Tâgutu Reddetmenin Şekilleri
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 14 Aralık 2019, 14:36:11


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: Tâgutu Reddetmenin Şekilleri  (Okunma Sayısı 3399 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bismirrahman
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 205


قتل الانسان ما اكفره


« : 24 Ağustos 2015, 14:34:20 »

Tâgutu Reddetmenin Şekilleri:
1 - Tâgutları kalple reddetmek:
Bu, kalple tâgutlara buğzetmek, onların yok olmasını temenni etmek, onlara düşmanlık göstererek, onlardan nefret etmekle söz konusu olur.  Bunlar,  kalbe ait amellerdir. Reddin bu çeşidi her muvvahide farz-ı ayndır. Bu sebeple ikrah dahil hiçbir durumda sakıt olmaz, terk edilmez. Terk edildiği anda tevhid kalpten gider.

2 - Tâgutu dille reddetmek:
Bu, tâgutun kâfir ve müşrik olduğunu ve ona ibadet edenlerin kâfir olduklarını açıkça dille söylemektir. Bunlar insanın gücüne göre yapacağı şeylerdir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki: “Ey kâfirler! Sizin taptığınıza tapmıyorum.”  

                                                                (Kâfirun: 1-2)

Ayetteki; “De ki” lafzı; “dilinle söyle” demektir. Allah-u Teâlâ başka bir ayette şöyle buyuruyor:
“İbrahim babasına ve kavmine demişti ki: “Beni yaratan hariç sizin taptığınız şeylerden uzağım. Beni doğru yola eriştirecek olan şüphesiz O’dur. İbrahim ardından geleceklere bu sözü devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı. Artık belki doğru yola dönerler.”  
           
                                                              (Zuhruf: 26-28)
Ayetteki; “demişti ki” ifadesi “diliyle açık bir şekilde demişti” demektir.
Tâgutu dille reddetmek insanın gücü nisbetinde farzdır. Bu sebeple bunu yapmaktan gerçek manada aciz olan kimseden bu hüküm sakıt olur.
Bunun delili; Allah-u Teâlâ’nın şu ayetidir:
“Gücünüz nispetinde Allah’tan korkun”  
         
                                                                 (Tegabun: 16)
3 - Tâgutu elle reddetmek:
Bu, tâgutları elle yok etmek, parçalamak, ortadan kaldırmak demektir. Bu, Müslümanın gücüne göre farzdır.
Bunun delili şöyledir:
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem Mekke’yi fethettiğinde putları yok etti, parçaladı, ortadan kaldırdı ve putları yok etmek, ortadan kaldırmak için Müslümanları görevlendirdi.

Tâgutların Başları:
Tâgutlar sayı bakımından çoktur. Fakat Kur’an ve sünnete bakıldığında onların başları ve ileri gelenlerinin beş olduğu anlaşılmaktadır. Bunlar sırasıyla şöyledir:

1 - Allah-u Teâlâ’dan başkasına ibadete çağıran iblis:
İblis şöyle tâğut olmuştur; küfre girmekle yetinmemiş, insanlara küfrü ve şirki süslü göstermiş, onları bu amellere çağırmış ve yapmalarını emretmiştir. İblis ve şeytanlar tâgutların en büyüğü ve en tehlikeli olanıdır. Çünkü hem kendine ibadete çağırmakta, hem kendisinden başkasına ibadete çağırmakta, hem de Allah-u Teâlâ’nın hükümlerini değiştirmeye çağırmaktadır. Aynı zamanda gaybı bildiğini iddia eden tâgutlara yardım etmektedir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ey âdemoğlu! Ben size apaçık düşmanınız olan şeytana değil yalnız bana ibadet edin dosdoğru yol budur, diye bildirmedim mi?”      
                                    (Yasin: 60-61)
 
2 - Allah-u Teâlâ’nın hükmünü değiştiren zalim idareciler:
Bunlar Allah-u Teâlâ’ya rağmen teşri koyanlardır. Bu tür idareciler apaçık bir şekilde mutlak olarak tafsilatsız kâfirdir. Hatta Allah-u Teâlâ’nın şeriatına muhalif tek bir kanun koysalar bile. Bu yaptığını caiz görmese, Allah-u Teâlâ’nın hükmünün kendi koyduğu hükümden daha iyi olduğuna inansa bile büyük küfür işlemiş ve kâfir olmuştur. Bu konuda kalpteki inanç muteber değildir. Yaptığı amele bakılır. Bu kimsenin kâfir olmasının sebebi; Allah-u Teâlâ’ya rağmen, Allah-u Teâlâ’nın kanunlarına rağmen bir kanun, bir teşri koymasıdır. Bu durumda neye inandığı önemli değil, ne yaptığı önemlidir.
Bunun delili ise Allah-u Teâlâ’nın şu ayetleridir.
“Yoksa onların Allah’ın izin vermediği şeyi kendilerine dinden bir şeriat koyan ortakları mı vardır?”    
                                                       
(Şura: 21)
“O (Allah) ki; yeryüzünü size bir döşek, göğü de bir bina kıldı. Gökten su indirip sizlere rızık olmak üzere ürünler meydana getirdi. (Bunları) bile bile artık Allah'a endad edinmeyin (eşler koşmayın).”                (Bakara: 22)

“Ey Muhammed! Sana ve senden öncekilere indirilenlere inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Tâguta muhakeme olmak istiyorlar. Oysa onu reddetmekle emrolunmuşlardı. Şeytan onları derin bir sapıklığa saptırmak ister.”                                                   (Nisa: 60)

3 - Allah-u Teâlâ’nın indirdiği ile hükmetmeyenler:
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir.”
                                             (Maide: 44)

4 - İnsanları kendisine ibadete (genel manadaki ibadete) çağıran ve zamanımızdaki yöneticilerin yaptıkları gibi, İslam şeriatından alınmamış, insanların koyduğu kanunlara muhakemeye zorlayanlar:
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Bunlar içinde kim: “Ben Allah’tan başka bir ilahım” derse işte onu cehennemle cezalandırırız. Zulmedenlerin cezasını böyle veririz.”      
                               (Enbiya: 29)

5 - Gaybı bildiğini iddia edenler:
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Görülmeyeni bilen Allah, görülmeyene kimseyi muttali kılmaz. Ancak elçileri (rasûlleri) içinden razı olduğu, seçtiği kimseler başka. Çünkü O, bunun önüne ve arkasına izleyiciler (gözetleyiciler) dizer.”

                                                                         (Cin: 26-27)
“Gaybın anahtarları O’nun katındadır. Ondan başka hiç kimse onu bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir.”                                                    (En’am: 59)

Gayb; kişiden gizli kalan, kişinin duyu organlarıyla hissedemediği şeyler manasındadır. İki kısma ayrılır:

1 - Mutlak gayb (ya da geleceğin gaybı): Bu gaybı sadece Allah-u Teâlâ bilir. Kıyametin ne zaman kopacağı ve insanın ne zaman öleceği gibi şeyler, bu tür gaybın içine girer. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Kıyamet gününün vakti hakkındaki bilgi, şüphesiz Allah katındadır. Yağmuru O yağdırır; rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse, yarın ne kazanacağını bilmez ve hiç kimse, hangi yerde öleceğini bilmez. Allah, şüphesiz, her şeyi hakkıyla bilendir; her şeyden haberdardır.”  
                                           
(Lokman: 34)
2 - Nisbi gayb (veya geçmiş ve şimdiki zamanın gaybı): Bu gayb, onu yaşayan ve ona şahit olanların bildiği, onu yaşamayan ve ona şahit olmayanların ise bilmediği, bu sebeple onlara gayb olan şeylerdir.  
Örneğin; bir duvarın önünde duran kimse için, o duvarın arkasında olan hadiseler gaybtir, bilmediği şeylerdir.
O duvarın önünde olan hadiseler ise o kimse için gayb değildir. İşte bu tür meselelere nisbi gayb ismi verilmiştir.

Kayıtlı

İzzetli yaşamayı arzu edenler; inancı uğruna ölümü bir sevgili bilip mücâdele edenlerdir...
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |