ibadet kelimesinin içine giren kavramlar
HAKKA DAVET FORUMU
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 19 Kasım 2019, 10:34:28


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
Gönderen Konu: ibadet kelimesinin içine giren kavramlar  (Okunma Sayısı 3202 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bismirrahman
Yönetici
******
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 205


قتل الانسان ما اكفره


« : 03 Ağustos 2015, 18:51:45 »

11 - Haşyet (Belli bir şahıstan korkmak):
Vereceği bir zarardan dolayı değil de şahsından dolayı bir kişiden korkmaya haşyet denir.
Bu tariften anlaşılıyor ki korku ile haşyet arasında fark vardır. Korku; bir kimseden vereceği zarar sebebiyle korkmaktır. Haşyet ise; bir kimseden vereceği zarar sebebiyle değil, zatından dolayı korkmaktır.
Örneğin; Zeyd seni öldürmek istiyorsa ve bu sebeple endişelenip korkuyorsan, işte bu, korkmak demektir. Fakat vereceği zarar sebebiyle değilde Zeyd’in şahsından dolayı korkuyorsan, buna haşyet denir.
Bu fark, Kuran-ı Kerim’de şöyle bildirilmiştir:
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Rablerine haşyet ederler ve hesabın kötülüğünden korkarlar.”
                                                              (Rad: 21)
Allah-u Teâlâ ayette haşyeti sadece kendi zatına bağlamış, korkuyu ise hesabın sonucuna bağlamıştır.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Muhakkak o kimseler, işte onlar Rablerinin korkusundan titreyenlerdir.”   
                        (Mu’minun: 57)

…“Onlardan korkmayın benden korkun.”   (Maide: 3)
Sadece Allah-u Teâlâ’ya haşyet duyulması tevhiddir. Başkasına yapılırsa büyük şirk olur.
Ölüden veya cansız varlıklardan veya herhangi bir kişinin zatından (bunların bir kötülük yapacağından dolayı değil, sırf zatları sebebiyle) korkmak haşyettir, büyük şirktir.

12 - İnabe (Yönelmek):
İnabe; defalarca bir şeye başvurmaktır.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Rabbinize yönelin, azap size gelmeden önce O’na teslim olun. Sonra yardım görmezsiniz.”     
        (Zümer: 54)

Bir kişinin başına gelen her musibetten dolayı Allah-u Teâlâ’ya defalarca yönelmesine “inabe” denir. Bu ise tevhiddir.
Başına gelen musibetlerden dolayı ölüye defalarca yönelen kişi ise ona inabe etmiş ve büyük şirk işlemiştir.
İnabe ile rağbet arasında fark vardır:
Rağbet; sevilen ve istenilen şeyleri elde etmek için defalarca yönelmektir. İnabe ise; zarar ve musibet vuku bulduğunda bunlardan kurtulmak için defalarca yönelmektir.
İnabe ile tevbe arasında da fark vardır.
İnabe tevbeden daha kapsamlıdır. Tevbe; işlenilen belli bir şeyden dolayı pişman olup ona bir daha dönmemek üzere terk etmek demektir. Tevbe ile inabe arasında fark olduğuna dair delil ise şu ayeti kerimedir:
“Rabbine istiğfar etti ve rükûa vardı. Ve inabe etti.”
                                                                        (Sa’d: 24)

13 - İstiane (Yardım istemek):
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Yalnızca sana kulluk eder ve yalnızca senden yardım dileriz.” 
                                                                (Fatiha: 4)
“Yalnızca sana kulluk ederiz” demek; bütün şirklerden uzak durarak, kendimizi şirkten tamamen arındırarak sana ibadet ederiz demektir.
“Senden yardım dileriz” demek; her konuda yalnız senden yardım isteriz demektir. Çünkü gerçek kuvvet sahibi yalnız Allah’tır.   

Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:
“Yardım istediğin zaman yalnızca Allah’tan yardım iste.”     
                                                                        (Müslim)
Hadisi şerifte yardımın sadece Allah’tan istenebileceği ve her şeyde O’na güvenilmesi gerektiği bildiriliyor. Bir kişi yalnız Allah’ın yapabileceği bir şey hakkında Allah’tan başkasından yardım isterse, büyük şirk işlemiş olur.

14 - İstiaze (Sığınmak):
İstiaze (sığınmak): Korkulan bir şeyden kaçmak ve bu korkuyu giderebilecek birine başvurmak demektir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki: İnsanların hükümranı ve insanların Rabbi olan Allah’a sığınırım.”
                                        (Nas: 1-2)

“De ki: Karanlığı yok eden sabah aydığınlığının Rabbine sığınırım.”                                                       (Felak: 1)

15 – İstiğase:
Bu kelime; sıkıntı ve darlığı gidermesi için bir kimseden yardım istemek demektir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Rabbinizi yardıma çağırıyordunuz. O: “Ben, size birbiri peşinden bin melekle yardım ederim.” diye cevap vermişti.”       
                                                         (Enfal: 9)
İstiğase, istiane ve istiaze arasında müşterek bir mana vardır. O da yardım istemek ve sıkıntısının giderilmesini istemektir. Aralarındaki fark ise durum ve zamanla ilgilidir.
Bir şer veya musibete maruz kalındığında bu şer ve musibeti gidermek için yardım istemeye istiğase denir. Boğulmak üzere olan bir kimsenin yardım istemesi gibi...
 Musibet veya kötülüğe henüz maruz kalmamış; fakat maruz kalmak üzere ise bu musibet veya kötülük başına gelmesin diye yardım istemeye istiaze denir.
Normal durumlarda başına bir musibet veya kötülük gelmemiş ve gelmesi de beklenmeyen durumlarda yardım istemeye ise istiane denir.
 
Kişi, sadece Allah-u Teâlâ’ya istiane, istiğase ve istiaze yaparsa Allah-u Teâlâ’yı tevhid etmiş olur. Sadece Allah-u Teâlâ’nın yapmaya güç yetirebileceği bir konuda bir mahlûka istiane, istiaze ve istiğase yaparsa büyük şirk işlemiş olur. Örneğin; kıtlığı gidersin diye bir mahlûktan yardım istemek gibi...
Eğer kişi, kulların yapabileceği bir meselede kula istiane, istiaze ve istiğase yapar ve güvenini ona bağlarsa küçük şirk işlemiş olur. Örneğin; kişi, bir sıkıntıya düştüğünde, hakimden (yöneticiden) bu sıkıntıyı gidermesi için yardım isterse ve hakimin kesin olarak bu sıkıntıyı gidereceğinden emin olursa, yani; ona tam güvenirse, küçük şirk işlemiş olur. Yine; boğulmak üzere olan bir kişi, kendisini kurtarmaları için insanları yardımına çağırırsa ve kurtulma konusunda sadece onlara güvenirse, küçük şirk işlemiş olur.
Kullara tam güvenmenin alameti ise; onların kendisini mutlaka kurtaracağından emin olmaktır.
Kişi, mahlukatın gücü dahilinde olan bir şeyi onlardan ister fakat bu konuda onlara değil de sadece Allah-u Teâlâ’ya güvenirse bu caizdir.

16 - Kurban kesmek:
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki: “Namazım, kestiğim kurban, hayatım ve ölümüm Âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. O’nun hiçbir ortağı yoktur. Müslümanların ilki olarak bununla emrolundum.”     
                                    (En’am: 162 –163)
Allah-u Teâlâ bu ayette Rasûlune şöyle buyuruyor:
“Ey Muhammed! De ki: Ey Allah’tan başkasına ibadet eden, Allah’tan başkası için kurban kesen müşrikler! Ben ibadetimi yalnız Allah için yapar, yalnız O’nun için kurban keserim. Bütün hayatım ve ölümüm yalnız Âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. O’nun hiçbir ortağı yoktur. Böylece amel etmek ve bunu söylemekle emrolundum.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Rabbin için namaz kıl, kurban kes.”
          (Kevser: 2)
Allah-u Teâlâ bu ayette de yine Rasûlune şöyle buyuruyor:
“Allah rızasını hedef kabul ederek namaz kıl ve kurban kes.”
Allah-u Teâlâ bu ayetlerde namaz ve kurbanı birlikte zikretmiştir. Zira namaz bedenle; kurban ise mal ile yapılan ibadetlerin en hayırlısıdır.
Kurban kesmek iki sebepten dolayı en hayırlı mali ibadettir:
Birincisi; yalnız Allah’a itaat edilmiş olunur.
İkincisi ise; canlı bir hayvanı boğazlamak insan nefsine zor geldiği halde bunu yalnız Allah rızasını kazanmak için yapmaktır.
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Allah kendisinden başkasına kurban kesen kimseye lanet eder.”    
                                (Müslim)
Lanet etmek; Allah’ın rahmetinden uzaklaştırmak demektir.
Bu hadis gösteriyor ki kurban kesmek ibadettir. Çünkü Allah-u Teâlâ kendisinden başkasına kurban kesenlere lanet etmiştir.
Yalnızca Allah-u Teâlâ’yı yüceltmek ve O’na yaklaşmak için kurban kesilirse, işte böylece kurban kesme ibadeti sadece Allah-u Teâlâ’ya yapılmış olur ve bu, tevhiddir. Fakat Allah-u Teâlâ’dan başkasını yüceltmek ve ona yaklaşmak için ya da Allah-u Teâlâ’ya yaklaşmak için başkasına veya cansız varlıklara kurban kesilirse, işte bu, tevhidi bozan büyük şirktir.
 
“Ona yaklaşmak için kurban kesmek” lafzı; menfaati elde etmede veya kötülüğü def etmede yardımcı olsun diye ona kurban kesmek manasındadır. Yani bir kimseye veya bir şeye kurban kesmedeki gaye; dünya ya da ahiretle ilgili bir konuda o kimse veya şeyden fayda elde etmek ya da kendisine gelen veya gelebilecek olan bir şerri def etmektir. Bu sebeple o kimse veya şeye manevi bir şekilde yaklaşmaktır.
“Yüceltmek için kurban kesmek” lafzı ise; kalbinde bu varlığa karşı duyduğu saygı ve hürmetten dolayı ona kurban kesmek manasındadır.

Allah-u Teâlâ’dan başkasına kurban kesmenin şekilleri şunlardır:
1 - Cinlerin şerrinden kurtulmak için veya cinlerden yardım istemek için onlara kurban kesmek.
Örneğin; sihrin ve göz değmesinin, cinlerin yardımıyla giderilmesini arzulayarak onlara kurban kesmek. Bu, büyük şirktir.
2 - Bir şeye sahip olunduğunda, sahip olunan şeyi cinlerin şerrinden, hasetten veya nazardan korumak için o şeyle ilgili olarak tayin edilen bir yerde kurban kesmek.
Örneğin; yeni ev yapıldığında yapılan evi cinlerin şerrinden, hasetten veya nazardan korumak için evin eşiğinde kurban kesmek. Bu da büyük şirktir.
3 -Ölüleri veya evliya olarak görülen kimseleri yüceltmek, onlara saygı göstermek ve dünya ya da ahirette onlardan fayda elde etmek niyetiyle mezarlarının yanında, onların zatı için veya onları aracı edinerek Allah-u Teâlâ için kurban kesmek. Bu da büyük şirktir.
Ancak sevabı ölülere gitsin diye Allah-u Teâlâ’ya kurban kesip, kesilen hayvanın etini tasadduk etmek caizdir. Çünkü buradaki kurban Allah-u Teâlâ içindir, ölüler için değildir.
4 – Mal ve mevki elde etmeye yardımcı olsunlar diye hakimi, lideri veya valiyi yüceltmek için kurban kesmek.
Böyle yapmak da büyük şirktir. Çünkü Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Rabbin için namaz kıl, kurban kes”   
        (Kevser: 2)
5 - Emir, sultan veya vali uçaktan indiğinde veya kapıdan girdiğinde veya bir beldeye geldiğinde, onu yüceltmek için önünde kurban kesmek.
Şayet kurban kesen kişi, hayvanın etine önem vermez ve asıl önem verdiği; gelen kişilere saygı göstermek olursa,  o zaman onlara ibadet etmiş olur. Şayet kurban başka yerde kesilir, sonra da misafire yapılan ikram şeklinde, yemeleri için zikri geçen kimselere sunulursa, böyle yapmak caiz olur, müstehaptır. Ancak israfa kaçılırsa, haram olur. Çünkü Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Allah’a ve ahiret gününe iman eden kişi misafirine ikram etsin” 
                                              (Buhari-Müslim)
6 - Allah-u Teâlâ’nın isminden başka bir şeyi zikrederek kurban kesmek. Böyle yapmak da büyük şirktir.
Örneğin; halk adına, kral adına, ümmet adına, mesih adına kurban kesmek büyük şirktir.
Aynı şekilde önce Allah-u Teâlâ’nın ismini zikredip sonra başkasının ismini zikrederek kurban kesmek de büyük şirktir.
Bu açıklamaların özeti şudur: Kurban kesmek ibadettir. Bu nedenle bu ibadeti Allah-u Teâlâ’dan başkasına yapan kimse büyük şirk işlemiş olur. Kurban kesmede küçük şirk yoktur.
Hayvan kesmek aşağıdaki hallerde caizdir. Çünkü bu durumlarda, Allah-u Teâlâ’nın adına ve meşru bir şey için kesilmiş olmaktadır.
1-Misafirlere ikram etmek için hayvan kesmek.
2-Çoluk çocuğun et yemesi için hayvan kesmek.
3-Anne baba ve akrabalara et hediye etmek için hayvan kesmek.
4-Kurban bayramı, akika veya adak için kurbanı kesmek.
5-Hacda hayvan kesmek.
6-Hacda yapılması yasak olan bir keffaret olarak hayvan kesmek.
7-Et ticareti yapmak için hayvan kesmek.
8-Ölmek üzere olan bir hayvanı, helal kılmak için hayvan kesmek. Yani; murdar olup, leş hükmünde olmasını engellemek için hayvan kesmek.

17 - Adak adamak:
Adak adamanın lügat manası; kişinin kendine vacip olmayan bir şeyi,  kendine vacip kılmasıdır.
Şer'i manası ise; kişinin nefsine vacip olmayan bir şeyi, adına adak adadığı varlığı yüceltmek ve ona yaklaşmak gayesiyle kendine vacip kılmasıdır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Onlar adadıkları şeyleri yerine getirirler, fenalığı yaygın olan bir günden de korkarlar.”   
          (İnsan: 7)

Allah’a yaklaşmak için adak adama hükmü hakkında âlimler ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler onu mekruh görmüşler bazıları ise adak adamaya haram hükmü vermişlerdir. Fakat bütün âlimlere göre; haramı gerektirmeyen bir şey adandığında bu adağı yerine getirmek farzdır.
Adak adamayı haram görenlerin delili şudur:
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Adak adamak hayır getirmez. Onunla sadece cimrinin malından bir şey alınır.”   
                 (Buhari-Müslim)                                
                                                             
Kişinin Allah-u Teâlâ’dan başka yücelttiği bir varlık adına adak adaması büyük şirktir.
Bu; kişinin kalbindeki derin sevgisi, saygısı ve bir hayır beklemesi sebebiyle Allah’tan başka bir varlığa adak adaması demektir.
Örneğin; kişinin, “Hasta olan çocuğuma Allah şifa verirse, filan velinin kabrine hayvan keseceğim veya şu kadar mal vereceğim”, “Ameliyat başarılı geçerse veya hastalığımdan iyileşirsem filan şeyhin mezarına şu kadar mal vereceğim”  ya da  “kaybettiğim bir şeyi bulursam filanca velinin mezarına bir şey takdim edeceğim” demesi gibi...
Verilen bu örneklerin hepsi büyük şirktir. Bu meselede büyük şirkin hükmünü vermek için inanca değil, söze ve amele bakılır.
 
Kayıtlı

İzzetli yaşamayı arzu edenler; inancı uğruna ölümü bir sevgili bilip mücâdele edenlerdir...
Sayfa: [1]   Yukarı git


Eğer üye iseniz lütfen üye girişinden giriş yapınız.

Eğer üye değilseniz 10 saniyenizi ayırarak üye olabilirsiniz. 

Dosyaları indirebilmek ve de içerikleri görebilmek için

üye olmanız gerekmektedir.


  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  



.....DAVETULHAK.....HAKKA DAVET FORUMU.....

| Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | İmode | Rss Haber |