İSLAM DİNİ’NİN MERTEBELERİ
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 13 Aralık 2019, 06:20:30


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: İSLAM DİNİ’NİN MERTEBELERİ  (Okunma Sayısı 3510 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bismirrahman
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 205


قتل الانسان ما اكفره


« : 17 Ağustos 2015, 22:22:28 »

İSLAM DİNİ’NİN  MERTEBELERİ

İslam dininin mertebeleri; İslam, iman ve ihsandır. Bu mertebelerin rükunları vardır.

İslam Dininin Birinci Mertebesi; İslam’dır.
İslam lügat bakımından; “teslimiyet”ten türemiş bir kelimedir. Bir kimse hakkında “teslim olmuş” dendiğinde bundan “emre itaat etmiş, boyun eğmiş” anlaşılır.
İslam’ın şeri manası; özel ve genel olmak üzere ikiye ayrılır:
 
İslam’ın özel manası: İslam,  imanla beraber zikredildiğinde, özel manası kastedilir. Bu; tevhid ve namaz gibi zahiri ameller işleyerek Allah-u Teâlâ’nın emirlerine boyun eğip teslim olmaktır.
İslam’ın genel manası: İslam tek başına zikredildiğinde genel manası kastedilir. Bu;  hem inanç hem de amel bakımından mutlak bir şekilde Allah-u Teâlâ’nın şeriatına boyun eğip teslim olmaktır.

İslam’ın rükunları beştir:
1)La İlahe illAllah Muhammedun Rasûlullah’a şehadet etmek.
2) Namaz Kılmak,
3) Zekât Vermek,
4) Oruç Tutmak,
5) Hacca Gitmek.

İslam’ın 1. Ruknu;
La İlahe İllAllah Muhammedun Rasûlullah’a Şehadet Etmektir:

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Allah, kendisinden başka ibadete layık ilah olmadığına, adaleti ayakta tutarak şahitlik etti. Melekler ve ilim sahipleri de şahitlik ettiler. Allah’tan başka ibadete layık ilah yoktur. O, Aziz’dir, Hakim’dir.”     
   (A-li İmran: 18)
Bu ayette Allah-u Teâlâ’nın kendi nefsi için vahdaniyetine şehadet etmesi ve adaleti ayakta tutması demek; sadece kendisinin tevhid edilmesinin gerektiğini bildiğini, bunu konuştuğunu, açıkladığını ve kullarına bildirdiğini haber vermesi ve kullarına buna uygun şekilde amel etmeyi emretmesi demektir.
Allah-u Teâlâ’nın kendisinden başka ibadete layık ilah olmadığına şehadet etmesi demek; O’ndan başka ibadete layık ilah olmadığını, kendisinden başka ilahlık iddia edenlerin ilahlığının batıl olduğunu, ibadeti hak edenin sadece kendisi olduğunu, ulûhiyet sıfatına sadece kendisinin layık olduğunu haber vermesi, beyan etmesi,  bildirmesi ve buna hüküm vermesi demektir.
Bu ise; sadece O’nun ilah edinilmesini, O’ndan başka sahte ilahların ise reddedilmelerini gerektirmektedir.
Allah-u Teâlâ'nın kendisinden başka ibadete layık ilah olmadığına şehadet edişi bazı hususlara dikkat çekmek içindir.
Kulların yaptığı ibadetlerden samimi olarak yalnız kendisine yapılanı kabul edeceği gibi, bunun da teslimiyet manasına gelen İslam çerçevesinde yapılmasını ister. Bu akidenin sadece inanç ve his halinde kalması değer taşımaz. Ancak buna kitabın hükümlerine uygun olarak ameli ibadet, itaat, tabiyet ve teslimiyet eklenirse gerçek değerini bulur...
Her asır ve zamanda Allah’a inandıklarını söyleyen birtakım insanlar görürüz ki bunlar, Allah’ın şeriatı dışındaki herhangi bir nizamın tatbikçisi olmak; Allah’ın rasûlüne ve kitabına tabi olmayanlara boyun eğmek ve düşüncelerini, değer ölçülerini ve ahlaklarını başka kaynaklardan temin etmek suretiyle ibadette Allah’a eş koşarlar... Bütün bu hareketler, Allah’a inanmış olmalarıyla tezat teşkil ettiği gibi, Allah’tan başka ibadete layık ilah olmadığına dair Hak Teâlâ’nın şehadetiyle de bağdaşmamaktadır.
Meleklerin ve ilim sahiplerinin şehadetine gelince; bu şehadet onların yalnız Allah’ın emirlerine itaat etmeleri, bütün işlerinde yalnız Allah nizamına başvurmaları ve Allah’tan geldiğine inandıkları her şeyi şüphe ve münakaşaya mahal bırakmadan kabullenmelerinde kendini göstermektedir.
Bu ayet gösteriyor ki Kelime-i şehadet İslam’ın ilk mertebesidir.
La İlahe İllAllah Muhammedun Rasûlullah’ın Manası:
La ilahe illAllah’a şehadet şunları gerektirir:
1 - Allah-u Teâlâ’dan başka tapılanları reddedip onlardan beri olmak. İşte bu, Lâ ilâhe’nin manasıdır. Yani; ibadeti hak eden sadece Allah-u Teâlâ’dır. İlah edinilen sahte ilahlar ise asla ibadeti hak etmemektedirler. Ayrıca La ilahe sahte ilahlara ibadet eden müşriklerden de beri olmayı gerektirir.
2 - Sadece Allah-u Teâlâ’ya, Rasûlü sallAllahu aleyhi ve sellem’e ve mü’minlere vela göstermeyi, Mü’minleri sevmeyi, onlara yardım etmeyi ve topluluklarına katılmayı gerektirir.
3 - Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in gösterdiği ve emrettiği şekilde Allah-u Teâlâ’ya ibadet etmeyi gerektirir.
La ilahe illAllah’ın iki rüknu vardır.
a - Red (Nefy) rüknu: Bu “La İlahe”dir. Bunun manası; Allah-u Teâlâ’dan başka bütün ibadet edilenleri ve onlara ibadet edenleri reddetmektir.

b - Kabul (İsbat) rüknu: Bu “İllAllah”tır. Bunun manası; ibadeti sadece Allah-u Teâlâ’ya has kılmak demektir.

La ilahe illAllah’ın manasını şöyle özetleyebiliriz; 
LA İLAHE: Tâgutu ve kendini ilahlaştıranları tanımayıp inkâr edeceğime, onlarla ilişkimi keseceğime, kalbimi bu pisliklerden temizlemek için bütün gücümü kullanacağıma dair Allah’a söz veriyorum.

İLLAllah: İbadetimde ve ibadetimin gerektirdiği şeylerde tam anlamıyla ihlâslı olacağıma; ilim, akide ve amelde sadece ve sadece tek olan Rabbim Allah’ın rızasını hedef kabul edeceğime, bütün amellerimi, ibadetlerimi, ihlâsımı, Rasûlullah’ın öğrettiği şekilde yapacağıma dair Allah’a söz veriyorum.
MUHAMMEDUN RASÛLULLAH: Rabbime olan ibadetlerimi insanların düşüncelerine, kendi arzu ve hevesime ve bid’ate göre yapmayacağıma, fakat bütün ibadetlerimi Allah’ın sevdiği, Kur’an’da gösterdiği, Rasûlüne öğrettiği ve Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in de bizlere gösterdiği şekilde yapacağıma dair Allah’a söz veriyorum.
Yukarıda açıklanan “La ilahe illAllah Muhammedun Rasûlullah” ın manası, Kur’an-ı Kerim’in ayetlerine göre düzenlenmiş bir manadır.
Allah-u Teâlâ “La ilahe illAllah Muhammedun Rasûlul-lah” ın manasının tayin edilmesini kullara bırakmamış, aksine Kur’an-ı Kerim’in ayetleriyle bunu defalarca açıklamıştır.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“İbrahim babasına ve kavmine demişti ki: “Beni yaratan hariç sizin taptığınız şeylerden uzağım.
Beni doğru yola eriştirecek olan şüphesiz O’dur. İbrahim ardından geleceklere bu sözü devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı. Artık belki doğru yola dönerler.”   
                                               
(Zuhruf: 26-28)
Allah-u Teâlâ sevgili kulu ve rasûlü olan muvahhidlerin imamı ve ondan sonra gelecek nebilerin babası İbrahim aleyhisselam hakkında şöyle buyuruyor:
“İbrahim, babası Azer’e ve kendi toplumunun insanları olan Babil halkı ile kralları Nemrut’a dedi ki:
“Sizin taptığınız şeylerden uzağım.”
İşte bu, “La ilahe” nin manasıdır. Çünkü İbrahim aleyhisselam’ın bu sözlerinden, onun bütün putlardan yani; insanların Allah’tan başka ibadet ettiği her şeyden uzaklaştığı, onlardan yüz çevirdiği anlaşılmaktadır.

“Beni yaratan hariç” ise “illAllah” ın manasıdır. İbrahim aleyhisselam’ın bu sözlerinden sadece kendisini yaratan Allah’a ibadet edeceği anlaşılmaktadır.
“Bu sözü devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı.”
Bu ayet-i kerimede İbrahim aleyhisselam’ın kendisinden sonra geleceklere miras olarak bıraktığı “söz” bütün müfessirlerin icmaıyla “La ilahe illAllah” sözüdür.

“Artık belki doğru yola dönerler.”
Yani; gerek Mekke ehli gerekse diğer müşrikler, belki İbrahim aleyhisselam’ı örnek alırlar da şirki terk edip, İbrahim aleyhisselam’ın dini olan tevhid dinine girerler ve gerçek kurtuluşa ererler.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“İbrahim ve beraberinde olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani bir zaman onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: “Biz sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi reddettik. Yalnız Allah’a iman etmenize kadar bizimle sizin aranızda ebedi bir düşmanlık ve kin ortaya çıkmıştır.” 
                           (Mümtahine: 4)                           
                                 
Ayette geçen “güzel bir örnek” ifadesi; uyulması gereken, uyulması farz olan, demektir.
“Biz sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız” demek: “Sizi, Allah’tan başka şeylere tapmakta olduğunuz için Müslüman olarak kabul etmiyor ve reddediyoruz. Siz bu tutumunuzda ısrar eder, Allah’ın dinine yönelip iman etmezseniz aramızdaki düşmanlık ve kin devam edecektir” demektir.
Ayet-i kerimede görüyoruz ki; İbrahim aleyhisselam ve beraberinde olanlar, kavimleri şirki terk etmediği için onlarla aralarında düşmanlık ve kin baş gösterdiğini ilan ediyorlar. Düşmanlık; kişinin hareket ve davranışlarıyla belli olur ve kendini gösterir. Kin ise; kişinin birini kalbiyle sevmemesidir.
İbrahim aleyhisselam ile beraberinde olanlar, kavimlerini ve onların Allah’tan başka taptıkları şeyleri terk edip uzaklaşıyorlar. Kavimleri şirk içinde oldukları için onları Müslüman olarak kabul etmiyorlar. Onlarla dostluk ilişkilerini kesiyorlar ve aralarında bitmez tükenmez bir düşmanlık ve öfke başgösteriyor.
İşte bu “La ilahe”nin manasıdır.
İbrahim aleyhisselam ve beraberindekiler şirkin her çeşidini reddedip Allah’ın dinine yöneliyor ve tüm ibadetlerini yalnızca O’na yapacaklarını, O’na ibadetten ayrılmayacaklarını belirtiyorlar. Bu ise “illAllah”ın manasıdır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki: “Ey kitap ehl-i! Ancak Allah’a kulluk etmeniz, O’na hiçbir şeyi eş koşmamak, Allah’ı bırakıp birbirimizi rab olarak benimsememek üzere bizimle sizin aranızda müşterek bir söze gelin. Eğer yüzçevirirlerse; “bizim Müslüman olduğumuza şahid olun.” deyin.”

(A-li İmran: 64)
 “Ey kitap ehl-i”
Bu hitap Yahudi ve Hıristiyan olan ehl-i kitap ile onların durumunda olanlara yöneltilmiş genel bir hitaptır.

“Bizimle sizin aranızdaki müşterek bir söze gelin.”
Yani; gerçek manasını bilmeden şuursuzca tekrarlayıp durduğunuz “La ilahe illAllah” kelimesinin gerçek manasını öğrenip kabul edin demektir. Burada ehl-i kitapla Müslümanlar arasındaki müşterek söz “La ilahe illAllah” sözüdür.
Sonra Allah-u Teâlâ bu kelimeyi açıklayarak şöyle buyuruyor:
 
“Ancak Allah’a kulluk etmeniz, O’na hiçbir şeyi eş koşmamak”
“Ne putları, ne haçı, ne ateşi, ne tâgutu ne de başka bir şeyi O’na ortak koşmayın. İbadeti sadece tek olan ve ortağı bulunmayan Allah’a has kılalım.”

“Allah’ı bırakıp birbirimizi rab olarak benimsememek üzere”
“Allah’ın haram kıldığı şeyi helal, helal kıldığı şeyi haram kılan kimselere itaat etmeyelim. İtaat ettiğimiz takdirde onları rab edinmiş oluruz.”

“Eğer yüz çevirirlerse”
“Eğer bütün bunları kabule yanaşmayıp terk ederlerse...”
“Bizim Müslüman olduğumuza şahid olun.” deyin.”
“Biz “La ilahe illAllah”ı bu manayla kabul ettiğimiz için Müslümanız. Siz ise bu manayla kabul etmediğiniz için kâfirsiniz.”
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Tâgutu reddedip Allah’a inanan kimse kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa sarılmıştır.”
          (Bakara: 256)    

Tâgut; hakka, hakikate ve imana karşı gelen, Allah-u Teâlâ’nın kulları için çizdiği nizamı ve sınırları aşan her şeyi ifade eder. Tâgut bir şahıs olabileceği gibi, Allah nizamından alınmamış her türlü sistem, Allah’a bağlanmayan her çeşit fikir, düşünce, adet ve alışkanlık da olabilir.
Kim bütün bunları, ne şekilde olursa olsun reddeder ve yalnız Allah’a iman edip bağlanırsa ve Allah’ın kanun ve nizamlarını kabul eder, tüm yaşantısını buna göre düzenlerse hiç şüphesiz kurtulmuştur. Ve onun kurtuluşu, kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa sımsıkı sarılan kişinin kurtuluşu gibidir.
“Tâgutu reddedip”
Ayet-i kerimenin bu kısmı “La ilahe” nin manasıdır.

“Allah’a iman eden kimse”
Ayet-i kerimenin bu kısmı ise “illAllah”ın manasıdır.
Dikkat edilirse ayette tâgutu reddetmeden kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa tutunmanın söz konusu olmadığı vurgulanıyor. Yani; bu durumda kişi imandan mahrumdur. Zira “sağlam kulpa tutunma” diye vurgulanan şey, imanın ta kendisidir. Tâgutu reddetmeden iman etmek, hiçbir zaman mümkün değildir.

Tâgut genel olarak; kendisine ibadet ettirmek, tabi olunmasını istemek, itaate zorlamak suretiyle haddini aşan mahlûk demektir.
Bu tariften anlaşılıyor ki tâgutlar genel olarak üç türlüdür.

1 - İbadet edilen tâgutlar: Kendilerine ibadet edildiğinde buna rıza gösterenler, kendilerine ibadete çağıran kimseler, putlar ve şeytan bu bölüme girer.

2 - Tâbi olunan tâgutlar: Kötü âlimler, sapık şeyhler ve aslında küfür düzenlerine hizmet ettikleri halde sözde İslam’ı gaye edinerek ortaya çıkan grup, parti veya kurumda liderlik edenler bu bölüme girer.

3 - İtaat edilen tâgutlar: Allah-u Teâlâ’nın haramını helal, helalini haram yapan hakimler, emirler, kabile reisleri, kahinler, sihirbazlar ve Allah-u Teâlâ’nın şeriatı dışındaki hükümlerle hükmeden hakimler ve Allah-u Teâlâ’nın şeriatına zıt kanun koyanlar bu bölüme girer.
 
Kayıtlı

İzzetli yaşamayı arzu edenler; inancı uğruna ölümü bir sevgili bilip mücâdele edenlerdir...
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |