Hudaybi,"Küfrü Dar Çerçevede Tanımlayarak Sadece Hüccet İkame Edildikten Sonra..
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 20 Ekim 2019, 20:42:12


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Hudaybi,"Küfrü Dar Çerçevede Tanımlayarak Sadece Hüccet İkame Edildikten Sonra..  (Okunma Sayısı 3432 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bismirrahman
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 205


قتل الانسان ما اكفره


« : 08 Eylül 2015, 13:37:06 »

Hudaybi, "Küfrü Dar Çerçevede Tanımlayarak Sadece Hüccet İkame Edildikten Sonra Karşı Çıkan Kişinin Kâfir Olduğunu" Söyler.


Hudaybi küfrü tanımlarken onu dar bir çerçevede açıklayarak, sadece kendisine hüccet ikame edilmiş ve hak ulaşmış kişinin, inkâr edip karşı çıktığında kâfir olacağını söylemiştir.

Hudaybi diyor ki:

Lügatte küfür; kapatmak, örtmek demektir. Dindeki manası ise; Allah'ın iman edilmesini farz kıldığı şeylerden birisini, kendisine hüccet ikame edilip hak ulaştığı halde inkâr etmektir .”   (Duatun La Kuda s: 47)

Biz deriz ki: Küfür kelimesinin manasını sadece, “hüccet ikame edilip hak ulaştıktan sonra karşı çıkmak” şeklinde sınırlandırmak şer'i delillere ve ehli sünnet akidesine zıttır. Ancak “karşı gelme küfrü” büyük küfür çeşitlerinden birisidir.

İbn Teymiyye (r.a) şöyle dedi:
 
“Küfür kelimesi, yalanlamaktan daha geniş kapsamlıdır. Rasulü her yalanlayan kâfirdir. Fakat her kâfir aynı zamanda yalanlamış demek değildir. Aksine rasulün doğruluğunu kabul ettiği halde onu sevmeyip düşmanlık yapan da kâfirdir. Rasulün doğruluğuna veya yalancılığına inanmadığı halde yüzçeviren kâfirdir fakat yalanlayan değildir.”     (Fetvalar Er-Risale Tıs’ıniyye c: 5 s: 164)

Büyük Küfür Çeşitleri:


1 - Cehalet küfrü: Cehalet küfrü iki çeşittir.

a) Basit cehalet: Bazı fetret ehillerinde ve kendisine davet ulaşmayanlarda olduğu gibi, baştan olayı (hakkı) duymamak.

 Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“İnkâr edenleri uyarsan da uyarmasan da birdir onlar iman etmezler.”(Bakara: 6)

Bu ayeti kerimede Allah (c.c), risaletten ve hüccetin ikame edilmesinden önce kâfirlikleri belli olan bir kavimden bahsediyor. Onlardan bir kısmı kendilerine hüccet ikame edildikten sonra iman etmiş, bazıları ise küfürde devam etmişlerdir.

İbni Kayyım (r.a) şöyle diyor:

“İslam; Allah (c.c)'ı birlemek, tek olan ve şeriki olmayan Allah (c.c)'a ibadet etmek, Allah (c.c)'a, rasulune ve rasulün bildirdiklerine iman edip tabi olmaktır. Bunları yerine getirmeyen kul, Müslüman değildir. Şayet bunları yerine getirmeyen, bilerek inkâr eden inatçı kâfir değilse, o takdirde cahil kâfirdir.”   (Tariku’l Hicreteyn s: 382)

Risalet hücceti ikame edilmeden veya tebliğ ulaşmadan önce de küfür ve şirk işleyenin, müşrik ve kâfir olarak isimlendirildiğine dair birçok delil vardır. Daha önce bunların bir kısmını açıklamıştık.

b) Koyu cehalet: Bu cehalet türü ise; kişinin bir şeye gerçekte olduğundan başka bir şekilde iman etmesidir. Mesela; başlangıçta İsa (a.s)'a iman edip daha sonra sapan, akideleri ve düşünceleri bozulan Hristiyanları, onlara ben-zeyen fakat kendilerini İslam’a nisbet edip de tağutlara ve yıldızlara tapanları, vahdeti vucütçuları, hulul ve ittihad inancina sahip olanları, evliyalara, şeyhlere tapanları ve bunlar gibi bozuk akidelere sahip olanları gösterebiliriz.

İbn Teymiyye (r.a) dedi ki:

“Rasulullah  (s.a.s) şöyle buyurdu:

“Yahudiler gazaba uğramışlar, Hristiyanlar ise sapmışlardır.” Çünkü Yahudiler, hakkı, oğullarını bildikleri gibi biliyorlardı. Fakat hakka tabi olmamışlardı. Onların kibir ve hasetleri, hakkı görmemezlikten gelip düşmanlık etmelerine sebep oldu. Hristiyanlara gelince, onların içinde Allah (c.c)'a çok ibadet eden kişiler vardır. Ayrıca onların kalbi daha ince ve merhametlidir. Ruhbaniyyeti icat etmişlerdir. Fakat onlarda ilim yoktur. Bu yüzden sapmışlardır. Yahudiler hakkı bildikleri halde tabi olmamış, Hristiyanlar ise hakka tabi olmak istedikleri halde cehaletlerinden dolayı sapmışlardır. Cehaletlerinin yanında bunların sapmalarının diğer bir sebebi ise zanlarına ve hevalarına tabi olmalarıdır. Bu sebeple, gerçekte ne yararlanılacak faydalı bir bilgiye ne de Allah (c.c)'a ibadet isteğine sahiptirler...”    (El-İman’il Evsat risalesi s: 70-71)

 2 -Yalanlama Küfrü:

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Allah'a karşı yalan uydurandan veya hak kendisine geldikten sonra onu yalanlayandan daha zalim kim vardır? Cehennemde kâfirler için bir yer yok mudur?” (Ankebut: 68)

Yalanlama küfrü iki çeşittir:


a) Haber veren kişiyi yalanlama: Bu küfür çeşidi insanın, Rasulullah (s.a.s)’ın haberini ve ona Rabbinden gelen şeyi duyduktan sonra risaletini ve haberini reddedip yalanlamasıdır. Kalpleriyle Rasulullah (s.a.s)'in yalancı olduğuna inananlar gibi...

İbni Kayyım dedi ki:

“Yalanlama küfrüne gelince; Rasulün yalancı olduğuna inanmaktır. Kâfirlerin içinde bu tür küfür azdır. Çünkü Allah (c.c) rasullerini desteklemiş, onların davet ettiği şeyin doğruluğunu göstermesi, karşı çıkanların mazeretlerini yok etmesi için mucizeler ve deliller vermiştir.”                                (Medaricu’s-Salikiyn c: 1 s: 337)

b) Haberi yalanlamak: Bu küfür çeşidi insanın İslam dininde bilinmesi gerekli olan bir haberi yalanlamasıdır. Namazın, zekâtın veya haccın farz olduğunu kabul etmeyen bir kişinin imanı olmadığına hükmedilir. Kelime-i şehadet getirse bile...

Aynı şekilde zinanın, sebepsiz adam öldürmenin, içkinin, hırsızlığın, faizin veya bunun gibi Allah (c.c) ve rasulünün haber verdiği ve dinde bilinmesi gerekli haram olan şeylerin haramlığını kabul etmemek küfürdür.
Dinde bilinmesi gerekli olan şeylerden kasıt ise, genel bilgidir. Yani istisnasız bütün Müslümanların bildiği, bilinmemesi mazeret olmayan bilgilerdir.
   
3 - Yüz çevirme küfrü:


Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları biz şüphesiz yerli yerince ve belli bir süre için yarattık. İnkâr edenler uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler.”   (Ahkaf:3)

İbn Kayyım dedi ki:

“Yüz çevirme küfrüne gelince; kişi, kulağı ve kalbiyle rasulü ne tasdik eder ne de yalanlar. Ne dost edinir ne de düşman… Hiçbir zaman ona gelen şeye kulak vermez. Tıpkı Beni Abd Yaleyl'den birinin Rasulullah (s.a.s)'a dediği gibi:

“VAllahi sana bir tek kelime bile söylemeyeceğim. Eğer doğru söylüyorsan, benim gözümde sen, sana cevap veremeyeceğim kadar yücesin. Eğer yalancı isen seninle konuşulmayacak kadar aşağılık birisin.” (Medaricu’s-Salikiyn c: 1, s: 338)

4 - Hakta şüphe etme küfrü:

Allah (c.c)şöyle buyuruyor:

“(Böyle gurur ve kibirle) Kendisine zulmederek bağına girdi ve şöyle dedi: “Bunun hiçbir zaman yok olacağını sanmam. Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Şayet Rabbimin huzuruna götürülürsem, hiç şüphem yok ki (orada) bundan daha hayırlı bir akibet bulurum. Karşılıklı konuştuğu arkadaşı ona hitaben dedi ki: “Sen, seni topraktan, sonra nutfeden yaratan, sonra da seni bir adam biçimine sokan Allah’ı mı inkâr etmek istedin? Fakat O benim Rabbimdir. Ben Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmam.” (Kehf: 35-38)

İbn Kayyım dedi ki:

“Şüphe küfründe ise kişi, ne tam olarak bir şeyin doğruluğuna inanır ne de onu yalanlar. Sadece onda şüphe eder. Şayet şüphe içinde olan kişi, rasulün doğruluğunu bildiren ayetleri okumaktan, dinlemekten ve düşünmekten yüz çevirmezse, şüphesi ortadan kalkar. Bu ayetleri okuyan, dinleyen ve düşünen kişide şüphe kalmaz. Çünkü bunların doğruluğa delalet etmesi, güneşin gündüze delalet etmesi gibidir.”  (Medaricu’s-Salikiyn c: 1, s: 338)
 
5-İnkâr ve hakkı gizleme küfrü:

 Bu küfür çeşidinde kişi hakkı bilip kalbiyle tasdik eder fakat lisanıyla yalanlayıp tasdik etmemiş gibi görünür.

Mearic el Kabul kitabının yazarı şöyle dedi:

“Doğruluğunu bildiği halde hakkı gizlemek, inkâr ve gizleme küfrüdür.

Allah (c.c)şöyle buyuruyor:

“Kendileri de buna yakinen inandıkları halde zulüm ve kibirlerinden ötürü hakkı inkâr ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!”   (Neml: 14)

    “Daha önce kâfirlere karşı zafer isterlerken kendilerine Allah katından ellerindeki (Tevrat’ı) doğrulayan bir kitap gelip de (Tevrat’tan) bilip öğrendikleri gerçekler karşılarına dikilince onu inkâr ettiler. İşte Allah'ın laneti böyle inkârcılaradır.”
(Bakara: 89)

“Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (o kitaptaki rasulü) öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir grup bile bile gerçeği gizler. Gerçek olan, Rabbinden gelendir. O halde kuşkulananlardan olma.” (Bakara: 146-147) (Mearic’el Kabul c: 2 s: 19)

İbn Kayyım dedi ki: “Allah (c.c) Firavun ve kavmi hakkında şöyle buyurdu:

“Kendileri de bunlara yakinen inandıkları halde zulüm ve kibirlerinden dolayı hakkı inkâr ettiler.”  
(Neml: 14)

Allah (c.c), rasulüne şöyle buyurdu:

 “Aslında onlar seni yalanlamıyorlar. Fakat o zalimler, açıkça Allah'ın ayetlerini inkâr ediyorlar.”  (En’am: 33)

 Bu küfür çeşidi yalanlama küfrü olarak isimlendirilse de doğru olur. Çünkü burada dille yalanlama vardır.  (Medaric’us-Salikiyin c: 1 s: 337)

6 - İnat ve kibirlenme küfrü:


Bu; kişinin hakkı bilip kalben doğruluğuna inandığı, dili ve kalbiyle doğruladığı halde hakka boyun eğmekten, onu uygulamaktan, kalbi ve uzuvlarıyla ona teslim olmaktan kaçınmasıdır.

Mearic el-Kabul kitabının yazarı şöyle diyor:


“Kalbiyle doğruluğunu bilip diliyle itiraf ettiği halde kalp ve uzuvlar bunu pratikte amellerle desteklemezse bu inat ve kibirlenme küfrü olur. İblisin ve rasulün hak olduğunu bildiği halde onu kabul etmeyen Yahudilerin çoğunun küfrü bu türdendir. Huyey b. Ahtab, Ka’b b. El-Eşref ve diğerlerinin ve inat ile kibirden dolayı namazı terkedenin küfrü de bu türdendir.” (Mearic el Kabul c: 2 s: 19)

İbni Kayyım dedi ki:

“Kibirlenme ve yüz çevirme küfrüne gelince; iblisin küfrü bu türdendir. Çünkü o Allah’ın emrini inkâr etmedi, inkârla karşılık vermedi. Emir karşısında kibirlenip yüz çevirdi. Ayrıca rasulün, Allah (c.c) katından hak ile geldiğini bildiği halde, yüz çevirip kibirlenerek ona tabi olmayan kişinin küfrü de bu türdendir. Zaten Rasulullah (s.a.s)'a düşman olan ve ona karşı çıkanların çoğunun küfrü bu türdendir. Tıpkı Allah (c.c)’ın Firavun ve kavmi hakkında anlattığı gibi:

“Kavimleri bize ibadet edip dururken bizim gibi iki insana mı inanacağız?” (Mü’minun: 47)

Allah (c.c) rasullere karşı çıkanların, rasullerine şöyle dediklerini bildiriyor:

“Sizler de ancak bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsiniz.”    (İbrahim: 10)

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Ama onlar, onu yalanladılar.”   (Şems: 11)

Allah (c.c)’ın şu ayetinde buyurduğu gibi Yahudilerin küfrü de bu türdendir.

“(Tevrattan) Bilip öğrendikleri gerçekler karşılarına dikilince, onu inkâr ettiler.” (Bakara: 89)

Allah (c.c) ayrıca onlar hakkında şöyle buyuruyor:

“Onu, öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar.” (Bakara: 146)

Ebu Talib'in küfrü de bu türdendir. Çünkü o, Rasulullah (s.a.s)'ı doğrulamış, onun doğruluğunda şüphe etmemiş fakat kabilesine ve ailesine aşırı bağlılığı, babalarını yüceltmesi, onların milletinden yani tabi oldukları şeylerden yüz çevirmek ve onları tekfir etmek istememesi yüzünden İslam’a girmemiştir.” (Medaricüs Salikin c: 1,  s: 337)

Dikkat edilirse, bu son küfür çeşidinin de bundan önceki küfür çeşitlerinin de meydana geliş sebebi, hakka boyun eğmemek ve ona teslim olmamaktır. Hakkı kabul etmemek ise kendini şu şekillerde gösterir: Kişi ya hakkı, doğru olduğunu kabul etmeyerek reddeder ki bu inkâr küfrüdür ya da kendisinin hakka uymayacağını açıkça ilan eder ki bu da kibirlenme küfrüdür.

7 - Nifak küfrü:

Bu küfür türü, kişinin kalbiyle inanmadığı halde zahirde diliyle tasdik ettiğini söylemesi, diliyle ve hareketleriyle hakka bağlanmış gibi görünmesidir.

 Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“İnsanlardan bazıları, inanmadıkları halde “Allah'a ve ahiret gününe inandık” derler. Onlar Allah'ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar. Hâlbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar da bunun farkında değillerdir.”   (Bakara:  8-9)

“Yeminlerini kalkan yapıp Allah yolundan yan çizdiler. Gerçekten onların yaptıkları ne kötüdür. Bunun sebebi, onların önce iman edip sonra inkâr etmelerindendir. Bu yüzden kalpleri mühürlenmiştir. Artık onlar hiç anlamazlar.”  (Munafikun: 2-3)

Kayıtlı

İzzetli yaşamayı arzu edenler; inancı uğruna ölümü bir sevgili bilip mücâdele edenlerdir...
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |