7. Vatan ve Milliyetçilik
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 16 Eylül 2019, 17:15:51


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: 7. Vatan ve Milliyetçilik  (Okunma Sayısı 3222 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Abdurrahman el-muvahhid
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 91



« : 21 Ağustos 2015, 07:23:25 »


7. Vatan ve Milliyetçilik


Vatan ve milliyetçilik Allah-u Teâlâ'dan başka ibadet edilen bir tagut olabilir. Eğer sevgi ve düşmanlık vatan ve millet için olur, hak ve hukuklar İslam’a göre değil de vatanın sınırlarına ve milliyetçiliğe göre verilirse...

Mesela; vatanın sınırları içinde yaşayan kimselere ne olursa olsun, isterse kafirlerin en kafiri olsunlar, her türlü hak, hukuk sağlanır ve dostluk gösterilir, fakat vatanın sınırları dışında yaşayanlara, insanların en takvalısı olsalar bile, aynı şekilde dostluk gösterilmez, aynı hak ve hukuklar verilmezse işte o zaman vatan ve milliyetçilik Allah-u Teâlâ'dan başka ibadet edilen birer tagut olur.

Yine, kandırılmış bir takım insanların milliyetçilik adına dillerinde geveleyip durdukları; "vatanın bölünmez bütünlüğü", "milletin birleşmesi" gibi sözler vardır.

Bu sözlerinden kastettikleri ise:

Vatan toprakları içerisinde bulunan ve aynı millete tabi olan kimse veya partilerin, fikirleri ve dinleri ne olursa olsun vatan için, vatan ve millete karşı yapılacak saldırılara karşı birleşmesidir. Bu kimselere göre her şey vatan ve millet içindir. Öyle ki kendileri için çok büyük bir önem ve değere sahip olan bu vatanı korumak gayesiyle gerekirse şeytanla bile birleşirler. Bir bakarsınız, bu gün vatanın en büyük düşmanı olarak ilan edilen ve ona karşı savaş hazırlıklarına girişilen bir ülke, yarın vatanın en önemli müttefiki ilan edilmiş ve sanki yüz yıllardır dostlukları sürmekte ve aralarında hiçbir husumet olmamıştır.

Her kim yahudi, hristiyan ve diğer kafirler ile müslümanlar arasında sadece vatan ayırımı yapar ve bu dinlere mensub olan bütün vatandaşları eşit tutar, hepsine aynı hükmü verirse, şüphesiz en büyük küfrü işlemiş olur. Zira bu kimse dostluk ve düşmanlık konusunda vatan ve milliyetçiliği Allah-u Teâlâ'ya ortak koşmuş, dostluk ve düşmanlığı akide ve din için değil vatan ve toprak için yapmıştır. Böyle bir düşünce, inanç veya amel, dostluk ve düşmanlığın sadece din ve akide için olması gerektiğini bildiren Allah-u Teâlâ'nın ayetlerini ve rasulün sözlerini reddetmek demektir.

Bu gün vatan ve milliyetçilik duygusu o kadar yüceltilmiştir ki, nesiller bu fikirler üzerinde terbiye edilmiş, her hayır adeta vatan ve milliyetçilik için yapılır olmuştur. Bu fikrin yayılması için yayın organları da yerli yerinde kullanılmış böylece, sadece Allah-u Teâlâ ve Allah-u Teâlâ'nın rızasını kazanmak için yapılması gereken ameller vatan için yapılır olmuştur. Vatan için cihad yapılmış, vatan için maddi yardımlar toplanmış, vatan için ölünmüş ve vatan için dostluk ve düşmanlık gösterilmiştir.

 Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’e bir adam gelerek şöyle sordu:

"Bir kişi ganimet için, bir diğeri şöhret için, bir başkası da makam sahibi olmak için çarpışıyor. Bunlardan hangisi Allah-u Teâlâ yolundadır?"

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle dedi:

"Kim Allah-u Teâlâ'nın kelimesi yükselsin diye savaşırsa, işte o Allah-u Teâlâ yolunda çarpışmıştır." (Buhari)

Rasulullah’ın bu sözü, cihadın alanını sınırlandırarak, İslam şeriatinin teşvik ettiği cihadın sadece Allah için ve Allah-u Teâlâ'nın şeriatini hakim kılmak için yapılması gerektiğini haber vermektedir. Bunun dışında yapılan savaşlar, gayesi ne olursa olsun batıl ve Allah yolunda değil, tagut yolunda yapılmış savaşlardır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"İman edenler Allah yolunda çarpışırlar, kafirler ise tagut yolunda çarpışırlar." (Nisa: 76)
     
Bu ayet, savaşların ancak iki şey için olacağını, bir üçüncü şey için olmayacağını göstermektedir. Savaşlar ya Allah-u Teâlâ ve Allah-u Teâlâ'nın şeriatinı hakim kılmak için ya da tagut için yapılır. Allah’ın şeriatini hakim kılmak için yapılmayan savaş, tagut için yapılmıştır.
 
 
Şöyle sorulabilir:
 
"Vatan için çarpışmanın ve onun için herşeyi feda etmenin caiz olmadığını söylüyorsunuz. Oysa İslam diyarını müdafa için çarpışmanın müslümanlara farz olduğu bilinmektedir. Öyleyse bu meseleler arasında bir zıtlık yok mudur?

Ayrıca Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem bazı hadislerinde; malı ve ırzını müdafa için zalime karşı savaşarak ölen kişinin şehid olduğunu söylemiştir. O halde bu rivayetler sizin söylediğinize zıt değil midir?
 
Bu soruya cevab olarak diyorum ki:
 
"Vatan için çarpışmanın ve onun için ölmenin caiz olmadığına dair söylenen sözle, İslam diyarını korumak için çarpışmanın müslümanlara farz olduğunu, malı ve ırzını korumak için zulme karşı çarpışarak ölenin şehid olduğunu söylemek arasında Allah-u Teâlâ'ya hamd olsun ki herhangi bir zıtlık yoktur.

Sadece Allah-u Teâlâ'nın rızasını elde etmek, Allah-u Teâlâ'nın emrini yerine getirmek ve Allah-u Teâlâ'nın hükmünü uygulamak gayesi ile vatan, mal ve ırz gibi değerleri korumak için çarpışmakla, Allah-u Teâlâ rızasını gözetmeksizin sadece belli bir şeyi elde etmek için çarpışmak arasında elbetteki fark vardır.

Birincisinde yapılan şey; sadece Allah-u Teâlâ'nın emrini uygulamak için yapılmıştır. Bu ise Allah-u Teâlâ'ya yaklaşmak için yapılan en yüce ibadettir.

İkincisi ise; Allah-u Teâlâ'nın emrine riayet edilmeksizin ve önemsenmeksizin yapılan şirk ve batıl bir ameldir.

Ayrıca insanın vatanını sevmesi, doğduğu, yetiştiği yeri özlemesi meşru olan ve İslam’a zıd olmayan bir durumdur. Böyle bir durum ile vatan için dostluk ve düşmanlık yapmak ve sadece vatanı bir gaye görerek her şeyi vatan için yapmak arasında fark vardır. Bu durum İslam’a zıttır ve meşru değildir. Zira bu gibi durumlar, daha önce geçtiği gibi, vatanı Allah-u Teâlâ'ya denk tutmak demektir.

Maalesef zamanımızdaki insanların çoğu bu iki durumu, ya bilerek ya da cahilliklerinden karıştırmakta, dolayısı ile Allah için değil, Allah’a isyan etmiş tagutları, onların yasalarını, taguti bir rejim olan cumhuriyeti, küfür bir inanç olan demokrasiyi, laikliği, kafirleri, müşrikleri, kafir ve İslam düşmanı başka ülkelerin menfaatlerini, yahudi ve hırıstiyanları, fahişe, pezevenk, faizci, tefeci, korkak ve sömürücüleri korumak için ölenlere şehid sıfatını vermektedirler. Böylece, İslami bir kavram olan "şehid" kelimesinin manasını tahrif etmiş ve ona tagutların hoşuna gidecek başka bir mana yüklemişlerdir. Aynı "ilah", "rab", "din", "ibadet" v.s. kavramlarında olduğu gibi...

Oysa İslamda şehid; "lâ ilâhe illAllah kelimesini yükseltmek ve bu gaye ile yukarıda saydığımız kötülükleri ortadan kaldırmak için savaşanlara verilen çok üstün bir sıfattır. Şehid denince ilk akla gelen; İslam dini, lâ ilâhe illAllah kelimesi, bu yolda kafirlerle savaş, bu yolda lezzetli bir ölüm ve Allah-u Teâlâ'nın cennette vereceği üstün mevkilerle nimetlerdir. Bütün bu sayılan değerlere inanmadığı, bilakis bunlara düşman olduğu halde kendi yolunda ölenlere "şehid" diyen yalancı ve soytarıların gayesini bir düşün? Cahil insanların dini duygularını kullanarak taguti saltanatlarını korumak değil mi?

Yeryüzünde Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in kalbine en sevgili yer Mekke idi. Fakat onun kalbinde Allah-u Teâlâ, o yerden daha sevgili, daha değerli ve daha yüce idi. Bu iki şey arasında yani; çocukluğunu, gençliğini geçirdiği, yetiştiği ve sevdiği Mekke’de kalmakla İslam diyarı Medine’ye Allah-u Teâlâ için hicret etmek arasında tercih yapmak zorunda kalınca, Allah-u Teâlâ sevgisini vatan sevgisinden üstün tutarak Medine’ye Allah-u Teâlâ için hicret etmeyi Mekke’de kalmaya tercih etti. Sahabeler ve onlara bağlı olanlar da bu yolu takib ettiler. İnşeAllah bizler de onları örnek alarak onların yaptığı gibi yaparız!"

Önemli Bir Uyarı

Ey Allah-u Teâlâ'nın kulu!

Bil ki: Gayelerin en üstünü, Allah-u Teâlâ sevgisidir.

Bu ise Allah-u Teâlâ'nın kulları üzerindeki hakkıdır. Bu sebeble hiçbir gaye bu gayeden üstün tutulmamalıdır.

Eğer Allah-u Teâlâ sevgisi ile vatan, aile, aşiret, mal ve bunlara benzer dünya zinetlerinden herhangi birinin sevgisi arasında bir seçim yapmak söz konusu olursa kesinlikle Allah-u Teâlâ sevgisini seçmelisin.

Allah-u Teâlâ yolunda herşey feda olsun!

Zira Allah-u Teâlâ yolunda kaybedilen dünyevi değerlerin pek önemi yoktur. Dünyevi değerler için hiç bir şey feda edilmez. Zira onlar geçici değerlerdir ve mutlak sevgiyi hakedecek üstün bir vasfa sahip değillerdir.

Biz müslümanlar dışında kalan kafir ve müşrikler, herşeylerini tagut için feda ederler. Öyleyse, sahip olduğumuz tüm değerlerimizi biz neden Allah-u Teâlâ için ve Allah-u Teâlâ yolunda feda etmeyelim ki?

Bilakis biz bunu yapmaya daha evlayız. Zira bizim Allah-u Teâlâ'dan ümidimiz var. Fakat taguta kulluk edenlerin ise hiç bir ümitleri yoktur. Allah-u Teâlâ sevgisi için Allah-u Teâlâ yolunda herşeyi feda etmek, iman ve tevhidin gereklerindendir. Her müslümanın bunu bilmesi gerekir. Böyle yapılmadığı müddetçe İslam iddiası gerçek ve doğru olamaz.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"De ki: "Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, elde ettiğiniz mallar, durgunluğa uğramasından korktuğunuz ticaretiniz ve hoşunuza giden evleriniz Allah’tan, rasulünden ve onun yolunda cihaddan daha sevgili ise Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin! Şüphe yok ki Allah fasık olan kavme hidayet etmez." (Tevbe: 24)

Ayette kastedilen fısk; İslam milletinden çıkaran büyük fısktır. Çünkü ayetin siyakı, sibakı ve münasebeti buna delalet etmektedir. Ayrıca bu konuyla ilgili olan diğer naslar da bu manayı desteklemektedir.
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |