SEN SEVDİĞİNE HİDAYET EDEMEZSİN
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 14 Kasım 2019, 02:31:37


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: SEN SEVDİĞİNE HİDAYET EDEMEZSİN  (Okunma Sayısı 3419 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Vasat Ümmet
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 529



« : 06 Eylül 2015, 10:53:39 »

عن سَعِيد بْنُ الْمُسَيَّبِ عَنْ أَبِيهِ أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّهُ لَمَّا حَضَرَتْ أَبَا طَالِبٍ الْوَفَاةُ جَاءَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَوَجَدَ عِنْدَهُ أَبَا جَهْلِ بْنَ هِشَامٍ ، وَعَبْدَ اللَّهِ بْنَ أَبِى أُمَيَّةَ بْنِ الْمُغِيرَةِ ، قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لأَبِى طَالِبٍ « يَا عَمِّ ، قُلْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ ، كَلِمَةً أَشْهَدُ لَكَ بِهَا عِنْدَ اللَّهِ » . فَقَالَ أَبُو جَهْلٍ وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِى أُمَيَّةَ يَا أَبَا طَالِبٍ ، أَتَرْغَبُ عَنْ مِلَّةِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ فَلَمْ يَزَلْ رَسُولُ اللَّهِ صلّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَعْرِضُهَا عَلَيْهِ ، وَيَعُودَانِ بِتِلْكَ الْمَقَالَةِ ، حَتَّى قَالَ أَبُو طَالِبٍ آخِرَ مَا كَلَّمَهُمْ هُوَ عَلَى مِلَّةِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ ، وَأَبَى أَنْ يَقُولَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ « أَمَا وَاللَّهِ لأَسْتَغْفِرَنَّ لَكَ ، مَا لَمْ أُنْهَ عَنْكَ » . فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى فِيهِ ( مَا كَانَ لِلنَّبِىِّ ) الآيَةَ


Müseyyeb b. Hazn radiyAllahu anh ’den şöyle rivâyet edilmiştir:
“Ebû Talib’de ölüm alametleri belirdiği sırada Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem geldi. Amcasının yanında Ebû Cehil İbn-i Hişam ile Abdullah b. Ebi Umeyye’yi buldu. Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem Ebû Talib’e:
“Ey amcam! Lâ ilâhe illAllah de, kıyamet gününde kendisiyle sana şehâdet ve şefaat edebileceğim bu kelimeyi söyle” buyurdu. Ebû Cehil ve Abdullah b. Umeyye:
“Ey Eba Talib! Abdulmuttalib’in milletinden yüz mü çevireceksin?” diye bundan menettiler. Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem amcasına Kelime-i Tevhidi arza devam ediyordu. Diğer ikisi de mütemadiyen o sözlerine tekrar ediyorlardı. Nihayet Ebû Talib bunlara söylediği son söz olarak:
“O (yani ben) Abdulmuttalib’in milleti üzeredir” dedi ve Lâ ilâhe illAllah demekten çekindi. Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem :
“İyi bil amcacığım! Yemin ederim ki ben hakkında mağfiret dilemekten nehyolunmadıkça her halde Allah-u Teâlâ’dan senin için af ve mağfiret dilerim” dedi. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ:
“Ne nebinin ne de mü’minlerin, cehennemlik oldukları belli olduktan sonra yakın akrabaları da olsa şirk koşanlar için mağfiret dilemeleri asla doğru olmaz.” (Tevbe: 113) ayetini indirdi.                                                           
(Buhârî-Müslim)
                             
HADİSTEN NE İSTİFADE EDERİZ

1-
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’ in Ebû Talib’e müslüman olması için sadece “Lâ ilâhe illAllah’ı söyle” demesinin sebebi, Ebû Talib’in “Lâ ilâhe illAllah”ın manasını gayet iyi biliyor olmasıdır. Eğer Ebû Talib bunu söyleseydi, manasını kabul ederek söyleyecekti. Zaten orada hazır bulunan Abdullah b. Ebi Umeyye ve Ebû Cehil’in ona şiddetle karşı çıkmaları ve: “Abdulmuttalib’in milletinden yüz mü çevireceksin?” demelerinin sebebi de budur. Çünkü müşrikler de “Lâ ilâhe illAllah”ın manasını gayet iyi anlıyorlar ve Ebû Talib’in bunu söylemesi halinde Abdulmuttalib’in milletinden (dininden); yani onun yolundan yüz çevirip Allah’ın yolundan başka bir yol tanımayacağını biliyorlardı.
2 - Soy ve ecdad ululamak, müşrikler ve imansızlar için çok önemli bir olgudur. Ve bu ancak sapıkların tuttuğu yoldur. Hadiste de görüldüğü gibi, Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem amcasının müslüman olması için o kadar çaba sarf etmesine karşılık; Ebû Talib’in Lâ ilâhe illAllah’tan yüz çevirmesi için Ebû Umeyye ve Ebû Cehil’in ona soy ve ecdadını hatırlatmaları yetmiştir. İşte her çağ ve her yerdeki müşriklerin genel karakteri budur.
3 - Hidayet ancak Allah’tandır, İslâm tebliğcisine düşen görev ise tevhidi, Allah’ın istediği şekilde ve apaçık ifadelerle insanlara anlatmak, ulaştırmaktır. Hakka yönelen ve hakka talip olan kulun kalbine bu dini yerleştirmek ise tamamen Allah’a aittir. Bu nedenle, tevhidi çok güzel ve apaçık anlattığı halde, insanlar yine de kabul etmemekte direniyorsa, bu durumda davetçi ümitsizliğe kapılıp üzülmemeli ve bu nedenle kendisini perişan etmemelidir. Nitekim Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem -ki o, karakter ve ahlak yapısı olarak insanların en üstünü ve İslâm tebliğcisi olarak taşınması gereken en mükemmel ve en kusursuz vasıfları kendisinde toplayan yegâne insan idi- evet, bu konumdaki Allah Rasûlünün; en yakın akrabası, küçüklüğünden beri kendisini gözetip büyüten ve bir baba gibi seven, İslâm’a karşı hiçbir düşmanlıkta bulunmadığı gibi gerek Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’i gerekse İslâm’ı elinden geldiğince destekleyen Ebû Talib’e tevhidi ısrarla tebliğ ettiği halde, Ebû Talib’in bundan yüz çevirip müşrik olarak ölmesi, hidayetin Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem dahil hiçbir insanın elinde olmadığını apaçık göstermektedir. Bu gerçek karşısında İslâm tebliğcisi dikkatle düşünmeli, insanlara hakkı nasıl kabul ettireceğini değil, yüklendiği tebliğ görevini en iyi nasıl yerine getireceğini düşünüp her halükarda Rabbi Zü-l Celal’e tevekkül etmelidir.
4 - Bu dinin insan ilişkilerini düzenleyişinde, hisleri ve hedefleri ortak kılan yegâne bağ akide bağıdır. Ancak, tevhid bağı ile kenetlenenler bir bütünü oluşturur, bu sistemde. Muvahhidle, müşrik arasında hiçbir bağlayıcı etken yoktur. Zira onlar apayrı iki safın, iman ve şirk saflarının fertleridir. Akide dışındaki bağlara riayet, ancak dinin emir ve yasaklarına riayet gerçekleştiğinde mümkündür. Ne zaman ki tevhide karşı şirk tercih edilir, saflar belirlenir, akide bağı veya diğer bir bağ seçilmek zorunda kalınırsa, itibar edilecek yegâne değer ölçüsü din bağı, inanç bağıdır. İster akrabalık bağları, ister milli ve nesebi bağlar veya tevhid dışında her ne bağ olursa olsun, bu durumda gözardı edilmeye, itibar edilmemeye mahkûmdur. Zira Allah’a karşı isyanda hiçbir değere, hiçbir bağa, hiçbir ölçüye ve hiçbir kimseye itaat yoktur. Allah’a ve Rasûlü’ne karşı geldiklerinde -isterse en yakın akraba olsun- hiç kimseye sevgi; müşrik olduğu apaçık anlaşıldıktan sonra -isterse en yakın akraba olsun- hiç kimse hakkında Allah’ tan af dileme; kitap ve sünnetten kaynaklanmadığı müddetçe -isterse en yakın akrabadan gelsin- hiçbir emre itaat yoktur.
5 - Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in Ebû Talib hakkında dua edip mağfiret dileyeceğine dair sözü, henüz o konunun haramlığına delalet eden ayetin inmemiş olmasındandır. Nitekim bu ayetle müşrik olarak ölenler için mağfiret dilenmesi kesinlikle haram kılınmış ve Rasûlullah da bundan sonra böyle bir şeye yeltenmemiştir.

Kayıtlı

"Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık ki, insanlara karşı Şahitler olasınız. Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun...
// Bakara:143//
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |