Hudaybi "Hâkimiyet Sözcüğünün Sonradan Ortaya Çıkmış Bir Sözcük Olduğunu İddia..
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 19 Ağustos 2019, 02:46:51


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Hudaybi "Hâkimiyet Sözcüğünün Sonradan Ortaya Çıkmış Bir Sözcük Olduğunu İddia..  (Okunma Sayısı 2922 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bismirrahman
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 205


قتل الانسان ما اكفره


« : 15 Eylül 2015, 17:49:56 »

Hudaybi "Hâkimiyet Sözcüğünün Sonradan Ortaya Çıkmış Bir Sözcük Olduğunu İddia Eder"

  Hudaybi hâkimiyet lafzının kullanılmasını uygun görmemiştir. Çünkü ona göre bu lafız, Kur’an ayetlerinden hiçbir ayette veya Rasulullah’ın hadislerinden hiçbir hadiste geçmemektedir.

Hudaybi şöyle diyor:

 “Bazı dillerde “hâkimiyet” sözü, Kur’an’ın ayetlerinden ve hadisi şeriflerden çıkan bazı hükümleri açıklamak için dolaşmaktadır. Sonra bu lafız Allah’a nispet edilmiş ve “Allah’ın hâkimiyeti” olarak dillerde dolaşmış, “Allah’ın hâkimiyeti” sözünden hükümler türetilmiş ve sonra da şöyle denilmiştir: “Allah’ın hâkimiyetinin manası şöyle veya böyledir. Ve kişi bu manaya göre inanmalı, bu amel ve şu amelleri yapmalıdır. Eğer bunu yapmaz, buna zıt ameller yaparsa bu kişi Allah’ın hâkimiyetinden çıkmış olur. Onun için bunun vasfı şöyledir...”

Biz yakînen inanıyoruz ki, hâkimiyet lafzı Allah’ın ayetlerinden hiçbir ayette geçmemektedir. Sahih hadisleri araştırdığımızda da bu lafzı içine alan bir hadis bulmuş değiliz. “Allah’ın hâkimiyeti” diye bir kavrama da rastlamış değiliz.

Tecrübeler ve insanların durumu bize şunu öğretmiştir: Fikir ve görüş sahipleri ve araştırmacılar bazı ayetlerin ve hadislerin toplam manasında bir bağlantı olduğunu hissederler ve bir grup ayet ve hadislerden müşterek bir mana veya görüş çıktığını farkederler. Kolaylık olsun diye de bu müşterek manaları ifade eden bir sözcük kullanırlar. Fakat kısa bir zaman geçtikten sonra bu araştırmacıların koyduğu sözleri kullanmak insanlara kolay gelir ve bunları aralarında devamlı kullanırlar. İnsanların çoğu, araştırmacıların yazdığı bu sözün asıl alındığı ayet ve hadisleri çok az okumakla birlikte, bu sözleri kullanan çok az kişi, bu sözü çıkartan araştırmacı ve fikir sahiplerinin bu sözü nasıl kullandıklarını ve niçin kullandıklarını anlamamıştır. Bu sözü kullananların çoğu, şurdan burdan rastgele duydukları bazı şeyler hariç, bu sözü koyanların niçin ve ne gayeyle bu sözü koyduklarını anlamadan ağızlarında geveleyip durur. Veya bu sözü anlamayan ve nakli doğru dürüst yapmayan kişilerin sözlerini bilir. Zaman ilerledikçe artık bu söz insanların zihinlerinde müstakil olarak kalır. Artık bu söz asıl olmuştur ve herşey ona döner. İnsanlar bu sözün bütün hükümleri kapsadığını, fer’i ve tafsili hükümlerin ondan çıktığını sanırlar. Böylece bu insanlar, asıl olan ayet ve hadisleri unuturlar. Hatta bu sözü ilk kullanan kişilerin, sadece bazı ayet ve hadislerden çıkan manayı ortaya çıkarmak ve insanları bu manaya cezbetmek ve onlara dikkat çekmek için kullandıkları gayesini unuturlar. Bu sözü kullanan âlimlerin gayelerinin fıkhi hükümler değil de özellikle tafsilatlı hükümleri koyma olduğunu unuturlar. Böylece insanlar kendi inançları için Kur’an’da da sünnette de geçmeyen bir sözü, masum olmayan, hata yapabilen, ilmi dar olan beşerden alarak onu temel (esas) olarak kabul ederler.

İşte bu sebeple, masum olmayan beşerin koyduğu sözlere bağlı olmamamız ve ancak âlemlerin Rabbinin ve masum olan rasullerin seyyidi olan Rasulullah’ın sözlerine bağlı olmamız gerekir.”    (Duatun La Kuda s: 63-64)
                             
Allah’ın yardımı ve tevfikiyle Hudaybi’ye şöyle cevap veririz:


Ehlisünnet ve’l cemaate ve bütün Müslümanlara göre hâkimiyet (hüküm yalnız Allah’a aittir) meselesi dinin asıllarından ve ibadet tevhidinin rükunlerindendir.

Hâkimiyet lügatte; hâkime nispet edilmiştir. Hâkim ise Allah (c.c)’dır. Bütün insanlara hidayet için gönderdiği rasulleri vasıtasıyla, hayatımızın her yönünde, ister büyük ister küçük olsun, ihtilaf edilen her meselede sadece Allah’ın hâkim olduğunu bildirmiştir.

Rasullerin gönderilme gayesi; insanlara, rablerini ve yaratıcılarını doğru bir şekilde öğretmek ve şeriat koyucunun, ihtilaf edilen her konuda hüküm vericinin yalnız O olduğunu bildirmektir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“De ki: Namazım, kestiğim kurban, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (En’am: 162)

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin! Rasule ve sizden olan ulu’l emre itaat edin! Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz, Allah’a ve rasulüne inanıyorsanız, onu Allah’a ve rasule götürün! Bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.” (Nisa: 59)

“Allah ile birlikte başka bir ilaha tapıp yalvarma! O’ndan başka ibadete layık ilah yoktur. O’nun zatından başka her şey yok olacaktır. Hüküm O’nundur ve siz ancak O’na döndürüleceksiniz.” (Kasas: 88)

“Hüküm vermek sadece Allah’a aittir. Kendisinden başkasına değil, yalnız O’na ibadet etmenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur! Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf: 40)

“O, kendi hükmüne kimseyi ortak etmez.” (Kehf: 26)

Rasulullah  (s.a.s) şöyle buyurdu:

“Hakem olan Allah’tır. Hüküm sadece O’na aittir.”  (5)

Zemahşer’i şöyle dedi:

“Kadıya muhakeme (yani şikâyet) ettim.” Yani “ona muhakeme olduk”, “onu hakem tayin ettik” demek; insanlar arasında muhakeme görevini alan ve insanlar arasındaki ihtilafı çözenler demektir.”   (6)

Razi şöyle dedi:

“Kendisine hakem tayin etmiş yani hüküm vermeyi ona vermiş ve bu konuda ona muhakeme olmuştur. Hâkime muhakeme olmuş veya hakem tayin etmiştir. Bu, bu manadadır. Muhakeme; ihtilafı çözmek için hakeme gitmektir.”   (7)  
 
  İmam Şatıbi; şeriat konusunda hâkimiyetin, Rasulullah’ın bile üstünde olması konusunda şöyle dedi:

Dördüncü çeşit: Şeriat, mükellefi heva ve hevesine uymaktan uzaklaştırıp ona (şeriate) uyması için konmuştur. Ancak bu şekilde Allah’ın kulu olunur. Biliniz ki Allah (c.c) bu şeraiti, yarattığı herkese, büyüğü olsun küçüğü olsun, itaat eden olsun karşı gelen olsun, hüküm verici olarak koymuştur! Bu şeriat, Allah’ın yarattığı herkese hüküm verir. Hiç kimse bu şeriatin hükmü dışında tutulmaz. Diğer ümmetlere Allah’ın indirdiği şeriatler de böyledir. Hatta Allah’ın gönderdiği rasuller de bu şeriatin hükümlerine boyun eğmek zorundadırlar. Zaten görüyorsunuz ki Rasulullah bile her hareket ve fiilinde kendisi bağlı olduğu gibi, ister rasule has hükümlerde ister hem kendisine hem ümmetine amm(genel)  hükümlerde olsun, ümmetine de şeriate bağlı olmalarını ve şeriate bağlı kalmalarını emretmiştir.”

Sonra İmam Şatıbi örnekler vermeye başladı ve şöyle dedi:

Allah (c.c)’ın şu sözünü görmüyor musun?

“Ve böylece sana emrimizle Ruh’u indirdik. Kitap nedir, iman nedir bilmiyordun. Fakat biz onu (vahyi) kullarımızdan dilediğimiz kişiye hidayet etmek için bir nur kıldık.”   (Şura: 52)

İşte bu ayet gösteriyor ki, kitaba ve imana ilk olarak hidayet edilen kişi Rasulullah (s.a.s)’dır, daha sonra ona tabi olanlar olmuştur. Kitap ise hidayet edici ve ona inen vahiy bu hidayeti gösterendir. Bütün halklar bununla hidayete ermişlerdir. Rasulullah’ın hem batıni hem zahiri, kalbi ve uzuvları vahyin nuruyla aydınlandığında ve bu nurla bilerek amel ettiğinde işte o zaman ümmetine ilk hidayet gösterici ve en büyük mürşit olmuştur. Çünkü Allah (c.c) bu nuru indirmek için insanlardan onu seçmiş ve vahyi ona indirmiştir. Bu vahiy ile kalp ve uzuvları nurlanmış, böylece onun ahlakı Kur’an olmuştur.

Allah (c.c), onun hakkında şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz ki sen büyük bir ahlak üzeresin.” (Kalem: 4)

  Rasulullah’ın bu sıfata (güzel bir ahlaka) sahip olması, vahyin hükümlerini kendisine uygulamasıyla, ilmini, amelini vahye göre yapmasıyla olmuştur. Bu şekilde vahiy, hüküm verici, Rasulullah da o hükme boyun eğen, çağrısına icabet eden ve sınırlarını aşmayan bir kişi olmuş, böylece onun ahlakı Kur’an olmuştur. Bu Rasulullah’ın doğru olduğunu gösteren en büyük delildir. Çünkü getirdiği emirleri ilk olarak o uygulamış ve nehiylerinden ilk o uzaklaşmıştır. Kur’an’ın vaazlarından ilk olarak o istifade etmiş, Kur’an’ın korkutmasından ilk olarak en çok o korkmuştur, Kur’an’ın ümitlerini en çok o ümit etmiştir.”  (El-İ’tisam - İmam Şatıbi)

Şeyh Abdulmecid eş-Şazeli, şöyle dedi:

“Kur’an’ın naslarında, Rasulullah’ın sünnetinde ve âlimlerin sözlerinde hüküm, hakem, hâkim, tahkim (hakem tayin etme), tehaküm (muhakeme olma) sözleri sıkça geçtiği halde, “Hâkimiyet lafzı Kur’an ve sünnette geçmiyor” yani bu söz yeni bir kavramdır, diyenlere şöyle diyoruz:

 İmam Şatıbı el-İtisam kitabında şöyle dedi:

“Hükmü uygulansa da uygulanmasa da hüküm Allah’ındır. Çünkü O, şeriatiyle hüküm verilmesini emretmiş ise, onun hükmüyle hükmeden hâkim bir konu hakkında hüküm verdiğinde, o konuda Allah’ın hükmü verilmiş demektir.”

Hüküm, hem şer’an (şer’i meselelerde) hem kaderen (kaderle ilgili meselelerde) Allah’a aittir. Bunların ikisi de Yusuf ve Yakub’un dilinde bildirilmiştir.

Yusuf hapishanedeki iki arkadaşına şöyle demişti:

“Allah’ı bırakıp da taptıklarınız, sizin ve atalarınızın taktığı bir takım isimlerden başka birşey değildir. Allah onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm vermek sadece Allah’a aittir. Kendisinden başkasına değil yalnız O’na ibadet etmenizi emretmiştir. İşte dosdoğru olan din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.”     (Yusuf: 40)

(Yusuf (a.s)’ın ayette bildirdiği hüküm şer’i meselelerdeki hükümdür.)

Yakub (a.s) da çocuklarına şöyle demişti:

“Allah’tan (gelecek) hiçbir şeyi sizden savamam. Hüküm yalnız Allah’a aittir. Ona tevekkül ettim. Tevekkül edenler yalnız O’na tevekkül etsinler.”
(Yusuf: 67)

(Yakub (a.s)’ın ayette bildirdiği hüküm kaderi meselerdeki hükümdür.)

Allah doğru söylemiştir. Hüküm yalnız O’na aittir. Aksini söyleyen ise iftira atmış ve yalan söylemiştir.”(İslam sınırı ve İmanın Hakikatı s: 363-364)

Hudaybi ve tağutların âlimleri, hâkimiyet lafzını reddetmişlerdir. Bunun sebebi ise, günümüzdeki beşeri kanunları uygulayan ve ona bağlı olan kişiler hakkında hüküm vermemek, beşeri kanunlarla hüküm verme ve o kanunlarla muhakeme olma konusundaki hükmü bulandırmaktır. Zaten Hudaybi’nin bizzat kendisi, beşeri kanunlarla hükmeden bir kadı olarak, otuz sene görev yapmıştır.

Allah bizi şirkten uzak tutsun ve merhametini üzerimizden esirgemesin!

Dipnot:

(5) - (Ebu Davud ve başkaları sahih senedle rivayet etmiştir.)
 (6) - (Esasul Belaga Mahmud b. Ömer Ez-Zemahşer’i s: 91)
 (7) - (Muhtarıs sıhah- Muhammed b. Ebi Bekir Razi)

Kayıtlı

İzzetli yaşamayı arzu edenler; inancı uğruna ölümü bir sevgili bilip mücâdele edenlerdir...
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |