrine muhalefet eden kimseler kendilerine bir fitne (küfür) isabet etmesinden veya acıklı bir azap isabet etmesinden sakınsınlar!”   (Nur  63)
   
Bunların benzeri ayetler çoktur. Bu ayetlerde geçen “fitne”, küfür ve şirk manasındadır.

İbni Kesir: “Eğer siz, onu yapmazsanız yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat olur.” ayetinin manası hakkında şöyle dedi:

“Bu ayetin manası şöyledir: “Şayet müşriklerden uzak durmaz ve mü’minleri dost edinmezseniz insanlar arasında fitne meydana gelecektir. Yani; kâfirlerle mü’minler birbirine karışacak, böylece kâfir ve mü’minin kim olduğu bilinmez hale gelecektir. İnsanlar bu meseleyi anlamazlar ve aralarında büyük bir fesat meydana gelir.”   
(İbni Kesir Tefsiri c: 2  s: 331)
                                                       
Şeyh Abdullatif b. Abdurrahman b. Hasen şöyle dedi:

“Kâfirleri dost edinmenin Kur’an’da çok şiddetli bir şekilde yasaklanmış olması; Allah (c.c)’ın düşmanlarıyla ilişkinin kesilmemesi, onlara savaş açılıp onlarla cihat edilmemesi, onlardan beri olunmaması ve onlara buğzederek ve de onları kötüleyerek Allah (c.c)’a yaklaşılmaya çalışılmaması halinde asılların aslı olan tevhidin doğru ve geçerli olmayacağını gösterir.

Allah (c.c) mü’minler arasında dostluk olması gerektiğini, kâfirlerin de birbirlerinin dostu olduğunu haber verdikten sonra şöyle buyurdu: “Eğer siz, onu yapmazsanız yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat olur.”        (Enfal: 73)                                                           

Ayetteki “fitne” şirkten başka bir şey değildir. “büyük bir fesat” ise tevhidin ve İslam’ın bozulması ve Kur’an’ın verdiği kesin hükümlerin ve koyduğu nizamın kesilmesi, yok olmasıdır.”
(Ed-Düreru’s-Seniyye  c: 8  s: 324-326)
Kayıtlı
Malik bin Enes
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 391


« Yanıtla #10 : 23 Ekim 2015, 00:56:40 »

Onuncu Delil:

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Eğer inkâr edenlere itaat ederseniz sizi ökçelerinizin üzerine gerisin geri çevirirler ve hüsrana uğrayanlara dönersiniz. Oysa sizin mevlanız Allah’tır ve O, yardın edenlerin en hayırlısıdır.” (Ali İmran: 149-150)
                                           
Şeyh Süleyman b. Abdullah bu ayet hakkında şöyle dedi:

“Allah (c.c) bu ayette; mü’minlerin kâfirlere itaat etmeleri halinde mutlaka kendilerini İslam’dan döndüreceklerini haber veriyor. Çünkü kâfirler, mü’minlerden küfürden daha aşağı bir başka durumdan razı olmazlar.
   
Allah (c.c) ayette, eğer kâfirlere itaat ederlerse mü’minlerin hem dünyada hem de ahirette kaybedenlerden olacaklarını haber vermiş ve onlardan korkmayı, onlarla beraber hareket etmek için ve onlara itaat etmek için geçerli bir ruhsat kılmamıştır.

Pratiğe bakıldığında kâfirler mü’minlerden ancak kendilerinin hak üzerinde olduklarına şehadet etmeleri, müslümanlara karşı düşmanlık ve buğz göstermeleri ve onlara yardım etmeyi kesmeleri şartıyla razı olurlar.

Allah (c.c) bundan sonra şöyle buyuruyor: “Oysa sizin mevlanız Allah’tır ve O, yardım edenlerin en hayırlısıdır.”

Allah (c.c) mü’minlerin yardımcısı olduğunu haber vermiştir. Şüphesiz ki Allah (c.c) yardımcı olanların en hayırlısıdır. O halde Allah (c.c)’a dost olmak, O’na itaat etmek mü’minlere yeter. Bu nedenle mü’minlerin kâfirlere itaat etmeye ihtiyaçları yoktur.” 
(Ed-Düreru’s-Seniyye  c: 8   s: 124)
Kayıtlı
Malik bin Enes
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 391


« Yanıtla #11 : 23 Ekim 2015, 00:58:18 »

On birinci Delil:

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Muhakkak ki, kendilerine hidayet belli olduktan sonra gerisin geri eski (küfür) hallerine dönen kimseleri şeytan (böyle yapmaya) teşvik etmiş ve onları uzun emellere sürüklemiştir. İşte bu, elbette onların Allah’ın indirdiğini beğenmeyenlere: “(İleride) bazı işlerde size itaat edeceğiz” demelerindendir. Oysa Allah, onların (içlerinde) gizlediklerini biliyor.”         (Muhammed: 25-26)
   
Allah (c.c) bu ayette onların irtidat etmelerinin sebebinin  (Allah’ın indirdiğini sevmeyen) kâfirlere: “(İleride) bazı işlerde size itaat edeceğiz” demeleri olduğunu bildiriyor. İrtidat edenler kâfirlere bazı konularda itaat edeceklerine söz verdiler. Fakat her konuda itaat edeceklerine söz vermediler. Buna rağmen bundan dolayı mürtet oldular.

Şeyh Süleyman b. Abdullah al’Eş-Şeyh bu ayet hakkında şöyle dedi:

“Allah (c.c)’ın indirdiğini sevmeyen müşriklere bazı konularda itaat edeceklerine söz veren, sözünü yerine getirmese bile kâfir olur. Allah (c.c)’ın indirdiğini sevmeyen müşriklerin istedikleri gibi hareket eden kişinin durumu acaba nasıl olur?” 
(Ed-Dürer’us-Seniyye c: 8  s: 136)
Kayıtlı
Malik bin Enes
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 391


« Yanıtla #12 : 23 Ekim 2015, 01:01:30 »

On ikinci Delil:

Allah (cc) şöyle buyuruyor:

“İman eden kimseler Allah yolunda savaşırlar. İnkâr eden kimseler ise tagut yolunda savaşırlar. Öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Muhakkak ki şeytanın tuzağı zayıftır.”(Nisa: 76)
                                        
Bu ayet, kâfir kimselerin tağutun yolunda savaştıklarını ve böylece şeytanın dostu olduklarını apaçık bir şekilde gösteriyor. Buna göre her kim onlarla birlikte savaşırsa aynen onların vasfına sahip olur. Yani tağutun yolunda savaşmış ve şeytanın dostu olmuş olur. Savaşmak; elle, dille, malla ve başka şeylerle olabilir.

Rasulullah (s.a.s)’ın şöyle dediği rivayet olunmuştur:

“Müşriklere karşı mallarınızla, nefislerinizle ve dillerinizle cihat edin.” (Ahmed, Ebu Davud, Nesei, İbni Hibban, Hakim, Suyuti bu hadis için sahih dedi.)
    
Yine bir başka hadiste Rasulullah (s.a.s) şöyle demiştir:

“Allah (c.c) bir okla üç kişiyi cennete sokar. Hayır isteyerek onu yapanı, onu atanı ve atan kimseye vereni.” (Ahmed, Nesei, Tirmizi rivayet etti ve hasen dedi.)
          
Bu ayet apaçık gösteriyor ki hangi konuda olursa olsun müslümanlara karşı kâfirlere yardım eden kişi şeytanın dostlarındandır.
Kayıtlı
Malik bin Enes
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 391


« Yanıtla #13 : 23 Ekim 2015, 01:05:40 »

Onüçüncü Delil:

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Onlara, kendisine ayetlerimizi verdiğimiz, onlardan sıyrılan, böylece şeytanın kendisini peşine taktığı, sonunda azgınlardan olan kimsenin haberini oku!” (Araf: 175)
                                                                                   
İbni Abbas (r.a) dedi ki:

“Musa (a.s) ve onunla beraber olan müslümanlar Cebbarin kavminin bulunduğu yere gelince Cebbarinlerden olan Bel’am’ın amcaoğulları ve kavmi Belam’a gelerek şöyle dediler: “Musa çok kuvvetli bir adamdır ve beraberinde çok sayıda askerle gelmiştir. Eğer bizi yenerse hepimizi yok eder. Allah (c.c)’a dua et ki Musa ve onunla beraber olanları geri çevirsin. Bel’am onlara şöyle dedi: “Eğer ben Musa ve beraberindekileri geri çevirmesi için Allah (c.c)’a dua edersem hem dünyam hem ahiretim yok olur.” Onlar isteklerinde ısrar ettiler. Nihayet Bel’am, Musa ve beraberindekileri geriye döndürmesi için Allah (c.c)’a dua etti. Bunun üzerine Allah (c.c) ona verdiği ikramı sıyırıp aldı ve onun hakkında şöyle buyurdu:

“Onlara, kendisine ayetlerimizi verdiğimiz, onlardan sıyrılan, böylece şeytanın kendisini peşine taktığı, sonunda azgınlardan olan kimsenin haberini oku!”(Araf: 175) 
(İbni Cerir et-Taberi c: 9 s: 123)
   
İşte bu adam (Bel’am), kavmine ve ülkesinin ahalisine yardım ederek Musa (a.s) ve onunla beraber olanlara beddua ettiği için İslam dininden çıktı. Onlara bilfiil yardım etmedi. Sadece Musa (a.s) ve onunla beraber olanları onlardan geri çevirmesi için Allah (c.c)’a dua etti. İşte sadece böyle yapmakla Allah (c.c)’ın ayetlerinden sıyrıldı ve kâfir oldu. Müslümanlara karşı kâfirlere bilfiil yardım eden kişinin durumu nasıl olur acaba?
Kayıtlı
Malik bin Enes
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 391


« Yanıtla #14 : 30 Ekim 2015, 13:41:57 »

On dördüncü Delil:

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Melekler, nefislerine zulmeden kimseleri vefat ettirdiklerinde (onlara) derler ki: “Ne işte idiniz?” Onlar da derler ki: “Biz, yeryüzünde zayıf bırakılmış kimselerdik.” (Melekler) derler ki: “Allah’ın yeryüzü geniş değil miydi, oraya hicret etseydiniz ya? İşte onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü dönüş yeridir!” (Nisa: 97)
                                                                 
Muhammed b. Abdurrahman Ebu’l Esved şöyle dedi:

“Medine ahalisine saldırmak için adam toplanıyordu. Ben de bu topluluğa kaydoldum. Sonra İbni Abbas (r.a)’ın azatlı kölesi İkrime’yle karşılaştım. Bu meseleyi ona haber verdim. İkrime bu işten vazgeçmem için şiddetle bana tembihte bulundu ve bana şöyle dedi:

 “İbni Abbas (r.a) bana şöyle haber verdi: “Rasulullah  (s.a.s) zamanında müslümanlardan bazıları Rasulullah (s.a.s)’a savaş açan müşriklerle beraber bulunmaktaydılar. Böylece müşriklerin sayısını çoğaltıyorlardı. Müşriklere müslümanlar tarafından atılan bir ok bazen onlara isabet ediyor ve bu ok onları öldürüyordu veya müslümanlar onların boyunlarına vurup öldürüyorlardı. Bunun üzerine Allah (c.c)  Nisa 97 ayetini indirdi.”  (Buhari)

Âlimler, haklarında Nisa: 97 ayeti inen, müslümanlara karşı kâfirlerin safında savaşa çıkan, böylece kâfirlerin topluluğunu arttıran ve bu savaşta ölen müslümanların günahkâr olarak mı yoksa mürtet olarak mı öldükleri konusunda ihtilaf ettiler.

Bütün âlimler yaptıkları amelin küfür olduğunda ve savaşta zahiren kâfirler gibi muamele edilmeleri gerektiğinde ittifak etmişlerdir. Fakat bazı âlimler, onları ikrah altında görerek ahirette mazeretli olabileceklerini söylemişlerdir. Zira küfürde ikrah özürdür. Âlimlerin çoğu ise onları mazeretli görmemiş ve şöyle demişlerdir: “Bu kimseler her ne kadar ikrah altında savaşa çıkmışlarsa da hicret etmeye güçleri olmasına rağmen kendi istekleriyle hicret etmediler ve bu ikraha hicret etmedikleri için düştüler. Bu nedenle ikrah altına girmelerinin sebebi kendileri olup, mazeretli değildirler. Bu görüş daha doğrudur. 
 
İkrah altında olmadıkları halde müslümanlara karşı kâfirlere yardım eden, onların toplumunu artıran kimselere gelince... Bu kimselerin kâfir ve mürtet olduklarında kesinlikle şüphe yoktur. Böyle bir amelden Allah’a sığınırız.
Kayıtlı
Sayfa: [1] 2   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |