İslami Hakikatleri Gizleyenler. Bakara 159
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 21 Kasım 2019, 01:10:52


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: İslami Hakikatleri Gizleyenler. Bakara 159  (Okunma Sayısı 5698 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Vasat Ümmet
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 529



« : 16 Ağustos 2015, 22:59:25 »

بســـم الله الرحمن الرحيم

إِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَا أَنزَلْنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالْهُدَى مِن بَعْدِ مَا بَيَّنَّاهُ لِلنَّاسِ فِي الْكِتَابِ أُولَئِكَ يَلعَنُهُمُ اللّهُ وَيَلْعَنُهُمُ اللَّاعِنُونَ


İndirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti, Kitap'ta açıkça insanlara açıkladığımız halde (onları) gizleyenlere hem Allah lanet eder hem de lanet edebilen herşey lanet eder.
Bakara 159
   
     
      Bu ayet yahudi ve hristiyanlar hakkında nazil olmuştur. Fakat, yahudilerin yaptığını yapan herkesi kapsamaktadır.

Rasulullah (s.a.s) hakkındaki bilgiler kitaplarında açıkca var olduğu için, Muhammed (s.a.s) rasul olarak gelince, yahudi ve hristiyanların hemen ona iman etmeleri gerekirdi.

Fakat onlar, gelen rasule iman etmedikleri gibi, İslami hakikatleri gizleyerek ve tahrif ederek insanları aldattılar. Böylece onların da iman etmelerine engel oldular.

Bunu, İslam dinine iman edenleri şüpheye düşürmek ve müslüman olmak isteyenleri engellemek gayesiyle yapıyorlardı. Bu sebeple ceza olarak onlara, Allah (c.c) ve insanlar lanet ettiği gibi, Allah'ın yarattığı diğer mahluklar da lanet eder.

 Kur'an'ın hükümlerini, insanları kandırmak, birtakım dünyevi menfaatler ve makam, mevki elde etmek için veya kafirlerden korktukları için gizleyen, açıklamayan ve tahrif edenler de yahudiler gibi Allah'ın ve bütün lanet edebilenlerin lanetini hakederler.

Allah'ın böyle kimseleri affetmesi; ölmeden önce, gizledikleri hükümleri apaçık şekilde insanlara anlatmalarına ve bozdukları manaları düzelterek insanlara anlayabilecekleri şekilde açıklamalarına bağlıdır.

Ancak bu şekilde, bozdukları şeyi düzeltirlerse tevbeleri kabul edilebilir. Bunu yapmadıkça, ne kadar namaz kılsalar, haccetseler, La ilahe illAllah deseler ve müslüman olduklarını iddia etseler de yine de kafirdirler ve Allah'ın ayetinde belirttiği gibi, tevbe etmeden ölürlerse cehennemde sonsuza kadar kalacaklardır.

Acaba İslamı bilen herkesin, her yerde, her durumda ve herkese İslam'ı anlatması gerekir mi? Anlatmadığı zaman bu ayetin hükmüne girer mi?

İslam'ın hakim kılınmasında takip edilmesi gereken bir takım merhalelerin var olduğu bilinen bir gerçektir. Günümüzde İslam tam olarak bilinmemektedir. Bunun sebebi ise; kafirlerin  ve satın aldıkları alim taslaklarının çalışmalarıdır.

Bunun doğal sonucu olarak İslam'ın gerçek mahiyeti unutulmuş ve geriye İslamın, sadece adı ve tağutlara zarar vermeyen kısımları kalmıştır. Dolayısıyla kendilerinin müslüman olduğunu iddia edenler, aslında İslam'dan habersiz, küfür ve şirk içinde yuvarlanan kimselerdir.

İslam'ın yanlış anlaşıldığı, şirk ve küfür işleyenlerin kendilerini müslüman sandığı ülkelerde, hakiki İslamı anlatanlara işkence yapılmakta, hapis ve hatta ölüm cezaları verilmektedir.

Böyle bir ortamda yaşayan, hakiki İslam'ı anlamış, İslam'ı yaymayı kendisine görev edinmiş fakat, herkes tarafından tanınmamış olan bir dava adamının, İslamı herkese anlatması gerekmez.

Kendisini İslama adamış dava adamları, Rasulullah (s.a.s)'ın gizli dönemde yaptığı gibi, ihlaslı ve güvenilir insanları seçerek saptadıktan sonra İslam'ı tebliğ etmelidir. Böyle hareket eden bir dava adamına; ilmi gizliyor denilemez.

Çünkü hem Rasulullah (s.a.s) hem de ona iman eden sahabeler, gizli davet merhalesinde, İslamı herkese değil seçtikleri kimselere anlatmışlardı.

Müslümanların kuvvetlenip açık davet devresine geçebilmeleri için, belli bir süre bu şekilde tebliğ yapılması gerekir. Fakat, İslam alimi konumundaki kimseler, insanlar gözünde İslam öğreticileri olarak tanındıkları zaman, öğrenmek isteyen herkese, hakiki İslam'ı gizlemeden anlatmak zorundadırlar.

İnsanların, Allah'ın istediği şekilde iman etmeleri veya Allah'ın farzlarını yerine getirip haramlarından sakınabilmeleri için ihtiyaç duydukları bilgileri, Kur'an ve sünnette bildirildiği halde, bile bile ve şer'i bir sebep olmaksızın gizleyenler kafirdirler. Bu davranış ve tutumları sebebiyle İslam milletinden çıkarlar.

Çünkü Allah (c.c) bu ayette (onları) gizleyenlere, hem Allah lanet eder hem de lanet edebilen her şey lanet eder buyurmaktadır.

Ayrıca bu şekilde ilmi gizlemeleri, insanların sapmalarına rıza gösterdikleri anlamına gelir ki, bu da küfürdür.

Eski bazı tefsir ve kaynak olabilecek ilmi kitaplarda, ilmi gizlemenin haram olduğu zikredilmiştir. Bu kitapları yazan alimlerin haram  kelimesinden kasıtları, İslamdan çıkarmayan değil, bilakis İslamdan çıkaran haramdır.

Bu kitapları dikkatle inceleyenler, haram kelimesinin zikredilen manada kullanıldığını muhakkak anlarlar. Çünkü bu konuda alimler arasında hiçbir ihtilaf yoktur.

Fakat, herkesin bilmesi zaruri olan iman, helal ve haramlarla ilgili olmayan ilimleri gizlemek İslamdan çıkaran haram hükmünde değildir. Bu diğer haram hükmünün içine girer.

Ancak bazı İslami ilimleri bazı kimselerden özellikle gizlemek gerekir. Çünkü, böyle ilimler anlayışı zayıf kimselere anlatıldığında onlar için zararlı olabilir. Dolayısıyla ancak doğru anlayışa sahip kimselere anlatılmalıdır.

Aynı şekilde, müslümanlar arasındaki ihtilafları arttıracak, zararı faydasından daha çok olan bilgileri de, herkesin bilmesi zaruri olan ilimlerden değilse, yani öğrenilmemesi, Allah için yapılacak görevleri tam anlamıyla yerine getirmeye engel olmayacaksa, gizlemekte herhangi bir sakınca yoktur.

Ebu Hureyre'den nakledilen bir rivayete göre;
Rasulullah (s.a.s) sahabelerden bir topluluk içinde otururken kalkıp yanlarından ayrıldı. Dönmesi gecikince, Ebu Hureyre, Rasulullah (s.a.s)'i aramaya çıktı ve onu Neccaroğullarının bir bahçesinde buldu. Rasulullah (s.a.s) Ebu Hureyre'ye:

«Ya Eba Hureyre! Şu ayakkabılarımı götür ve bu bostanın arkasında kalbi yakinen inanarak «Lailahe illAllah» diyen kime rastlarsan, onu cennetle müjdele!» buyurdu.

Ebu Hureyre, Rasulullah (s.a.s)'in yanından ayrıldıktan sonra ilk önce Ömer (r.a)'ya rastladı ve ona Rasulullah'ın emrettiği şeyi söyledi. Ömer (r.a) bunu duyunca Ebu Hureyre'nin göğsüne vurup onu makatı üzerine düşürdü ve:

Dön ya Eba Hureyre! dedi.

Sonra birlikte Rasulullah'ın bulunduğu yere geldiler. Rasulullah'a durumu anlatınca, Rasulullah Ömer'e:

Ya Ömer! Seni böyle yapmaya sevkeden nedir? diye sordu. Ömer (r.a):

Ya RasulAllah! Anam babam sana feda olsun! Ayakkabıların ile Ebu Hureyre'yi, kalbi yakinen inanmış olarak Lailahe illAllah diyen herkesi cennetle müjdelemesi için sen mi gönderdin? diye sordu. Rasulullah (s.a.s):

Evet! deyince Ömer:

Ya RasulAllah! Böyle yapma! Çünkü ben, insanların sadece buna güvenmelerinden korkarım. Onları bırak çalışsınlar. dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s) Ebu Hureyre'ye:

Onları bırak! buyurdu. 
                                                    (Müslim)

Cami hocası, müftü, İslam yazarı veya İslam alimi olarak isimlendirilen kimseler, ne olursa olsun, İslam'ı apaçık bir şekilde, hiç bir ayeti gizlemeden, tahrif etmeden ve Allah'tan başka hiç bir varlıktan korkmadan, sorana da sormayana da anlatmak zorundadırlar. Şayet anlatmazlarsa, bu ayetin hükmüne dahil olurlar. Bunda hiç bir şüphe yoktur. Zaten Rasulullah (s.a.s)'in hadisi de bunu teyid etmektedir.

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

«Kim, kendisine İslam ilmi hakkında birşey sorulur da, soruların cevabını bildiği halde ilmi gizleyip cevap vermezse, kıyamet gününde Allah (c.c), onun ağzına ateşten bir gem takar.»
                   

(İbni Mace, Ahmed)

Burada önemli bir noktaya değinmek gerekmektedir: Taguti devletlerde yaşayan ve İslam alimi olarak tanınan bir zat, insanların faydalanması için, İslam hakkında bir kitap yazmak istediğinde, yapması gereken ilk şey;

Lailahe illAllah'ı, tağutun ne olduğunu, tağutların gerçek yüzlerini, onları reddetmeden İslam'a girilemeyeceğini, Kur'an ve Sünnet'in hükümlerini tatbik etmeden sadece müslümanım demekle hiç kimsenin müslüman olamayacağını, iman ve küfür sınırlarını herkesin anlayabileceği en açık şekilde anlatmaktır.

Şayet bunları, herkesin anlayabileceği şekilde açıkça anlatmazsa, İslam'ı gizlemiş ve ayetteki, Allah'ın ayetlerini gizleyenler hükmünü almış olur.

Hilafetin yıkılışından zamanımıza kadar geçen süre içinde kitap yazan İslam alimleri, Kur'an ve Sünneti tatbik etmeyen kişilerin kafir olduğunu, onları tekfir etmeyenlerin müslüman olamayacağını, müslüman olabilmek için böylelerine itaat edilmemesi ve onları yıkmak için bütün güçle çalışılması gerektiğini açık bir şekilde anlatmamışlarsa, o dönemde insanlar için çok önemli olan meseleleri açıklığa kavuşturmadıkları için, İslam'ı gizleyenler hükmüne girerler.

İnsanlara kendilerini İslam alimi veya İslam davetçisi olarak tanıtanların durumu çok önemlidir.
Bunlar, tıpkı Rasulullah ve sahabelerin yaptığı gibi, açık dönemde İslam’ı yayma ve insanlara tebliğ etme sorumluluğunu üzerine almış kimselerdir.

Açık merhalede, hem Rasulullah hem de İslam'a girdikleri açığa çıkan müslümanlar, hiçbir şeyi gizlemeden, hiçbir şeyden korkmadan, çeşitli eziyet ve işkencelere maruz kaldıkları halde İslamı açık bir şekilde anlatmışlardır. Fakat, bu dönemde İslamı açığa çıkmamış olan müslümanlar, gizli devrede yaptıkları gibi, insanları seçerek tebliğlerini sürdürmüşlerdir.
 
Kayıtlı

"Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık ki, insanlara karşı Şahitler olasınız. Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun...
// Bakara:143//
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |